DADAŞ MANZARALARI

/ 11 Aralık 2017 / 1.141 / yorumsuz
DADAŞ MANZARALARI

DADAŞ MANZARALARI

 Yönetim Kurulu Başkanı olan Eczacı Erdal GÜZEL ile dadaşlık ve Erzurum’da dadaşlık karakterinin insanlar üzerindeki yansımaları üzerine zevkli ve doyurucu bir söyleşi yaptık. Söyleşimizin ağırlık noktası Dadaşlığın kültürel kimliği ve bu kimliğin insanlar üzerinde yansıması oldu. Dadaş ve dadaşlık üzerine hazırlanan bu özel sayımızda bu söyleşinin özel bir yeri olduğunu, okudukça his edeceğinizden eminiz. Şimdiye kadar Dadaşlık, hep soyut bir kavram olarak anlatılmıştır. Bu söyleşide dadaşlık somutlaştırılarak okurlarımıza sunulmuştur.

Dadaşlık nedir? Kime Dadaş diyebiliriz? Kaynağı nedir?

Türk Dünyasında Dadaşlık kelimesine sık rastlanır. Kuzey Azerbaycan ve İran içindeki Güney Azerbaycan’da sık kullanılır. Erkek kardeş, büyük erkek kardeş ve hitap tarzı olarak kullanılmaktadır. Dadaşlık kavramı içerisinde bir takım nüveler vardır. Bunlar önemlidir. Dadaşlık, Türk -İslam Kültürünün harmanladığı erdem, fazilet ,ahlak gibi kavramları üstte tutan numune-i misal kişiliktir. Türk dünyasındaki Alperenlik kavramının Erzurum’daki izdüşümüdür diyebiliriz.. Alperenlik ruhu içerisindeki kahramanlık, yiğitlik, bilgelik, erdemlilik, dadaşlık ruhunun içerisinde de vardır. Dadaşlıkta Yunus, Mevlâna, Ahmet Yesevi,Hacı Bektaş Veli vardır. Sultan Alparslan’dan, Yavuz’dan, 4. Murat’tan, Atatürk’ten esintiler vardır. Osman Gazi’nin ,Şeyh Edebali’den aldığı düsturlar vardır.

Dadaşlık sizce nasıl bir kavramdır? Tarihi mi, kültürel mi yoksa bir ırkımı temsil ediyor?

Erzurum denilince akla Dadaş, Dadaş denilince akla Erzurum gelmektedir. Dadaş kültürel bir kavramdır. Erzurum kültürü içerisinde olgunlaşmıştır. Şunu özellikle vurgulamak isterim ki Dadaş ırki bir kavram değildir. Dadaş ırkı diye bir ırk yoktur. Bazı kendini bilmez, konuya yabancı olan Erzurum’u ve Erzurumluyu tanımayanlar bunu ırki bir kavram olarak izah ediyorlar. Böyle bir şey yok. Dadaşlık Türk ve İslam kültürünün temiz kaynaklarından beslenir. Erzurumluya giydirilmiş güzel bir elbisedir; onu hakkıyla taşımak gerekir. Dadaşlığı güç gösterisi, kabadayılık, külhan beyliğine indiremezsiniz. Dadaşlıkta ,bilgelik, erdemlilik, Alperenlik, ahilik vardır. Dadaşlıkta dostluk, dayanışma, insanlık vardır. Ahlak, edep, saygı, tevazu yoksa dadaşlık olmaz.

Dadaş denilince akla Erzurum, Erzurum denilince akla dadaş gelir dediniz. Erzurum’un bugün ki durumunu Dadaşlık ruhu açısından değerlendirebilir misiniz?

