AZERBAYCAN, İRAN VE TÜRKİYE TÜRK HALK HİKÂYELERİNDE ERZURUM

/ 4 Temmuz 2018 / 370 / yorumsuz
AZERBAYCAN, İRAN VE TÜRKİYE TÜRK HALK HİKÂYELERİNDE ERZURUM

AZERBAYCAN, İRAN VE TÜRKİYE TÜRK HALK HİKÂYELERİNDE ERZURUM

Halk hikâyelerinde mekân unsuru, ister itibari, ister gerçek vasıfta olsun, önemli bir yere sahiptir. Gerçek mekânlar içinde ise yerleşim yerlerinin, bilhassa şehirlerin yerleri belirgin olarak farklılık göstermektedir. Hatta kimi yerleşim yerleri onlarca Türk halk hikâyesinde ortak mekân olarak kullanılmakta ve seçkin mekânlar olarak hayli öne çıkarılmaktadır. Bağdat, Erzurum, Gence, Halep, Horasan, İsfahan, İstanbul, Tebriz, Tiflis, Yemen

şehirleri bunlardandır.

Türk kültür ve medeniyetinin harmanlandığı, özgün görünüm ve üslûba sahip yerlerden biri olan Erzurum, tarih sayfalarında olduğu gibi halk hikâyelerinde de hem coğrafî mekân hem kültür ve medeniyet hem de ticaret merkezi olarak önemli bir yer tutmaktadır. Erzurum, Türk milletinin ve Türk yurdunun hülâsası gibidir. Başından bela, ıstırap ve acı eksik olmamıştır. Defalarca işgal edilmiş, defalarca yağmalanmış, defalarca doğu vilâyetleri ile birlikte “ölümün zaferi”ni idrak etmiştir. Her toparlandı ğında, “harp, hicret, katliam, tifüs, çeşit çeşit felâket, üzerinden ağır bir silindir gibi geçmiş, her şeyi ezip devirmiştir.”1 Bununla birlikte Türk kahramanlığının destanlaşmış bir gücü gibi ordusu ve halkıyla birlikte bu belaları savmasını bilmiştir.

Kafkasya ve Yakın Doğu’nun önemli kültür ve medeniyet merkezleri olan Tiflis (Gürcistan), Gence (Azerbaycan) ve Tebriz (İran) vilayetlerine hemen hemen eşit mesafede olan Erzurum, Palandöken Dağı’nın eteğinde ovaya nazır yassı bir tepe üzerine kurulmuştur. Etrafı kuzeyde Fırat nehrine kaynak olan Dumlu ve Gavur dağları, doğuda Karga pazarı, güneyde Palandöken dağları ile çevrilidir. Erzurum’a doğ udan sadece Karga pazarı ve Palandöken dağları arasında alçak bir eşik olan Erzurum Gediği / Deve Boynu’ndan girilir.2

Erzurum şehri, Kafkasya ve İran’dan gelen birinci derecede ehemmiyetli yolların düğüm noktas ında bulunması, Anadolu’ya açılan yegâne giriş kapısı olması ve konumunun savunmaya elveri şli olması sebebiyle, tarihi boyunca, bazen askerî bazen de ticarî ehemmiyeti ön plânda gelmek üzere, büyük rol üstlenmiştir. Anadolu’ya girmek isteyen işgal ordularına karşı Anadolu savunmasının mukadderatını tayin eden başlıca kale olmak bakımından da büyük önem taşımıştır. Diğer yandan eski çağlardan, geçen yüzyıla kadar İran, Hint ve

Orta Asya mallarının Akdeniz ve Karadeniz âlemine indirildiği güzergâh üzerinde önemli konaklama yeri ve mübadele merkezi görevini yüklenmiştir.3

İlk Rus istilasından bir yı l önce yani 1827 yı lında Erzurum nüfusu 130.000 civarındadır. Ruslar 1828’de Erzurum’u işgal edip, bir yıl sonra 1829 sonbaharında çekilirlerken Erzurum’da bulunan bir kısım Ermenileri bilhassa sanayi erbab ını beraberlerinde götürmüş, Güney Kafkasya’ya yerleştirmişlerdir. Bu bir yıllı k işgalde Erzurum çok büyük zarar görmü ş, şehrin nüfusu 15.000’e düşmüştür. Erzurum nüfusu henüz 30.000 olmuşken bu defa 1859 yılında şiddetli bir depremle şehir büyük ölçüde harap olmuş, binlerce insan ölmüştür. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Erzurum kuşatılmış, yedi ay Rus işgalinde kalmış ve şehrin nüfusu tekrar 20.000’e gerilemiştir. XX. yüzyılın başlarında Erzurum yine önemli bir ticaret merkezi olma yoluna girmiş, nüfusu 50.000’e çıkmıştır. Bu nüfusun dörtte birini Ermeniler oluşturmaktadır. 16 Şubat 1915’te şehir Rusların istilasına uğramış, 1917 sonuna doğ ru, Brest-Litowsk muahedesini müteakip, Ruslar tarafından terk edilince şehre hâkim olan Ermeni çetelerinin Müslüman halka kar şı reva gördükleri zulüm son haddini bulmuş, şehir halkı katliâma uğramıştır.4 Öyle ki, şehir 12 Mart 1918’de Türk kuvvetleri tarafından geri alındığı zaman, baştan başa bir harabe halinde bulunmuştur. Savaş öncesi Türkiye’nin İstanbul ve İzmir’den sonra üçüncü büyük şehri olan Erzurum’un nüfusu savaştan sonra yap ılan 1927 nüfus say ımında, dokuz yıllık artışla birlikte, ancak 31.457 olabilmiştir. 1945 sayımında ise 52.534’tür.5

Erzurum’un kadim devirlerdeki siyasî, sosyal, ekonomik, demografik ve kültürel durumunu bilmeden son yüzyıldaki durumunu anlamak çok kolay olmayacağı gibi, halk hikâyelerinde geçen o muhteşem tasvirler ve Erzurum’la ilgili anlatılanlar hayâlî anlatımlar gibi algılanacaktır. Tiflis’in ulularından Şahsanem’in babası Hace, evinde ağırladı ğı Âşık Garip’ten Erzurum’u tarif etmesini istediğinde Garip, Erzurum’u şöyle anlatır:

¾oşdur €ayet onun ab u havası,

Dörd yanından gelir bülbül sedası,

Vardır erenlerin onda duası,

Benzer cennete her yanı Erzrum’un.”

Men Ġerib’em gelmişem bu vetende,

Ġeriblik yamandır baş yastığa yétende,

Ya{şı olur €erib bülbül ötende,

Gül gülzardır her bir yanı Erzrum’un.

Âşık Garip” hikâyesinde yer alan, Erzurum’un her yanının gül bahçesi olması, dört yanından bülbül sedası gelmesi anlatımları pek inandırıcı gelmemektedir. Halbuki 1640’lı yı llarda Erzurum’da bulunan Evliya Çelebi’nin seyahatnâmesinde6 yer alan sadece şu iki paragraf, Erzurum’un geçmiş çehresini yeteri kadar ortaya koymakta ve halk hikâyelerinde yer alan tasvirlerin doğruluğunu ve Erzurum’un başına gelenleri yeteri kadar anlatmaktadır:

(Gürcükapı) Kalenin kuzey tarafında olup, içinde binlerce ev ve dükkânlar ve hanlar vardır. Hâlâ da imar edilmektedir. Bütün bezirgânlar burada otururlar. Benim kâtibi olduğum gümrük de buradadır. Dört tarafında Arap, Acem, Hind, Sind, Hatay, Hitan bezirgânlarının hanları var. İstanbul ve İzmir Gümrüğünden sonra en işlek gümrük bu Erzurum gümrüğüdür. Çünkü tüccarına adil davranırlar.”7

Gerçi Erzurum şiddetli kış ülkesidir. Fakat muntazam bostanları çok olup kavunu karpuzu, lahana ve patlıcan ı çok olur. Arazisi geniş, fiyatları ucuz dedikleri yer tam burasıdır. Erzurum toprağı verimlidir. Vilayet geniş mamur, buğday ve diğer mahsulleri meşhur, yiyecekleri güzel ve beğenilir, ekili yerleri çok, bereketi bol, nimetleri çok binlerce pınar ve akarsuları olan mamur bir şehirdir. O kadar ucuz ki deve dişi gibi buğdayın beş eş ek yükü bir kuruştur. İki at yemi bir akçedir. .. Koyun etinin okkası iki akçeye, sığır eti bir akçeye, bir tavuk bir akçeye, kırk yumurta bir akçeye, bir güvercin palazı bir akçeye, yüz dirhem yağlı katmer çörek bir akçeyedir… Gerçi kışın şiddetinden bağ ve bahçesi yoktur. Ama Paşa Sarayı Bahçesi, Hacı Murat Bağı ve Gülistan, Kefen İğnesioğ lu Güllüğü, Bedros Bağı Güllüğü ve daha başka çeşitli gül bağları vardır…

Bu adı geçen bağların katmerli gülleri meşhurdur. Yer yer kış elması, ahlat armudu vardır. Ama başka meyvesi yoktur. Mesirelerinde kavak ve söğüt ağaçları çoktur. Kış katı olduğundan iki ayda eker, biçer, toplayıp döverler ve derhal ambara koyarlar.”8

1236 yılından önce, yani Selçuklular zamanında Erzurum’da yerleşip ticaret yapan Kazvinli Emir Şemseddin Ömer, Erzurum hakkında önemli bilgiler verir: “Hadiselerin tesiri ile kadîm vatanımı terk edip ticarete başladım. Erzenu’r-Rum’a gelince türlü nimetlerle dolu ve süslü bir şehir olduğunu gördüm ve cennete benzeyen bu şehirde oturmaya karar verdim. Burada bir ev satın alıp bir müddet bu hoş şehri kendime vatan yaptım ve muradıma uygun günler geçirdim.”9

Ortaçağ seyyahlarının en büyüğü olan İbn Battûta, Erzurum’u gezdikten sonra şu notu düşmüştür: “(Erzincan’dan) sonra Erze’r- Rum’a geçtik. Irak hükümdarının hükmü altında bulunan bu şehir geniş bir alana yay ılmı ştır, ama iki Türkmen grubu arasında baş gösteren uzun savaşlar yüzünden her yanı harap olmuştur. Şehri üç ırmak kesiyor. Evlerinin çoğu bağ ve bahçeler arasında bulunuyor.”10

Görüldüğü gibi sadece bu iki seyyahın yazdıkları ile Türk halk hikâyesi musanniflerinin sergiledikleri Erzurum tanımları birbirleriyle büyük ölçüde örtüşmektedir.

