1.ve 2. Erzurum Antlaşmalarının Siyasi Açıdan Değerlendirilmesi

/ 29 Ocak 2018 / 756 / yorumsuz
1.ve 2. Erzurum Antlaşmalarının Siyasi Açıdan Değerlendirilmesi

Giriş

Erzurum Antlaşması, 1823(1238 hicri) yılında Osmanlı ve Kaçar Devleti arasında yapılmıştır. Taraflardan Feth Ali Şah; Muhammed Ali Han Aştiyani’yi, II. Mahmut ise Şark Seraskeri ve Erzurum valisi Rauf Paşa’yı bu iş için tam yetki ile göndermiştir.

  1. Erzurum Antlaşması ise Kaçar Şahı Muhammed Şah ve Osmanlı Padişahı Sultan I. Abdülmecit Han arasında yapılmıştır. İran Devleti antlaşma için ilk olarak Moşirüddevle Mirza Cafer Han’ı görevlendirmişti. Ancak bu kişi Tebriz’de hastalanınca onun yerine Mirza Taki Han gönderildi. Osmanlı Devleti tarafından ise yetkili olarak Enver Efendi gönderilmiştir.Antlaşma şartları incelendiğinde Osmanlı Devleti’nin her şart için taahhütte bulunduğu göze çarpmaktadır. Bunun sebebi Osmanlı Devleti’nin Mısır ayaklanmasından yeni kurtulmuş olmasıdır. Bu nedenle tekrar savaşa girmek istemeyen Osmanlı Devleti, İngiltere’nin ara buluculuğunu derhal kabul ederek antlaşmaya varmıştır.Bu durum karşısında Rusyada durumdan pay almak için kendisini olaya dâhil etme ihtiyacı duymuştur. Bu dört ülkenin katılımı ile Erzurum’da toplantı yapılmıştır. Erzurum antlaşmasında özellikle sınır meselesi çok önemlidir.Mirza Muheb Ali Han, kendisinin yazmış olduğu Farsça el yazısı belgede II. Erzurum antlaşmasıyla oluşturulan sınırlar hakkında çok detaylı bilgi vermektedir. Mirza Muheb Ali Han Nazım Ol Mülk’ün (Nazımu’l-Mülk) belirttiğine göre; Osmanlı ve İran sınırları eskiden beri sorunlu bölgelerdir. Arabuluculuk yapan İngiltere, Rusya ve iki İslam devleti olan Osmanlı ve İran, Erzurum şehrinde toplantı gerçekleştirmişlerdir. Antlaşmanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde sınır meselesi Fars körfezinden Ağrı dağına kadar net olarak belirlenmiştir.

Bu makalede I.ve II. Erzurum Antlaşması’nın karşılaştırılması yapılacaktır. Muâhedât Mecmûasında kayıtlara geçen bu anlaşmalar Osmanlı Türkçesi olarak yazılmıştır. Öncelikle bu antlaşma şartlarının transkripsiyonunu yapıp daha sonra onları açıklamaya çalışacağız. Bu şartları incelerken dış ülkelerin etkilerini de dikkate alacağız. İnceleme sonunda İngiltere ve Rusya’nın Osmanlı ve Kaçar devletleri arasındaki ilişkilerde ne denli önemli rol oynadığını göreceğiz.

1.Erzurum Antlaşması Transkripsiyonu (1823-1238 Hicri)

Vükelâ cânibine teslîm olunalar ve İnşallah Teâla şürût-ı mezkûriye tarafından murâ’at olundukça işbu muhabbet ve dostluk bu iki devlet ‘azmi ve hânevade-i kübrânın ve ihlâf ve â’kâblarının beynlerinde muheldve ber karar ola.

Bin iki yüz otuz sekiz sene-i hicriyesi zi’l-kadesinin on dokuzuncu gününde sultan (Mahmûd) Hân-ı sâni hazretleri zaman-ı saltanatlarında Seyid Ali Paşa sadâretinde şark cânibi seraskeri Muhammed Emin Rauf Paşa ve İran şahı Feth Ali Şah asrında Mirzâ Ali me’mûriyetleriyle Erzurum’da akd olunmuşdur.

