reklam

Abacılık sanatı nedir?

/ 8 Kasım 2017 / 72 / yorumsuz
Abacılık sanatı nedir?
reklam

Yusuf Bey; Abacılık sanatı nedir?

Aba; elbise demek, abacı ise bu elbiseleri hazırlayan meslek erbaplarıdır. Tabi ki abaları şimdiki hazır giysilerle, abacıyı ise terziyle karıştırmamak gerekir. Her yörenin kendine özgü bir abası vardır ve bunların hazırlanış tarzı, kumaşı ve aksesuarları farklıdır. Bizim kültürümüz zengindir ve bu zenginlik giysilere de aksetmiştir. Tabi ki bu abalarda kullanılan kumaşların el yapımı tezgâhlardan yapıldığını söylememiz gerekiyor. Abacılık sanatı bu nadide kumaşların işlenerek yöresel kıyafetler haline getirilmesidir. Tabi ki abalar eskiden giyilen günlük kıyafetlerdi. Bugün abalara kostüm nazarıyla bakılıyor ama buraya dikkat çekmek istiyorum. Abacı, yöresel hassasiyetleri ve değerleri bilen, o yöreye mahsus giysinin dikim tekniğini bilen kişidir. Dolayısıyla bir abacıyı terziden, kostümcüden ayırmak gerekiyor. Mesela bar tutan dadaşların giydiği kıyafetleri dikmek abacının işidir. Bunu bir terzi yâda kostümcü dikemez. Aksi halde orijinalliği bozulur.

Siz Abacılık sanatını nasıl öğrendiniz?

Ben bar tutan birisiydim. Bar ekiplerinde uzunca bir süre yer aldım. Bundan dolayı dadaş kıyafetlerine yani Erzurum’un yöresel kıyafetlerine merak sardım. Babam terziydi, dolayısıyla elim mesleğe yatkındı. Bu iki nedenden dolayı Abacılık mesleğine karşı ilgim gittikçe arttı. Kavaflar çarşısında Sadık ve Sakıp kardeşler vardı. Bu iki kardeş Abacılık mesleği ile uğraşıyorlardı. Ben mesleğin birçok püf noktasını bunlardan öğrendim. Daha sonra mesleğimle ilgili araştırmalar yaptım ve kendimi geliştirdim. Özetle mesleğimi severek seçtim, severek yapıyorum ve severek öğretiyorum.

Bugün Abacılık mesleğinin durumu hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

Bugün Abacılık mesleğinin Erzurum’daki son temsilcisi benim. Neden derseniz? Cevabım ekonomik sebepler olacak. Özellikle kılık kıyafet inkılabı ile birlikte giyimlerdeki yöresel farklılıklar Türkiye’de kalkmaya başladı. Tabi yaşanan kültürel dönüşümle birlikte batı dünyasına adapte olduk Bir kere artık modern dünyada hazır giyime karşı büyük bir ilgi başladı. Herkes ama dünyadaki herkes benzer kıyafetleri giymeye başladılar. Bundan dolayı Abacılık can çekişmeye başladı. Mesleğe duyulan ilgi kayboldu; sadece kültürel bir zenginlik olarak bakılıyor ama maalesef bu kültürel değere de yeterince sahip çıkılmıyor. Abacılık sanatının öğretilmesi ve yaşatılması için birçok resmi makama ve Sivil Toplum Kuruluşlarına müracaat ettim ama gereken ilgiyi göremedim. Sağ olsun Palandöken Belediye Başkanı Sayın Orhan BULUTLAR, bu mesleğin daha doğrusu sanatın hamiliğini üstlendi ve sahip çıktı. Bugün Recep Tayyip Erdoğan Kültür Merkezinde Milli Eğitim Müdürlüğünün açtığı ve İŞKUR Tarafınca kursiyerlerine ücret verilen geleneksel kıyafetler kursu ile bu sanatı yaşatacak, geleceğe taşıyacak insanlara bilgilerimi aktarmaya çalışıyorum. Bugün bu şansa Orhan BULUTLAR sayesinde sahip olduk, kendisinden Allah razı olsun, belediyenin bünyesinde yer alan kültür merkezi bizim için bir yuva oldu, umut oldu, gerçekten önemli bir kültürel hizmete imza attı, diye düşünüyorum. Palandöken Belediyesi, sadece geleneksel kıyafetlerin öğretildiği ve hazırlandığı atölye ye 200.000,00 TL harcama yaptı. Bize Palandöken Belediyesi bu imkânları sağladıktan sonra birçok yerel yönetim birimi ve Sivil Toplum Kuruluşu bu işi kendi bünyelerinde sürdürmemizi istediler ama ben bunu kabul etmedim. Hatta bana proje hazırlayarak bunu ticari bir hüviyete kavuşturmamı istediler. Buna cevabım hayır oldu, çünkü benim için önemli olan bu işin yaşatılması ve yaygınlaştırılmasıdır. Bunu ancak bu tarzda kültürel merkezlerde ve meslek edindirme kurslarında başarabiliriz, diye düşünüyor ve inanıyorum.