Zamanın ve imkânların sınırlı olması sebebiyle Azerbaycan, İran ve Türkiye Türklerine ait yüze yakın halk hikâyesi incelemeye al ındı. Bu hikâyelerden “Garip ile Şahsanem”, “Kerem ile Aslı” ve “Köroğlu’nun Erzurum Seferi” adlı hikâyelerde, Erzurum, hem mekân olarak hem de coğrafî, kültürel, sosyal, ekonomik ve demografik boyutlarıyla geniş olarak yer almıştı r. Bu ortak özellik göz önüne alınarak bahsi geçen üç hikâyenin Azerbaycan, İran ve Türkiye varyantlarının tamamına yakınına ulaşılarak üzerinde çalışıldı. Sadece bu hikâyelerdeki Erzurum anlatımları değerlendirildiğinde, Erzurum’un halk hikâyeleri içerisindeki yerini ve önemini görmek mümkündür.

Sonuç olarak, Erzurum’un hem mekân olarak, hem de kültürel, sosyal bir çok özelliği ile Azerbaycan, İran ve Türkiye Türk halk hikâyelerinde önemli bir yere ve öneme sahip olduğu görülmektedir.

2. Azerbaycan, İran ve Türkiye Türk Halk Hikâyelerinde Erzurum

2.1. Âşık Garip (Âşıġ ╛erib) Hikâyesi:11

Anadolu, Azerbaycan ve İran Türkleri arasında çok yaygın olarak bilinen ve hâlâ anlatılan Türk halk hikâyelerinden biridir. Hikâyenin başkahramanları ünlü halk şairlerinden Âşık Garip ile Tiflisli Şahsanem’dir. Bu iki kahramanın aşkı etrafında gelişen hikâyenin özeti şöyledir:

Tebriz’de Mehmet Sevdakâr adında bir zengin adamın Resul ve Haydar adlarında iki o ğlu ve Nergiz adında bir kızı vardır. Mehmet Sevdakâr ticaretle uğraşmaktadır. Çocuklar ını iyi eğitmiş ve tahsil aldırmıştır. Sevdakâr hastalanır. Öleceğ ini hisseder. Eşi, Banu Hanım’ı yanına çağırıp ona büyük oğlu Resul’ü zengin bir aile kızı ile, kızını da zengin bir aile çocuğu ile evlendirmemesini vasiyet eder ve ölür.

İsfahan şehrinde kırk kişilik bir düzenbaz grup vardır. Bunlar padişahın hazinesini soymak istemektedirler. Bu arada Resul’ün babasının öldüğünü ve varını devletini fakirlere dağıttığını öğrenen bu düzenbazlar kılık değiştirerek, Tebriz’e, Resul’ün evine giderler. Babasının yakın dostları olduğunu söylerler. Resul bunları ağı rlar. O gece kumar oynarlar. Resul’ün babası ndan kalan bütün servetini elinden alırlar. Herkes uyuduktan sonra da evdeki eşyaları da alıp giderler. Resul uyanınca durumu annesine anlat ır. Annesi onu teskin eder. Resul bir papakçının yanında çırak olur. İlk perşembe günü babasının mezarını ziyarete gider. Hayli ağladıktan sonra orada uyuyakalır. Rüyasında bir derviş, Tiflisli Hace Senan’ın dünya güzeli kızı Şahsanem’i ona sevgili olarak sunar ve bade içirir.

Resul eve döndüğünde kendinde değildir. Bir saz verirler başı ndan geçenleri sazla anlatır. Tiflis’e gidip maşukasını görmek için annesinden izin ister. Annesi kendisini ve kardeşlerini de götürmesini ister. Dördü birlikte Tiflis’e revan olurlar. Yolda tipiye tutulurlar. Çok zorlukla Tiflis’e varırlar. Meryem adında bir koca kadının evine giderler. Kadın bunlara yardı mcı olur. Rusul’ü Deli Mahmut’un kahvesine götürür. Resul kahvede Güloğlan adlı bir âşıkla atışır. Derdini Deli Mahmut’a anlatır. Mahmut yardımcı olacağına söz verir.

Şahsanem de Garip’i rüyasında görmüştür. O da ona âşık olmuştur. Koca

Karı, Garip’in geldiğini Şahsanem’e söyler. Bu arada Şahsanem’in babası, Deli Mahmut’un kahvesine bir âşığın geldiğini ve bütün âşıkları yendiğini ö ğrenir. Onu evine davet eder. Deli Mahmut ile Resul, Hace’nin evine giderler. Resul çalıp söyler. Ş ahsanem perdenin arkasından Resul’ü dinlemektedir. Kerem bunu fark eder, ona türküler okur. Hace Resul’ü o gece konuk eder. Meclis kurdurur. Tiflis’in yakın uzak yerlerinden çok kimse gelir. Hace ondan Erzurum’u tarif etmesini ister. Gece Şahsanem ile Garip buluşurlar. Şahsanem kendisini babasından istemesini salıklar.

Deli Mahmut, Garip ve annesi Hace’nin evine Şahsanem’i istemeye giderler. Hace kızı vereceğini, ancak Garip’in 30 kese altın başlık vermesini talep eder. Garip, kazanıp getireceğini söyler. Hace, Garip’in sözüne itibar etmez kızını yeğeni Ş ahvelet ile nişanlar. Şahsanem buna çok üzülür. Gönderilen hediyeleri kabul etmez. Annesinin öğütlerini de kabul etmez. Garip, Şahsanem ile sözleşir, yedi yıl geçmeden istenen parayı kazanıp döneceğini söyler. Garip annesi ile vedalaşıp, onu Deli Mahmut’a emanet eder. Kızın babası, Şahvelet ve yakınları Şahsanem’i Garip’ten ayırmak için bin bir entrika çevirirler.

Garip, Halep’e hareket eder. (Türkiye varyantında Garip önce Erzurum’a gelir. Bir kahvede çalıp söylemeye başlar. Fazla para kazanamaz. Kahveciden şairlere, âşı klara itibar edilen, çok para kazanılacak bir yer sorar. Kahveci Tiflis ile Halep’i salık verir. Garip Halep’e gitmek için izin ister. Kahveci ondan Erzurum için bir türkü söylemesini talep eder. Garip, Erzurum için bir türkü okuduktan sonra ayrılır.)

Garip günlerden sonra Halep’e varır. Bir kahvede çalıp okumaya başlar. Bu arada Şahvelet boş durmaz. Güloğlan’ı Garip’i öldürmek için gönderir. Güloğ lan, Garip’in ardınca gider, bulamaz. Yolda rastladığı bir eşeğin kulağını kesip, gömleğini kana bulayarak Garip’in anasına ve Şahvelet’e götürür. Garip’in anasına, onu haramilerin öldürdüğünü; Şahvelet’e ise kendisinin öldürdüğünü söyler. Şahsanem, Garip’in anası ile birlikte yedi yıl ağlayıp yol gözler. Sonunda Şahsanem, Garip’in annesini de ikna ederek Hace Ahmet adlı bir tüccarla, Garip’e, dönmesi için haber gönderirler.

Hace Ahmet, Halep’e gider. (Türkiye varyantlarında Halep’ten önce Erzurum’a uğrar. Şahsanem’in verdiği tas ile mühür yanındad ır. Çok kimseden sorar ancak Garip’i bulamaz.) Halep’te Garip’i bir kahvede bulur. O akşam Halep Paşası onu davet etmiştir. Hace Ahmet de onunla birlikte gider. Paşa meclis kurar. Kendi âşığı ile yarıştırır. Bu arada Garip’in durumunu öğrenir. Âşığı nı yenmesine rağmen ona hem kırk kese altın hem de izin verir. Ayrıca bir de at vererek yolcu eder. Garip Tiflis’e döner. Yolda atı ölür, yaya kalır, çok perişanlık çeker. Kır atlı pirani bir ihtiyar peydahlanır. Onu terkisine alır. Gözünü yumdurup açtırır ve Tiflis’e getirir. Attan iner inmez ihtiyar gözden kaybolur.

Garip, Deli Mahmut’un yanına gelir. Annesi ve kardeşleriyle buluşur. Aynı gün Şahsanem ile Şahvelet’in düğünü yapılmaktadır. Garip, Deli Mahmut’la düğüne gider. Şahvelet ile Güloğlan da oradadı r. Garip sazını çıkarıp çalmaya başlar. Ş ahsanem, Garip’in sesini tanır. Şahvelet de Garip’in sağ olduğunu anlar. Şahvelet Güloğlan’ı öldürmek ister. Deli Mahmut, Şahvelet’in kollarını tutup hançerini göğsüne dayar. Şahvelet, korkusundan Şahsanem’i Garip’e verdiğini söyler. Halk bundan memnun olur. Garip’in kız kardeşini de Şahvelet’e verirler. İki düğün birlikte yapılır.

* * *

Âşı k Garip / Âşı € Ġerib12 hikâyesinin Azerbaycan varyantında Erzurum (Erzrum) adı beş yerde geçmektedir.

Şahsanem’in babası Hace, Garip’i evine davet eder ve Tiflis’in yakın uzak yerlerindeki dostlarını çağırarak bir meclis kurar. Tanışma ve sohbet fasl ından sonra Hace, Garip’ten merak ettiği Erzurum’u tarif etmesini, anlatmasını ister. Hikâyenin bu bölümü şöyledir:

“…bir ġeder şirin söhbetden sonra meclis ġuruldu, Tiflis’in ya{ın uzaġ yérlerinden Ġerib’in meclisine a{ışıb geldiler. ┬ace dédi:

  • Ġerib, mene Erzrum’u te’rif éle, sesin mene ço{ {oş gelib. ┬ace béle déyende Ġerib, görek ne dédi:

Ağalar, erzime bir ġulaġ vérin!13

Dastandır dillerde şanı Erzrum’un.

Dinleyin ağalar te’rif éleyim,

Söylenir cahanda şanı Erzrum’un.

Yéddi i€lim arasında tayı tapılmaz,

Söylener cahanda şanı Erzrum’un.

¾oşdur €ayet onun ab u havası,

Dörd yanından gelir bülbül sedası,

Vardır erenlerin onda duası,

Benzer cennete her yanı Erzrum’un.

Men Ġerib’em gelmişem bu vetende,

Ġeriblik yamandır baş yastığa yétende,

Ya{şı olur €erib bülbül ötende,

Gül gülzardır her bir yanı Erzrum’un.

Bir béle sefalı yér görünmeyib,

Söylenir cahanda sanı Erzrum’un.

Sefalı olur o yérlerin havası,

Çar terefden gelir bülbül sedası.

Ahular yığnağı, laçın yuvası,

Benzer güle her bir yanı Erzrum’un.

