CEMEVLERİ

/ 18 Mart 2018 / 331 / yorumsuz
CEMEVLERİ

Cemevlerinin uzun bir geçmişi yoktur. 1990’lı yıllarda haber olmaya başladılar. TDK Sözlüğünde Cemevi; Alevilerin toplantı yeri diye tarif ediliyor. (TDK, Ankara 2005, s.357) Aleviliğin geçmişi, terminolojisi onu daha çok bir tarikat grubu olarak gösteriyor. 1925’te “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasını” öngören ünlü kanunda da doğrudan Cemevi adı geçmiyor. Ancak dedelik, çelebilik, şeyhlik, müritlik, taliplik gibi kavramların ve bunların işaret ettiği eylemlerin yasaklanması ile Cemevi’nin de yasaklandığı genel bir görüştür. Üstelik bu kanun, Anayasaya göre  “Atatürk İnkılaplarından” birisi sayıldığından “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemezler” arasında sayılıyor.

Aslında Tekke ve zaviyeler Kanunu ile bütün tarikatlar bu arada Bektaşilik de yasaklanmış taşınır taşınmaz mallarına el konulmuştu. Kanunda yer alan cümleler Aleviliği/Bektaşiliği de “tarikatlardan birisi” olarak saymıştı. Bu konuda yapılacak bir yasa değişikliği ister istemez “değiştirilemez” sayılan İnkılaplardan birisinin daha sonunu getirecektir.

Aslında hayatın doğal akışı içinde bu İnkılapların bir çoğu adı var kendi yok durumuna gelmiştir. Ara sıra yapılan askeri darbelerle adı var olan İnkılapların kendilerinin de var olması için bir takım girişimler olmuş ise de fayda vermemiştir. Atatürk İnkılaplarını muhaliflerinden önce zaman eritip bitirmiştir.

Aleviler adına konuşanlar, yazanlar, İnkılaplarda hiçbir değişiklik olmadan korunması ve yaşatılması tezini savunurken Cemevleri hakkında kısıtlayıcı önleyici hükümler içeren (Tekke ve Zaviyeler gibi) kanunlarda kendileri için bir istisna istemektedirler. Sünni sayılan tarikatlar hakkındaki yasaklar devam etsin (çünkü Türkiye şeyhler müritler, meczuplar ülkesi olamaz) ama Cemevleri ve Bektaşi teklerinin açılıp yasal bir statüye kavuşturulmaları da mümkün olsun. Böyle bir isteğin adalete ahlaka uygunluğu bir yana hukuk tekniği açısından da kimsenin beceremeyeceği bir iş olacağı açıktır. Çünkü bir yasak ya herkese yasaktır ya da değildir. Yasak bazı kesimlere devam ederken diğer bazı kesimler istisna tutulsun gibi bir görüş ve uygulamanın açıklaması da yoktur.

Ne var ki ortada fiili bir durum var. Hemen her şehirde ve ilçelerin çoğusunda Cemevi var. Bu cemevlerinin yapılmasında da yerel yönetimler, vali/kaymakam, belediye başkanları, yardım ediyorlar. On altı yıllık Ak parti iktidarında bu yardımlar da hızlanarak devam etti. Ak Partili yöneticiler ara sıra gidip cemevlerini de ziyaret ediyorlar (3 Kasım 2009) Ama Cemevini “ibadet hane” saymaya sıra gelince Ak parti yönetimi buna itiraz ediyor.

Önce şunu tespit etmeli ki cemevinin bu haliyle bir İslam ibadet hanesi sayılmasına engel olacak pek çok kelami ve fıkhi neden sıralanabilir. Bu sıralama kimin için yapılacaktır? Böyle bir sıralamayı kabul etmeyerek, aslında bir tekke/zaviye statüsünde olan cemevinin ille de cami gibi bir ibadet hane sayılmasında ısrarcı olanlar için, bu sıralamanın bir bağlayıcılığı var mıdır?

Devlet adına ne kararlar alınırsa alınsın, Aleviler “cemevi bizim ibadethanemizdir” diye ısrar ediyorlar. Devlet adına “hayır cemevi ibadet hane değil, bir Nakşi, bir Bektaşi tekkesi gibidir” diye ahkam kesmenin Aleviler için bağlayıcı olmadığı onları camiye falan getirmediğini de geçen zaman göstermiştir. Devletin görevleri arasında, “şurası ibadet hanedir, burası ibadet hane değildir” diye bir şey olabilir mi? Ya da devletin böyle bir yetkisi olabilir mi? Devletin böyle bir yetkisi yoktur. Devletin kendisi olmayan yetki kullanırsa vatandaşlarından hangi yüzle “hukuka uymalarını” isteyebilir?

Türkiye Cumhuriyeti 1921 Anayasası’nda “TBMM’nin görevi şeriat kurallarını uygulamaktır, TBMM İslam’a aykırı yasa çıkaramaz” diye yazılı iken, 3 Mart 1924’te TBMM Şer’iye Mahkemelerini kapatmış, Şeriat kurallarını da geçersiz ilan ederek önce kendi anayasasını çiğnemiş, sonra da bu çiğnemesini “inkılap” diye ilan etmiştir. Aynı Türkiye Cumhuriyeti, 1928’de “devletin dini İslam’dır” maddesini anayasasından çıkarmayı da bir övünme sebebi saymışken, bütün bu işleri de “devlet işleri ile din işlerini ayırmak” gibi bir başlık altında toplamışken vatandaşlarının nereyi ibadet hane sayacağına ya da saymayacağına karışmaya ne hakkı olabilir?

Ak Parti yönetimleri yapımına yardım ettikleri cemevlerinin ne amaçla yapıldıklarını bilmiyorlar mı? Sonra Alevi vatandaşların “ibadet hane saydıkları” cemevlerine aynı Ak Parti yönetimlerinin ısrarla “hayır burası ibadet hane değildir” demeleri bir çelişkidir. Böyle bir çelişkiyi devam ettirmenin kimseye de bir faydası olmamıştır. Ak Parti bundan vaz geçmelidir.

DİB Ali Erbaş’ın dünyadan habersiz bir görüntüyle “devletimizin üniter yapısı nedeniyle sadece cami ibadet hanedir” gibi çıkışı ise en azından yanlıştır. Üniter yapı ile ibadet hanelerin çeşitlenmesi arasında ne ilgi vardır. Prof unvanlı Ali Erbaş nasıl bu olmayan ilgiyi kurarak, cemevlerine anlamsız bir itirazda bulunabilir?

Etiketler