Erzurum Manileri

/ 3 Nisan 2018 / 993 / yorumsuz
Erzurum Manileri
  1. GİRİŞ

Günümüze kadar yapılan Erzurum ile ilgili çalışma ve araştırmalar göz önünde bulundurulmuş, Erzurum manileri üzerinde geniş bir çalışma yapılmadığı görülmüştür. Bu amaçla Erzurum merkez köylerinde bir araştırma yapılmış ve çeşitli konularda maniler derlenmiştir.

Erzurum merkez köyleri alan araştırmalarında; Yarımca köyü, Söğütlü köy, Tınazlı köy, Şehitler köy, Nenehatun köyü, Çayırtepe köy, Hancığaz köy, Güllü köy, Yıkılgan köy, Çeperli köy, Dadaş köy, Soğucak köy, Mülk köyü, Umudum köy, Ortadüzü köyü, Değirmenler köyü ve Altınbulak köyü incelenmiştir.

Bu çalışmada kullanılan maniler kaynak kişilerden ve yöre halkından derlendikten sonra, bilimsel unsurlar ve kaidelere göre yazıya alınmış ve incelenmiştir.

Ayrıca konuyu tamamlama bakımından literatür çalışması yapılmıştır. Buna bağlı olarak yazılı bir çok kaynaklardan yararlanılarak mani türleri ve biçimleri tanıtılmış, her konudaki maniler sınıflanmış ve yöreye ait örnekler verilerek konu irdelenmeye çalışılmıştı.

  1. ERZURUM’UN TARİHİ VE COĞRAFİ KONUMU

“Erzurum ili, Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum ovasının güney doğusundaki Palandöken dizisinin Eğerli Dağ (2974 m.) eteğinde bulunmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 1850 – 1980 m. arasında eğimli bir yüzeydedir. Şehir 39o.55 kuzey enlemi 41o 16 doğu boylamı üzerinde bulunmaktadır. Yüz ölçümü 24.768 km2, Merkez ilçesinin alanı 2.892 km2’dir.

Doğu-batı yönünde ovalık “Pasinler-Erzurum Ovaları”, kuzey-güney yönünde dağlık görünüştedir. Her iki ova, tektonik olaylar sonucu kırılmalardan meydana gelmiş çöküntü ovalardır.

Kuzeydeki dağlar: Doğudan batıya doğru çillgül, Yeniköydüzü, Ziyaret tepesi, Kargapazarı, Gavur dağları “Dumlu Tepesi” Yeşerçöl, Kop dağlarıdır. Güneydekiler: Akbaba, Sakaitutan, Sakaltutan, Şahveled, Allbama, Dumanlı, Turnagöl, Palandöken ve Karagöl dağlarıdır.” (Sezen, 1994)

Erzurum; “muhtelif asırlarda başka başka adlarla söylenmiştir. KARİN, KALİKALA, TEODISYOPOLIS, ERZEN, ERZEN-İR-RUM, ERZURUM şeklinde kullanılmış en nihayet ERZURUM şehrini almıştır.

Şehrin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak tesbit edilememiştir. Bununla beraber Doğu, Batı ve Kuzeyinde, yakın ve uzak çevresinde bulunan Höyüklerin merkezi olan Erzurum’un kuruluş yıllarının Steler Devri’ne rastladığı tahmin edilebilir.

M.Ö. IX. asra kadar geçen karanlık devirden Steler arasındaki savaşlar dışında Etilerin, Hurrilerin ve Kemmerlerli istilaları görülür. Kara, Pulur, Tufanç höyüklerinde aralıklı katlar halinde görülen yaygın tabakaları, yıkılıp yeniden yapılan iskan yerleri uzun bir mücadele devrinin devam ettiğini gösteren vesikalardır.” (Bulut, 1982)

“M.Ö. IX-VI. asırlar arasında merkezi yanda kurulan Urartıların M.Ö. V. asrın ikinci yarısında Metlerin, müteakiben Perslerin, M.Ö. IV. Asırda Selefküslerin, İskitlerin, M.Ö. III-I asırlar arasında Partların, M.Ö. 1, M.S. IV asra kadar çeşitli devletlerin (Ermeni, Pontüs, Sasani ve Roma İmparatorluğu’nun) arasındaki mücadelede şehir birbirinden diğerine geçmiştir.

Dördüncü asırda İran’daki Sasani devletinin saldırışlarını önlemek maksadı ile Romalılar tarafından tahkim edilerek askeri bir garnizon imparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra Bizans’ın hissesine düşmüştür. Bizans İmparatorluğu zamanında da saldırılarına devam eden Sasaniler’e karşı mukavemet edebilmek için V. asrın başlarında imparator Teodosyüs zamanında surları yeniden yapılmış ordu merkezi haline getirilmiş ise de, Sasani saldırışlarını önlemek mümkün olmamış 502 tarihinde İranlılar tarafından zaptedilmiştir. Ancak, 504 yıllarında imparator Anastasyüz şehri geri alarak yeniden tahkim etmiştir. Müteakiben asrın ikinci yarısında Sızan ve İranlılar arasında elden ele geçmiş 572 yılında Nuşlrevanın, daha sonra aynı asrın sonlarına doğru diğer Sasani hükümdarları zamanında yeni saldırılara uğramıştır.” (Sezen, 1994)

“636 yılında Kadisiye savaşı ile yıkılan Sasani devletinin yerine geçen Araplar, Bizans’a karşı çeşitli cephelerde yeni bir mücadele devri açtılar. Hazreti Ömer zamanında 634-644 Suriye ve Irak’ta başarılı savaşlar yapan Araplar, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’ya da akınlarını uzattılar. Osman zamanında İslam ordusu kumandanı Habib bini Mesleme 651 yılında Erzurum’u zaptetmeye muvaffak oldu.

Emevilerin kuruluşu sırasında Araplar arasındaki iç savaşlardan faydalanan Bizans, Erzurum’u yeniden geri aldı. Emeviler 661-752 ve Abbasiler (751-1256) onbirinci asrın ortalarına kadar şehir Araplar ve Bizans arasında mütemadiyen el değiştirdi. Bu arada sırasına göre bazen Araplar, bazen de Bizans tarafını tutan Ermeni prensleri, tarafların iç kavgalarından faydalanarak Erzurum’a saldırmışlar, fakat hiç birisi kesin bir hakimiyet kuramamıştır. On birinci asrın ortalarına kadar devam eden Bizans ve Arap mücadelesinde şehir saldırıcılar tarafından birçok defa zapt edilmiş ise de yine Bizans’ın elinde kalmıştır.

1040 tarihinde Dandanakan savaşı ile Batı Türk elinde bir devlet kuran Selçuklar kısa bir zamanda İran’ı zaptederek Bizans’a komşu oldular.

1080 tarihinde Melik Şah’ın kumandanlarından Emir Ahmet, Erzurum’u zaptederek Bizans hakimiyetine son verdi. Bu tarihten itibaren kurulan müslüman Türk hakimiyeti günümüze kadar devam etti.” (Bulut, 1990)

“XIV. asrın ortalarına doğru İlhanlıların yıkılışını müteakip zaman zaman İlhani Beyleri’nin ve Ertalla Oğullarının kısa hakimiyetlerini idrak eden Erzurum daha sonra Karakoyunluların, 1387 ve 1402 yıllarında Timur’un istilasına uğramış daha sonra Karakoyunlular ve Akkoyunlular arasındaki mücadelede elden ele geçmiş 1469’da Karakoyunlu Devletinin yıkılmasıyla Doğu Anadolu ve Erzurum Akkoyunluların eline geçmiştir.

1501’de Safevi devletini kuran Şah İsmail, Akkoyunlu devletine son vermiş, bu devlete ait ülkeler, bu arada Doğu Anadolu ve Erzurum Safeviler’in eline geçmiştir.” (Coşkun, 1991)

“XVI. asrın başlarında Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’e karşı açtığı Osmanlı ve Safevi mücadelesi XVIII. asrın ortalarına kadar aralıklı olarak devam etti, 1514’te Çaldıran Savaşı’nı yapan Yavuz Selim, Erzurum’da Kan çayırında konakladığında Erzurum beyi bulunan Sevindik Bey, Osmanlılara bağlılığını bildirmiş ve bir Uç Beyliği haline sokulmuştur. 1527’de Kanuni Sultan Süleyman devrinde Erzurum’a ilk tayin edilen Osmanlı Valisi Ferhat Paşa ile kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Safevilere karşı mücadeleye giren Kanuni Sultan Süleyman üç seferinde de Erzurum’a uğramış şehrin gelişmesi için gerekli tedbirleri almış, askeri bakımdan takviye ederek İran’a karşı yapılacak seferlerin ordu yığınağı haline getirmiştir. Bu arada 1543’te Gürcülerin saldırısını önleyen Erzurum Valisi Ali Paşa’dan sonra 1552’de Şah Tahmasp’ın oğlu İsmail Mina seçkin bir ordu ile Erzurum’u zaptetmiş ise de, kısa bir zaman sonra geri alınmıştır.

III. Murat zamanında 1577’de başlayan ve 12 yıl süren Osmanlı Safevi savaşlarında Erzurum, Osmanlı serdarlarının üssü ve kuşağı olmuş, III. Mehmet ve I. Ahmet zamanlarındaki İran savaşlarında Safevi akınları yine Erzurum kalesinde karşılanmıştır.” (Bulut, 1987)

“1592 yılında Erzurum halkı ile Yeniçeriler arasındaki geçimsizliği, 1622- 1628 yılları arasında Erzurum Valisi Abaza Mehmet Paşa isyanını, Abazayı bertaraf için Erzurum’u kuşatan Osmanlı ordularının saldırışları “Bizans imparatorluğundaki iç kavgaları, hanedan değişmeleri sırasındaki hadiseleri” hatırlatıyordu. Bu sıralarda fırsattan faydalanarak doğu illerine saldıran Safevi ve Gürcü akınlarının durdurulması yine Erzurum’da oldu.