Ġerib {oş hal idi gözel vetende,

Ġeriblik yamandı ora yétende,

Eyan olur €erib bülbül ötende,

Gül ü gülzardı mekânı Erzrum’un.”14

Âşık Garip hikâyesi’nin Türkiye varyantlarından “Âşık Garip ile Şah Sanemin Hikâyesi”nde 15 “Erzurum” adı 14 yerde geçmektedir. Erzurum’un ele alındığı kısım şöyledir:

Garip avare neylesin, netsin; böylesine gündüz hayalinde, gece düşünde onunla yat ıp onunla kalkarak gitti de gitti; gide gide gitti; günlerden bir gün Erzrum’a yetti.

Havuzlu Kahve derler bir kahveye postu serip, sazın ı astı. Üç gün, beş gün; gamlı , üzgün durdu bekledi. Baktı ki ne gelir var ne gider. Kahveci akşama kadar sinek avlayıp duruyor; akşamdan sonra da bir mum alıp derdine yanıyor.

Eh… Kahveci kahveci iken üçün, beşin yolunu doğrultamadıktan geri Garip’in eline avucuna ne girecek; cebinden yiye yiye, cebindekini de tüketecek; iyisi mi, şeyda bülbül gibi “bu bağ olmazsa, o bağ olsun” deyip yola düşmeli! Kahveci Garip’in tasını, tarağını topladığını görüp etti:

Hey âşık, şu bizim Erzurum yiğidin harman olduğu yerdir. Kanda bir âşık gelip konsa, eli yeten başını açı p seğirtir ama, koca Erzurum’un hâli yaman bu yıl. Neye mi dedin? Hani, ekin ekmedik, harman savurmadık değil, değil ama nedeceksin, yarısını yel aldı , yarısın ı sel ald ı, başka bir düzen kurup da kış kapısı nı kapayamadık. Adam sen de, kara kış kararıp kalmaz ya dedik, ne gam yedik ne kasvet. Velâkin bulduğumuz umduğumuza uymadı; kar kararıp kaldı; kapıya bacaya çı kamaz olduk; evlerde ne od kaldı ne ocak; ne un kaldı ne bıçak; eh gayrı kırılıp geçecek değiliz ya; ne var ne yok; satıp savdık; ölmeden yitmeden bahara çıktık ama, gel gelelim elimizde, avucumuzda da bir şeycikler

kalmadı ; bu yüzden kimselerin ağzını b ıçak açmıyor; gelip şunda bir kahvemizi içip saz dinleyecek kim var ki… Bu yıl bu yüzden yüzünü güldüremedik amma, dönüşte Allah bir bolluk verirse dadaşın dadaşl ığını o zaman görürsün; bir var ki diline doyamadık, teline doyamadık…” dedikte Garip koca Erzurum’un bu haline dayanamayıp aldı sazı eline bakalım ne dedi; dinleyenler ne dinledi:

Dinleyin ağalar tarif edeyim,

Söylenir cihanda şanın Erzurum.

Yedi iklim dört köşede bulunmaz,

Dillenir dünyada namın Erzurum.

Yiğit olur bu toprağın dadaşı,

İnletir sadası dağ ile taşı,

Çok görmüş, geçirmiş kavga, savaşı,

Serhadlerde akar kanın Erzurum.

Hele gayet hoştur âb ü havası,

Dört yanından gelir bülbül sadası,

Vardır erenlerin sende duası,

Güle benzer her bir yanın Erzurum.

deyip yola revan oldu.16

Bu varyantta “Erzurum” adı son olarak Bezirgân’ın Garip’i aramak için

Erzurum’a geliş sahnesinde geçer. Bu sahne şöyledir:

Uzatmayalım, kervan yola düzüldü, yol alana yol dayanır mı? Gitti, kondu Erzurum’a. Ne durdu ne oturdu. Önüne gelene Garip’i sordu, soruşturdu ve lâkin Garip adı garibine gitti herkesin.; akşamın birinde de, âşıkların çalıp çağırdı ğı bir kahvede geçmişlerinin canı için şerbet dağıttırdı; içenlerin dili bülbül olup şakıdı ama, yine biri çıkıp da ben Garip’im demedi. Bunun üstüne bezirgân ‘Aranızda Âşık Garip derler bir garip varsa Mevlâ aşkına bana bir görünsün’ dedi. Yine kimseden ses çıkmadı ama, kahveci yanına gelip dedi ki:

Bu Garip âşık büyük kıtlıkta buradan geçti, gitti ama, yedi yılı gözüne aldığı için daha dönesi olmadı.’ Kervan yine yola düzüldü…17

Âşık Garip hikâyesi’nin Türkiye varyantlarından “Destan-ı Hikâyet-i Maksud”18 adlı hikâyede ise “Erzurum” adı on yerde geçmektedir. İlk olarak Erzurum’dan, Garip’in Tiflis’ten ayrılıp Erzurum’a gelişinde bahsedilir:

Deli Mehemmed, dedi, “Âşık Garip yoldaşım, Allah selamet versin, Allah seni sevdiğine kavuştursun”, dedikte, Âşı k Garip dedi, “Allahısmarladık” diyup, çekilub gitti. Bir de, gün Ezrum’a gelüb dahil oldu. Ne ise, bir saz peydah idüb kahvenin birine oturdu. Başladı çalub çağırmaya. Bir de baktı ki elli altmış para, günde, geliyor. Ş imdi kendi kendine dedi, “Ben bu yerde kırk kise akçeyi nazaman kazanub da kızı alacağım? Diyub, kahveciye dedi, “Bu taraflarda hiç şaire itibar olunur bir yer bilurmisin?” dedi. “Yoldaşım, Bir Tifliz, bir de Halep şehrini işidürüz”, deyince, Âşık Garib dedi, “Halep şehrine gitsem gerek” diyub, “Ey kahveci Allah ısmarladık” deyince, kahveci dedi, “Bak âşı k, birden bire gitmek olmaz. Bari şu bizim şehri bir methidiver de andan sonra Allah selamet versin”, dedi. Bir de Âşık Garip aldı sazını eline, bakalım ne demiş? Ezrum’a? Yigirmi ikinci beyt budur:

Dinleyin ağa size ta’rif ideyim

Pek beğendim hoş mekânı, Ezrum’un

Yedi iklim çar köşede bulunmaz

Söylenir dillerde şanı Ezrum’un

İgitleri vardır kabut bilişli

Dimişki kolcaklı belleri şişli

Hezaran kalkanlı, eğri kılıçli

Düşmana meydanı vardır Ezrum’un

Sahraya yapılmış, hoşdur hevası

Çevre yanın almış, bülbül sadası

Erenlerin anda vardır duası

Vardur bir Abdurrahman’ı Ezrum’un

Aşkın dolusunu içdim, suyu neylerim

İnub aşkın deryasını boylarım

Ben Âşık Garib’im, ta’rif eylerim

Vardır önünde bir kânı Ezrum’un

Böyle seyleyüb, türkü tamam oldu. Andan kalkub “Allahısmarladık” diyub, heman Haleb’e doğru çeküb gitti.”19

Aynı varyantta, bezirgân, Garip’i ararken Erzurum’a gelir. Onun Erzurum’a gelişi ve Garip’i arayışı hikâyede şöyle yer alır:

Günlerden bir gün bezirgân Ezrum’a geldi. Kân Yaylası’na konub, Kazanlar kaynadub, pilav ve zerde pişurub, Ezrum’un içinde bir dellal çağırttı. Bir de Ezrum’un halkı, işidenler, gelüb pilav ve zerdeden yediler. Bezirgân kızın verdiği tas ile Şah Senem aşkına- diyub, şerbet üleştirdi. Bezirgân baktı ki tasa sahip çıkan yoktur. Bir yüksek yere çıkub “Âşık Garib adlu olan yiğ it, Allah aşkına, ayağa kalksın”, diyu üç defa çağırdı. Baktı ki kalkan yoktur. Bildi ki bunda yoktur. İşte ne ise, kı ssayı uzatmayalım. Bezirgân oradan kalkub Hind’i Yemen’i, Şamı gezüb oğlanı bulamadı. Günlerde bir gün yolu Haleb’e uğradı.”20

Türkiye varyantlarından “Âşık Garip”21, “Mı sır Şehrinde Zuhur İden Âşık Karib”22 gibi bazı varyantlarda Erzurum adı çok az geçmektedir. “Âşı{ Garip”23 gibi bazı varyantlarda ise Erzurum adı hiç yer almamaktadır.

2.2. Kerem ile Aslı (Esli) Hikâyesi:24

Âşık Kerem’in hayatı etrafında XVI. yüzyılda oluşturulmuş ve mutsuz sonla biten bir halk hikâyesidir. Hikâyenin baş kahramanları Türk genci Kerem ile onun sevgilisi Ermeni kızı Aslı’dır. Hikâyenin özeti şöyledir:

Azerbaycan’ ın Gence şehrinde Ziyad adında bir han ve onun Kara Keşiş adlı bir hazinedarı vardı r. İkisinin de çocuğu yoktur. Sohbetlerinin birinde, eğer birimizin oğlu birimizin de kızı olursa birbirleriyle evlendirelim, diye sözleşirler. Ziyad Han’ın bir oğlu olur, adını Mahmut, Kara Keşiş’in de bir kızı olur adını Meryem koyarlar.

On beş yaşına geldiklerinde kızla oğlan birbirlerini sever. Adlarını değiştirirler. Kız onu Kerem, oğlan da onu Aslı diye çağırır.

Oğlu Kerem’in Aslı’yı sevdiğ ini öğrenen Ziyad Han, Kara Keşiş’ten kızını oğluna ister. Kara Keşiş, Ermeni olduğunu, kızını bir Türk’e, Müslüman’a vermesinin doğru olamayacağ ını ileri sürerek kızını vermek istemez. Ziyad Han bunda beis görmez ısrar eder. Kara Keşiş, Ziyad Hanın kararlılığını görünce bir gece evini toparlayıp Aslı’yı ve karısını de yanına alarak Gence’den göçer.

Aslı’nın aşk ına dayanamayan Kerem lalası (mürebbi) Sofu ile Aslı’yı aramaya çıkarlar. Tiflis’e doğru gittiğini öğrenir, Tiflis’e varırlar. Kars’a, Erzurum’a gittiğini öğrenirler, Kars’a giderler. Oradan, Oltu’ya, Ardahan’a, Beyazıt’a, Van’a, Kayseri’ye derken Erzurum’a giderler. Kerem önüne çıkan her şeyden, kurttan, kuştan, dağdan, dereden, çeşmeden, gelinden, kızdan Aslı’yı sorar. Onlar da durumu söyler, yol gösterirler.