(Esâs) Bin yüz elli dokuz tarihinde vaki musalehe (musalaha) ahdnamesi mücebince hudut ve sınur-ı (sınır) kadime ve şerait-ı sabıka ki huccac ve tüccar kararı reddi ve üsera sebebli tahliyesi ve tarafından şahs-ı muayyen ikâmeti ve tarziye maddeleridir. Tamamen ve kâmilen beynü’d-devleteynü’l- aliyeteyn baki ve meri ve muteber tutulub erkânına vechen mine’l-vücûh halel ‘ârız olmaya devleteyn-ı aliyeteyn beyninde11şerâyet-i (şerait-i) dostî ve muktazâ-yı ülfet ve muhabbet hemişe  derkâr ola.

“Şart”

Fîmâ b’ad samsâm aşûb ve hisâm der-beyân olub devleteyn-i aliyeteyn beyninde muaddi berûdet ve küdûret ve menâfi-i selm u saffet-i mu’âmele vukû’ı tecvîz olunmaya ve hudûd-ı kadîme devlet-i ‘aliyye dahilinde olub gerek harb esnasında ve gerek harbden mukaddem devlet-i fehime-i İran yeddine geçmiş olan bi’l-cümle kıla’ ve arâzi ve kaza ve kasabât ve kurâ târîh-i musâlehede (musalaha) bulunan hey’etiyle mübâdele kılınan temessükler târîhinden ‘îtibaren altmış gün hitâmına kadar taraf-ı Devlet-i ‘Aliyyeye tamâmen teslîm oluna ve bu musâlehe-i hayriyeye hürmeten tarâfeynde olan giriftârânın bilâ ketm ve ihfâ sebîleleri tahliye ve esnâ-yı râhde muhtâc oldukları me’kûlâtları ‘îtâ olunarak tarafeyn serhadlerine îsâl kılına.

(Madde-i evveli) Hiçbir devletin umûr-ı dâhiliyesine âher devletin müdâhelesi câiz olmamağla fimâ b’ad gerek Bağdad cânibinde Kürdistan taraflarına ve gerek bi’l-cümle hudûd dahilinde bulunan mahallere ve Kürdistan sancakları tevcihâtına sebeben mine’l-esbâb ve vechen mine’l- vücûh Devlet-i İranîye tarafından müdâhele ve tecâvüz ve ta’aruz ve sâbık ve lâhık sancak mutasarrıfları hakkında tasahhub olunmaya ve havâli-i mezkûre ahâlisinden tarafeynin yaylak ve kışlaklarına geçen olur ise yaylak ve kışlak rüsum-ı ‘âdiyesi nizâ’ı ve da’va-yı sâireleri vukû’unda ‘âlâ hazret-i kamer-tal’at-ı dürr-i yektâ-yı kâmkâr-ı cevher-i bihemtâ-yı efser şehâmet ve bahtiyârî İran Devleti veliahdı şehzade-i civanbaht Abbas Mirzâ ‘Alicah enârâhu mesâbih-i ikbâlehu kemâ-temennâhu ile Bağdat valisi beyninde muhâbere olunarak tekevvün eden nizâın def’iyle beynü’d-devleteyn müstelzim küdûret olacak hâlât vukû’ı tecvîz olunmaya.