            Peki, bu kurslar yeterli olacak mı?

Şimdi, şunu kabul etmemiz gerekiyor ki, kurs süreleri kısıtlı 3,5 ay gibi bir süreleri var bu kursların ve bu süre içerisinde Abacılık hakkında fazla bir bilgi vermemiz mümkün değil, bu sürede genel bilgileri ve makinelerin kullanılmasını öğretebiliyoruz. Bu mesleğin bir kişinin öğrenebilmesi için 3 ile 5 yıl arası bir eğitim alması gerekiyor. Milli Eğitimin bu tür kurslar için farklı bir modül geliştirmesi gerekiyor, biz belirlenen modülün dışına çıkamıyoruz. Bir kursiyer bir sonraki kursa gelmek isterse bu sefer de kendisine ücret ödenmiyor. Maalesef bugün herkes bir şeylerle uğraşmak ve yapmak için maddi bir gerekçe arıyorlar. Mutlaka bu kurs sürelerinin bir şekilde uzatılması veya aynı kursiyerlere birkaç kurs boyunca ücret ödenmesi gerekli, diye düşünüyorum. Biz bu sorunları çözebilecek kapasitede değiliz ama bunun yerine her bir kurs dönemindeki kursiyerlerime bir giysinin yapılmasını öğretiyoruz yani bir dönem zıgva şalvarı öğretirken diğer bir kursta yelek yapmayı öğretiyoruz. En azından yarın bu kursiyerlerimiz bir araya gelip iş birliği halinde bir şeyler yapabilirler, diye ümit ediyorum.

Aslında bu sanatın yaşatılması için şehrin kültürel çevreleri ciddi projeler hazırlamalı ve finansmanını sağlamaları lazım, en azından Başkan Orhan BULUTLAR kadar bu işe sahip çıkmaları gerekiyor.

Abacılık mesleğinin bir getirisi var mı? Anladığım kadarıyla bu işin hayatta kalması için ya iyice bu mesleğe gönül veren insanlar olmalı ya da Abacılık mesleğinin maddi bir getiri sağlayıcı özelliği olmalı.

            Evet, haklısınız bugün ki koşullar içerisinde insanlar için en önemli mesele para kazanmak. Bence Abacılık bugün ciddi bir gelir kapısı olma özelliğini koruyor. Bakın Erzurum’da 700 kadar okul var ve her birinin bar ekibi mevcut. Bir bar elbisesinin fiyatı 800 TL civarındadır. Türkiye de 10.000.000,00 TL Doğu Anadolu da 3.000.000,00 TL. Erzurum da ise 150.000,00 TL gibi yıllık piyasası olan bir meslek. Tiyatro, sinema, dizi ve eğlence için hazırlanan kıyafetlerde bu pazarın içerisinde yer almakta, şimdi bütün bu söylediklerimizi ilave ettiğimiz zaman aslında Abacılık mesleğinin ciddi bir getirisi olduğunu görürsünüz. Mesele bu işi seri bir halde ve birkaç ustanın işbirliği içerisinde hazırlanmasını sağlamakta yatıyor.

Yani kostümcülük işinden bahsediyorsunuz?