Kerem perişan bir hâlde ikinci kez Kayseri’ye gittiğinde bir bağda Aslı’yı kızların arasında görür. Kerem perişan hâldedir. Kızla görüşür, evlerini öğrenir. Aslı’nın anası dişçilik yapmaktadır. Kerem Aslı’yı görmek için gidip ona dişlerini çektirir. Kerem’i tanıyan kadın durumu kocasına söyler. Keşiş ailesi Kayseri’yi terk eder. Kerem ile Sofu onun Halep’e gittiğini öğrenirler. Halep’e giderler. Halep Paşası durumu öğrenir. İki gencin evlendirilmesini ister. Keşiş yakasını kurtaramayacağın ı anlayınca düğün gecesi sihir yapar. Kı zın kaftanı nın dü ğmeleri çözülmez. Sihir yapıldığını anlayan Kerem çok üzülür. Kahrı ndan bir ah çeker ve alev alır, Aslı söndüremez, yanıp kül olur. Aslı günlerce başında ağladıktan sonra saçını süpürge yapıp Kerem’in dağı lan küllerini toplayayım derken, küllerin arasında kalan közden saçları tutuşur o da yanar kül olur ve Kerem’e kavuşur. Paşa, Keşiş ve eşini ölümle cezalandırır.

* * *

Kerem ile Aslı (Esli ve Kerem / Esli – Kerem)25 hikâyesinin Azerbaycan varyantlarında Erzurum (Erzrum) adı 14 yerde geçmektedir.

Gence’den kaçan Kara Keşiş, hikâyede, Erzurum’dan önce ve sonra bir çok yerleşim yerinden geçmesine rağ men, daha hikâyenin başında onun Gence-Erzurum yönüne gideceği ifade edilir. Kara Keşiş ve ailesinin Gence’den ayrılışı şöyle anlatılır:

Kéşiş géceni araya salıb, köç külfetini yı ğışdırdı, Erzrum’a yola düşdü. Yazıġ Esli ne ġeder vurnu{dusa, 26 ne Kéşiş’in ġor{usundan dad feryâd éleye bildi, ne de Kerem’e {eber çatdıra bildi.”27

Bu hikâyede Erzurum ad ı, ikinci defa, Kerem, Beyazıt’a giderken yolda gördüğü kekliklerden Aslı’yı sorma maksadıyla okuduğu türküde geçer. Türkünün ilgili hanesi şöyledir:

Géce gündüz kesmez gözümün yaşı,

Saldı ġanlı felek başıma daşı,

Erzrum dağında kéçirdim ġışı,

A{ır çölden çöle saldı derd meni.”28

Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde, Van’da Aslı’yı arayan Kerem, Aslı’nın Ardahan’a götürüldüğünü öğrenir. O, tekrar Ardahan’ın yolunu tutar. Ardahan civarında karşısına çıkan ceylandan Aslı’yı sorar. Karşılı klı deyişmede, Erzurum adı birkaç kez anılır. Ceylan “Erzurum’a vardı zalım Keşiş’de” diyerek ona gideceği yönü gösterir:

Kerem:

Kerem déyer: Kime déyim derdimi?

Séyrağıblar ġonça gülü derdi mi?

Varsam Erzrum’a görrem Esli’mi,

Yo{sa Kéşiş alıb, yéne ġaçdı mı?

Céyran:

Mövla’m sene kömek olsun bu işde,

Céyran déyer: Çap29 semendin30 yérişde,

Erzrum’a vardı zalım Kéşiş de,

¾eber vérdim ġismet sene tuş ola.”31

Hikâyede “Erzurum”dan bahsedildiği en önemli kısım ise Kerem ile Sofu’nun “Erzurum’un Gediğ i”nde tipiye tutulmalarını n anlatıldığı sahnedir. Nice yerler dolaştıktan sonra Erzurum’a gelen Kerem ile Sofu, Erzurum’un girişindeki gedikte, şimdiki anlatımı ile Deve Boynu’nda (Bazı varyantlarda Laleli Dağ ı’nda) tipiye tutulurlar. Gediği aşıp, Erzurum’a ulaşmak isterler. Boran, kar bunlara yol vermez. Sofu, çok korkar. Dağın yol vermesi için, Kerem’den ona bir türkü okumasını rica eder. Kerem sazı alır Erzurum dağına şu türküyü okur:

Erzrum’un gediyine varanda,

Onda gördüm burum burum ġar gelir.

Lele dédi gel bu yoldan ġayıdaġ,

Dédim dönmek namusuma ar gelir.

Ezelden mayılam32 o ala göze,

Darıyıb zülfünü töküb gül üze,

¾ocalar yük tutub çı{dılar düze

Éle bildim kârvan ile yâr gelir.

Kerem’em, ġürbete saldım yolumu,

Terk éledim namusumu, arımı,

Boran, alma elden nazlı yârımı,

Gén33 dünya başıma yéne dar gelir.”34

Kerem’in sözleri tipiye tesir etmez. Boran gittikçe etkisini artırır. Duman kar etrafı sarar. Kerem tekrar sazı alır, bir türkü daha okur:

Erzrum’un gediyine varanda.

Onda dédim, ġedir Mövla’m, aman, héy!

Her terefden çovğun, boran, bad eser,

Tutmuş her yanımı çiskin, duman héy!

Kerem déyer: Éşġ ġazanın ġaynadan,

Géniş ovalarda köhlen35 oynadan,

Feryad édib, ço{ analar ağladan,

Men ağlayım yana yana, aman héy!”36

Ne boran, kar diner ne de Erzurum dağı yol verir. Kerem, eceli gözünün önünde hisseder. Erzurum dağına bir türkü daha okur:

Bu dünyada üçce şéyden ġor{um var:

Bir ayrılıġ, bir yo{sulluġ, bir ölüm!

Héç birinden esla könlüm, şâd déyil,

Bir ayrılıġ, bir yo{suluġ, bir ölüm!

Kerem yâr yolunda canından kéçdi,

Ġürbet élde ecel bâdesin içdi,

Gül bağından bülbül ġürbete uçdu,

Bir ayrılıġ, bir yo{sulluġ, bir ölüm!”37

Hava yine açılmayınca Sofu, ölmekten, kurda, kuşa yem olmaktan korkarak ağlar. Kerem’i vazgeçirmek ister. Kerem’in kararlı olduğunu, tek başına da olsa gideceğini görünce, Kerem’in sazını alıp, Erzurum dağı’na bir türkü de o söyler:

Erzrum’un gediyine varanda,

Onda gördüm burum burum ġar gelir.

Dédim: Kerem gel bu yoldan ġayıdaġ,

Gördüm {an oğludu, ona ar gelir.

Duman çiskin her terefi bürüyüb,

Bedenimde çismi canım eriyib,

Dédim: Kerem, kim bu yolda yarıyıb38?

Gördüm {an oğluna dünya dar gelir.

Men Sofi’yem, néylemişem, néylerem…

Derd elinden ġara bağrım téylerem39,

Loğman yo{du, derdim kime söylerem?

Hayıf, terlan40 oylağına41 sar42 gelir.43

Sofi zor bela sözünü bitirir. Gidecek hâli kalmamıştır. Erzurum da ğının ve tipinin inadı devam etmektedir. Kerem Sofu’yu bir kayanı n dibine oturtur. Heybeyi falan üzerine örter, kendisi tekrar sazı alıp bu defa Erzurum dağını, beddua ile tehdit etmeye çalışır:

Erzrum’un alçaġ uca dağları,

Yaşılbaş sonalar uçsun gölünden.

Ağzım açıb sene ġarğış éylerem,

Ġebul olsun her ne çı{ar dilimden.

Duman, çiskin héç başacan gétmesin!

Ağır éller eteyini tutmasın!

Yaz olanda gül çiçeyin bitmesin!

Héç gözeller iylemesin44 gülünden!

Düşmen oldun, düşmenliyin, bildirdin,

Bais olub45 sen Sofi’ni öldürdün,

Kerem déyer: Göz yaşımı sildirdin,

Aşdı Ġara Kéşiş ġarlı bélinden.”46

Kerem sözünü bitirir bitirmez hava açılır, Sofu’nun dizine takat gelir, kalkıp yürürler ve Erzurum’a ulaşırlar.

Erzurum’da Aslı’yı bulamazlar. Erzurum’dan çıkınca önlerine üç yol ayrımı gelir. Hangi yola gideceklerini bilemezler. Kerem sazı alır bir Türkü okur. Erzurum adı son olarak bu türküde geçer:

Erzrum’nan çı{dım, üç oldu yolum,

Men bu yolun hankısına gédeyim?

Géce gündüz çağıraram Yaradan,

Men bu yolun hankısına gédeyim?”47

Kerem ile Aslı hikâyesinin İran Türkleri tarafı ndan yayımlanan “Esli ve Kerem”48 adlı varyantında da “Erzurum” özgün yerini almaktadır.

İsfahan’dan kalkan Kerem ile Sofu, Sultandağı, Hoy, Şuşa, Revan, Acur, Çıldır, Ahıska, Sekri, Ardahan, Tiflis, Kars, Oltu, Narman, Beyazı t, Ürgüp, Van, Tiflis, Çanlıkilise, Hasankale, Uzunahmet gibi yerleri dolaşarak Aslı ’yı araya araya Erzurum’a gelir. Erzurum’a yaklaştığında Laleli Dağı yol vermez.

Alçaġlı ucalı Erzrum dağı,

Esli ¾anım köç éylemiş élinden,

Ağzım açım indi sene ġarğayım,

Ġebul olsun her ne çı{sa dilimden.

arğayıram, senin ġarın gétmesin!

Süsenin, sümbülün, gülün bitmesin!

Bu dünyada elin ele yétmesin!

ara Melik iylemesin (koklamasın) gülünden!

Men Kerem’em, ahu kimi melerem,

Ahım ile dağı daşı delerem,

Gören Eslim üzün haçan görerem?

Bir de aşam ġarlı dağlar bélinden!

İmdatlarına Hızır yetişir. Hızır, onları atının terkine alarak Erzurum’a getirir. Sofu, Erzurum’da Aslı’yı Cafer Ağa Hamamı ’ndan çı kan kad ınlar arasında görür. Fakat görü şemez. Kara Keşiş durumu öğrenir. Hemen Erzurum’dan ayrılır. Kerem ile Sofu da onları takip eder. Erzurum’dan çıkışlarında üç yol ayrımına gelirler. Gidecekleri yolu bulmaları için bir türkü okur. Bu türküde de Erzurum’dan bahseder:

Erzrum’nan çı{dım, üç oldu yolum,

Men bu yolun hangisine gédeyim?