1722-1748 Osmanlılar ile İranlılar arasındaki mücadele sırasında fasılalarla devam eden savaşlarda İranlıların Kafkasya ve Doğu Anadolu üzerine yapılan akınları ve taraflar arasındaki andlaşmaları savaş sorumluluğunun büyük bir kısmı Erzurum’un omuzlarında kaldı.

1736 yılında yıkılan Sasani Devleti’nin yerinde kurulan Afşar sülalesi ile 1746 anlaşması iki asırdan beri devam eden Osmanlı İran mücadelesine son vermiş, daha sonra İran tarafına yapılan birkaç saldırışta neticesiz kalmıştır.

XVIII. asırdan itibaren güney Kafkas ülkelerine saldıran Ruslar, Osmanlı İmparatorluğu’nun karışsına yeni bir tehlike olarak çıkmış ve Erzurum 3 kez Rus istilasına uğramıştır.

1828-1829 savaşında üstün gelen Rus kuvvetleri 8 Temmuz 1829’dan 14 Eylül 1829 gününe kadar iki ay altı gün Erzurum’u işgal altında tutmuşlardır. Edirne Antlaşması ile Çerkezistan, Poti, Ahısha, Ahırkelek, Rusya’ya verilerek Erzurum ve bugünkü doğu illerimiz kurtarılmış oldu.

1877-1878 (1293) Osmanlı-Rus harbinde Erzurum’a çekilmek zorunda kalan Osmanlı orduları Baş Komutanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Aziziye tabyasında Rusları karşıladı, Erzurum halkı da Türk ordusuna katılarak milli bir ordu gibi Aziziye tabyasında Ruslarla savaştılar, Erzurum halkı ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa komutasındaki ordumuz Türk tarihine Aziziye harikasını yazdırdılar. Ruslar bu yenilgiden sonra takviye kuvvetleri alarak ikinci bir taarruzla Erzurum’u ele geçirdiler. Böylece Erzurum 9 Kasım 1877’den 13 Temmuz 1878 tarihine kadar 8 ay 4 gün Rus işgali altında kaldı.

Ayastafanos ve Berlin antlaşmaları ile Kars, Ardahan, Batum, Ruslara bırakıldı. Bu antlaşmalarla Ruslar Horasan’ın doğrusunda 124 km. ilerlemiş oldu.

1914-1918 Birinci Cihan Savaşı’nda Enver Paşa’nın tedbirsiz hareketiyle üstün gelen Ruslar, Erzurum’u 16 Şubat 1916’dan 12 Mart 1918 tarihine kadar 2 sene 26 gün işgal etmek fırsatını buldular.

Erzurum üzerinden Akdeniz’e, sıcak denizlere açılmak, tarih boyunca Rusların ideali olmuştur. Bu nedenle Erzurum her seferinde birinci merkez seçilmiştir.” (Coşkun, 1991)

“1817’de Rusya’da çıkan ihtilal üzerine Doğu illerimizden çekilen Ruslar, Erzurum’da dahil buraların hakimiyet ve egemenliğini Ermenilere bıraktılar.

Başlangıçta 1839 Tanzimat Fermanı ile müteakiben 1856 ikinci “Tanzimat Islahat Fermanı ile, 1876 birinci meşrutiyetten daha sonra 1878 Ayastafanos ve Berlin antlaşmalarının Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki ekalliyetlere tanıdığı hakları kötüye kullanan Ermeniler, Rusya’nın teşvikiyle Kafkasya’da yetiştirilen Komiteci Ermeniler, Türkiye’nin bilhassa doğu illerinin muhtelif yerlerinde merkez olmak üzere Erzurum’da Osmanlı İmparatorluğu aleyhine zararlı olarak çalışmaya başladılar. Çeşitli Ermeni cemiyetlerinden Taşnaksotvon Erzurum dahil Doğu Anadolu ve güney Kafkasya’yı içine alan bir Ermeni devleti kurma hülyasına kapıldı. Tatlı bir hayal peşinde koşan Antranik isimli Ermeni generali Erzurum’a gelmiş, yaptığı konuşmada Türk ve Ermeni cemaatlerinin beraber yaşayacakları ve tarafların haklarının korunacağı konusunda bir de aldatıcı vaatlerde bulunmuştur. Ne yazık ki 800 seneden beridir Türk’ün uşağı olan Ermeniler birdenbire efendi olmuş, fırsatı ganimet bilen Ermeni uşakları Erzurum’da büyük bir katliama girişmişlerdir.

12 Mart 1918 tarihinde Kazım Karabekir Paşa kumandasındaki Türk ordusu şafakla birlikte Erzurum’un İstanbul Kayak ve Harput kapılarından girerek şehri geri almıştır. Erzurum’un geri alınmasından sonra Doğu illerimizde düşman istilasından kurtarılmış geleceğin Türkiye’sinin çareleri Erzurum’da aranmaya başlanmıştır.

19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa, Anadolu yolculuğuna devam ederken, 17 Haziran 1919 tarihinde Erzurum Cemiyeti ilk toplantısını yaptı.

23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresi bir okul salonunda (şimdiki) kongresi bir okul salonunda (şimdiki Atatürk Yapı Enstitüsü) toplandı. Kongreyi Erzurumlu Hoca Raif efendi (Dinç) geçici başkan sıfatıyla açtı.

Erzurum Kongresi tarihimizin akışında yer alan savaşlardan, olaylardan ve olgulardan oluşan uzun, upuzun bir zincirin önemli halkasıdır. Başka bir deyimle Erzurum Kongresi devletimizin çökmeye sürüklenmesinin kara bir belgesi olan Mondros mütarekesine karşı çıkan ve milli heyecanla dolup taşan halk örgütlenmesidir.” (Bulut, 1987)

  1. MANİLER HAKKINDA GENEL BİLGİ

“Halk şiirinde “mani” ve “koşma” tipi olarak iki ana biçim vardır. Aslında az sayıda olan öteki biçimler, bu iki ana biçimden çıkmıştır. Dizelerin kümelenişi, dizelerin hece sayısı ve uyak düzeni bakımından özellik gösteren “biçim”, biçimi ne olursa olsun konu bakımından benzerliklerinden ayrılanlar da “tür adı altında toplanmıştır.” (Dilçin, 1983)

Mani, halk şiirinde en küçük nazım biçimidir. Anonim halk şiirinin en yaygın türüdür. Yedi heceli ve dört mısralı tek kıtadan meydana gelir. En büyük özelliği tek dörtlükten oluşması ve kafiye düzeninin öteki türlere uymamasıdır.

    1. Kelimenin Aslı

Ahmet Vefik Paşa’dan bugüne kadar manilerin şekil ve mahiyeti hakkında bilgi verenlerin büyük kısmı Türkçemizdeki mani kelimesini Arapça veya Acemce kelimelere benzeterek bu dillerden alındığını ileri sürmüşlerdir. Fakat bu benzetme manaca değil de söyleyiş tarzından ileri gelmektedir.

Halbuki; halk edebiyatımızda yaşamakta olan milli nazım şekillerinden Türkü, Türkmani, Varsağı, Bayatı gibi isimler vardır ki söylendikleri Türk kabilelerinin isimlerine göre ad almışlardır. Buna göre bu isimler; Türk, Türkmen, Varsak, Bayat kelimelerinin sonuna nisbet eki dediğimiz (-ü, -i, -ı) harfleri gelerek oluşmuşlardır. Buna göre Türkü Türkülere, Türkmani Türkmenlere, Varsağı Varsak Türklerine ve Bayatı da Bayatlılara ait demektir.

Mani kelimesi ise; (Man) kelimesinin sonuna (-i) nisbet ekinin gelmesiyle oluşmuştur. (Man) kelimesi bize yabancı bir kelime değildir. “Adam, soy, sop” (Sami, ) manalarına gelmektedir. Koca-man koca adam, şiş-man şiş adam, kara-man kara adam ya da kara soy, Türk-men Türk adam ya da Türk soy demektir.

Yukarıda saymış olduğumuz örneklerden Türkmen’i ele alalım. Türkmen; Türk boylarından birinin adıdır. Sonuna (-i) nispet eki alarak Türkmani şekliyle Türk adamına, Türk soyuna ait manası çıkıyor ki bir Türk deyişinin ismi oluyor.

Yukarıda göstermiş olduğumuz örnekte Türk Edebiyatı nazım kurallarına uygunluğu ve aşağıda göstereceğimiz kelimenin tarihi eskiliği göz önünde bulundurularak diyebiliriz ki mani; ne Arapça ne Acemce ne de başka bir milletin dilinden alınmış bir kelime değil, öz be öz Türkçe bir kelimedir.