(madde-i sâniye) Ahâli-i İrandan k’abe-i mükerreme ve Medîne-i münevvere ve sâir bilâd-ı İslâmiyeye gelib gidenler hüccâc ve zuvvâr-ı Rum ve ahâli-i sâire bilâd-ı İslâmiye misillü mu’amele bi’l-cümle olunub kendülerden durma namıyla ve hilâf-ı şer’ ve kânûn ve sâir vechle nesne mutâlebe olunmayub ve kezâlik ‘atabât-ı aliyye zûvvârının mâdâmki yedlerinde ticâret malı olmaya anlardan bâc taleb olunmamak ve yedinde ticaret malı olanların hesâbı üzere gümrükleri ber-mu’tâd olunub ziyâde mutâlebe kılınmamak ve ol tarafdan dahi Devlet-i ‘Aliyye tüccâr ve ahâlisine bu vech ile mu’âmele olunmak şerâyet-i (şerait-i) sâbıka muktezâsından olmakla fîmâ b’ad Devlet-i İran hüccâc ve tüccârı hakkında bu şart-ı kadîmin tenfîz ve icrâsına Devlet-i ‘Aliyye vüzerâ-yı ‘azâm ve mîrü’l-hâc ve mîr-i mîrân-ı kirâm ve sâir zâbıtân ve hükkâmı taraflarından kemâl-i dikkat ve ri’âyet ve Şâm-ı şerîfden harameyn-i muhteremeyne varıb gelince sürre-i hümâyûn emînleri tarafından dahi nezâret olunarak hilâf-ı şart bir nesne olunmayub himâyetlerine himmet oluna ve bunların tekvin eden nizâ’ları sürre emîni nezâreti ve içlerinden mu’temedi ma’rifetiyle ruyet kılına ve devlet-i fehîme-i İran şâhı müşarü’n-ileyh ve şehzâdelerin haremlerinden ve ekâbir-i devlet-i İraniyeden hac-ı şerîfe ve ‘atabât-ı ‘aliyye ziyaretine gidenlere hâllerine göre hürmet oluna ve kezâlik Devlet-i İraniye tüccârının rüsûmât-ı gümrükleri husûsunda teb’a-i saltanat-ı seniyeden olan ehl-i İslâm tüccârına teveccühle mu’âmele olunur ise ol vechle mu’âmele oluna ve ticaret mallarından bir def’a yüzde dört gurûş gümrükleri aldıkdan sonra yerlerine ‘îtâ olunan edâ tezkeresine muhâlif âher mahalde dahi yedd-i âhere devr olunmadıkca tekrâr gümrük taleb olunmaya ve İran tüccârı li-ecli ticâre der sa’âdete getürdükleri kiraz çubuğunu Devlet-i Aliyyede memnû’ olan inhisâr-ı bey’ ü şerâ mûcebince dilediğine bey’ eyleye ve devlet-i aliyye tüccâr ve teba’a ve ahâlisinden İran Devleti memâlikine ve İran Devleti tüccâr ve teba’a ve ahâlinden Devlet-i Aliyye memâlikine amed-şod edenler hakkında bir muktezâ-yı cihet-i câmi’a-yı İslâmiye dostane mu’âmele olunub ibzâ ve ısrârdan mahfûz olalar.

(madde-i sâlise) Beynü’l-devleteyn münâzi’ fîhâ olan Haydaranlı ve Seybekli aşîretlerinden el-yevm devlet-i aliyye toprağında bulunanlar bu tarafda oldukca İran hudûduna tecâvüz ile hisârât ederler ise men’ ve terbiyesine serhadân-ı Devlet-i ‘Aliyye me’murları tarafından dikkat olunub eğer tecâvüzî hareketten bunlar ferâgat etmez ve serhadânme’murları tarafından takayyüd olunamaz ise b’adezin tasahhublarından kef yeddoluna ve eğer kendü rızâ ve ihtiyârlarıyla yine İran ülkesine geçerler ise Devlet-i ‘Aliyye bunları men’ etmeyüb ve ol tarafa geçtikden sonra Devlet-i Aliyye toprağına geçerler ise kat’en tasahhub ve kabûl olunmaya ve eğer bunlar İran tarafına geçerler ise Devlet-i Aliyye hudûduna tecâvüz ve hasârât eyledikleri hâlde Devlet-i İraniye serhadânı zâbitânı dahi men’-i tecâvüz ve tasallutlarına dikkat eyleye.

(madde-i râb’ia) Ber mûceb-i şart-ı kadîm devleteyn-i aliyeteyn firârları tasahhub ve kabûl olunmaya ve kezâlik Devlet-i Aliyye tarafından devlet-i İraniye cânibine ve Devlet-i İraniye cânibinden Devlet-i Aliyye tarafına ‘aşâir ve ilâtdan geçenler tasahhub ve kabûl kılınmaya.

(madde-i hâmise) Darü’s-saltanatü’l-aliyye ve sâir memâlik devlet-i aliyyede İran tüccârının ma’rifet-i şer’le defter olunarak hıfz ve tevkîf olunan emvâl ve eşyâları târîh-i temessükden altmış gün hitâmında bulundukları mahallerde mukaddem terkîm olunan defterleri mûcebince yine ma’rifet-i şer’le ve İran elçisi ma’rifetiyle ashâbına teslîm oluna ve emvâl-i mahfûzeden mâ’ada husûmet vukû’ı esnâsında memâlik-i Devlet-i Aliyye’de bulunan hüccâc ve tüccâr ve ahâli-i İrandan baz’ı vüzerâ ve sâir zâbitân taraflarından cebren alınmış olan emvâl var ise ta’yîn edecekleri vekilleri ma’rifetiyle mahallerinde badü’s-sübûtü’ş-şer’î tahsîline himmet olunmak üzere lede’l-ifâde fermân-ı ‘âli verile.