Çağırıram gece gündüz Yaradan,

Men bu yolun hangisine gédeyim!!”49

Kerem ile Aslı hikâyesinin İran Türkleri arasında anlatılan sözlü varyantlarında da Erzurum önemli yer teşkil etmektedir. Urmiyeli Ermeni Âşık Ohannes Yusufî’den derlediğim Kerem ile Aslı hikâyesinde de Erzurum yer almaktadır. Kerem ile Sofu’nun Erzurum’un gediğine varış sahnesi şöyle anlatılıyor.

Kerem ile Sofu, Erzurum’un gediğine varırlar. Geldikleri tarafta hava açık olmasına rağmen burada tipi vardır. Bunlar tipiye tutulurlar. Çok zorlukla kurtulurlar. Erzurum’a ulaşırlar. Erzurum’da hava iyidir. Kerem Erzurum’un gediğindeki durumu şöyle dile getirir:

Erzurum’un gediğinde varanda,

Onda gördüm birem birem ġar gelir,

Lelem dédi gel bu yoldan ġayıda{,

Dédi: Ziyad ¾an oğluyam, mene ar gelir.

éyterib kervanımı Hint’den éyledi

Çéşmeni ġurudub bentden éyledi,

Alagöz Kerem’i yoldan éyledi,

Üzü dönmüş o bîvefa vay lele.

Kerem diyer {iyala doldum,

ızlar sizi gördüm {ureman oldum,

Eger babam {eber alsa Kerem nécoldu,

Déyin ġurbet élde öldü vay lele.”50

Bu hikâyenin Türkiye varyantları ndan en önemlisi olan ve Eflatun Cem Güney’in yayımlamış olduğu “Kerem ile Aslı” 51 adlı hikâyede Kerem ile Aslı’nın Erzurum macerası şöyle anlatılır:

Az gittiler, uz gittiler; gözlerinden kıvılcımlar dökerek, “Gümüşlü Günbedi” geçip “Hadımpınarından” içerek dere tepe düz gittiler. Derken “Lâleli dağı”nda öyle bir tipiye tutuldular öyle bir tipiye tutuldular ki, nasıl söyleyeyim, kitapların yazdı ğı Tufan mı, ne ama, bu Allah’ın dağında ne Nuh Nebi var, ne de Nuh’un gemisi gibi bir gemi… Kanatlanıp uçacak değiller ya, ne yapsınlar; güç bela bir mağara bulup başlarını soktular ya… Sofu tipiye baktı:

Gayri vademiz yetti; bu mağarada kalacak ölümüz bizim! Diye inledi.

Kerem de Sofu’ya baktı:

Demek kavuşmamız mahşere kaldı; ahrette açacak gülümüz bizim!” diye inledi ve sonra aldı sazı eline, bakalım daha ne dedi:

Lâleli dağında yolum azdırdım,

Çağırırım Kadir Mevlâ aman hey.

Bir yanımda yağmur yağar, kar serper,

Bir yanımda yüce dağlar duman hey.

Eğilir, dağların başı eğilir,

Derdim artar yaralarım yeniler,

Gözüm görmez kulaklarım çınılar,

Kadir Mevlâm benim halim yaman hey.

Kurtlar kuşlar yığılırsa başıma,

Bakar mı gözümden akan yaşıma,

Zalim felek ağu kattı aşıma,

Nerde görem yâr yüzünü güman hey.

Âşık odur kendi kendin kaynata,

Yiğit odur meydanda baş oynata,

Kerem eder ölüm haktır dünyada,

Ahirette karşı gelsin iman hey.

Deyip de öyle bir ah etti ki Kerem, kar yerine kor yağıyormuş gibi buram buram terlemeye başlad ı kayalar… Bir de nerde var nerde yok bir derviş peyda olup mağaranın önünde:

Erenler ne diye kırk öksüzle bir mağarada kalmış gibi ah ü vah ediyorsunuz; atlarınız donup kaldıysa gelin, götüreyim gideceğiniz yere…”

Deyip ikisini de terkisine aldı ve:

Ha bakın; atım deli mi dedin delidir; yumun gözünüzü!” dedi; yumdular gözlerini… Sonra “Açın gözünüzü!” dedi, açtı lar gözlerini, gördüler ki, ne görsünler, “Erzurum kalesi”nin dibinde, kale gibi bir konağın önündeler! Hemen eline eteğine yapışacak oldular ya, meğer Hızır değil mi imiş o devletli! Bir göz yumup açıncaya dek sır olmuş…”52

Kerem ve Sofu, Hızır’ı kaçırdıklarına hayli hayıflandıktan sonra konağa girerler, konak sahipleri hasta yatmaktadır, onlara deva derman yapıp iyileştirirler. Bu defa Kerem hastalanır. Kırk gün yatar. Kırk gün sonra iyileşir. Âşıklar kahvesi olan “Çalık Paşa” kahvesine giderler. Kerem saz çalıp söyler. Kerem’in derdini anlayan Erzurum halkı onları bırakmaz, konuk ederler. Kerem Erzurum’da dolaşırken “Cafer Ağa Hamamı”nın karşısında hamamdan çıkan kadınlar arasında Aslı’yı görür. Hemen saza sarılıp ona şu türküyü okur:

Salına salına çıktı hamamdan,

Hey ağalar giden yavru benimdir.

Öğüt almış hem atadan, anadan,

Hey ağalar giden yavru benimdir.

Gâh ağlatır beni gâhi güldürür,

Gâhi yerde güzelliğin bildirir,

Kerem eder bu derd beni öldürür,

Hey ağalar giden yavru benimdir.”53

Kerem türküyü bitirip başını kaldırır, kadınlar ortalıkta yoktur. Aslıyı yine kaybeder. Şehirde çalmadığı kapı bı rakmaz. Ertesi gün akşam Mumcu mahallesine gelir, bir çocuk Aslı’nın bir Keşiş’in yanında, dün akşam, Erzurum’dan ayrıldığını söyler. Kerem “Vay yandım!” diyerek yollara düşer.

Türkiye varyantlarından “Hikâye-i Keremhan”54 adlı ve 1266 tarihli rik’a nüshasında Kerem ile Sofu Erzurum’un girişinde tipiye tutulurlar. Burada bir türkü söyleyerek Allah’tan yardım diler:

Hey Allah’ım Erzurum’un dağında,

Çağırırem kadir Mevlâm aman hey

Bir yanımdan yağmur yağar kar serper

Bir yanımdan yolum bağlı duman hey

Böyle .. felek seninle bezerim

Görmez oldu dağı taşı nazarım

Dağ başında kazılmıştır mezerim

Gayri Kerem Han’ın hali yaman hey”55

Kerem ile Sofi’yi bir kervancı Kerem bir handa yatmaktadır. Durumu ecelden mühlet ister:

kurtarıp hasta olarak Erzurum’a getirir.

ağırlaşır, Aslı’ya kavuşmayı ummaktadır,

Bir han köşesinde kalmışım hasta,

Gözlerim kapıda kulağım seste,

Kendim gurbet elde gönül sılada,

Gelme ecel gelme üç gün ara ver.

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Erzurum dağları duman dildedir,

Başım yastıkdadır gözüm yoldadır,

Aslı hayın yârdır adam aldadır,

Gelme ecel gelme üç gün ara ver.

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Erzurum dağları kardır geçilmez,

Her adama gizli sırlar açılmaz,

Ayrılık şerbeti zehir içilmez,

Gelme ecel gelme üç gün ara ver.

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Felek sen mi kaldın bana gülecek,

Akıttım göz yaşım kimler silecek,

Dediler Kerem’e Aslı’n gelecek,

Gelme ecel gelme üç gün ara ver,

Al benim sevdamı götür yâre ver.”56

İyileştikten sonra Erzurum’da Aslı’yı aramaya devam eder. Bir meyhanede gördüğü güzeller karşısında Aslı’ya olan hasretini dile getirir:

Erzurum’da meyhaneler kurulmuş,

Hep güzeller bir araya derilmiş,

Altın taslar ile kadeh verilmiş,

İçin kızlar içenler aşk olsun.”57

Kerem Erzurum Ovası’na iner. Gökte uçan turnalara hâlini söyler:

Şükür Erzurum’dan indim ovaya,

Benden yâre selâm edin turnalar.

Kemah Dedeleri dursun duaya,

Benden yâre selâm edin turnalar.

Görmedim Erzurum’un yazını,

Tekmil ettim sohbetimi sazımı,

Arzuladım Erzincan’ın düzünü,

Benden yâre selâm edin turnalar.”58

Kerem, Murat suyundaki balıklara Aslı’yı sorar. Balıklar dile gelip

Aslı’nın Kayseri’ye gittiğini söylerler:

Şahit olun gök yüzünde melekler

Hak yanında kabul oldu dilekler

Dile geldi deryadaki semekler

Niçin zalim Aslı dine gelmiyor?”59

Kerem, Erzurum’dan ayrılır…

Türkiye varyantlarından başka bir “Âşık Kerem Hikâyesi”nde60 Erzurum adı 10 yerde geçmektedir. En önemli sahne Kerem ile Sofu’nun Erzurum’a geliş sahnesidir. Bu sahne şöyle anlatılır:

Pasin Ovası’ndan mürûr-ı beg… Erzurum’a bir buçuk saat kala şehre yetişemeyüp, kış duman kaplayup kendülerini şaşı rup bir kayaya arkalarını virüp feryad ve efgan itmeğe başladılar. Hak Sübhan Hazretleri anların gözlerinin

yaşları na merhameten bir mağara gösterüp soğuk kışda ol mağarada sığınup bîçâre kerem aldı sazı, bakalım ne dimişdir:

Ay karanlık sökemedim yolumı,

Soğuk almış ayağımı, elimi,

Ben kendime lâyık gördüm ölümi,

Ahiretde karşu gelsün iman hey!..”61

Kerem, türküyü bitirdiğinde bir atlı mağaranın önünde peydahlanır. Onları atın terkisine alıp Erzurum’a götürür. O gece misafir eder. Ertesi gün onları bir âşıklar kahvesine götürür. Burada çalıp söylerler. Kahveci, Kerem’i kahvesine ortak eder. Kerem Erzurum’da dolaşırken Cafer Efendi Hamamı’ndan çıkan kadınlar arasında Aslı’yı görür. Ona bir türkü okur. Aslı saklanır. Tekrar Aslı ’yı kaybeder. Ertesi gün Aslı’y ı ararlar. Ancak birisi “Bir yabancı keşiş ve bir karı ve bir kız dünkü gün saat beş mahalleri Harmancı Mahallesi’nden kalkup yaylalara doğru gittiler.” 62 der. Bunun üzerine Kerem ile Sofu, onların ardınca yola koyulurlar.