    1. Kelimenin Eskiliği

“Halkımızın arasında çok geniş bir yayılma sahası bulunan bu küçük şiir damlalarının kökü ta Türklerin ana yurdu Orta Asya’ya kadar uzanır. Türklerin İslamiyeti kabul etmeden önce maniyi bildikleri ve kullandıkları anlaşılmaktadır. Mani tam manasıyla halk şiiridir. Kimler tarafından söylendiği ve yazıldığı bilinmemektedir. Bazı derviş şairlerle saz şairlerinin mani tarzında deyişleri vardır. Bunların en eskisi 13.yy’da yaşayan Şeyyad Hamza’ya ait olanlarıdır.” (Maniler, 1953)

“… İslamlık öncesi Türk Edebiyatında da gördüğümüz eski milli bir şekildir. Hece vezninin yedili bir kalıbıyla söylenir. Kafiyelenişi bakımından (İran kaynaklı bir şekil olan) Rubai’ye benzer 14. ve 15.yy şairlerimizin divan şiirine kattıkları bir nazım şekli olan Tuyuğ’un da maniden geliştiği sanılmaktadır.” (Kabaklı, 1994)

Mani kelimesine ilk defa en eski Türk Edebiyatı eserlerinden olan Dede Korkut hikâyelerinde “Koçun Türküsünün manisini ver” ve Yunus Emre’de ise;“Dilin ile şakırsın Çok maniler okursun”şeklinde rastlanılmaktadır.

  1. yy. saz şairlerinden ünlü Karaca Oğlan; “Karaca Oğlan der bir mani söyle

Ezelden kalmıştır bu kanun böyle” şeklinde “mani”yi kullanmış ve

“Fisebilullahtır Veysi nidası Tebrizi sözleri bir hoşça mani”

şeklinde de Aşık Ömer’in Şairname’sinde mani kelimesine rastlanılmaktadır.

  1. yy. ortalarında yaşayan Koruağasızade Esat o devrin maruf musikişinaslarından Cevri hakkında yazdığı bir manzumede;

“Gah şarkı okuyup gah mani Gah Türkü-i gahi Türkmani Ger sefa ile okursa beste Bülbülü eylerdi dem beste”şeklinde rastlanılmaktadır.

  1. yy. divan edebiyatı şairlerinden Sünbülzade Vebi’nin Sühan redifli meşhur kasidesinde bile;

“Kimi mani kimisi vadi-i Türkmani’de Karaoğlan Kayabaşı’sı yelallay-i sühan”diye kullanıldığına rastlanılmaktadır.

“Anlam bakımından mani bir bütündür. Manilerin ilk iki dizesi, uyağı doldurmak ya da temel düşünceye bir giriş yapmak için söylenir. Genellikle asıl söylenmek istenen düşünceyle anlam yönünden ilgisi pek yokmuş gibi görünse de konuya bağlı olarak yorumlanabilir. Üçüncü dizenin serbest olması mani söyleyene kolaylık sağlar. Temel duygu ve düşünce son dizede ortaya çıkar.” (Dinçer, 1997)

Dört mısralı manilerin kafiye düzeninde birinci, ikinci ve dördüncü dizeler uyaklı, üçüncü dize ise serbesttir. (a a x a)

Örnek:

Ay doğdu öze düştü a Çifte ben yüze düştü a Elin yari yanında x Ayrılık bize düştü a

Ay gitti batar şimdi Yar gitti yatar şimdi Leyla pazara varmış Mecnun can satar şimdi

Maniye melez derler Dillerde çerez derler Eşinden ayrılana Yan yana gez derler

Dört mısralı manilerde yukarıdaki kafiye düzeninden başka birinci ve üçüncü dizeler serbest, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı maniler de vardır.

(x a x a).

Altın peştemalını x Kondu dallar üstüne a Sen orda ben burada x Kaldık yollar üstüne a

“Anlamlı bir dize ya da uyak bulunamadığı durumlarda, birinci dizede, anlamlı bir sözcüğün hitap biçiminde yinelenmesiyle dize doldurulur ya da türlü çağrışımlar yaratabilecek uydurma bir sözcükle uyak sağlanır. Aşağıdaki manilerin birinci dizelerinde, maninin girişinde anlamsız sayılabilecek sözcükler kullanılarak ölçü doldurulmuştur.” (Dilçin, 1983)

Gidene bak gidene Güller sarmış dikene Mevla sabırlar versin Gizli sevda çekene

Le beni eyle beni Elekten ele beni Alacaksan al artık Düşürme dile beni

Aşağıdaki manide de “pirince” ve “girince” sözcüklerine anlamsız bir sözcük olan “birince” uyak yapılmıştır.

Hey birince birince Kaşık saldım pirince Bir incecik tek bürür Yar kapıdan girince

    1. Vezin

Maniler, yedi sayılı hece vezni ile söylenmiştir. Hece vezninin gereği olarak ilk mısra ne şekilde başlamışsa diğer mısralar da o şekilde devam eder. Yani ilk mısra duraksız ise diğer mısralar da duraksız, ilk mısra duraklı ise diğer mısralar da aynı duraklı olarak söylenmiştir.

“Metinlerin büyük bir kısmı hece vezninin kalıplarından; Dereler buz bağladı Avcılar iz bağladı Beni bir gelin vurdu Yaramı kız bağladı parçasında olduğu gibi doğrudan doğruya (7)’li,

A benim aç gözlerim Yare muhtaç gözlerim Geçti güzel kervanı Oturdum baç gözlerim dörtlüğündeki gibi (7)’li veznin (4-3),

Bir dalda iki kiraz Biri al biri beyaz İlahi kadir Mevlam Güzeli güzele yaz manisinde de (3-4) ve

Kayalar karda kaldı Bülbüller zarda kaldı Gönül kapısı kitli Anahtar yarda kaldı

metninde ise (5-2) durguya ayrılarak söylendiği görülüyorsa da; ilk iki şekilde olanlara sık, sonuncuya seyrek olarak tesadüf edilmektedir.” (Eset, 1944)

“Halk arasında “mani söylemek” için “mani yakmak”, “mani düzmek”, “mani atmak” gibi deyimler kullanılır. Mani söyleyenlere de “manici”, “mani yakıcı”, “mani düzücü” gibi isimler verilir. Maniler, kendilerine özgü bir ezgi ile bestelenerek okunur. Türk halkı arasında mani söylemek bir gelenek haline gelmiştir. Özellikle Anadolu’da kızlar ve kadınlar arasında “mani söyleme geleneği” çok yaygındır. Maniler türküler gibi yanık ve acıklı değildir. Nükteli, şen ve hafif temalar işlenir. Bunların yanı sıra “Ramazan manileri” gibi yalnız şakayı ve güldürmeyi amaçlayan maniler de vardır.

Örnek:

İnleyim dinle gönül Dinleyim inle gönül İmil imil yanalım Senin derdinle gönül

Keten gömlek beden dar Beni koyup giden yar Sen bana kıymaz idin Sana bir öğreten var

Sabah oldu uyan yar Misk anbere boyan yar Yastık seni incitir

Gel göğsüme dayan yar

Akşam oldu bize gel Gözlerini süze gel Bir elini bade al Bir eline meze gel

Dağlar başın kar aldı Gül etrafın har aldı Ecele borçlu kaldım Bir canım var yar aldı

İpek yorgan düreyim Aç koynuna gireyim Açıldıkça ört beni Var olduğun bileyim

Akşamlar olmasaydı Badeler dolmasaydı Yar koynuma girince Hiç sabah olmasaydı

Bahar gördüm yaz gördüm Güzel gördüm naz gördüm Her tarafı dolaştım Senin gibi az gördüm

Ay doğar ayazlanır Gün doğar beyazlanır

Mahmur gözlü sevdiğim Uyanmaya nazlanır

Su gelir deste gider Ayrılır dosta gider Gurbet yansın yıkılsın Sağ gelen hasta gider

Akşam arada kaldı Fitil yarada kaldı

Gül yüzlüm kömür gözlüm Acep nerede kaldı

Bahçenizde dut var mı Havada bulut var mı Ben yarimi kaybettim Bulmaya ümit var mı

Bir mendil işle yolla Ucun gümüşle yolla İçine beş elma koy Birini dişle yolla

Sunam sese mi geldin Kadem basa mı geldin Sağlığımda gelmesin

Öldüm yasa mı geldin” (Dilçin,1983)

Yukarıda vermiş olduğumuz örneklerin haricinde dize sayısı dörtten fazla olan maniler de vardır. Bu türlü manilerin, genellikle birinci dizesinin hece sayısı yediden azdır. Dize sayısı dörtten çok olan manilerin uyak düzeni de değişiktir. Bunların içerisinde beş dizeli manilerin uyak düzeni (a x a x a) şeklinde iken altı ve altıdan çok dizeli manilerin uyak düzeni (a a x a x a x a) şeklindedir.

