reklam

AİDİYET DUYGUSU

/ 28 Kasım 2017 / 54 / yorumsuz
AİDİYET DUYGUSU
reklam

AİDİYET DUYGUSU

 

İnsanoğlu Adem Aleyhisselam’dan beri kainat da sürekli yer değiştirme ihtiyacı duymuştur. Bunu yaparken de bulunduğu coğrafya da toprak verimliliği, güvenlik veya kültürel uyumsuzluk gibi nedenlerden dolayı bulunduğu ortama ait olmama duygusunu ön plana çıkar. Birey yaşadığı hayatta kendi kararlarını kendi veren, fikir üreten ve bunları özgürce sunan bir varlıktır. İnsan aynı zamanda bağlı olduğu kuruma, aileye, derneğe kendini ait görme ihtiyacı ile dünyaya gelmiştir. Her insanda kendini bir gruba, bir millete ait hissetme duygusu vardır. Bu duygu sosyal hayatta arkadaşlık ve dostluk kurma, aile oluşturma veya sivil toplum kuruluşlarında yer alma şeklinde ortaya çıkar.

Günümüzde kamu kurumları, ticari işletmeler ve şehirlerin kendilerinin ilk ortaya çıkışlarına bağlı olarak oluşturmuş oldukları kültürler vardır. Buralarda çalışan veya yaşayan insanlar kendilerini oranın bir parçası olarak görmeleri gerekir. Sosyal bir varlık olan insan diğer insanlarla sevgi merkezli ilişkiler kurma ihtiyacı duyar. İnsanlar sevgi ihtiyaçlarını giderecek guruplara ait olmak isterler. Bu giderilen sevgi ihtiyacıyla beraber kişide ait olduğu yere bağlılık duygusu artır. Ait olma duygusu gurup ya da toplum içindeki bireylerin motivasyonu açısından önemli bir etkendir. Bireyin gurup içerisinde tanınması, takdir veya kabul görmesi bireyler için psikolojik bir ihtiyaçtır. Aidiyet duygusundan yoksun bireyler, yaşadığı toplum içinde kendini yabancı hisseder. Bulunduğu toplumun değer yargılarıyla kendi değer yargıları çatışır. İnsani ilişkilerin en üst seviyede ve iletişimin güçlü olduğu yerlerde ait olma duygusuyla beraber başarı artar.  Topluluk içindeki yardımlaşma önem kazanır ve gurubun kurallarına uygun hareket tarzları benimsenir.

Göktürkler tarih seyrinde Ötüken diye adlandırılan dağın eteğinde kendilerini güvende hissetmeleri nedeniyle uzun yıllar o bölgede yaşamışlardır. Kendilerini oranın bir parçası olarak kabul etmişler ve bu düşünce ile aidiyet duygularını geliştirmişlerdir. Orta Asya’dan yeryüzüne yayılan Türkler ait olma ihtiyacının karşılanamaması nedenlerinden dolayı göç etmişlerdir. Bu ait olma hissiyatını ruhunda hisseden birey kendini ait olduğu yerin menfaatleri doğrultusunda çalışmaya adar. Çünkü birey orada mutludur. Bireyde var olan potansiyelini gün ışığına çıkarma isteği doğar. Bu duygular sinerjiye dönüştüğünde kurum, şirket veya şehirde başarı çıtası artar.

 

Ait olmanın alt yapısında ise psikolojik etkenler ve kültür yatmaktadır. Kaderimiz gereği dünyaya geleceğimiz yeri ve aileyi tercih edemiyoruz. Yetişkinlik evresinde yaşayacağımız yeri, yapacağımız işi ve alacağımız eğitimi kendimiz tercih ediyoruz. Bu tercihimizi de hür irademizle yapıyoruz. Çünkü bu tercihler bizi temsil eden, bizimle örtüşen tercihlerdir. Hür irademiz dışında başkalarının etkisiyle alacağımız kararlar, atacağımız adımlar bizimle bir bütünlük oluşturmuyorsa kendimizi yapacağımız işe veremeyiz. Buda hem zaman hem de emek kaybı demektir.

Ait olma duyguları, bizim kişisel özelliklerimizle örtüşen duygular olduğu için birey kıyafet tercih ederken bile zevk ve fiziksel özelliklerinizi dikkate alarak karar verir. Yine bir insanın sevmediği şehirde yaşaması, o şehre ait olmadığının bir göstergesidir. Kamu kurumları ve özel sektörde çalışanlar kendilerini o kuruma ait görmeleri, var olan potansiyellerinin gün ışığına çıkmasına sebep olur. Ait olma duygusunun alt katmanında ise kabul görme vardır. Çalışan çalıştığı işyerinde takdir edilmediği, kabul görmediği zaman verimliliği düşer. Takdir edilme duygusu insanın tabiatına mahsustur. Sanatta “Marifet iltifata tabidir.” sözü bunu çok güzel ifade ediyor. Birey takdir görmediği bir işte yeni marifetler sergileyemez.

Hümanist akımının ortaya çıkmasında katkıları bulunan Abraham Maslow, ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında “Ait Olma İhtiyacı” yani sevme sevilme ihtiyacına yer vermiştir.  Kişi insanlar tarafından bir arada olma ihtiyacını doyurabilmeyi amaçlıyorsa bu yine ait olma ihtiyacı olarak karşımıza çıkar. Ait olma ihtiyacı yaşamsal ihtiyaçlar arasında olup temel ihtiyaçlar gurubuna dahildir. Yapılan araştırmalarda hasbitalizm hastalığı sevgisizlikten ölme hastalığı olarak karşımıza çıkar. Özellikle bebeklik döneminde anne ve baba sevgisinden mahrum kalan çocukların, yani bu sevgi ihtiyacı doyurulmayan çocukların sevgi yoksulluğuna bağlı olarak ölümle karşı karşıya kaldıkları gözlenmiştir. Hiçbir insan hayatını yalnız başına devam ettirebilme şansına ve lüksüne sahip değildir. Yani ait olma ihtiyacı sevme ve sevilme ihtiyacının alt basamaklarıdır. Kişinin kendini gerçekleştirebilmesi, yani var olan potansiyelinin aktif hale gelmesi için ait olma ihtiyacının belli oranda doyurulması ile mümkündür. Kendimizi güvende hissettiğimiz, kabul gördüğümüz yerler bizim ait olma ihtiyacımızı karşılar.

Ailelerin çocuklarının özelliklerini çok iyi tanıyıp hayatlarının ilerleyen aşamalarında bu özellikler doğrultusunda çocuklarını hayata hazırlamaları gerekmektedir. Aksi takdirde kaybeden aile, şehir ve ülke kısacası insanlık olacaktır.

 

Recai HATTATOĞLU

Eğitimci Yazar

 

 

reklam

Tavsiye

Tudor’a Çok Şey Borçluyum