Türkiye varyantlarından bir diğer “Kerem’in Erzurum Macerası” 63 adlı hikâyede Erzurum, 4 kez geçmektedir. Kerem’in Erzurum’un gediğinde tipiye tutulduğundan, burada bir türkü okuduğundan, hayli zorlukla Erzurum’a vardığından ve Erzurum’a girişte karşılaştığı kızlara bir türkü okuduğundan bahsediliyor.

Kerem ile Aslı hikâyesinin Türkiye varyantlarından biri olan ve Saim Sakaoğlu ile arkadaşları tarafından Erzurumlu Meddah Behcet Mahir’den derlenmiş “Kerem ile Asıl” hikâyesine gelince, bu derleme yanlışlarla dolu, çok derme çatma anlatılmış bir varyanttır. Hikâyenin bu varyantında Erzurum’la ilgili hiçbir şey yoktur.64

2.3. Köroğlu’nun Erzurum Seferi:65

Azerbaycan ve İran Türkleri başta olmak üzere Ermenistan, Gürcistan ve Türkmenistan’da çok yaygın olarak bilinen, Anadolu’da ise pek fazla bilinmeyen

bir halk hikâyesidir. Aşk ve kahramanlık konularını birlikte işleyen bu halk hikâyesinin kahramanları Köro ğlu, Demircioğlu, Telli Hanım, Âşık Cünun ve Cafer Paşa’dır. Hikâyenin özeti şöyledir:

Erzurum’un paşası Cafer Paşa’nın Âşık Cünun adında bir üstat âşığı ve Kara Pehlivan adında kudretli bir pehlivanı vardır. İmaretinin önünde iki meydan kurdurmuştur. Biri pehlivanlar, diğeri âşıklar meydanı. Âşıklar meydanın ın reisi Âşık Cünun, pehlivanlar meydanının ise Kara Pehlivan’dır. Cafer Paşa, bayramlarda, şenliklerde bu meydanları bezedir, uzaktan yakından gelen âşıkları, pehlivanları yarı ştırır. Defalarca yapılan yarışlarda ne Âşık Cünun ne de Kara Pehlivan yenilir.

Âşık Cünun ününü duyduğu Köroğ lu’yu görmek arzusundadır. Ancak Köroğlu, Pa şanın hasmı hatta düşmanı olduğu için onun korkusundan Çamlıbel’e 66 gidememektedir. Aynı zamanda ¾odkar (Hükümdar) Köroğlu’yu yakalayana veya onu öldürene büyük ödül vereceğini ilan etmiştir. Âşı k Cünun her şeyi göze alarak bir sabah, erzak torbasını beline bağlayıp, sazını omzuna asıp gizlice Çamlıbel’e revan olur. Âşık Cünun’u Köroğlu muhabbetle karşılar, on beş gün ağırladıktan sonra yolcu eder. Nigar Hanım da ona bir at hediye eder. Âşık Cünun Erzurum’a döner. Onun Çamlıbel’e gidip geldiği duyulur. Cafer Paşa’n ın kı z kardeşi Telli Hanı m, onu cağırıp merak ettiğ i Köroğlu hakkında ondan bilgi alır. Cafer Paşa onu bizzat kendisi aramaktadır. Onu kız kardeşi ile konuşurken yakalar ve hapse koydurur. Telli Hanım, Köroğlu kılığına girip Âşık Cünun’u hapishaneden kaçırır. Birkaç gün evinde saklar. Sonra ata bindirip Çamlıbel’e gönderir. Köroğlu, Cünun’un başından geçenleri dinler. Kendisinin adına Âşık Cünun’u hapishaneden kaçırdığı için Telli Hanım’ın yiğitliğine hayran kalır. Âşık’tan Telli Hanım’ ı tarif etmesini ister. Âşık, Telli Hanım’ı “Köroğlu”ya benzeterek över. Nigar Hanım, Köroğlu’dan Telli Hanım’ı Cafer Paşa’nı n zulmünden kurtarmasını ister. Köroğlu da aynı düşüncededir. Köroğlu delileri başına toplar. Onlara Telli Han ım’ı kimin gidip getirebileceğini sorar. Demirci oğlu, bir türkü ile Erzurum’a gidebileceğini ve onu getirebileceğini söyler. Köroğlu, Demircioğlu’nun başının üzerine bir elma ve elmanın üzerine yüzük koyarak kırk tane oku yüzüğün halkasından geçirerek Demircioğlu’nun korkusuzluğunu sınar. Sı navdan başarı ile çıkan Demircioğlu hazırlık yapar. Köroğlu Erzurum’u ona bir türküyle anlatır. İkinci bir türküyle de nasıl savaşması gerektiğini öğütler. Demircioğlu silahlanıp yola çıkar. Çetin bir yolculuktan sonra Erzurum’a varır. Kervansarayı ararken yolu güreş meydanına çıkar. Güreş hazırlığı yapılmaktadır. Cafer Paşa ve Telli Hanım da meydanda yerlerini alırlar. Arabistan’dan gelen bir pehlivan ile Cafer Paşa’nın Kara

Pehlivan’ı güreşir. Kara Pehlivan onu yener. Demircioğlu atını meydana sürüp, meydan okur. Kara Pehlivan ile güreşip onu yener. Cafer Paşa onu tanımak ister. Kendisini Paşa’ya tanıtır. Bu arada çevik bir hareketle Telli Hanım’ı atının terkisine alıp kaçar. Ardınca Cafer Paşa’nın ordusunun geldiğini ve yaklaştığını görünce Telli Han ım’ı bir mağaraya saklar ve mağaranın ağzını taşla kapatır. Kendisi de etrafını saran Cafer Paşa’nı n askerleri ile savaşır. Üzerine bîhuşdarı67 serperek uyuturlar. Bu defa onun atı, üç gün Demircioğlu’na kimseyi yaklaştırmaz. Yılkı getirerek atı da tesirsiz hale getirirler ve Demircioğlu’yu yakalayıp götürürler. Cafer Paşa bir taraftan Telli Hanım’ın yerini öğrenmek için ona işkence yaptı rır, bir taraftan da ona ne muamele yapması gerektiğini bir yazı ile hükümdârdan sorar. Asılması emri gelir. Pehlivan Meydanı’nda halkı toplar. Demircioğlu’nu üstten gelen emir gereği astıracaktı r. Pehlivan meydanında topraktan bir tepe yaptırıp adını da Çaml ıbel koyar. Bu arada Köroğlu rüyasında Demircioğlu’nun yakalandığı nı görmüş. Delileriyle birlikte Erzurum’a gelmiştir. Köro ğlu âşık elbiseleri giyip, meydana yönelir. Nara attığında delilerin meydana girip saldırmalarını tembihler. Cafer Paşa, elinde sazı ile Köroğlu”yu görür. Yanına çağırır. Âşıktan, Demircioğlu’yu tanıyıp tanımadığı nı sorar, Köroğlu bir türkü ile kendini tanıtır. Demircioğlu, Köroğlu’yu tanır. Cafer Paşa onların hareketlerinden şüphelenir. Köroğlu bir nara çeker, deliler hep birden saldı rırlar, Cafer Paş a’yı yakalarlar, askerlerin bir kısmını öldürürler. Demircioğlu, Telli Hanım’ ın yerini Köroğ lu’ya söyler, onu getirirler. Telli Hanım, Köroğlu’ndan kardeşi Cafer Paşa’yı bağışlamasını diler. Köroğlu onu bağışlar. Paşa’nın tahtırevanına Telli Hanım ile Demircioğlu’yu bindirip hep birlikte Çamlıbel’e hareket ederler. Nigâr Hanım onları karşılar. Demircioğlu’nun yaralı olduğunu görür ağlar. Köroğlu onu teselli eder. Köroğlu, Kimyager Derviş adlı dostunu çağırı r. Derviş, Demircioğlu’yu tedavi eder. K ısa sürede iyileşir. Nigâr Hanım’ın isteği ile büyük bir meclis kurup büyük bir düğün yaparak Telli Hanım ile Demircioğlu evlendirilir.

* * *

Azerbaycan ve İran Türkleri arasında sözlü ve yazılı edebiyatta layık olduğu yeri bulan ve mekân olarak Erzurum’u alan “Köroğlu’nun Erzurum Seferi” adlı hikâyenin benzer varyantına Anadolu yazılı Türk halk hikâyeleri arasında ve sözlü âşıklık geleneğinde rastlanamadı. Halk hikâyeciliğinin canlı olarak yaşadı ğı muhitlerin ilk sıralarında yer alan Erzurum’dan derlenen Köroğlu ile ilgili halk hikâyeleri68 arasında da yer almamaktadır.

Köroğlu’nun Erzurum Seferi” adlı hikâyede, olayların büyük ekseriyetinin geçtiği Erzurum ile ilgili çok ilgi çekici bilgiler verilmektedir. Hikâyenin girişinde Erzurum’un sosyal ve kültürel hayatı ayrıntılarıyla anlatılmaktadır:

Erzurumlu Cefer Paşa’nı n Cünun adında bir âşığı var idi. Cünun ço{ dövranlar sürmüş, ço{ meclisler görmüş bir üstad idi. Ço{ özünden dem vuran âşı€ların sazını elinden alıb yola salmışdı, ço{ cavanları da öyredib, eline saz vérib âşı€ élemişdi.

Cefer Paşa’nın imaretinin €abağında bir pehlivan méydanı var idi. Pehlivan méydanı Ġara Pehlivan’ın, âşı€ méydanı Âşı€ Cünun’un idi. Cefer Paşa bayram günlerinde méydanları bezederdi. Uza €dan, ya{ından gelen pehlivanlar, âşı€lar burada öz güclerini sınardılar. Cefer Paşa béle bir €anun €oymuşdu: Méydanlarda basılan yüz tümen vérer, basan yüz tümen alardı. Amma sen gel ki, bu néçe il rûzigâr hele bu méydanlarda ne Ġara Pehlivan basılmışdı, ne de Âşı€ Cünun. Pehlivan méydanında Ġara Pehlivan ne €eder €ol €abırğa sı ndırmışdısa, âşı€ méydanında da Âşı€ Cünun bir o €eder âşığın sazını elinden alıb, dilini, ağzını bağlamışdı.”69

Erzurum’dan bahsedilen başka önemli bir bölüm de, Köroğlu’nun “Telli Hanım’ı Erzurum’dan kim gidip getirebilir?” talebine Demircioğlu’nun göreve hazır olduğunu beyan ettiği bölümdür:

Götürüb bélime €ılınc bağlayıb,

İzin vérsen, Erzurum’a géderem.

Yağı düşmen €ezebinden €or{maram,

İzin vérsen, Erzurum’a géderem.

A{tararam düşmenleri séçerem,

Başlarını yarpız kimi biçerem,

Merd yolunda başdan candan kéçerem,

İzin vérsen, Erzurum’a géderem.