Erzurum birçok sıkıntılar yaşadı, Erzurum’un bir çok sıkıntıları var. Ama buna rağmen Palandökenden Erzurum’a püfür püfür Dadaşlık ruhu eser. Erzurum yüce bir şehirdir. Bu yücelik Erzurum insanına yansır. Bugün Erzurum’un kalkınmışlık sorunu var. Bu dadaşlık kültürüne yakışmıyor. Fukaralık, geri kalmışlık, başarısızlık var. Normalde dadaş kültürü bunun altından kalkabilmelidir. Burada dadaşlık kültürünün neresindeyiz diye sormamız gerekiyor. Dadaşlığı mahallede, ticarette, askerlikte kısacası hayatın her yerinde bulmamız lazım. Bizim elinden, dilinden emin olabileceğimiz dadaş ve dadaşlık kültürünü şehrin her yerinde yaşatabilmemiz lazım. Bu yücelik Erzurum’un belleğinde, insanımızın yüreğinde var. İşte biz ER-VAK olarak bunu bulup çıkartmaya, yeşertmeye ve yaşatmaya çalışıyoruz.

Dadaş ve kadın konusunda neler söyleyebilirsiniz? Sizce Dadaşlık sadece Erkeklere özgün bir kavramıdır?

Erzurum’da kadın faktörü önemlidir. O yüzden bizde dadaş erkeklerimiz ve kadınlarımız vardır. Erzurum’da kadına paşa denilir. Bu hitabette bile dadaş özelliği ortaya çıkar. Bizde kadın dirayetlidir, cesurdur, otoriterdir, hükmeder. Bizim en önemli tarihi eserimiz bir hanıma atfedilen Hatuniye medresesidir. Bizde kadın Nene Hatun, Kara Fatma, Rabia Hatun, Mama Hatun olur. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin hanımlarına olan tavrı, yaşam biçimi, ilim sevgisi dadaşlığı yansıtır.

Dadaşlık denilince akla hemen kahramanlık ve vatanseverlik gelmektedir. Bunu bize insanlardan örnek vererek anlatabilir misiniz?

Hazır konu kadınlardan açılmışken bu kahramanlık ve vatanseverlik duygusunu Erzurumlu kadınlarımızdan örnekler vererek somutlaştırmak isterim. Bu örneklerden ilki Kara Fatma olarak bilinen Fatma Seher Hanımdır. Fatma Seher bir dadaş kızıdır. Hakkıyla dadaşlık giysisini üzerinde taşımıştır. Ülke sıkıntı içerisindedir. Kocası Derviş Bey ile Balkan Harbinde savaşmıştır ve eşi şehit düşmüştür. Cihan Harbi’nden sonra ülke toprakları işgal edilmeye başlandığında vatan toprakları kutsaldır demiş ve silahını alıp Sivas’a gitmiştir. Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş ve vatan savunması için kendisinden görev istemiştir. Mustafa Kemal, Kara Fatma’nın gözlerindeki vatan aşkını ve azmini görmüş ve ona istediği vazifeyi vermiştir. Kara Fatma müfrezesi ile Kocaeli’nde savaşmış, İzmir’in kurtuluşunda yer almıştır. Savaştan sonra ise kendisine verilen maaşı almamıştır. İşte! Dadaş budur. Vatan dara düştüğünde, millet sıkıntıya girdiğinde, onu kurtarmak için can siper hane savaşmış ve kendisine verilen maddi olanağı kabul etmemiştir. Bu bir erdemdir, kahramanlıktır, Alperenlik ruhudur. Kara Fatma kendisine bağlanan maaşı ret ederken şunları söylemiştir. ”ülkemin savunmasını yaparken asla karşılığını düşünmedim. Bu işin bir karşılığı varsa Allahtan beklerim. Ülkemi savundum ve yaptığımı unuttum.” Onun en büyük gururu göğsünde taşıdığı istiklal madalyasıydı. Çok büyük maddi sıkıntılara düşse de vatan savunması için bağlanan maaşı almamıştır. İşte bu asil duruş dadaşlık ruhudur.