(madde-i sâdise) Devlet-i Aliyye memâlikinde İranludan bilâ veled fevt olanların vasi-i şer’iyesi olmadığı halde beytü’l-mâle me’mur olanlar tereke- i müteveffâyı ma’rifet-i şer’le sicile ba’de’l-kayd bir me’men mahalde ‘aynıyla bir sene hıfz eyleye vârisi veyahûd vekîl-i şer’isi zuhûrunda ber mûceb-i defter eşyâ-yı mezkûreyi ma’rifet-i şer’le teslîm eyleyüb rüsûm-ı ‘âdiyesi ve eşyâ hıfz olunan mahallin kirâsı alına ve mahfûz olan eşyâ harîk ve bu missüllû kazâ sebebiyle telef olur ise iddi’â olunmaya bir sene müddet mürûrunda vâris vasi veyâhûd vekili zuhûr etmez ise tereke-i mahfûze beytü’l-mâldan fürûht olunub semenî hıfz oluna ve Devlet-i Aliyye memâliki ahâlisinden dahi İran Devleti memâlikinde vefât eden olur ise bu vech ile mu’âmele kılına.

(madde-i sâb’ia) Şart-ı sâbık üzere iki devletin dostluğunu teyîd için her üç senede bir şahs Devlet-i Aliyye tarafından devlet-i İraniyede ve Devlet-i İraniye tarafından Devlet-i Aliyye’de mukîm oluna ve devleteyn-i aliyeteyn tebâsından olub bir harb esnâsında tarafeyne geçib esâet (?) etmiş olanların hakkında şu musâlaha-i hayriyyeye hürmeten bu esâetleri zımnında mu’âmele-i siyâset olunmaya.

2.Erzurum Antlaşması Transkripsiyonu (1847-1263 Hicri)

İşbu ‘ahidnâme bin iki yüz altmış üç senesi cemâziyü’l-âhiresinin on altıncı günü Sultan (Abdülmecîd) Hân zaman-ı saltanatlarında Reşid Paşa sadâretinde Nuri Efendi ve İran şâhı Muhammed Şah ‘asrında Mirzâ Taki Hân* me’muriyetleriyle kezâlik Erzurum’da akd olunub sene-i mezkûre recebinin on birinci günü taraf-ı şâhâneden tasdîk buyrulmuşdur.

(birinci madde) Devleteyn-i İslâm şimdiye kadar yekdiğerinden iddi’â etmekde oldukları matlûbât-ı nakdiyenin külliyen terk olunması karar verirler velâkin dördüncü maddede münderec17 matlûbât-ı mahsûsa tasviyesi mukâvelâtına işbu karâr ile bir halel gelmeye.

(ikinci madde) Zuhâb Sancağının cem’i arâzi-i basîte ya’ni cânib-i garbiyesi arâzisinin Devlet-i Osmaniyeye terk olunmasını İran devleti ta’ahhud eyler ve Devlet-i Osmaniye dahi Zuhâb Sancağının cânib-i şarkî cem’i arâzi- yi cibâliyesinin Körend deresiyle beraber İran Devletine terkini ta’ahhud eder ve Süleymaniye şehir ve sancağı hakkında İran Devleti her bir gûne iddi’âdan sarf-ı nazar edib sancak-ı mezkûrede olan devlet-i Osmaniye’nin hakk-ı temellüküne vakten mine’l-evkât bir gûne dahl u ta’arruz etmeyeceğini kaviyyen ta’ahhud eyler ve Muhammere şehir ve benderi ve Ceziretü’l-hazar ve lengergâh ve hem dahi sâhil-i şarkî ya’ni cânib-i yesâr-ı Şattü’l-arabın İrana ta’allukları ma’arûf olan ‘aşâirin tasarrufunda bulunan arazisi mülkiyet üzere İran devletinin tasarrufunda olmasını Devlet-i Osmaniye kaviyyen ta’ahhud eder ve bundan başka Şattü’l-arabın denize mansab olduğu mahalden tâ tarafeyn hudûdunun iltihâkı mevzi’ine kadar nehr-i mezkûrede İran sefînelerinin serbesti-i tamâm üzere amed ve reft etmeye hakları olacakdır.