Örnek:

  1. dizeli mani:

“Karaca a

Aldım aşkın tüfeğin x

Vurdum birkaç Karaca a Dünyada bir yar sevdim x Kaşı gözü karaca a

  1. dizeli mani:

Gülerler a

Gümüş kollar gül eller a

Yiğit aşka düşünce x

Söyletirler gülerler a Bahçıvanca bahtım yok x Sümbül okşar gül eller a

  1. dizeli mani:

Karadan a

Yarim gider gemiyle x

Ben giderim karadan a

Ciğerim göz göz oldu x

Görünmüyor karadan a

Hak beni ayırmasın x

Kaşı gözü karadan a 8 dizeli mani:

Yayılan a

Ya şah-maran yılan a Zülüf müdür kahkül mü x Ak gerdana yayılan a

Yar bana bir ok vurdu x

Elindeki yayılan a

Sıtkını bütün eyle x

Hoş geçin Mevlayılan a

9 dizeli mani:

Güldüğümü a

Vardım yarin bağına x

Çözülmiş gül düğümü a

Felek bir sille vurdu x

Şaşırdım bildüğümü a Ey felek çok mu gördün x Bir kere güldüğümü a

Hakk’a geçeydi niyaz x

Dilerdim öldüğümü a 10 dizeli mani:

Kararsın a

Bulut gökte kararsın a

Ne büyüksün ne küçük x

Tamam bana karsın a Gündüz gelme gece gel x Bekle sular kararsın a

Sarılalım yatalım x

Düşman bağrı kararsın a

Atma kulun yabana x

Bir gün olur ararsın a                                                                                                                                                                                                                  14 Dizeli mani:

Dağıdır a

Sayda gelmez dağıdır a

Gelse yarim yanıma x

Cümle gamın dağıdır a

Vur külünün Şirin’im x

Sinem Ferhat dağıdır a

Dilin bülbül yüzün gül x

Sinen cennet bağıdır a

Ak gerdanın üstüne x

Siyah zülfün dağıdır a

Bir kez yüzüme girmez x Ettiği göz dağıdır a

Sensiz şeker yiyemem x

Kuzum bana ağu’dur a” (Göksu,1970)

    1. Yapılarına Göre Mani Çeşitleri

Maniler birinci dizelerindeki hece sayısının eksik olması, dize sayısı ve uyaklarının cinaslı olmasına göre ad alırlar.

      1. Düz Mani

Yedişer heceli ve dört dizeden oluşmuş, kafiyeleri çoğu kez cinassız olan manilerdir. Cinaslı olanları yok denilecek kadar azdır.

Örnek:

Bahçede hanımeli Derdinden oldum deli Alemde hüner odur Sevmeli sevilmeli

      1. Kesik Mani

“İlk mısrada vezin (3, 4, 5, 6) hecelidir. Uyaklarda cinaslar tam ya da yarımdır, mısra sayısı 4 ile 14 arasında değişir. Bu tür manilere genellikle Urfa yörelerinde “kesik mani” adı verilir. Diyarbakır yöresinde ise “Hoyrat” diye anılmaktadır.” (Göksu, 1970)

“Birinci dize cinaslı uyağı oluşturan sözcüktür. Bu sözcük ya da söz öbeği, anlamlı da olsa düşünceye bir giriş ve uyağa başlangıç niteliğinde olduğundan maninin yapısında ve anlamında bir aksaklığa yol açmaz.” (Dinçer, 1997)

Kesik manilerde anlam birimi beyittir. Yani, her beyitin anlamca öteki beyitlerle bir ilgisi yoktur. Aradan bir beyit çıkarılmasıyla maninin yapısında ve anlamında bir bozukluk meydana gelmez. En az dört ve en çok onsekiz mısralıdır. Bu tip manilerde iki tip kafiye düzeni görülmektedir.

Örnek:

“Böyle bağlar a

Yar başın böyle bağlar a Gül açmaz bülbül ötmez x Yıkılsın böyle bağlar a

Sarardı a

Bağda güller sarardı a Sen benim namert kolum x Ne güzeller sardı a Güzel çünkü derdin yok x Niçin benzin sarardı a

Sürüne a

Çünkü çoban değilsin x

Arkandaki sürü ne a Ben bir körpe kuzuyum x Al kat beni sürüne a

Beni böyle yandıran x

Yüz üstüne sürüne a

Asılmayan a

Hüsnüne mağrur olma x

Topraktır asıl mayan a

Kement eyle zülfünü x

Kör olsun asılmayan a

Kesik manilerde birinci sıra 7 heceli olursa “doldurmalı kesik mani” ya da “ayaklı mani” denilir. Doldurma ilk dizeye getirilerek yapılır ve maninin uyağı belirtilir.” (Göksu,1970)

“Doldurma çeşitleri 100-150 arasındadır. Bunlardan müşterek olan ve bolca kullanılanlar şunlardır:

        1. var geç gönül vaz geç gönül gel geç gönül göçer gönül geçti gönül göç gönül göçer gönül geçer gönül geçmez gönül

        2. öter bülbül göçer bülbül söyler bülbül öt bülbül

öte bülbül konar bülbül söyler bülbül

bülbül derler bülbül ağlar bülbül aşık bülbül bekler

        1. elli senden elli sizden elli saydım elli yüz ellidir

        2. sular coşar sular gelir sular akar sular gelsin sular coşsun su geldi su coşkun su coşar akar sular coşkun sular çağlar sular

        1. gür bir afet geçer bir afet geçer güzel geç güzel geçe ömrüm geçer ömrüm konar baykuş konar bahar bulut geçer bulut gökte

diğerleri seyrek olarak kullanılan giyme kara, bir ay doğar, yıldır geçer, karanfilim, seller yarmış… gibi çeşitlidirler. Dört mısralı metinlerde bu doldurmalardan bir kısmı görülmekle beraber ayrıca; aşık der, aşık der ki, aşıklar, azizim, meylim okur, baba der, naçar… gibi kelimeler bolca kullanılmaktadır.” (Eset, 1944)

İlk dizeye “adam aman” doldurma söz grubu getirilerek söylenen maniler çoğunlukla İstanbul Manileridir ve de İstanbul Meydan Kahvelerinde söylenir.

Örnek:

“Ah o beni o beni Kahkül örtmüş o beni Ben yarimi unutmam Unutsa da o beni

Ah demedi demedi Elinde gül demedi Ben nasıl güleceğim Yar bana gül demedi

Adam aman çe midir Nefesin gül kokuyor İçerin bahçe midir Beni baştan çıkaran Yarimin perçe midir

Adam aman kuleden Ses geliyor kuleden O kaş o göz değil mi Beni sana kul eden

Adaman aman kuzusu Çay kuru çeşme kuru Nerden içsin kuzusu Beni yakıp bitiren Bir ananın kuzusu

Adam aman nem alır Yatma, güzel toprakta Mah cemalin nem alır Gökten Azrail inse Candan başka nem alır” (Göksu,1970)

      1. Yedekli (Artık) Mani

Dört dizeli genel tipte olan maniye, aynı uyakta olan iki mısranın daha eklenmesiyle oluşan altı mısralı manilerdir. Bu tip manileri dize sayısı altı olan kesik manilerden ayıran özelliklerin başında, ilk iki mısra kesik manideki gibi anlamsız değildir. Artık olan son iki mısra maninin anlamını pekiştirmekle beraber bu tip artık manilerde genellikle cinaslı uyak kullanılmaz.

Örnek:

“Kaşların keman senin a

Bakışın yaman senin a

Ne hain yar imişsin x

Elinden aman senin a

Cefaların ben çektim x

El sürer safan senin a

Bu gün cuma günleri Arşa çıkar ünleri Sağ yanında benleri Sol yanında gülleri Ömürden mi sayalım Yarsız geçen günleri

Derdim beller gibi Söylemem eller gibi Kalbimin hüzünü var Yıkılmış eller gibi Gözlerimden yaş akar Bulanmış seller gibi

Ağlarım çağlar gibi Derdim var dağlar gibi Ciğerden yaralıyım Gülerim sağlar gibi Her gelen bir gül ister Sahipsiz bağlar gibi

İlkbahara yaz derler Şirin söze naz derler Kime derdim söylesem Bu dert sana az derler Kendin ettin kendine

Yana yana gez derler” (Eset,1944)

      1. Deyiş (Karşılıklı) Mani

“İki kişinin karşılıklı olarak söyledikleri manilere “deyiş” adı verilir. Bunlar, sorulu cevaplı biçimde düzenlenir. Böyle manilerde kimi zaman maninin, kimin ağzından söylediği belirtilir.

Ağa Adilem sen na-çarsın İnci mercan saçarsın Dünya deniz olunca Gülüm nere kaçarsın

Adile Ağam derim na-çarım İnci mercan saçarım Dünya deniz olunca Ben kuş olup uçarım

Ağa Adilem sen na-çarsın La’l ü gevher saçarsın Ben bir şahin olunca Yavrum nere kaçarsın

Adile Ağam derim na-çarım La’l ü gevher saçarım Sen bir şahin olunca Ben yerlere kaçarım

Ağa Adilem sen na-çarsın La’l ü gevher saçarsın Ben Azrail olunca Kuzum nere kaçarsın

Adile Ağam derim na-çarım İnci mercan saçarım Sen Azrail olunca Ben cennete kaçarım” (Dilçin,1983)

Kimi deyişler de soru-cevap biçiminde düzenlenmez. Bunlar belirli bir konu üzerine söylenir. Böyle manilerde, genellikle konu ile ilgili sözcük ya da söz öbeği her manide yinelenir. Aşağıdaki deyiş de “Ay doğar” sözü her maninin birinci dizesinin başında yinelenmiştir.

Örnek:

“Ay doğar gediğinden Tanırım giydiğinden Canım ol yare kurban Dönmese dediğinden

Ay doğar ayazlanır Gün doğar beyazlanır Şu Bolu’nun kızları Hem gelir hem nazlanır

Ay doğar batar şimdi Işığı tutar şimdi Yarimin kölesiyim Dilerse satar şimdi

Ay doğar minareden Ölürüm bu yareden Benim yarimi gönder Yeri göğü yaradan

Ay doğar sini gibi Sallanır selvi gibi Yarin kokusu gelir İlkbahar gülü gibi

Ay doğar aşmak ister Al yanak yaşmak ister Şu benim deli gönlüm

Yare kavuşmak ister” (Maniler,1953)

Kimi saz ve tekke şairlerince söylenmiş maniler de vardır. Bu manilerin birinci dizelerinde şair mahlasını söyler.