Demirçioğlu, a{ıtsalar €anımı,

Ġoç igide €urban dédim canımı,

Alıb getirerem Télli ¾anım’ı,

İzin vérsen, Erzurum’a géderem.”70

Hikâyede, Erzurum’dan bahsedilen diğer önemli bir bölüm ise Köroğlu’nun Demircioğlu’nu silahlandırıp Erzurum’a yolcu ederken Erzurum’u tarif ettiği bölümdür:

Demirçioğlu, Erzrum’a gédirsen,

Erzrum dédiyin göle nisbetdir.

Ço{ yara€71 götürmek başa beladı,

Ġılınc hamayıldı, béle nisbetdir.

Söylediğim sözlerim éyle dilezber,

Şirin nesihetim €ıl sinedefter:

İgide lazımdı gürz, €al{an, şéşber,

Cida bir buynuzlu kele72 nisbetdir.

Köroğlu tek düşmanları seslemek,

Hay déyende yağı üste €esd démek,

Arpa vérib candan eziz beslemek,

Ereb at dédiyin yéle nisbetdir.”73

Hikâyede Erzurum ve Erzurumlulardan bahsedilen bir sahne de Köroğlu’nun Demircioğ lu’nu Erzurum’a yolcu ederken Erzurum’da nasıl hareket etmesi, nasıl dövüşmesi gerektiğini öğütlediği bölümdür:

“… Köroğlu Dédi:

– Oğlum, atların hansını minmek isteyirsen, gét min!

Demirçioğlu gétdi, tövleden Ereb atı çekdi, yeherledi, delilerle, Ni€ar {anımla, âşı€ Cünun’la salamatlaşıb74 atı mindi, Köroğlu’nun €abağına75 gétdi.

Köroğlu dédi:

– Oğul, indi €ula€ as76, sene a{ır sölerimi déyim. Aldı Köroğlu görek ne

dédi:

Erzurum’un bazarına varanda

Me€amda düşmanı atmağın gerek.77

Gördün ki, metlebin başa varmadı,

Ereb at yalına yatmağın gerek.

İgid gerek méydan aça, düz dura,

Düşman €abağında bığını bura,

Aya€ların üzengiye berk vura,

Şéşperi şéşpere çatmağın gerek.

İgid olan néyler ellini yüzü,

Nâmerdin davada dörd olar gözü,

Budu Köroğlu’nun, oğul, bil, sözü,

O Télli {anımı tapmağın gerek.

Ele ki söz tamam oldu, Demirçioğlu Köroğlu ile de halal hümmet éleyib78, Erzrum’a teref yol başladı…”79

Hikâyede Demircioğlu’nun Erzurum’a ilk girişinin ve Erzurum’da gördüklerinin anlatıldığı sahne de önemli bölümlerden birisidir:

(Demirçioğlu) Gün eyilene bir az €almış özünü Erzrum’a yétirdi. Ba{dı ki şeherin küçelerinde80 héç adam görünmür. Éle bil ki, şeher yérinden köçüb. Küçelerde geze geze bir adam a{darırdı ki kârvansaranı soruşsun, bir de gelib bir méydana çı{dı. Ba{dı ki şeherin bütün adamı buradadı. Vallah burada o €eder adam var ki iyne atsan yére düşmez. Ata bir mehmiz vurub adamlara ya{ınlaşdı. Üzengiye €al{ıb ba{dı ki, adamlar oturan oturub, dayanan dayanıb, ortalı€da da süpürgeçiler méydanı sulayıb, süpürüb seli€eye salırlar81.

Bir €oca kişiden soruşdu ki:

– Emi, burada ne var, camaat niye yığılıb?

Ġoca bir altdan yu{arı Demirçioğlu’ya ba{ıb dédi:

  • Görünür ki €eribsen. Demirçioğlu dédi:
  • Beli, €eribem. Uza€ yérden gelenem. Ġoca dédi:
  • Bu Cefer Paşa’nın pehlivan méydanıdı, bala! Özüne güvenen pehlivanlar aradabir gelib bu méydanda paşanın pehlivanları ile güleşirler. İndi Erebistan’dan bir teze pehlivan gelib, bu gün ╛ara Pehlivan’la güleşecek; odur ki, camaat tamaşaya yığılıb.

Demirçioğlu ba{dı ki, méydanın başında iki dene ta{t €urulub, etrafında da yara€lı yasa€lı pehlivanlar kéşik çekirler. Amma ta{tlardan birinin €abağına ipek perde çekilib.

Ġocadan soruşdu:

  • Bes o ta{tlar niye €urulub?

Ġoca dédi:

  • O açı€ ta{t ki görürsen, o, Cefer Paşa’nın ta{tıdır. O biri de ki, €abağına perde çekilib, paşanın bacısı Télli ¾anım üçündür…”82

Köroğlu’nun Erzurum Seferi” adlı hikâyenin İran Türkleri arasındaki varyantı Azerbaycan varyantı ile olay örgüsü, kahraman çeşitliliği ve geçtiği mekân bakımından büyük benzerlik göstermektedir. Ancak sözlü gelenekte devam ettiğinden âşıklar arasında ve bölgeden bölgeye manzum kısımlarında hayli farklılıklar vardır.

Urmiye’nin üstad âşıklarından Âşık Yusufî’den kaydettiğim “Köroğ lu’nun Erzurum Seferi” adlı hikâyede, Köroğlu’nun Demircioğlu’nu Erzurum’a yolcu ederken Erzurum’u tarif ettiği bölüm şöyledir:

Demircioğlu gitti, atı getirdi, Köroğlu baktı gördü ki, Demirçioğlu yanına iki ġal{an, iki ġeme, iki ġılıç, iki şéşber, iki çida almış. Köroğlu dédi:

  • Oğlum, bu ġeder eslaha atı yorar. Bir ġılıç götür, bir şéşper götür, bir de ġeme. Erzurum dédiğin bir deryadı, Erzurum’un menteġesi, dövresi béhişt kimidi, Urmiye şehri kimidir. Orya gétsen, orda pehlevanlar, dilaverler var. Orda bileyini yéyeller. Ordan ġayıtmak çetindir. Erzurum’un oğulları yamandır.

Köroğlu sazı aldı Erzurum’u béle te’rifledi:

Sen ki vardın83 Erzurum’un şehrine,

Orda bir ġala var vala nisbetdir.

Yigit birden artı{ at beslemez,

Ereb at méydanda yola nisbetdir.

Oğul zordur şéşper ele almağa,

Vurub düşman boynun yére salmağa,

Bu méydanda misri ġılıç çalmağa,

azlı göle çida vurmaġ, nisbetdir.

Köroğlu déyer coşġundu coşġundu,

İgidin ġolları aşġındı aşġın,

İgidin ömürü béş gündü béş gün,

Çida bir boynuzdu kele nisbetdir.”84

Türkiye’de var olan Köroğlu eksenli hikâyeler içerisinde “Köroğlu’nun Erzurum Seferi” adl ı hikâyenin benzerine rastlanamadı ğı gibi mevcut Köro ğlu kolları içerisinde de Erzurum’dan bahseden bölüm yok gibidir. M. Kaplan, M. Akalın ve M. Bali’nin Erzurumlu Meddah Behçet Mahir’den derledikleri “Köroğlu Destanı” adlı kitapta yer alan Köroğlu’nun Zuhuru 85 , Köroğlu ile Demircioğlu86 , Demircioğlu Reyhan Arap87 , Köroğlu Niğdeli Geyik Ahmet88 , Köse Kenan Dânâ Hanım 89 , Akşehir Telli Nigar Cengi 90 , Keloğlan’an Köroğlu’nun Atını Kaçırması 91 , Bağdat Kolu 92 , Bolu Beyi 93 , Köroğlu’nun Sonu94 adlı Köroğlu kolları nda da Erzurum adı bazen “Erzurumlu” biçiminde sıfat olarak, bazen de sadece şehrin adı olarak geçmektedir.

3. Değerlendirme ve Sonuç

Ünlü Türk halk hikâyelerinden Kerem ile Aslı, Âşık Garip ve Şahsanem ve Köroğlu’nun Erzurum Seferi adlı hikâyeleri ve onlar ın Azerbaycan, İran ve Türkiye varyantları başta olmak üzere, yüze yakın halk hikâyesinin incelenmesi neticesinde:

Erzurum’un hoş bir coğrafî mekâna sahip olduğu, havasının iyi, suyunun

bol, etrafı nın bağ bahçe ile sarılı, bülbül sesinin eksik olmadığı, güle gülistana benzediği, şehre “Erzurum Gediği” denilen geçitten girildiği, şehrin çıkışında üç yol ayrımının yer aldığı;

Erzurum halkının köklü kültür ve medeniyete sahip, konuk sever, yiğit, pehlivan, dilaver insanlardan oluştuğ u, seslerinin, naralarının dağı taşı inlettiği, çok kavga ve savaş gördükleri, vatan için cephelerde çok kan döktükleri, halkına “dadaş” denildiği, yiğitlerinin belleri kamalı, elleri kalkanlı, dimişki kolçaklı, eğri kılıçlı, düşmana meydanı dar eden kimseler olduğu;

Erzurum’da şiddetli kış ikliminin hakim olduğu, yaz mevsiminin çok kısa hatta çoğu yıl hiç görülmediği, dağlarından dumanın, çiskinin eksik olmadığı, Erzurum Gediği’nde ve dağlarında her zaman duman, çiskin, çovgun, boran, kar, fırtına olabildiği;

Erzurum ve çevresinde bülbül, turna, ördek, kaz gibi nadide kuş çeşitlerinin, kurt, ceylan gibi sevimli yabanî hayvanların; at, beygir gibi evcil binek hayvanlarının çok bulunduğu;

Erzurum’la ilgili Mumcu Mahallesi, Uzunahmet, Cafer Ağa Hamamı / Cafer Efendi Hamamı, Pehlivanlar Meydanı, Âşıklar Meydanı, Lâleli Dağı, Erzurum Ovası, Erzurum Kalesi, Gümüşlü Günbed, Hadımpınarı gibi olduğu;

Erzurum’un Hindistan, Orta Asya, İran ve Gürcistan’dan gelen ticaret kervanlarının, tüccarların uğrak ve konaklama yeri olduğu, ticaret merkezlerinden birini oluşturduğu; bu sebeple de burada kervansarayların, hanlar ın ve kültürel mekânların çok olduğu; bununla birlikte ekonomik yapının bazen tabiatın, bazen düşman güçlerin azizliğine uğrayarak kötü durumlara düştüğü;

Erzurum’un manevîyatı yüksek bir şehir olduğu, onun üzerinde erenlerin

duasının bulunduğu, Abudurrahman Gazi gibi ulularının mekân tuttuğu, dervişlerin, ermişlerin hatta Hızır’ın uğrak yeri olduğu bildirilmektedir.