(üçüncü madde) işbu mu’âhede-i hâzır ile tarafeyn-i müte’âhhideyn arazi hakkında sâir iddi’âlarını terk etmiş olub madde-i sâbıkaya tatbiken devleteyn beyninde kat’-ı hudûd etmek için iki cânibden der‘akab me’murlar ve mühendisler ta’yînini ta’ahhud ederler.

(dördüncü madde) İki devlet-i ‘azime-i mütevassıtanın bin ikiyüz altmış bir senesi cemâziü’l-evvelisinde tebliğ ve tahrîr olunan ihtârât-ı dostaneleri kabûl olunmasından beri iki tarafa vaki’ olan hasârât ve hem dahi te’hîr olundukları seneden beri ve merâ’i rüsûmâtı mes’eleleri ‘adâlet üzere fasl ve ihkâk olunmak için iki cânibden der ‘akab me’murlar ta’yîn olunması tarafeynden karâr dâde olmuşdur.

(beşinci madde) Firârî İran şehzâdelerinin Buruse’de ikâmet etdirilmesini ve mahall-i mezkûrdan guyûbetlerine ve İran ile murâvede-i mahfîyelerine ruhsat verilmeyeceğini Devlet-i Osmaniye va’ad eyler ve sâir firârilerin Erzurum mu’âhede-i sâbıkası mûcebince ‘umûmen redd olunmaları Devleteyn-i Aliyeteyn taraflarından ta’ahhüd olunur.

(altıncı madde) İran tüccarı emvâl-ı ticâretlerinin resm gümrüğünü emvâl-i mezkûrenin kıymet-i hâliye ve cârilerine göre nakden veya cinsen bin iki yüz otuz sekiz senesinde ‘akd olunan Erzurum mu’âhedesinin ticârete dâir olan maddesinde mestûr olduğu vechle edâ eyleyeler ve mezkûr ‘ahdnâmede ta’yîn olunan meblağdan ziyâde bir akçe mutâlebe olunmaya.

(yedinci madde) Memâlik-i Devlet-i Osmaniye’de kâin olan mahâll-i mubâreke-yi züvvâr-ı İraniyenin mu’âhedâd-ı sâbıka mûcebince kemâl-i emniyet üzere her bir gûne ta’addiyatdan beri olarak ziyâret edebilmeleri için lazım gelen imtiyâzâtın icrâ olunmasını Devlet-i Osmaniye va’ad eyler ve hem dahi iki devlet-i İslâmiye ve tarafeyn teba’sı beynlerinde ber karâr olması lâzım gelen revâbıt-ı dostî ve ittihâzın te’kîd ve istihkâmı murâdıyla züvvâr-ı İraniyenin memâlik-i Devlet-i Osmaniye’de cem’i imtiyâzâta nâil oldukları misillü sâir teba’a-i İraniye dahi imtiyâzât-ı mezkûreden behrever olmaları ve gerek ticâretlerinde ve gerek mevâd-ı sâirede her nev’ zulm ve ta’addi ve hürmetsizlikden mahfûz olmaları için en ziyâde münâsib olan vesâili istihsâl eylemesini ta’ahhüd eder ve bundan başka Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvereden mâ’adâ teba’a ve tüccâr-ı İraniyenin menâfi’-i ticâret ve himâyetleri için Memâlik-i Osmaniye’nin lâzım gelen cem’i mahallerine devlet-i İraniye tarafından nasb ve ta’yîn olunacak şehbenderleri Devlet-i Osmaniye kabul edib mezkûr şehbenderlerin mansab ve me’muriyetine şâyeste ve sâir-i düvel-i mütehâbe konsolosları hakkında câri olan kâffe-i imtiyâzât bunların hakkında dahi câri olacağını va’ad eder ve dahi Devlet-i Osmaniye tarafından memâlik-i İraniyenin lâzım gelen cem’i mahallerine nasb ve ta’yîn olunacak şehbenderler hakkında ve İran memâlikine amed-şod  eden teba’a ve tüccâr-ı Devlet-i Osmaniye haklarında İran devleti dahi mu’âmele-i mütekâbilenin kâmilen icrâsını ta’ahhüd eyler.