Örnek:

Hatayim hal çağında Hak gönül alçağında Bin Kabe’den yeğrektir

Bir gönül al çağında (Hatayi)

Muhyiddinem bir sözüm Bir savtım bir avazım Çağıran hem işiten

Cümlede gören gözüm (Muhyiddin)**

Kasımiyem yareli Bağrımı yar yar eli Derdime em oldu yar Der-gahına varalı (Kasımi)***

    1. Manilerde Konular

Dört ve daha fazla mısralı manilerde ilk iki mısra daima başlangıç olup, asıl anlatılmak istenilen fikir ve mana dört mısralı manilerin son iki mısrasında, dörtten fazla mısralı manilerin ise her beytinde anlatılmaktadır.

Sevgiyi anlatmayan mani düşünülemez. Bunun yanı sıra şaka, hafif hiciv, kin ve nefreti anlatan fikirler de anlatılmaktadır.

Maniler, yapısı gereği toplumsal olaylara değinmez. Konulara derinlemesine girmeden sevgiyle ilişkileri ince ve zekice anlatır.

Konu bakımından manileri aşağıdaki başlıklar altında toplayabiliriz:

  • Niyet, fal veya yorum manileri

  • Sevda manileri

  • İş manileri

  • Bekçi ve davulcu manileri (bunlar sekiz heceli kalıpla söylenir)

  • Düğün manileri

  • Atışma manileri

  • Aşık-hikayecilerin söylediği maniler

  • İstanbul meydan kahvelerinin cinaslı manileri

  • Mektup manileri

  • Gurbet manileri

  • Asker manileri

  • Ramazan manileri

  • Aşk ve iffet manileri

  • Vatan sevgisini anlatan maniler

  • Ölüm manileri (ağıt)

  • Kına gecesi manileri

*** Kasımi (Seyyid) = Şair (Kerkük XIX.yy.) Hayat hakkındaki bilgiler şiirlerinden çıkarılıyor. Kerkük’te yaşadı, marangozdu. Tasavvufi tarafı var, fakat bağımsız kaside, tarih ve rubailerden oluşan Divan’ı, Fuzuli ve Nesimi tesiri fazladır.

  • Gelin-kaynana manileri

  • Bayram manileri

  • Bilmece manileri

Toplumumuzda mani söylemek gelenek halindedir. Düğünde, ölümde, ayrılıkta, buluşmada, gurbette, sevinçte, üzüntüde, sözün kısası hayatın bütün olayları karşısında akla gelen ilk anlatılır yolu; manidir. Maniler, öteki halk şiiri türleri gibi özel bir ezgi ile söylenir.

Maninin günümüzde en canlı olarak yaşadığı yerler Kerkük bölgesiyle yukarı doğu illerimiz, İç Anadolu illerimiz ve çevresi olduğu söylenir.

Maniye çeşitli Türk kavimlerinde değişik adlar verilmiştir. Anadolu Türkleri “Mani”, Irak Türkleri “Hoyrat”, Azerbaycan Türkleri “Bayatı”, Kazak ve Kırgız Türkleri “Aytipa, Kayım, Öleng”, İstep ve Kırım Tatarları “Çıng, Çink”, Özbek Türkleri “Aşule, Koşuk” Türkmenler “Türkmani”, Varsak Türkleri “Varsağı” adlarını kullanırlar.

  1. ERZURUM MERKEZ KÖYLERİ MANİLERİNİN İNCELENMESİ

Erzurum Halk Edebiyatını incelediğimizde manilerin büyük bir yer kapladığı görülmektedir. Erzurum, toplumsal olarak kapalı bir yapıya sahiptir. İnsanlar duygu ve düşüncelerini oturup da dile getirmezler. İnsan psikolojisinde “insanların duygu ve düşüncelerini birilerine aktarma hissi” vardır. Erzurum insanı da bu duygu ve düşüncelerini maniler aracılığıyla dile getirmişlerdir.

Erzurum manileri şekil bakımından maninin genel özelliğini taşır.Tam,yarım ve redifli kafiyeler halindedir.Bazen bir kelime kafiye olarak iki defa geçmektedir.

Erzurum’da maniler genellikle kadınlar tarafından söylenmektedir.Bilhassa uzun kış gecelerinde çoğunluğu genç kız ve gelinlerin teşkil ettiği toplantılar yapılır.Herkes kendine ait bir mendil düğümleyerek güzel sesli bir bayanın, genelde ihtiyar bir kadının kucağına koyar.Bunlar üzerleri örtülerek saklanır.O kendine has bir beste ile iki mani okur ve bir mendil çeker.Söylenen maniler mendil sahibinin tuttuğu niyeti aksettirir.

Kadınlar düğünde ve kına gecelerinde oynayıp eğlenirken manili türkülerle oynamışlar, maniler ile ağlamışlar, sevgi ve hasretlerini maniler ile dile getirmişlerdir.

Erzurum merkez köylerinde yaptığımız araştırmalar ve incelemeler sonunda manileri şu başlıklar altında toplayabildik:

Sevda manileri

İçinde “Erzurum” kelimesi geçen sevda manileri Gurbet (ayrılık) manileri

Mektup manileri

Düğün (kına gecesi) manileri Gelin-kaynana manileri Ramazan manileri

Asker manileri Bilmece manileri Ölüm (ağıt) manileri

    1. Sevda Manileri

Erzurum Merkez köylerinde sevda manilerine çokça rastlanmaktadır. Sevda manilerinde genel tema adından da anlaşılacağı gibi sevgidir.Sevgiyi dile getirmeyen, o eksen çevresinde dönmeyen mani düşünülemez. İnsanlar sevgililerinin yüzlerine karşı söyleyemediklerini duygularını, maniler aracılığıyla, dolaylı yoldan dile getirmişlerdir. İnsanlar, manilerde sevgili ismi belirtmemiş, onun yerine doğadan bir nesne kullanmışlardır. Bu nesneler bazen bir çiçek, bazen bir meyve, bazen de bir kuş olmuşlardır.

Örnek:

“İnce çubuk uzadım Çiğim yolun gözedim Bülim nerden asdığın Çamaşırın bezedim

Altın yüzük şan verir Gız söveye yan verir Oğlan gızı görende Ayak üstü can verir

Erzurum geceleri Giz bağlar peçeleri

O gaş o göz sende var Öldürür neçeleri

Fırın üstünde fırın Ağalar geri durun

O yar burdan geçince Altın iskemle kurun

Erzurum’un gavakları Dolar gider harkları Don çalmış, grav tutmuş O yarin yanakları

Camiye serdim keçe Nece ömürler geçe Acep o gün olurmi

Elin elime geçe” (Serçeoğlu, 2000)

“Aras aras han aras Bingölden kalkan aras Yar buradan geçende Durmadan çalkan aras

Çubuğun uzadayım Mor fesin bezedeyim Hangi yoldan gelirsen O yolun gözedeyim

Aşağıdan göç gelir Yayvan öküz boş gelir Beni sene verseler Allaha da hoş gelir

Ay ışığı gelemem Dile destan olamam Ay buluta girende Bağlasalar duramam

Ağaçta gül olaydım Güller gibi solaydım O yar yelek yaptırmış Düğmesi ben olaydım

Altından tokmağım var Gümüşten çakmağım var Eller ne derse desin

Yare bir bakmağım var

Almanın alına bak Eğilmiş dalına bak Yana yana kül oldum Şu benim halıma bak

Almadan geç almadan Yollar çamur olmadan Eğil eğil bir öpim

Al yanağın solmadan

Aldır yeleğin oğlan Dile dileğin oğlan Beni sene vermezler

Yansın yüreğin oğlan” (Gözütok,2000)

Ay doğar ayazlanır Gün vurur beyazlanır Benim nazlı sevdiğim Uyanmaya nazlanır

Aya bak yıldıza bak Dalda duran gıza bak Gız Allahın seversen Azıcıkta bize bak

Ay ışığı beden yar Gurban olim adan yar El duydu alem duydu Daha korkun neden yar

Bağda bir üzüm olsa Dalları düzüm olsa Yarin uykusu gelmiş Yastığı dizim olsa

Baba ben derviş miyem Hırkamı geymiş miyem Eller almış yarimi

Niye ben ölmüş miyem

Başında ince oya Cemali benzer ay’a Sevabı var bakmanın Güzele doya doya

Bahçalarda gül olur Dallarda bülbül olur Vefasız yar sevenler Yanar yanar kül olur

Bacadan bakış eder Oturmuş nakış eder Gızın gara gözleri Oğlanı sarhoş eder

Bacada durdun yeter O boyun gördüm yeter Dedim cemalin görem Gözlerin gördüm yeter

Bahçalarda kuş idim Aç koynunu üşüdüm

Ben can diyim sende çor Güzel sesin işidim

Beriden gel beriden Cebim üstü deriden Oğlan sen değilmisen

Beni böyle eriden” (Öztürk, 2006)

“Bizim kapı kanatlı Geldi geçti on atlı Ben yarimi tanıram Orta boylu kır atlı

Bu dağı aşam dedim Aşam dolaşam dedim Bir gülün hatırına Aleme paşam dedim

Buralar nice eller Görünmez gece eller Adamı deli eder Gara gaş ince beller

Caminin ezanı yok Üstünde gezeni yok Mehle mehle dolaştım Yarimden güzeli yok

Caminin üstündeyem Dal budak kastındayam Ver benim muradımı Ben murat üstündeyem

Çubuğun ucu gazel Yarim baharda gezer Şapkasını eğdirmiş Sevdalı melul gezer

Pungarın başındayam On sekiz yaşındayam On sekiz yaştan beri Sevdanın peşindeyem

Caminin ardı çimdir Yarime derler çildir Çil olsun çirkin olsun Bana bir gonca güldür