Bir başka örnekte Cemal Gürsel’in annesinden verelim. Şu anda her ne kadar siyasi nedenlerle Cemal Gürsel’in( Cemal Ağanın) ismi üzerinden spekülasyonlar yapılsa da ismi stattan kaldırılsa da Cemal Gürsel iyi bir dadaştır. İşte onu doğuran ana da iyi bir dadaştır. Cemal Gürsel’in babası Abidin Bey subaylıktan emekliye ayrıldıktan sonra Balkan Savaşlarında vatan savunmasında yer almak üzere Birinci Balkan Savaşına katılır. Ancak savaş kaybedilir ve vatan toprakları Balkan devletlerince işgal edilerek aralarında pay edilir. Savaştan sonra Abidin Bey yerleşmiş oldukları Ordu ilinin Ünye Kasabasına gemiyle gelir.bu haberi alan çocukları da babalarını karşılamak limana giderler. Abidin Bey, gemiden indikten sonra eşini arar ancak göremez, evde kendisini karşılamak için hazırlık yaptığını düşünerek eve gelir, ancak kapıda hanımını göremez. Büyük bir endişe içerisinde ” Hanım! Hanım! diye bağırarak evden içeriye girer ve eşinin mutfakta arkasını dönmüş yemek pişirirken görür. “Hanım! Allah iyiliğini versin yüreğime indirdin der” Cemal Gürsel’in annesi Zekiye Hanım başını çevirir ve derki” ümmetin namusunu ayaklar altına aldırttınız. Bu ümmete büyük bir mağlubiyet yaşattınız. Şimdi kapıda karşılama mı bekliyorsun? Ne hakkın var buna?” diyerek çıkışır. İşte dadaşlığın nüvesinde bulunan kahramanlık, yiğitlik, erdemlilik burada gözükmektedir.

Bu konuya son bir örnek olarak ta Faika Hanımı vermek isterim. İzmir’in işgali esnasında Murat Paşa Cami önünde toplanan halka bir konuşma yapan Faika Hanım, İzmir’in işgalini protesto eylemine öncülük etmiştir. Buda bir başka kahramanlık, yiğitlik örneğidir. Dikkat edin bir kabadayılık, güç gösterisi yok bir erdem ve bilgelik var.

Dadaşlıkta bir isyan ruhu bir özgürlük anlayışı vardır. Bunun yansıması hakkında ne söylersiniz?

Erzurum kongresinin toplanması ve Cumhuriyetin temelinin Erzurum’da atılması boşuna değildir. Vatan sıkıntıdadır. Osmanlı çökmek üzeredir. Vatan toprağı kutsaldır, kaderine bırakılamaz. İlk önce 17 Haziran Vilayet Kongresi toplanarak göçün durdurulması kararlaştırılmıştır. Mehmet Kaplan, “İstanbul’da ahaliyi Erzurum’da milleti görürsünüz diyor.” Buradaki millet dadaştır. Dadaşın isyan ruhu vardır, kıyamı, başkaldırısı vardır. Haksızlığa zulme karşıdır. Hürriyet aşığıdır. Hürdür! Ülkede istiklal marşı söylenmezken, “Erzurum Marşı” söylenmektedir. 1. Mecliste Durak Sakarya, Hüseyin Avni Ulaş gibi müthiş dadaşları görüyoruz. Burada isyan ruhuna değinmişken Nurettin Topçuyu anmaktan geçmek istemem. Kendisi “İsyan Ahlakı” isimli kitabı yazmıştır. İdeal bir dadaştır; Onun, erdemli, ahlaklı ve bilgelik dolu yaşam tarzı dadaşlığı özetler.

Dadaşlık kavramında dostluk, dayanışma ve yardımlaşma vardır. Buna ilişkinde örnekler verebilir misiniz?