(sekizinci madde) Devleteyn-i ‘Aliyeteyn İslâm-ı serhadde olan ‘aşair ve kabâilin gâret ve sirkatlerini ref’ ve def’ ve men’ etmek üzere tedâbir-i lâzimenin ittihâz ve icrâsını ta’ahhüd ederler ve bu husûs için münâsib mahallerde asker ikâmet edeceklerdir ve Devleteyn-i ‘Aliyeteyn birbirinin arâzisinde vukû’ bulunan gasb ve gâret ve katl misillü her nevi’ harekât-ı tecâvüziyenin ‘uhdesinden geleceklerini ta’ahhüd ederler sâhibleri ma’lûm olmayub münâzi’ fih olan ‘aşâirin bundan sonra dâimi olarak ikâmet edecek mahallerini intihâb ve ta’yîn etmek husûsunu kendü irade-i ihtiyârına bir defa’ havâle edeceklerdir ve tab’iyetleri ma’lûm olan ‘aşâirin tâbi’ oldukları devletin arâzisine duhûle cebr olunacağına karâr vermişlerdir.

(dokuzuncu madde) Mu’âhedat-ı sâbıka ve husûsen bin iki yüz otuz sekiz senesinde Erzurum’da ‘akd olunan mu’âhedenin işbu mu’âhede-i hâzıra ile mahsûsen tagyîr ve ilgâ olunmayan cemi’ mevâd ve fusûlu işbu sâhifeye kelime be-kelime derc olunmuş gibi kâffe-i ahkâm vukûtu(?) ibkâ olunmuşdur ve iki Devlet-i Aliye beyninde karâr verilmişdir ki işbu mu’âhede mubâdele olundukdan sonra iki mâh veya kemter bir müddet zarfında devleteyn cânibinden kabûl ve imzâ olunub tasdiknâmeleri mubâdele kılınacakdır deyü bin iki yüz altmış üç senesi cemâziyü’l- âhiresinin on altıncı günü târîhiyle müverrih-i tarafeyn murahhasları beyninde olunan temessüklerde muharrer ve mestûr olub mevâdd-ı mezkûre taraf-ı vâzihü’l-şeref şehriyârânemizden dahi işbu tasdiknâme-i hümâyûnümuzla te’yid ve tasdîk ve kabûl olunmağın bundan böyle cânib-i ma’âli-menâkıb şehinşâhânemizden ve ihlâf nusfet-i ittisâf mülûkânemiz taraflarından hilâfına cevâz gösterilmeyeceği misillü devlet-i müşarü’l- ileyhe ve gerek ‘âkâbları câniblerinden dahi mugâyir-i hâlet vukû’ı tecvîz olunmayub dâima temhîd esâs-ı mevâlât ve teşyîd-i mebâni-i müsâlemet ve müsâfâta ri’âyet ve işbu nişân-ı hümâyûn ve ‘ahd u dâd meşhûnımızın mazmûn-ı münîfi üzere ‘amel ve harekete ‘îtinâ ve dikkat olunması me’mûl ve meczûm-i padişâhânemizdir.

Metinlerin Değerlendirilmesi

  1. I. Erzurum Antlaşması

  1. Erzurum antlaşması giriş, esas konunun oluştuğu bölüm ve sekiz maddelik sonuç bölümlerinden oluşur. Metinde ilk olarak iki devlet tarafından, antlaşma yapmak üzere gönderilen, yetkililer tanıtılmıştır. Antlaşmanın giriş kısmında iki devlet de anlaşma şartlarına riayet ettikleri sürece dostlukları devam edecektir söylemini vurgulamaya çalışmaları antlaşmanın önemini göstermektedir. Antlaşma ile savaştan önceki sınırların geçerli olduğu, savaşta esir düşenlerin serbest bırakılıp iki ülkeden birini seçme hakkı tanınacağı karara bağlanmıştır. Son olarak da iki ülke arasında ki barışın her zaman devam etmesi için dua edilmiştir.

Antlaşmanın birinci maddesine göre, iki devlet birbirinin iç işlerine (özellikle Bağdat ve Kürdistan eyaletleri) karışmayacaklarına ve yaylak- kışlak yapan aşiretlerin durumuna dair antlaşmaya varmışlardır.