Entarisi al basma Giyip duvara asma

Sen benimsen ben senin Her lafa kulak asma

İndim çeşme başına Sabun goydum daşına Sevda nedir bilmezdim Bu yıl geldi başıma

İlanın incesine Mailem cilvesine

Ben yarime kavuştum

Darısı cümlesine” (Taşır, 2000)

“Kebap ince şiş ince Ölürem görmeyince Ben senden ayrılamam Kabire girmeyince

Pungarın başı güzel Dibinde daşı güzel Ele bir yar sevmişem Kirpiği gaşı güzel

Elindeki yazıyam Gönüllerde sızıyam Sevmek eğer günahsa Ben cezame razıyam

Ben bir yiğit dadaşım On sekiz gibi yaşım Sevmekte haksızmıyam Söyle be gardaşım

Dadaş dadaş hoş dadaş Başında dalga dadaş Eller gelmiş götirir Kapıları bas dadaş

Bir ay doğar kenarsız Yar vefasız ben arsız Öyle bir ah çektimki Ateşime yanasız

Sarı çitim sendedir Bir ucuda bendedir Cennetten huri çıksa Yine meylim sendedir

Kahve piştiği yerde Pişip taştığı yerde Güzel çirkin aranmaz Gönül düştüğü yerde

Sarı çitim sararam Yitirmişem araram Zannetme unutmuşam Her geçene soraram

Başındaki şemsiye Hediyedir hediye Kalk gidelim sevgilim Saat gelir yediye

Erzuruma nar geldi Yüce dağa kar geldi İşittim yaz gelecek Bu gün bana yar geldi

Kapın kapıma bakar Ateşin beni yakar

Ben size coh mu geldim Eller başıma kalkar

Kurun üstünde külek Ne yaptın zalim felek

Her derde dert demirdim Buna dayanır mi yürek

Mani maniyi açar Maniden kaldık naçar Kırılacak kollarım

Yarsız yorganı açar.” (Akcaner, 2000)

“Merdivenim kırk ayak Kırkına vurdum dayak Deseler yarin gelir Koşarım yalın ayak

Nahırın

Çimenin gögi geldi Geri durun konşılar Mehlenin begi geldi

Odaya serdim keçe Yar gele burdan geçe Ecep o gün olur mi Elin elime geçe

Pınar başı pıtırah O yar gelsin oturah

Bir sen söyle bir de ben Bu sevdadan gurtulah

Pınar başı tehneli İçine gül ehmeli

O yar gelip geçende Cızmasını çehmeli

Sabah oldi uyan yar Beni derde goyan yar Elsözüne uyup da Datli cana gıyan yar

Sarı çitim sararam İtirmişem araram Sanma ki unutmuşam Her gelene sararam

Ufacık inesine Mayilem cilvesine Ben muradımı aldım Darısı cümlesine

Başındaki şemsiye Hediyedir hediye Kalk gidelim sevgilim Saat gelir yediye

Yeşil çitim sendedir Bir uci de bendedir Cennetten huri çıhsa Gine göynüm sendedir

Yılanın incesine Mayilem cilvesine Ben yarimi almışam

Darısı cümlesine” (Kılıç, 2006)

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

a) Düz Mani

Kahve piştiği yerde Pişip taştığı yerde Güzel çirkin aranmaz Gönül düştüğü yerde

Tarla tumba zegerek Zegereye su gerek Emmim oğlu dururken El benim neme gerek

Bir mendil işle yolla Ucunu gümüşle yolla İçine beş elma koy Birini dişle yolla

Bir ay doğar kenarsız Yar vefasız ben arsız Öyle bir ah çektim ki Ateşime yanasız

Dadaş dadaş hoş dadaş Başında dalga dadaş Eller gelmiş götirir Kapıları bas dadaş

Sarı çitim sendedir Bir ucuda bendedir Cennetten huri çıksa Yine meylim sendedir

      1. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

  1. (a a b a) Kafiyesine göre

Sarı gitim sararım a

Yitişmişem araram a

Zannetme unutmuşam b

Her geçene sararam a

Çobanın ipine bak Katlayıp katına bak Her beni özledikçe Erzurum dağına bak

Erzuruma nar geldi Yüce dağ kar geldi İşittim yaz gelecek Bugün bana yar geldi

Kötü hülyalar kuramam Gönlümü taşa vuramam Ahdettim yemin ettim Senden gayriye varamam

  1. (b a b a) Kafiyesine göre

Altınım var yüz bin dirhem b Kaştır gözü süzdüren a

Senin aşkın değil mi b

Beni derde düşüren a

Çubuğun ucu gazel Yarim baharda gezer Şapkasını eğdirmi Sevdalı melul gezer

Nahırın

Çimenin gögi geldi Geri durun komşular Mehlenin begi geldi

    1. İçinde Erzurum kelimesi geçen sevda manileri

Bu tür manilerde “Erzurum” adı dile getirilerek sevdiği kişilere karşı duyulan aşkları,hasretleri,ayrılıkları ve kavuşma arzuları anlatılmıştır.Ana tema yine sevgi üzerine kurulmaktadır.

Erzurum kelimesinin geçtiği bu manilerde genellikle birinci dizede maniye giriş yapmak için Erzurum’un yerel özellikleri ifade edilmiştir.Bunun yanı sıra temel duygu ve düşüncelerin ortaya çıktığı son dizede de yar özlemi Erzurum sevgisiyle özleştirilerek dile getirilmiştir.

Örnek :

“Erzurum ekin ekin Aldırdın elimdekin Her gelen rengim sorar Bilmezler kalbimdekin

Erzurum yolu burma Ağaçlar dolu hurma Yar Allah’ın seversen Üç günden fazla durma

Erzurum kavakları Dolu gider harkları

Gün çalmış grav çekmiş Yarimin yanakları

Erzurum üç minare Bülbül konmuş çınara Yarabbim sen kavuştur Ağzı kuranlı yara

Erzurum eğmeleri Beğenmem değmeleri Yarim bir mintan giymiş Ben olim düğmeleri

Erzurum’un düzünü Duman aldı düzünü Eğil dağlarım eğil Görem yarin yüzünü

Erzurum’da bağ olmaz Kara salkım ağ olmaz uzaktan yar sevenin

Yüreğinde yağ olmaz” (Günege, 2000)

“Erzurum şose yolu Asker sardı sağı solu

Askerim çok cephanem çok Yetiştir dördüncü kolu

Erzurum’un gölleri Çukur çukur yolları Duysam ki yarim gelir Gül döşesem yolları

Mendilim ağına bak Destele bağına bak Ben aklına gelende Erzurum dağına bak

Erzurum dağları hoş hoş Şekeri ağızla gardaş Erisin karlı dağlar Kavuşsun bacı gardaş

Erzurum’dan kalk ta gel Sular gibi akta gel

Ben sene gel diyemem Şu gönlüme bak ta gel

Erzurum bir diktedir Yeşil perde yüktedir Ele bir yar sevdim

Üçüncü bölüktendir” (Kılıç, 2006)

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

        1. Düz Mani

Erzurum’un düzünü Duman aldı düzünü Eğil dağlarım eğil Görem yarin yüzünü

Erzurum’da bağ olmaz Kara salkım ağ olmaz uzaktan yar sevenin Yüreğinde yağ olmaz

Erzurum şose yolu Asker sardı sağı solu

Askerim çok cephanem çok Yetiştir dördüncü kolu

        1. Doldurmalı Kesik Mani

Manideki “hoş hoş “ sözcüğü doldurmadır. Erzurum dağları hoş hoş

Şekeri ağızla gardaş Erisin karlı dağlar Kavuşsun bacı gardaş

      1. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

        1. (a a b a) Kafiyesine göre

Erzurum’dan kalk ta gel a Sular gibi akta gel a

Ben sene gel diyemem b

Şu gönlüme bak ta gel a

Erzurum’da bağ olmaz Kara salkım ağ olmaz uzaktan yar sevenin Yüreğinde yağ olmaz

    1. Gurbet-Ayrılık Manileri

Erzurum merkez köylerinde sevda manilerinden sonra en çok rastlanan mani türü “gurbet-ayrılık manileri”dir.

Erzurum sanayi olarak gelişmemiş yerleşim yerlerinden bir tanesidir. Geçim kaynağı genellikle hayvancılıktır. Erzurum iklim itibari ile çok soğuk bir yerleşim alanı olduğu için, hayvancılıktan verim alamamaktadır. Bu sebeplerden dolayıdır ki insanlar geçinebilmek için büyük şehirlere gitmişlerdir.

Bu sebepten dolayı Erzurum Halk Edebiyatı manilerinde de “gurbet (ayrılık) manileri” doğmuştur.Gurbetin acıları,sıla özlemi,kavuşmanın sevinci,aşkıyla yanıp tutuşan gönüllerin sesi, gurbete çalışmaya giden oğulları, kardeşleri ve en önemlisi sevdikleri ve sevgilileri için gurbet manilerini söylemişlerdir. Bu tür manilerde temel olarak hasret duygusu, özlem ve sevgi duygusu işlenmiştir.