Başta “Köroğlu’nun Erzurum Seferi” adlı hikâyede olmak üzere Erzurum’dan bahseden halk hikâyelerinde Erzurum’un sosyal ve kültürel hayatı ile ilgili hayli ayrıntılı bilgi verilmektedir: Erzurum’da “Âşıklar Meydanı”, “Havuzlu Kahve”, “Çalık Paşa Kahvesi” gibi âşıklık geleneği ile ilgili kültürel mekânların olduğu, burada ülkeler aşırı âşıkların, şairlerin gelip meydan açtıkları, şiir okudukları, saz çalıp türkü söyledikleri, âşıklık geleneğ inin Tiflis ve Halep ile boy ölçü şecek düzeyde olduğu; pehlivanlar yarışı, âşıklar yarışı, başta paşanın kızı olmak üzere onlarca k ızın güreş seyretmesi, hamam sefaları, hanlar, meyhaneler, altın taslarla içki sunumları, yiğitlerin meydanda at üzerinde gürz, çıda, kılıç, kalkan ile güç gösterisi yapmaları, bayramlarda ve şenliklerde kültürel

ve sportif faaliyetlerin yapılması, bunların kurumlaşmış bir durumda olması; valinin, paşanın, mülkî erkânın ve halkın yarışları seyretmesi, bunlar için taht ve platformların kurulması, kadınların da burada yer alması, başarılı olanların ödüllendirilmesi gibi bilgiler önemli örneklerdir.

Sonuç olarak, Erzurum’un hem mekân olarak hem de coğrafî, kültürel, sosyal, ekonomik, demografik bir çok özelliğ i ile Azerbaycan, İran ve Türkiye Türk halk hikâyelerinde önemli yere ve öneme sahip olduğu görülmektedir.

KAYNAKLAR:

A. Yazılı Kaynaklar

A¾UNDOV, Ehliman, Azerbaycan Dastanları, I-V, Azerbaycan SSR Élmler Akadémiyası Neşriyyatı, Bakı, 1966.

ALPTEKİN, Ali Berat, Halk Hikâyelerinin Motif Yapısı, Akçağ Yay., Ankara, 1997.

ARTUN, Erman, Günümüzde Adana Âşı klık Geleneği (1966-1996) ve Âşık Feymanî, Adana İl Kültür Müdürlüğü Yay., Adana, 1996.

ASLAN, Ensar, Halkbilimi Araştırmaları I, Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Yay., Diyarbakır, 2003.

BALİ, Muhan, Ercişli Emrah ile Selvi Han Hikâyesi Varyantlarının Tesbiti ve Halk Hikâyeciliği Bakımından Önemi, Atatürk Üniversitesi Yay., Ankara, 1973.

BORATAV, Pertev Naili, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, Adam Yay., İstanbul, 1988.

CEMİLOĞLU, Mustafa, “Halk Hikâyeciliği ve Hikâyelerin Yazıya Aktarılması Problemleri”, Uluslararası Türk Dünyası Halk Edebiyatı Kurultayı Bildirileri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002.

ÇELİK, Ali, “Âşık Sümmanî’nin Şiirlerinde Yapı ve Ş ekil Özellikleri”, Türk Halk Kültürü Araştırmaları 1993, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1993, s. 25-38.

ÇİFTÇİ, Hasan, “E. G. Browne’in Hatıralarında Doğu Seyahati (Trabzon-Erzurum- Doğubeyazıt)”, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı 28, Erzurum, 2005.

DARKOT, Besim, “Erzurum” mad., İslâm Ansiklopedisi, M.E.B. Yay., İstanbul, 1977.

DUYMAZ, Ali, Kerem ile Aslı Hikâyesi Üzerinde Mukayeseli Bir Araştırma, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 2001.

DUYMAZ, Ali, Kerem ile Aslı Hikâyesi, T.C. Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 2001.

DÜZGÜN, Dilaver, Erzurum’da Kahvehaneler ve Âşık Kahvehanesi Geleneği, Ankara, 2005.

Ebû Abdullah Muhammed İbn Battûta Tancî, İbn Battûta Seyahatnâmesi I-II, trc.: A. S. Aykut, YKY Yay., İstanbul, 2005.

EKİCİ, Metin, Dede Korkut Hikâyeleri Tesiri ile Teşekkül Eden Halk Hikâyeleri, Ankara, 1995.

ELÇİN, Şükrü, Kerem ile Aslı Hikâyesi, Akçağ Yay., Ankara, 2000.

ERGİNER, Gürbüz, “Halk ve Edebiyat, Uluslararası Türk Halk Edebiyatı Semineri”, 7-9 Mayıs 1983, Uğur Ofset, Eskişehir, 1983.

Esli ve Kerem,Yayımlayanı yok, Bünyad Kitab{ane-i Firdevsî, ty.Tebriz .

FERZELİYEV, T – ABBASOV, İ, Azerbaycan Klasik Edebiyyatı Kitap{anası, Élm Neşriyatı, Bakı, 1982.

GÜNAY, Umay, Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara, 1986.

GÜNEY, Eflatun Cem, Âşık Garip, Doğan Kardeş Yay., İstanbul, 1950.

GÜNEY, Eflatun Cem, Kerem ile Aslı, Varlık Yayınları, İstanbul, 1959.

GÜZEL, Abdurrahman – TORUN, Ali, Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Akçağ Yay., Ankara, 2003.

GÜZEL, Abdurrahman, “Türk Halk Biliminde Coğrafi Metod”, III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi, Bildiriler-Genel Konular, Kültür Bakanlığı, C.I, Ankara, 1986, s.131-137.

Jean – Baptiste Tavernier, Tavernier Seyahatnamesi, Editör: Stefanos Yerasimos,

trc.: Teoman Tunçdoğan, Kitap Yay., İstanbul, 2006.

KAFKASYALI, Ali, Âşık Murat Çobanoğlu, Hayatı-Sanatı-Eserleri, Ankara, 1998.

KAFKASYALI, Ali, İran Türk Edebiyatı Antolojisi I-VI, Atatürk Üniversitesi Yay., Erz., 2002.

KAFKASYALI, Ali, Mikâyıl Azaflı, Hayatı-Sanatı-Eserleri, Erzurum, 1996.

KAPLAN, M.- AKALIN, M.- BALİ, M., Köroğlu Destanı, Anlatan: Behçet Mahir, Atatürk Ün. Yay., Ankara, 1973.

KARABEKİR, Kâzım, Birinci Cihan Harbini Nası l İdare Ettik? Erzincan ve Erzurum’un Kurtuluşu 3, Emre Yay., İstkanbul, 2000.

KARADAĞ, Metin, Türk Halk Edebiyatı Anlatı Türleri, Ürün Yay., Ankara, 2004.

KARADAĞ, Muzaffer, Iğdırlı Hasan Turan’dan Derlenmiş Beş Hikâye, Erzurum, 1975.

KAYA, Doğan, Sivas’ta Âşıklık Geleneği ve Âşık Ruhsatî, Sivas, 1994.

Marko Polo’nun Geziler Kitabı, trc.: Ömer Güngüren, Yol Yay., İstanbul, 1985.

Mehmet Zıllıo ğlu Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1966.

OĞUZ, M. Ö.-EKİCİ, M.-AÇA, M.-ARSLAN, M.-DÜZGÜN, D.-AKKARPINAR, B.R.-EKER, G.Ü.- ERCAN, A.M.-ÖZKAN, T.S., Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Grafiker Yay., Ankara 2004.

OĞUZ, M. Öcal, “Azerbaycan ve Türkiye Sahası nda Âşık Edebiyatının XVII. Yüzyılı”, V. Milletlerarası Folklor Kongresi, Halk Edebiyatı cildi, Kültür Bakanlığı HAGEM Yayını, Ankara 1996.

ÖZTUNA, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, Ötüken Yay., Ankara, 1978.

PUŞKİN, Aleksandr, Erzurum Yolculuğu, trc.: A. Behramoğlu, Cumhuriyet Yay., Ankara, 1999.

Ruj Gonzales de Clavijo, Timur Devrinde Semerkand’a Seyahat, trc.: Ö. Rıza Doğrul, Nakışlar Yay., İstanbul, 1975.

SAKAOĞLU, Saim, ALPTEKİN, Ali Berat, SAKAOĞLU, Yurdanur, Şİ MŞEK, Esma, Meddah Behçet Mahir’in Bütün Hikâyeleri , I-II, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1997.

SAKAOĞLU, Saim, Asuman ile Zeycan Hikâyesi, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, (5) Ekim 1972, s. 51-81.

SEYİDOĞLU, Bilge, Erzurum’un Manevi Sahipleri, Belde ve Belediyemiz Gazetesi, Haziran- Temmuz, 1988.

SEZEN, Lütfi, Erzurum Şehir Folkloru, Er-Vak Yay., Erzurum, 1994.

SİRUS, Külliyat-ı Dastan-ı Köroğlu, Tenzim: Sirus, Tebriz, 1345/1967.

TANPINAR, Ahmet Hamdi, Beş Şehir, Dergâh Yay., İstanbu,l 1992.

TANRIKULU, Nazım İrfan, Âşıklar Divanı, İstanbul, 1998.

TEHMASİB, M. – FERZELİYEV, T. – ABBASOV, İ – SÉYİDOV, N.

Azerbaycan Mehebbet Dastanları, Élm Neşriyatı, Bakı, 1979.

TUĞLACI, Pars, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yay., İstanbul, 1985.

TURAN, Osman, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Boğaziçi Yay., İstanbul, 1993.

TÜRKMEN, Fikret, Âşık Garip Hikâyesi, İnceleme-Metin, Akçağ Yay., Ankara, 1995.

B. Sözlü Kaynaklar:

Araştırmacı -Yazar Mühendis Hamid Şafi, Mart 2006 Urmiye, İran.

Araştırmacı Yazar Pervin Behmenî Kaşkayî, Mart 2006, Kaşkay-Tahran, İran.

Araştırmacı Yazar, Seyid Haydar Bayat, Mart 2006, Kum, İran.

Âşık Ali Ramazanî, Mart 2006, Kum, İran.

Âşık Muhammet Hüseyin Dehgan, Şubat 2004, Mart 2006, Urmiye, İran.

Âşık Ohannes Yusufî, Mart 2000- Mart 2006 Urmiye, İran.                                                                                                                                                                ARAŞTIRMA.YAZAR:Dr. Ali KAFKASYALI∗∗ Hocamıza Araştırmalarından Dolayı Teşekkür Ederiz…