İkinci maddede ise Osmanlı ve İran devleti arasında en çok anlaşmazlığa yol açan konu olan hacılar ve zuvvarlar24 ele alınmıştır. Osmanlı Devleti hacıları rahatsız etmeyecek ve gümrük vergisi olarak sadece hacıların yanlarında getirdikleri malların gerçek vergi değerini alacaklardı.

Üçüncü maddede sorun çıkartan iki aşirete değinilmiştir. Bu iki aşiret Haydaranlu ve Sibeklu aşiretleridir. Antlaşmanın yapıldığı sıralarda Osmanlı topraklarında ikamet etmektedirler ve Osmanlı Devleti bu aşiretlerin sınır güvenliğini tehdit etmelerini engelleyeceğini taahhüt etmiştir.

Dördüncü maddede iki devletten birine sığınan kişilere yardım edileceği şarta bağlanmıştır.

Beşinci madde Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan İran tüccarlarının malları altmış gün içinde sahiplerine iade edileceği kabul edilmiştir.

Altıncı maddede Osmanlı Devleti topraklarında vefat eden İranlıların mallarının sahipleri gelene kadar güvenliklerinin sağlanacağı konusunda anlaşılmıştır.

Yedinci maddede ise her iki devletten birer kişinin barış temsilcisi olarak görev yapacağı ve bu kişilerin üç yılda bir değişeceği konusunda anlaşmaya varılmıştır.

Son maddede bu şartların değiştirilmeden altmış gün içerisinde iki devletin onayından geçeceği yazılmıştır.

Antlaşmanın şartları incelendiğinde mezhep konusunun iki devlet arasında önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Mezhep, hem savaşların başlamasında hem de barışın sağlanmasında çok önemli rol oynamaktadır. İki devlet de İslam dinini bir barış dini olarak kabullenmekteler ama söz konusu Sünnilik ve Şiilik mezhebi olduğunda işin farklı bir boyutu ortaya çıkmaktadır.

Kürdan Antlaşması ve I. Erzurum Antlaşması’nda barış temsilcileri öngörülmüştür. Buradan, iki devletin kendi arasında bir sorun istemediği anlamı çıkarılabilir.

  1. II. Erzurum Antlaşması

  1. Erzurum Antlaşması dokuz maddeden oluşmaktadır. Antlaşmanın ilk maddesinin konusu iki devletin de birbirine maddi bir talepte bulunmayacağı ile ilgilidir. İran Devleti Zohab şehrinin batı tarafını Osmanlı Devleti’ne, Osmanlı Devleti de Zohab’ın doğu tarafını ve Kürend deresini İran Devleti’ne bırakacaktır.

İkinci maddede ise İran’ın, Süleymaniye şehrinden vazgeçmesi, bunun karşılığında da Osmanlı Devleti’nin Muhammere Limanı’nı, Hızır Adası’nı ve Şattülarab’ı İran Devleti’ne bırakması ve İran’ın gemilerini Şattülaraba rahatça girip çıkarabilmesi şartları yer almıştır.

Üçüncü maddede iki devletin kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri yerlerden vazgeçmeleri ve en kısa zamanda sınırları belirlemek için mühendisler yollamaları karara bağlanmıştır.

Dördüncü maddede ise bu antlaşmanın imzalanmasına sebep olan savaşın iki devlette de yol açtığı zararların geciktirilmeden ödenmesi konusunda antlaşmaya varılmıştır.

Beşinci madde savaş sırasında taraflardan herhangi birine sığınanları konu almıştır. Osmanlı Devleti kendisine sığınan İran şehzadelerini Bursa’ya yerleştireceğine ve oradan başka bir yere gitmelerine ve İran Devleti’ne karşı gizli bir iş çevirmelerine izin vermeyeceğine dair söz vermiştir. Bunun dışındaki esirler ise karşılıklı teslim edilecektir.

Altıncı madde tüccarların vergilendirilmesi konusundadır. Bu maddede de I. Erzurum Antlaşması ölçü alınmış ve ikinci maddesi aynen kabul edilmiştir.