Örnek:

“Mendilim ağına bak Desdele bağına bak Ben aklına gelende Erzurum dağına bak

Ağ terliği yumuşam Yumuşam gurutmuşam Yar senden ayrılalı

Her şeyi unutmuşam

Günde kurutmam seni Suda çürütmem seni Seneler geçse bile Yine unutmam seni

Gala dibi kuşburnu Oldum yarin düşkünü Düşsem yarin peşine Yalın ayak kış günü

Ayrılmışam eşimden Gerdanı görüşümden Eyerli dağlar gibi

Duman kalkmaz başımdan

Akkoyun meler gelir Dağları deler gelir Hakikatli yar olsa

Geceyi böler gelir” (Serçeoğlu, 2000)

“Merdivenim kırk ayak Kırkına vurdum dayak Deseler yarin gelir Koşaram yalın ayak

Deryadan gemi geldi Gönlümün gamı geldi Ağla gözlerim ağla Ayrılık demi geldi

Akşam ile gün bitti Buralardan kim gitti Dile gelin sokaklar Düneyin yarim gitti

Ak koyun kara koyun Dutun çadıra koyun Yarinden ayrılanı Aklını tara koyun

Altın tas altın tarak Varamam yollar ırak Diz dize otururken Oldum yıldızdan ırak

Altı bacı bir ana Gezerdik yana yana Felek bizi dağıttı

Her birimizi bir yana” (Kılıç, 2006)

“Ak koyun melemesin Mor menekşe yemesin Sevdiğini almayan Ben evlendim demesin

Ağaç başında güzel Yarim gurbette gezer Püsküllü fes başında Gariptir melul gezer

Altındır alay değil Gümüştür kalay değil Kınamayın komşular Ayrılmak kolay değil

Altın yüzük takaram Tozlu yola bakaram Bu günlerde gelmezsen Erzurum’u yıkaram

Armut dalda dal yerde Bülbül ötmez her yerde Felek bizi ayırdı

Her birimiz bir yerde

Arpalar biter oldu Cefalar yeter oldu

Gül yüzlüm kömür gözlüm Burnumda tüter oldu

Bahçeye biber ektim Gözüme sürme çektim Sen gurbette kaldıkça

Durdum durdum ah çektim

Bu gün dağlar dumandır Kavuşmak bir gümandır Nazlı yardan ayrıldım Benim halim yamandır

Derdimi saya saya Başladım ağlamaya Ben görmeye razıyım Yüzünü aydan aya

İnciyem al değilem Püskülem bal değilem Sen bu elden gideli

Hastayam sağ değilem” (Çobanoğlu, 2000)

“O dağ bu dağı dartar Gün be gün derdim artar Söylesinler yarime

Ölü gurbette yatar

Ortalığı pus aldı Beni derde o saldı Yarimden ayrılalı Yarı ömrüm kısaldı

Su gelir sarı yardan Dökülür sarı yardan Felek gözün kör olsun Ayırdı beni yardan

Ana bene al eyle Kes dilimi lal eyle

Çok emeğin görmüşem Gidirem helal eyle

Anam beni pişirdi Dar güvece düşürdi On beşime varmadan Garlı dağlar aşırdı

Ay doğar ağaçalara Güneş vurur daşlara Ben yarimi soramam Gökte uçan kuşlara

Baca baca gezerem İnci mercan dizerem Yarimden ayrılmışam Yana yana gezerem

Bu dağın ardı meşe Meşeye gölge düşe Bizleri ayıranın

Evine şivan düşe” (Bozan, 2006)

“Caminin ardındayım Melekler yurdundayım Ben melek yarim melek Gavuşmak derdindeyim

Çepik çepik narım var Bu gün bir efkarım var Garşı dağlar radında Ela gözlü yarim var

Evim var öte başta Yeşili kaldı daşta Sen orada ben burada Akıl kalmadı başda

Kara taş dize düştü Top zülüf yüze düştü Ağla nazlı yar ağla Ayrılık bize düştü

Giderem dur diyen yok Kebap oldum yiyen yok Ayrılık köyneğini Benden başka giyen yok

Bu dağlar olmasaydı Çiçeği solmasaydı Ölüm Allahın emri Ayrılık olmasaydı

Yeşil ipek bükerem Büker büker sökerem Yar benden ayrıldı Kanlı yaşlar dökerem

Akkoyun meler gelir Dağları deler gelir Hakikatlı yar olsa Geceyi böler gelir

Erzurumdan kalkta gel Sular gibi akta gel Ben sana gel diyemem Şu gönlüme bakta gel

Günde kurutmam seni Suda çürütmem seni Seneler geçse bile

Yine unutmam seni” (Laloğlu, 2006)

“Deryadan gemi geldi Gönlümün gamı geldi Ağla gözlerim ağla Ayrılık demi geldi

Yedi lüleli pınar Kuşlar hep ona konar Doya doya görmedim Yüreğim ona yanar

Mendilin ağına bak Destele bağına bak Ben aklına gelende Erzurum dağına bak

Erzurum dağları hoş hoş Şekeri ağızla gardaş Erisin karlı dağlar Kavuşsun bacı gardaş

Gittim arpa biçmeye Eğildim su içmeye Dediler yarin gelir Kanat açtım uçmaya

Mendilim benek benek Etrafı çarkı felek

Kışı beraber geçirdik Yazı ayırdı felek

Gala dibi kuşburnu Oldum yarin düşkünü Düşsem yarin peşine Yalın ayak kış günü

Yüzüğün ver saklayam Parmağıma takmayam Tanrı tövbesi olsun Gül yerine koklayam

Mani meniyi eyler Maniye gelen bekler Mani yari getirmez Mani gönül eyler

Akkoyun karakoyun Tütün yününü soyun Ben gurbete gidirem Adımı dertli koyun

Akkoyun kuzusuna Koş kaynar yavrusana Beni çoban etsinler Sevdiğimin sürüsüne

Sarı çitim sararam İtirmişem araram Sanma ki unutmuşam Her gelene soraram

Bu dağlar olmasaydı Çiçeği solmasaydı Ölüm Allahın emri

Ayrılık olmasaydı” (Gündoğan, 2000)

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

  1. Düz Mani

“Yeşil ipek bükerem Büker büker sökerem Yar benden ayrıldı Kanlı yaşlar dökerem

İstanbul evrülesen Çark da çevrülesen Yarim içinden çıksın Himinden devrülesen

Akkoyun meler gelir Dağları deler gelir Hakikatlı yar olsa Geceyi böler gelir

Sarı çitim sararam İtirmişem araram Sanma ki unutmuşam Her gelene soraram

  1. Doldurmalı Kesik Mani

Birinci manide “hoş hoş “,ikinci manide “ne deyim ne deyim” sözcükleri doldurmadır.

Erzurum dağları hoş hoş Şekeri ağızla gardaş Erisin karlı dağlar Kavuşsun bacı gardaş

Ne deyim ben ne deyim Hangi yoldan gideyim Yarimden haber geldi

Gerisini nedeyim” (Taşır, 2000)

      1. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

a) (a a b a) Kafiyesine göre

Günde kurutmam seni a

Suda çürütmem seni a

Seneler geçse bile b

Yine unutmam seni a

Deryadan gemi geldi Gönlümün gamı geldi Ağla gözlerim ağla Ayrılık demi geldi

Mendilim ağına bak Destekle bağına bak Ben aklına gelende Erzurum dağına bak

Gittim arpa biçmeye Eğildim su içmeye Dediler yarin gelir Kanat aldım uçmaya

c) (b a b a) Kafiyesine göre

Erzurum dağları hoş hoş b Şekeri ağızla gardaş a

Erisin karlı dağlar b

Kavuşsun bacı gardaş a

Ağaç başında güzel Yarim gurbette gezer Püsküllü fes başında Gariptir melul gezer

    1. Ramazan Manileri

Türk halkı ibadet ayı olarak bilinen ramazanı sevinçle karşılamış, bu sevincini belli etmek için de çeşitli eğlenceler düzenlemiştir. Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Erzurum’da da ramazan ayının özel bir yeri vardır. Eskiden Erzurum’da aşıklar en iyi hikâyelerini ramazan ayına saklarlar, kahvehanelerde düzenlenen atışma törenlerinde bütün maharetlerini göstermeye çalışırlardı.

Bu eğlenceler sahur vakti yaklaşıncaya kadar devam eder, sahur vaktini mahalle bekçileri davul çalıp mani söyleyerek ilan ederlerdi. Manilerin okunmasına ramazanın ilk gününde (ayın görülmesi ile) başlanıp, ay boyunca her gün değişik manilerin söylenmesi gelenektendir.

Örnek:

“Her dadaşın dileği On bir ayın direği Çorba,gıyma,gedayıf Ramazanın yemeği

Elinde süt küleği Sütten beyaz bileği Bu ayda kabul olsun İkimizin dileği

Yare haber salmadın Ondan haber almadın Uyku girmedi göze Teraviyi gılmadım

Hanım kızlar yattınız mı Baklavayı açtınız mı İşte sahur vakti geldi

Şerbetini kattınız mı” (Taşlı, 2006)

Ramazanın ilk günü genellikle şu maniler söylenirdi: “Bu gece ayı gördüler

Yüzlerin yere sürdüler Uyanın Müslümanlar Davulcular geldiler

Göz aydın hepimize Mübarek günler bize On bir ayın sultanı Hoş geldin evimize

Kavuştuk ramazana Hem de büyük ihsana Bu ayda oruç tutmak Huzur verir insan

Ramazanım merhaba Bizlere verdin sefa Rabbimize hamd olsun Her nefeste bin defa

Bu gün bir dir orucum Allaha vardır borcum Mübarek ramazanda

Mamur olur dört ucum” (Alsungur, 2000)

Davulcular, sahur vakti açlıklarını dile getirmeyi de ihmal etmezlerdi:

“Yeni cami direk ister Bunu söylemeye yürek ister Benim karnım toktur ama Arkadaşım börek ister

Ramazan sonlarına doğru bahşiş ve hediye beklenir. Bu çok kere açıkça ulu orta söylenirken bazen ima yoluyla ve pek kibarca anlatılırdı.