Hayır, tam olarak değil, bakın bir kostümcü bir yöresel elbiseyi tam olarak orijinal dikemez, hatalar yapar, benzetir ama tam olmaz. Yani bir kostümcü bir dadaş elbisesi dikebilir ama bu işten anlayan bir adam bir bakışta bunda bir sürü hatayı bulur. En basit olarak bir Erzurum folklor derneğimiz dışarıdan bir kostümcüye bar kıyafetleri diktirmişti. Zığva ve düğmelerde orijinal işler çıkaramamışlardı. Aynı şekilde bana deseniz ki Antep bölgesinin elbisesini hazırla muhakkak bir yerde hata yaparım. Çünkü onu ben Antep bölgesindeki bir abacı kadar bilemem. Dikerim ama bu bir kostüm olur.

Peki, bize biraz Erzurum yöresel kıyafetleri ve özelliklede dosya konumuz olan dadaş kıyafetleri hakkında bilgi verir misiniz?

            Efendim, bizim yöresel kıyafetlerimizde iki hususa dikkat edilmiştir. İlki rahatlık ikincisi ise sıcaklık tabi ki estetik de göz ardı edilmemiştir. Özellikle süslemeler göz ardı edilemeyecek kadar hoştur. Bar kıyafetlerin de dadaşlarımızın giydiği yelekler üzerindeki süslemeler Selçuklu motifleridir ve Selçuklu Çiçeği olarak bilinen motif bugün bar ekiplerimizin giydikleri yeleklerin hepsinin üzerinde işlenmiştir. Geçmişte yani yöresel kıyafetlerin gündelik hayatta giyildiği zaman dikilen elbiselerde kök boyalardan elde edilen tüm renkler kullanılmıştır. Özellikle erkek giysilerimizde kahverengi, siyah, lacivert ve Erzurum Mavisi denilen renkler tercih edilmiştir. Yöresel kıyafetlerimiz Bayburt ve Erzincan yöresindeki kıyafetleri andırmaktadır. Özellikle Bayburt yöresinin kıyafetleri ile büyük benzerlikleri vardır. Folklor yarışmalarında giyilen elbiselerde Bayburt bölgesi bar ekipleri siyah renkli elbiseleri giyinirken, Erzurum folklor ekipleri lacivert veya Erzurum Mavisi renkli elbiseleri tercih etmektedirler. Tabi lacivert renk büyüklüğü ve uzun bir ömrü ifade eden bir renk olduğu için bar ekiplerimizin üstünde daha iyi bir görünüm sağlamıştır. İki bar ekibinin arasındaki bir diğer fark ise gümüş kösteklerin takılma biçimidir. Erzurum yöresinde köstek boyundan beldeki kuşağa doğru inerken Bayburt giyimlerinde göğüsten beldeki kuşağa doğru inmektedir.

Kıyafetlerimizi üstten aşağıya doğru sıralarsak başta İstanbul Kandilli kumaşından yapılmış bir sargı yer alır. Başlık olarak keçe ile yapılmış kalın bir kumaş kullanılır. Şapka kanunuyla bu sargı başlardan çıkarılmıştır. Bugün başı açık folklor ekibi sadece Erzurum bar ekibidir.

Gömlek: Beyaz renkli, hakim yakalı ve uzun kollu gömlektir. Yakası ve kol ağzı lacivert renkli düğmelerle iliklenir. Gömleğin kumaşı trikofondur, düğmeleri ise siya renkli yapılmaktadır. İçlik olarak giyilir. Malzemeleri kumaşçıdan temin edilmektedir.

Zığva şalvar: Zığvalar geleneksel bir Türk giysisidir. Gellezığva ve güngörmez zığvalar vardır. Güngörmez zığvalar sade ve işlemesiz olan zığvalardır. Bu zığvaların özelliği rahat olması ve soğuktan korunmasıdır. Efelerin giydiği çakşımenevreğ denilen şort tarzındaki şalvar giyinmeden önce 3 metre civarındadır. Büzülerek giyinilir, Erzurum zığvaları ise bir pantolon gibi hemen giyinilir.  Gelle zığva kaytan işlemelidir. Kaytan işleme dediğimiz bükülmüş ipek iplikle işlenen el örgüsüdür.Zığvanın bol olmasını sağlayan pile sayısıdır. 32 adet pile ideal genişliği sağlar. Bu zığvaların kumaşı tezgah dokumadır. Bugün şanz kumaşı ile yapılmaktadır. Zığva yapımında kullanılan malzemeler kumaşçıdan temin edilmektedir.

