reklam

EĞİTİM SİSTEMİMİZ

/ 11 Ocak 2018 / 86 / yorumsuz
EĞİTİM SİSTEMİMİZ
reklam

Bir ülkenin en önemli gücü insan gücüdür. Bu gücün iki basamağı vardır. Birincisi beden gücü ikincisi beyin gücüdür. Beden gücü beyin gücüyle anlam kazanır. Dünya platformunda bende varım düşüncesiyle yola çıkan ülkeler, bilimsel düşünme becerisine sahip üretken, öğrencilerin başarı düzeyleri yüksek ve değerlerine sahip bireyler yetiştirmek için eğitim sistemlerine öncelik vermektedirler.

Ülkemizde ruh ve beden sağlığı yerinde olan ve 66 ayını dolduran çocukların ilkokula kayıtları yapılmaktadır. Eğitim uzun vadeli, girdi ve çıktıları olan bir süreçtir. Hatta bu süreçte hazır bulunuşluğu desteklemek için imkanlar ölçüsünde bazen de zarurete binaen (çalışan eşler için) okul öncesi eğitim ile çocukların hazır bulunuşlukla ilkokula gitmeleri de oldukça fazladır.

Eğitimde başarı demek, süreç içerisinde hedef programa tutarlı davranışlar sergilemektir. Eğitim sistemimizin içinde “Ölçme ve Değerlendirme” adı altında öğrencilerimizin dönemsel olarak eğitim performanslarını belirlemeye yönelik sınavlar yapılmaktadır. Bu sınav sonuçlarına göre takdir edilen not ölçeğine bakılarak öğrencinin “Akademik Başarı” durumu belirlenmektedir. Akademik başarıyı etkin hale getiren etmenler vardır. Bunlar zihinsel etmenler, duyuşsal etmenler ve çevresel etmenlerdir.

Zihinsel Etmenler: Öğrenme hızı ve zeka.

Duyuşsal Etmenler: Benlik saygısı, kişilik yapısı, öz-yeterlik, motivasyon ve ders çalışma alışkanlıkları.

Çevresel Etmenler: Anne-baba tutumu, ailenin sosyo-ekonomik durumu, okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin yeterliliği.

Öğrencinin akademik başarısı düşük ise bu defa sorumlu veya sorumlular aranır. Bunlar da zaten bellidir. Öğrenci ve ailesi her zaman değişmeyen sorumlulardır.

Ülkemizde genellikle öğrenci başarısını okul ve öğretmenler sahip olurken, öğrencinin başarısızlığında ise öğrenci aile bir bütün olarak kabul edilip, tek suçlu olarak görülmektedir. Yukarıda öğrenci başarısını artıran faktörlerin çoğunluğu, alanı eğitimci olan ve KPSS gibi zorlu bir sınavdan “teorik bilgilerle” geçmiş ve kendini ispatlamış öğretmenlerdir. Burada sorgulanması gereken önemli bir nokta da teorik alanda başarılı olan öğretmen adayı, uygulama alanında neden başarısız oluyor. Sadece sınava dayalı sayısal verilerle öğretmen adayının kabul görmesi yanlış bir kriterdir. Özel yetenek sınavı ile öğrenci alan fakülteler sınavlarda öğrencilerin yeteneklerini baz alarak seçmektedirler. Öğretmen seçiminde böyle bir uygulama bulunmamaktadır.

Başarı süreklilik arz edince anlamlı olur. Öğretmen adayı öğretmenlik mesleğine başlayınca yani sırtını devlete yaslayınca tipik devlet memuru anlayışına bürünüyor. Tabi burada ilkeli ve hedefli olan, eğitimin öğrenciye görelik değişik stratejileri deneyen, milli ve dini değerlerine bağlı, öğrenci merkezli somut başarılar elde eden eğitimcilerimiz de yok değil. Bunlar gurur kaynağımız, baş tacımızdır.

Duyarlı ve hassas velilerin öğrencileri, eğitim sürecinde asgari seviyede başarıyı yakalaya biliyorlar. Fakat kaderinin gereği kültürel ve sosyo-ekonomik durumu yetersiz ailelerin öğrencileri eğitimcilerin ellerinde yeterince işlenmedikleri için kaderlerine terk edilmektedirler.

2017 yılı YGS sınavında 655 bin civarında ki sınav adayı 180 puan barajını aşamamıştır. Eğitim sistemimizin ve eğitimcilerimizin geri bildirimi bu sınav sonuçlarıdır. Bu başarısızlıkta ilk suçlanan öğrenci ve ailesidir. Sınavlar bir ölçektir. Eğitim sistemi hakkında bilgiler verir. Fakat bu sonuçlara göre yalnızca öğrenci ve velileri suçlamak bizi kısır bir döngüye götürür. Sınavlardaki “Ölçme ve Değerlendirme” ölçeğindeki sayısal verileri iyi okuyup değerlendirmek gerekiyor. Eğitim sistemi içinde müfredat programda belli tarihlerle konular sınırlandırılmıştır. Yani öğrenciler öğretmen tarafından anlatılan konulara vakıf olmadan bir sonraki üniteye geçmektedir. Ülkemizde ki eğitimciler öğrenci kalitesinin neden düşük olduğunu öz eleştiri yaparak görmeleri gerekmektedir. Serbest kıyafetle okula giden eğitimciye karşılık okul kıyafetiyle okula giden öğrenci. Sırt çantasında o günkü derslere ait kitap, defter ve yardımcı kaynaklara karşılık elini kolunu sallayarak okula giden eğitimci. Hizmet İçi Eğitim adı altında içi boş eğitimler ve tatil yörelerinde okul idarecilerine verilen seminerlerle hedeflenen eğitim programına ulaşmak, havanda su dövmektir. Duyarsız okul idarecileri , yetersiz eğitimci ve ilgisiz PDR ciler ile eğitim alanında bir arpa boyu yol alamıyorsak sorumlular ve sorunlular bellidir. Başarısızlıktan dolayı vurun abalıya anlayışıyla veli ve öğrencileri sorumlu tutmak ne memleketimize ne de ülkemize hiçbir fayda sağlamayacaktır.

Recai HATTATOĞLU

reklam