reklam

Abdulgafur Has Hoca efendi

/ 28 Aralık 2017 / 202 / yorumsuz
Abdulgafur Has Hoca efendi
reklam

O yanı başımızda gürül gürül billur suların aktığı şifa kaynağı bir pınardı.
O manevi dünyaları şekillendiren ve güzelleştiren büyük bir manevi mimardı.

Ama ne yazık ki, O Pınardan doya doya içemedik ve yine ne yazık ki;
Harabeye dönüşmüş manevi dünyamızı, gülistanlara döndürecek
O büyük mimarın mübarek ellerine teslim edemedik.

1993 yılının yaz aylarıydı.
Bir Cuma günü Tufanç köyüne gittim. Abdulgafur Efeyi ziyaret için. Hoca Efendinin ismini ve kerametlerini çok duymuştum ama kendilerini henüz görmemiştim. Köye girdiğimde Cuma salaları verilmekteydi. İçimde büyük bir heyecanla beraber derin bir ürperti vardı. Zamanımızın yaşayan en önemli âlimlerinden birini görecektim. Camiye girdiğimde, Hoca Efendi başında beyaz sarık, üzerinde beyaz cüppeyle mihrapta diz çökmüş vaaz vermekteydi. Nur yüzünden ışıklar saçılmaktaydı. Her sözü, her kelimesi cemaat için, Erzurum için, ülkemiz ve insanlık için duaydı, kurtuluşa, iyiliklere-güzelliklere ulaştıracak altın öğütlerdi.

Namazdan sonra Hoca Efendi caminin yanındaki bir eve girdi. Kapıda heyecanla bekleşenlerin arasına bende katıldım. Heyecanım soluk soluğaydı! Bir o kadarda korku sarmıştı yüreğimi. Keramet sahibi bir âlimin huzuruna çıkacaktım. Arzum elini öpmek, duasını almaktı. Ancak elini verecek miydi? Duasını layık görecek miydi? Ve kapı açıldı, küçücük bir odaya girdim. Hocam birkaç dostuyla beraber sohbet etmekteydiler. Eline gittim. Dizinin dibine oturdum. Hocamın gözleri ışıl ışıldı, nur yüzünden yayılan sımsıcak tebessümle endişeler, korkular eriyor, onların yerini güven, huzur, sevinç kaplıyordu. Kapıdan giren herkesi çok yakından tanıyormuşçasına sevgiyle, hoşgörüyle, şefkatle karşılıyor ve herkese gerçekten çok yakın ilgi gösteriyordu. Hele çocuklara ki, karşısına oturtturup iltifatlar ve dualar edip saçlarını okşuyordu,

Hocamın huzurunda bulunduğum anlarda yüreğimde oluşan huzuru ve güveni bu güne kadar başka hiçbir yerde hissetmedim. O günlerde işsizdim ve en büyük arzum iyi bir işe girmekti. Hocam “bir sıkıntın mı var” diye sordu. “Evet, Hocam, işsizim” dedim. “Namazını kıl, dua et, İnşallah Rabbim kısa zamanda sana da bir iş kapısı açar.” dedi ve üzerinde Ayetler yazılı bir pusula verdi. Onu daima cüzdanımda taşımamı söyledi. Pusulayı bir kumaş parçasına sararak cüzdanıma yerleştirdim. Yüreğim ferahlamıştı, huzurla Hoca Efendi’nin yanından ayrıldım. Çok şükür kısa zaman sonra arzu ettiğimden de güzel bir işe başladım.

İlk maaşımı bankadan alıp, iş yerime döndüğümde, cüzdanımda Hocamın verdiği pusulanın olmadığını gördüm. Bankada cüzdanımı çıkarmıştım, orada düşürdüğümü düşünerek hemen bankaya gittim. Bankada mesai bitmek üzereydi, temizlik yapılıyordu. Temizlik yapanlara sordum, yerde gördüklerini ancak süpürüp attıklarını söylediler. Bu pusulayı kaybettiğime gerçekten çok üzülmüştüm. Birkaç defa Hoca Efendiyi tekrar görmek üzere Tufanç’a gittimse de, nasip olmadı göremedim.

Aradan uzun zaman geçtikten sonra Hocamı bir iş yerinde gördüm. Kaybettiğim pusulayı anlattım. O’da yüzünden hiç eksik olmayan, o yürek ferahlatan tebessümle “Demek ki o pusula görevini tamamlamış ve gitmiş ” dedi.

Hoca Efendiyi, Babadereli Vakfını kurup, Erzurum merkeze yerleştikten sonra birkaç defa daha ziyaret etme imkânını buldum. Ve onu her ziyaretimden sonra yüreğim sevinçle ve huzurla doldu.