Buna Annem tarafından dedem olan Mısırlızade Mehmet Efendiye ait bir anıyla cevap vermek isterim. Mısırlızade Mehmet Efendi, mağazasından dışarıya bakarken Ağrı’nın Tutak ilçesinden olan bir askerlik arkadaşını görür. Burada arkadaşının ismini vermeyeceğim bu konuda beni bağışlayın isim vermeyi uygun görmüyorum Dedem yanında çalışan elemanına koş şu dükkanın önünden geçen beye gidip kendisinin Tutak’lı filanca kişinin olup olmadığını sor. “Evet derse onu dükkana davet et” der. Çalışan söylenen kişinin yanına gider ve siz Tutaklı filanca kişi misiniz diye sorar ve evet cevabını alınca kendisini dedemin dükkanına davet eder. Sohbet esnasında dedem, askerlik arkadaşının sıkıntı içinde olduğunu öğrenir. Bu kişi celep ve manifatura işiyle uğraşan zengin birisi olmasına rağmen maddi sıkıntılar içine düşmüştür. Dedem çalışanlarına dükkanın tezgahlarından değişik türden malları indirtir ve arkadaşına dönerek şunları söyler. “Bu malları al, dükkanına götür ve sat. Eğer yolda bu malların ve senin başına bir şey gelirse ananın ak sütü gibi helal olsun. Eğer dükkanına koydun dükkanında bunların başına bir şey gelirse ananın ak sütü gibi helal olsun. Eğer götürdün satamadın veya parasını sattıklarından alamadın yine ananın ak sütü gibi helal olsun. Sattın eline para geçti, sıkıntılarını giderdin, elin açığa çıktığında benim malımın da parasını verirsin der.” Aradan bir müddet geçtikten sonra dedemin arkadaşı parayı getirir ve der ki” bu malları alıp dükkanıma koyduktan sonra işlerim açıldı, alamadığım alacaklarım geldi. Bu parada senin verdiğin malların parası” der ve teşekkür eder. İşte burada arkadaşlık, dostluk, dayanışma, yardımlaşma, ve insanlık vardır. Burada dadaşı ve dadaşlığı görüyoruz.

Dadaşlık kavramı içerisinde ahlak, edep, saygı, tevazu, merhamet, bağışlamak ve affetmek önemli yer tutar. Bunlara ilişkin de örnekler verebilir misiniz?

Meksika olimpiyatlarında 81 kiloda boks şampiyonu olan Nazif Kuran abimiz vardır. Bu abimiz, sporcumuz Türkiye şampiyonasında bir başka Erzurumlu boksörümüz Selami Karakelle ile karşı karşıya geldiler. Selami Karakelle kendisinden yaşça ve tecrübece daha büyük olan Nazif Kuran’ı hakem kararı ile mağlup etti. Bizde maçı televizyonda izlemiştik. Maç sonunda Selami Karakelle, Nazif Kuran’ın elini öptü. Nazif Ağabeyde, Selami Karakelle’ye sarılarak onu tebrik etti. Yıllar sonra o maçı Selami Karakelleden dinlemek istedim. Bana aynen şöyle söyledi ” Hakemler maçı bana verdiler.” Dikkat edin! Ben yendim, ben kazandım, galip geldim demedi. Büyüğüne saygı gösterdi. Bu İslam’da, Türk Töresinde vardır.

Bir başka örnekte cirit sporumuzdan vermek isterim. Cirit her ne kadar savaş sporu gibi gözükse de özünde, fedakarlık, saygı ve bağışlamak vardır. Diğer spor dallarında fırsat buldun mu karşındakini ezmek vardır. Ciritçi atın üstünde rakibini yakaladığında ciriti atar gibi yapar ama atmaz. “Seni doğuran anana bağışladım “ der. Karşıdaki de eğilir, başıyla onu selamlar .Büyüklüğü ve başarısı için takdir eder.