Yelek: kenarları ve cep ağızları kaytan işleme ile süslenmektedir. Yaz aylarında ceket yerine giyinilirken kış aylarında ise sıcak tuttuğu için giyilmektedir. Yelek düğmeleri içi fitilli mumlu ayakkabı bağları ile yapılmaktadır. Bugün bu malzeme sadece İstanbul’da bir fabrikada üretilmektedir. Bu düğmelere zigil denilmektedir. Kumaş olarak şarz kumaşı kullanılmaktadır. Bu kumaşta kumaşçılardan temin edilmektedir.

Kazeki: Uzun kollu kısa bir cekettir. Kolları, ön tarafı ve cep ağızları çiçek motifli kaytanla süslüdür. Akşam soğuklarında ve sonbahar günlerinde üst giysi olarak giyilirken kış aylarında paltoların altında giyinilirdi. Kumaş olarak yine şarz Kullanılmaktadır. Düğmeleri zigil düğmedir.

Kuşak: Beli sıcak tutmak amacıyla bağlanılan bir kuşaktır. Cep olarak ta kullanılır. Silahlık ve köstek buna bağlanılır. El dokuma tezgahlarıyla dokunulur. İsmailiye adı da verilir. Tosya, Acem, Trablus kumaşlarından yapılmaktadır.

Harto: Paltodur yünlü kumaşla yapılmaktaydı.

Abacılar yukarıda adı geçen kıyafetleri hazırlamaktadırlar. Bugün bar ekiplerinde gömlek, kuşak, yelek ve zığvalar giyilmektedir.

Bar kıyafetlerinde kullanılan aksesuarlar ve ayakkabı hakkında bilginiz var mı? 

Elbette bilgimiz var, ancak bunları hazırlamak abacıların işi değildir. Bu aksesuarlar köstek, pazubent(bazubent), bıçak, cistik denilen ayakkabı ve mendildir.

Cistik veya Çapula: Yumurta topuklu sivri burunlu yandan lastikli ayakkabıdır.  Yaşlıların giydiğine markop gençlerin giydiğine ise yemeni denir. Ayakkabı siyah renkli olup keçi derisiyle yapılmıştır. Bundan dolayı derisi yumuşaktır. Barda ki ayak figürleri bu ayakkabı sayesinde daha kolay gerçekleştirilir. Bugün bar tutanlar tarafınca giyilen ayakkabılar yine aynı şekilde yandan lastikli ve sivri burunludur. Eskiye göre tek farkı topuk yüksekliğinin az olmasıdır.

Köstek: Kuyumcu esnafının gümüşten çeşitli motiflerle tasarlayıp yaptığı bir aksesuardır.Güllü, tabancalı, üçlü gibi değişik çeşitleri vardır. Gümüşten yapılmaktadır. Boyundan aşağıya doğru uzanır. Ucuna saat bağlanılır. Kuşaktan aşağıya doğru uzanan püsküller konulur. Bazı modellerinde boyun kısmına muska kabı bulunur. Bugün bu köstekler konusunda Erzurum’da Antik gümüşçülük çalışmaktadır. İsterseniz buradan daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

Pazubent (Bazubent): Gümüşten veya deriden yapılmaktadır. Orijinal olanı gümüşten olandır. Gümüş haricinde yapılanlarda boncuk işlemeler yapılır. Genelde sağ kola takılır. İçine kuran ayetleri ve değişik duaların yer aldığı muskalar konulur.

            Bıçak: Kuşağın içine konulan hançerdir. Bıçakçılar tarafından yapılır. Özellikle hançer barında kullanılır.

            Mendil: Beyaz renkli olup kuşak içerisinde saklanılır. Bar başı ve poçcik elinde sallanarak bar idare edilir.

 

 

 

reklam