Ve 21.01.2007 Hocamın vefat haberi duyuruldu. Yatsı namazını eda ettikten sonra, seccadesi üzerinde Ebediyet âlemine göçmüş. Yüce Mevla’m, Cennetinde Sevgili Peygamber Efendimize komşu eyler inşallah.

Abdülgafur Has Hocaefendi Kimdir

Abdülgafur Has Hocaefendi, 1939 yılında Erzurum’a bağlı Çat ilçesi Babaderesi köyünde doğdu. Eğitimini zamanın önemli âlimlerinden olan babası Babadereli Ahmet Efendi’den aldı. Has’ın dedesi Molla Resul Efendi de önemli bir âlimdi.

Soyları Hazreti Hüseyin Efendimize dayandığı söylenmektedir. Abdülgafur Hocaefendi’nin ailesi önce Bağdat’tan, Bingöl’e bağlı Sevkar Köyüne oradan da Babaderesi köyüne gelmişlerdir. 17 yaşında Hocasından icazet alan Abdülgafur Hocaefendi 18 yaşında Çat ilçesine bağlı Taşağıl Köyünde imam olarak göreve başladı. Bu köyde yirmi yıl imamlık yapmakla beraber talebe de yetiştirmiştir. Daha sonra yine imamlık görevinin yanı sıra derslerine Erzurum’a bağlı Tufanç köyünde devam etmiştir. 1994 yılında Erzurum merkeze yerleşmiş ve Babadereli Ahmet Efendi Vakfının kurulmasına öncülük yapmıştır. Eğitime büyük önem veren Hocaefendi bu vakıf çatısı altında Osmanlıca, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Tarih ve Tasavvuf alanlarında dersler vermiştir.

21.01.2007 tarihinde vefat eden Abdulgafur Has Hoca Efendi, 22 Ocak 2007 Pazartesi günü ikindi namazını müteakiben Lalapaşa Camii’nde kardeşi Molla Muhammet Has’ın kıldırdığı cenaze namazının ardından Dutçu köyündeki aile kabristanında toprağa verildi. Cenaze namazına on binlerce sevenleriyle beraber Erzurum Milletvekilleri, Erzurum Valisi, Belediye Başkanları ve birçok sivil toplum kuruluşu yöneticileri de katıldı.

ABDULGAFUR HAS HOCAEFENDİNİN DÜNYA GÖRÜŞÜ

Yaşamı boyunca, ceddinden gördüğü gibi Müslüman Türk Milletine hizmet etmekten geri kalmayan Hoca Efendi, ilim yolunda çocukluğunun ve gençliğinin nasıl geçtiğini fark edemediğini söylemektedir. Onun rahlesinde ders okuyan talebeleri, O’nun ilmine ve ilme olan aşkına hayran olmakta, O’nun nur pınarından doya doya içmekteler. Talebeleri ders bitiminde O’nun yanında ayrılınca kendilerini sudan çıkmış balığa benzetmektedir. Bir şefkat ve merhamet deryası olan Hoca Efendi çok sade ve temiz giyinir, bu davranışıyla da sevenlerine örnek olurdu.

Hoca Efendi, “Başınızda ki kulağı delik bir köle dahi olsa, isyan etmeyin ” Hadis-i Şeriflerinin manası gereğince, talebelerinden Devletin ve Milletin bölünmez bütünlüğü çok sevdiği ay yıldızlı bayrağımızın yükselmesi için ellerinden gelen her türlü fedakârlığı göstermelerini istemektedir. Hatta bir sohbetinde “Eğer kırbaçlanacak biri varsa beni kırbaçlasınlar, yeter ki vatanımız parçalanmasın, ordumuz güçlü olsun. Çünkü Türk Milletinin iç ve dış düşmanı çoktur. Bu düşmanlara karşı ordumuz bizi korumaktadır. Ordumuzun zayıflığı düşmanlarımızın işine yarar. Buda Allah (C.C) korusun İslam âleminin yok olması demektir. Afganistan, Irak gerçeği gözlerimizin önündedir,” buyurmaktadır. Vatanı, Milleti, Ay-yıldızlı bayrağımızı çok seven Hoca Efendi, Fatih Sultan Mehmet’e, Yavuz Sultan Selim’e ve Abdulhamit Han’a özel muhabbetleri vardı.

İlime büyük önem veren Hoca Efendi, Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimizin “İlim kadın-erkek her Müslüman’a farzdır. Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” Hadisi Şerifleri gereğince, kerametin sarık ve sırıkta değil, ilimde aramamızı, ilimsiz hiçbir şeyin olmayacağını devamlı vurgulamaktaydı.                                                                                                                                                                                                             İsmail Hakkı Kavurmacı

reklam