Tevazu konusunda 1960 yılında sağlık bakanlığı görevini yürüten Nusret Karasu’yu da anmak isterim. Dünya tıp literatürüne geçen ender Türk doktorlarından biridir. Verem salgınının olduğu yıllarda, veremle mücadele eden önemli bir hekimdir. “Çeşitli yönleriyle Erzurum “diye bir kitap yazmıştır. Bir çok şehirde hastanelere ismi verilen kıymetli dadaşımızın ismi Erzurum’da Bir sağlık ocağına, Bir hastaneye bile verilmemiştir. Burada öğrencilerinden dinlediğim bir anısını sizlere aktarmak istiyorum. Hocanın bakanlık yaptığı dönemlerde öğrencileri ile birlikte piknik yapmak için Ankara’ da ki baraj gölüne doğru yola çıkarlar. Önde hocanın arabası arkada ise talebelerinin bindikleri araçlar gelmektedir. Göle yaklaştıkları zaman askerler ,araçları durdururlar; tabi ki talebeleri göle gitmekte bir sıkıntı yaşamayacaklarını düşünmektedirler. Hoca hem sağlık bakanıdır, hem de subaydır. Öğrencileri bir bakarlar ki hocanın arabası geriye döndü. Tabi mecburen talebeleri de geriye dönerler. Yolda araçları durdurup mola verdiklerinde talebeleri neden geriye döndüklerini sorarlar.Nusret Karasu “evladım yasakmış” cevabını verir. Talebeleri hocam siz hem asker hem de sağlık bakanısınız derler. Bu itiraza hocanın cevabı şöyledir.” Evladım! Öyle şey söylenir mi? Bu ayıptır. Yakışık almaz” İşte bu dadaş tavrıdır. Kimliğini, makamını, ön plana çıkarmadan tevazu göstermiştir. Nusret Karasu 1971 muhtırasında kendisine kurulacak olan hükümette yeniden sağlık bakanı olarak görev alması teklifi gelince bu teklifi ben o görevi bir kere yaptım bir daha yapmam yakışık olmaz ama isterseniz size talebelerimden birini öneririm der ve asistanı Türkan Akyol’u sağlık bakanlığına önerir. Bu görüşmeden sonra Türkan Akyol Türkiye’nin ilk kadın bakanı olarak kabinede yer almıştır. Nusret Karasu küçük bir makam için bile insanların birbirlerini kırıp geçirdikleri bir dönemde bakanlık gibi bir makamı elinin tersiyle geri çevirmiş ve herhangi bir ön yargı beslemeden bir kadının bu koltuğa oturmasına referans olmuştur. İşte bu bir dadaşlık örneğidir.

Tıp sektörü içerisinde olmam nedeniyle Tıptan birkaç örnek daha vermek isterim. Dr. Tayyip Cinisli, veremin salgın olduğu ve insanların ardı ardına veremden dolayı öldükleri bir dönemde bitik durumda olan veremli bir hastayı muayene eder. Muayenesinden sonra oradaki hasta bakıcıya ,hastayı odasına götürüp yatırmasını ister. Hasta bakıcının bu görevden imtina edip neden bu işin kendisine verilmesinden dolayı şikayetçi bir tavır takınınca Tayyip Bey eliyle hasta bakıcıyı itekler ve tokat atacakmış gibi elini kaldırır, sonra bundan vazgeçerek hastayı sırtına alır ve odasına götürerek yatağına yatırır. Hastada şaşırmıştır. Bir baş tabip hastayı sırtlayıp taşımıştır. Bir çay molasından sonra Tayyip Bey, hastabakıcıyı çağırır ve ona ” Oğlum! Böyle şeyler olur; kalbini kırdık, kusura bakma” diyerek gönlünü alır. Hasta bakıcı “aman hocam, estağfurullah” diyerek elini öper. Hoca bununla yetinmez tek bir pantolonun alınmasının bile zor olduğu bir dönemde hasta bakıcıya bir takım elbise alır ve hediye eder. Şimdi bakın burada Tayyip Bey bir dadaşlık örneği sergiler. Merhamet, bağışlama, tevazu, hatasından dönme, insana değer verme bu örnek içerisinde yatar.