Yedinci madde iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda Osmanlı Devleti hacılara ve züvvarlara eski imtiyazlarını geri verecek ve kutsal yerleri güven içinde ziyaret etmelerini sağlayacaktır. Diğer kısımda ise Osmanlı Devleti İran konsolosluklarını resmi olarak tanıyacak ve diğer ülkelerin konsoloslarına tanıdığı hakları İran konsoloslarına da tanıyacaktır ( Mekke ve Medine hariç). Bunların karşılığında ise İran Devleti de Osmanlı konsolosluklarını tanıyacak ve diğerlerine tanıdığı hakları Osmanlı konsoloslarına verecektir.

Sekizinci madde sınırlarda gerçekleşen hırsızlıklar ve kaçak olarak yapılan giriş çıkışlarla alakalıdır. Bazı aşiretlerin kimlikleri belli, bazılarının ise belli değildir. Kimliği belli olanların ait oldukları topraklara geçirilmesi, kimlikleri belli olmayanların ise hangi devlete tabi olacaklarını seçme hakkı ile elde etmesi karara bağlanmıştır.

Dokuzuncu maddede ise I. Erzurum ve II. Erzurum Antlaşmalarının bütün şartlarına her iki devletin de uyma ve şartları uygulama zorunlulukları hükmü yer almıştır.

Sonuç

I. ve II. Erzurum Antlaşmaları Osmanlı ve İran Devleti arasında yapılmış olan en önemli antlaşmalardandır. Diğer antlaşmalarla kıyaslandığında her iki antlaşmanın da şartları daha açık ve nettir. İki devlet arasında her zaman sorun çıkartan en önemli meselelerden biri sınır meselesidir. Bu nokta da II. Erzurum Antlaşması daha da önem kazanmaktadır çünkü sınırları daha detaylı bir şekilde ele alan antlaşma, II. Erzurum Antlaşması’dır. Bir başka önemli konu ise kimliği belli olmayan aşiretlerdir. Bu aşiretlerin sınırları geçip geçmemeleri sorun yaratmıştır. II. Erzurum Antlaşması tüm bu sorunlara bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca sınırlar konusu görüşülürken İngiltere ve Rusya temsilcileri gözlemci olarak katılmışladır.

27 II. Erzurum Antlaşması’nın maddeleri hakkında daha ayrıntılı bilgiler için bkz. Ali Asger Şemim,İran der Devre-i Saltanat-ı Kacar, Tahran 1375, s. 209-211.

KAYNAKÇA

ADEMİYET, Feridun, Emir-i Kebir ve İran, Tahran, 1362.

ÂMİNİ, Alireza, Tarih-i Revabıt-i Haricî-i İran az Kacariye ta Sukut-i Riza Şah, Tahran, 1382.

Esnad-ı Güzide-i Siyasi-i İran ve Osmanî (Devre-i Kacar), Defter-i Mütalaat-ı Siyasi ve Beynelmileli, Tahran, 1369.

HİDAYET, Rıza Kulî Han, Tarih-i Ravsatüs-Safa-yı Naseri, Tashih Camşid Kianfer, Tahran, 1380, c. X

MEHDEVİ, Abdolrıza Huşeng, Tarih-i Revabet-i Haricî-i İran, Tahran, 1379. MirzaMuhib Ali Han Nazim’ül-Mülk, Ahidname-iDevleteyn-i İran veOsmanî, İran

MilliKütüphanesi, 1262, Dosya No: 814255.

Muâhedât Mecmuâsı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, c: III, Ankara, 2008.

NAFİSİ, Sayid, Tarih-i İçtimai ve Siyasi-i İran der Devre-yi Muasır az Ağaz-ı Saltanat-ı Kacar ta Serancam-ı Feth Ali Şah, Tahran, 1383.

PARSADUST, Manuçehr, Zemineha-yı Tarih-i İhtilafat-ı İran ve Irak, Tahran, 1365.

ŞEMİM, Ali Asger, İran der Devre-yi Saltanat-ı Kacar, Tahran, 1375. VAHİDNİA, Seyfullah , Kararha ve Karardadha (Devre-yi Kacar), Tahran, 1362.

YILMAZ, Karadeniz, İran’da Sömürgecilik Mücadelesi ve Kaçar Hanedanı (1795- 1925), İstanbul, 2006.                                                                                                                                   Araş.Yazar:Abdolvahid SOOFİZADEH                                                                                                                                                                    (Hocamıza Kaynaklara Teşekkürü Borç Biliriz)