Dr. Salim Cimilli, Cuma akşamları mesai bitiminden sonra faytonuna ilaçları doldurur ve fakir mahalleleri gezer, kapıları tek tek çalarak hastanız var mı diye sorarmış. Hasta varsa içeriye girer, muayene eder ,ilacını verir, çıkarmış. Dikkat edin! Maddiyat yok, unvan yok, statü yok. İnsana verilen değer ve topluma karşı olan sorumluluk var. İşte bu dadaşlıktır.

Erdal Bey, dadaşlık kavramı içerisinde devlete bakış açısı nasıldır?

Devlet, Dadaşların gözünde kıymetlidir, kutsaldır. Dadaşlık içerisinde beytülmala muhabbet vardır. Dadaş buna hakkıyla ihtimam gösterilir. Devletin mesaisinden çalınmaz, devlet malı özel işler için kullanılmaz, devletin aracına kıymet verilir, lüzumsuz yere görev haricinde kullanılmaz. Abdürrahim Şerif Beygu, biliyorsunuz kendisi öğretmendir. Devlet yazılı kağıtlarını okuması ve gereken notları tutması için öğretmenlere kalem ve kırtasiye yardımı yapmaktadır. Çocuklarından dinlemişimdir.” Ders çalışırken kalemimiz bittiği zamanlarda kendisinden kalem isterdik”. ancak o bize “bu kalemler olmaz, bunlar devletin kalemidir” der ve cebinden para çıkararak bize verir “Gidin bakkaldan kendinize kalem alın” derdi. İşte bu dadaşlıktır.

Hocam Dadaşlık içerisinde dayanışma ruhu önemli bir unsur. Bu konuda örnek verebilir misiniz?

Dr. Temel Bey, İstanbul’dan Erzurum’a tayini çıkmıştır. İlk önce kendisi Erzurum’a gelir ve bir ev tutar. Hanımı ve çocukları gelmeden önce evini temizlettirmek ister. Bütün arayışlarına rağmen bir türlü evini para karşılığında temizleteceği kimseyi bulamaz, kime sorsa Erzurum’da böyle bir şey olmadığını söylerler. Gün gelir, hanımı ve ailesi Erzurum’a gelir, Bakar ki ev temizlenmemiştir. Dr. Temel Bey çaresiz bir şekilde ve son bir ümitle hastaneden birilerini bulma ümidiyle işe gider ama kimseyi bulamaz. O stres ve üzüntüden akşam evine geldiğinde şaşırır kalır, ev temizlenmiş ve yerleşmiştir. Hanım! “Bu nasıl oldu” diye sorar. Eşi gülerek hiç sorma bey der. “sen çıktıktan sonra mahallenin genç kızları ellerinde temizlik malzemeleriyle kapıyı çaldılar. Şarkılar söyleyerek, güle oynaya sobayı yaktılar, evi temizlediler, komşular sabah kahvaltılık getirdiler peşine öğle yemeğini verdiler. İşlerini bitirdikleri zamanda bu akşam yemek yapmaya fırsat bulamamışsındır deyip akşam yemeğimizi de getirip gittiler.” İşte buradaki dayanışma ve yardımlaşmada dadaşlık vardır. Bizim mahallelerimizde yardımlaşma, dayanışma oto kontrol vardır. Mahallelerimizde ayrıştırma yoktur. Oradaki mutluluk ve acı birlikte paylaşılır. Birlikte tebessüm edilir birlikte ağlanır. Baca kapıları dosta ,cümle kapıları komşuya açılır.

Hocam! Bu güzel söyleşi için size çok teşekkür ederiz. Ağzınıza ve yüreğinize sağlık.

Ben size teşekkür ederim. Çünkü Erzurum için hakikaten samimi çabalarınız ve örnek çalışmalarınız var. Her zaman için size kapımız, gönlümüz açıktır. Sağ olun var olun.Erzurum sevdası Dergisi