Gerçi düşkündür bekçimiz Hayli pişkindir bekçiniz Size hallerin söyleyen Gayet şaşkındır bekçiniz

Akşam ezanı dinlemek Sahur vakti yemek yemek Ramazana mahsus şeydir Gece davulcu söylemek

Halayıklar halayıklar Ocak başında uyuklar Davulun sesini duyunca Pirincin taşını ayıklar

Pilavın kokusu var Maninin arkası var Bahşişimi yollayın Gözümün uykusu var

Davulun içi pekmez Çalarım fakat ötmez Bir bahşiş vermezseniz Davulcu burdan gitmez

Yün yatakta yatarız Yapma çiçek satarız Biraz bekle davulcu Şimdi bahşiş atarız

Duvardan kedi atladı Bekçinin ödü patladı Merak etme bekçi baba Bey kesesini yokladı

Bekçiniz kapıya geldi Cümlenize selam verdi Darılmayın iki gözüm Bahşişin almaya geldi

Bu aya sultan derler Kaymak ile baldan yerler Ezelden adet kılınmış Bekçiye bahşiş verirler

Yarın gece gelir isem Bu halleri bilir isem Mezarıma altın dökün

Züğürtlükten ölür isem” (Tekin, 2000)

Fakat bahşiş toplamak ümidiyle devamlı züğürtlükten, yoksulluktan şikayet edilirdi. “Davulumun ipi kaytan

Kalmadı sırtımda mintan Verin ağalar bahşişim Alayım sırtıma mintan

Gezdiği yerleri bilmez Çeşminin yaşını silmez Bekçiniz daima ağlar Züğürtlükten yüzü gülmez

Zaman zaman davulcu ile bekçi arasında karşılıklı atışmalar, hatta sürtüşmeler olabilirdi.

“Maniler çiçeklidir Birbirine eklidir Davulcunun daveti Mutlaka böreklidir

Davulcu efsadın eder Daima gayretin güder Muradımız latifedir Darılmasın bekçi peder

Sözümüz burada kalsın Bekçi kılıcını çalsın Muradımız latifedir

Yediğin afiyet olsun” (Sezen, 1994)

Günümüzde sosyal hayatta görülen değişimler neticesinde, ramazan ayında düzenlenen pek çok tören gibi bekçi ve davulcuların halkı sahura kaldırması adeti de unutulmuş, buna bağlı olarak ramazan manileri söylenmez olmuştur.

Ramazanı bolluk, bereket ve huzur ay’ı olarak kabul eden Erzurum halkı toplandıkları sohbet ve meclislerde’de manevi yönden manileri dile getirmişlerdir.

“Salih olan seçilir Gök kapısı açılır Oruçlunun üstüne Ne rahmetler saçılır

İnananlar oruç tutar Gönüller hep bir atar Sevinir hep müminler Allah diyenler artar

Sağ olan seyran eder Aşıklar devran eder Mubarek ramazanda Müminler bayram eder

Aldanma sağa sola Gel gidelim hak yola Güzel oruç tutanın Akıbeti hayrola

Uyumasın gözümüz Doğru olsun sözümüz Her iki cihanda da Ak olmalı yüzümüz

Secdeye varan başla Gözlerden akan yaşla Ne güzeldir ramazan Müslüman arkadaşla

Rabbimizin nimeti Ölçülürmü kıymeti Bu ayda müminlere Saçar bolca rahmeti

Bu aya hürmet gerek Nimete şüşkür gerek Mübarek ramazanda Hakka ibadet gerek

Bu gün bir dir orucum Allaha vardır borcum Mübarek ramazanda

Mamur olur dört ucum” (Taşlı, 2006)

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

  1. Düz Mani

Davulun ipi kalın Ayağımda koca nalın İşte geldim gidirem Sefa ile hoşçakalın

Hanım kızlar yattınız mı Baklavayı açtınız mı İşte sahur vakti geldi Şerbetini kattınız mı

Pilavın kokusu var Maninin arkası var Bahşişimi yollayın Gözümün uykusu var

Davulun içi pekmez Çalarım fakat ötmez Bir bahşiş vermezseniz Davulcu burdan gitmez

  1. Doldurmalı Kesik Mani

Manideki “Halayıklar halayıklar” sözcüğü doldurmadır.

Halayıklar, halayıklar Ocak başında uyuklar Davulun sesini duyunca Pirincin taşını ayıklar

      1. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

a) (a a b a) Kafiyesine Göre

Yeni cami direk ister a

Bunu söylemeye yürek ister a

Benim karnım toktur ama b

Arkadaşım börek ister a

“Davulumun ipi kaytan Kalmadı sırtımda mintan Verin ağalar bahşişim Alayım sırtıma mintan

Gezdiği yerleri bilmez Çeşminin yaşını silmez Bekçiniz daima ağlar Züğürtlükten yüzü gülmez

İnananlar oruç tutar Gönüller hep bir atar Sevinir hep müminler Allah diyenler artar

    1. Mektup Manileri

Eskiden bilindiği gibi haberleşme alanında telefon, televizyon gibi teknolojik imkânlar yoktu. İnsanlar birbirleriyle haberleşmeyi telgraf ya da mektupla gerçekleştirebiliyorlardı. Bunların içinde en çok mektup kullanılıyordu.

Gurbette olan insanlar birbirleriyle ilgili olan haberleri mektup vasıtasıyla alıyorlardı. Bütün her şeyi mektuplarında dile getiriyorlardı. Mektupların sonunda da birkaç tane mani sıralıyorlar ve yazı ile söyleyemedikleri duygu ve düşüncelerini maniler aracılığıyla dile getiriyorlardı.

Örnek:

“Mektup yazdım karadan Dağlar kalksın aradan Ayrıldık ayrı düştük Kavuştursun yaradan

Züluf kestim tarama Dağı taşı arama

Bana bir name gönder Fitil edim yarama

Ben eğilmez bir sazdım Kış görmeyen bir yazdım Sana bu mektubumu

İnan gönülden yazdım” (Serçeoğlu,2000)

“Havalarda kuş olsam Varsam goguşa konsam Kömür gözlü yarimin Mektubuna zarf olsam

Su gelir daşa değer Kirpikler gaşa değer Yardan bir nâme gelmiş Aziz bir başa değer

Dağlarda yer kalmadı Yürekte fer kalmadı Çok dizip yazacaktım Mektupta yer kalmadı

Ekine vurdun orak Gardaş yolların ırak Her aklına geldikçe Postaya mektup bırak Gaynar gazan almışam Candan bezer olmuşam Guş dili bilmez idim Mektup yazar olmuşam

Gel aşalım aşalım Dağları dolaşalım Aramızda dağlar var Mektupla anlaşalım

Kuşun ağzında çalı Etrafı pırlantalı

Yardan mektup beklerem

Ya Çarşamba ya Salı” (Günege, 2000)

“İstanbul yolu vardır Mektubun dili vardır Durmayasan gelesen Dünyada ölüm vardır

Su gelir daşa değer Kirpikler gaşa değer Yardan bir name gelmiş Ezizdir başa değer

Ah dedim ah tükendi Kuyuda kar tükendi

Ne yardan mektup geldi Ne bende zar tükendi

Yola düştüm karadan Dağlar kalksın aradan Mektupla baş olmuyor Kavuştursun yaradan

Mektup yazdım kış idi Kalemim gümüş idi Daha çok yazacaktım Parmaklarım üşüdü.

Bu dağın ardı haş haş Haberin aldım gardaş Mektup yazdım yolladım Gelip değdimi gardaş

Kahveci başımısan Cevahir taşımısın Mektup yazıp göndersem Koynunda taşırmısan

Gardaşım garadadır Mektubu oradadır Gideceğim görmeye Garlı dağ aradadır

Mektubum dört köşeli İçine gül döşeli Eridim hilal oldum Bu sevdaya düşeli

Mektup yazdım alasan Alada okuyasan Mektubumun üstüne Durmayada gelesen

Mektup yazdım okuna Şirin canan dokuna Bu mektubum alırsan Gül yerina kokula

Mektup yazdım garadan Dağ daş kalksın aradan Ne gelen var ne giden Kavuştursun yaradan

Mektubum evde kaldı Gözlerim yolda kaldı Gurban olam o yara

Acep nerede kaldı” (Gündoğan, 2000)

“Mektup yazdım aralı Zarfın üstü garalı

Ayda bir mektup gönder Ben senden de yaralı

Mektubun dili vardır Dilinin teli vardır Tez gidip tez gelesen Dünyada ölüm vardır

Mektubunu geç aldım Keder içinde kaldım Yoluna baka

Çok düşünüp ağladım

Mektubun başına bak Gözümün yaşına bak Ben yardan ayrılmazdım

Feleğin işine bak” (Taşır, 2000)

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

a) Düz mani

“Yola düştüm karadan Dağlar kalksın aradan Mektupla baş olmuyor Kavuştursun yaradan

Mektup yazdım kış idi Kalemim gümüş idi Daha çok yazacaktım Parmaklarım üşüdü.

Mektup yazdım kış idi Kalemim kiraz idi Dedim bir daha yazım Mürekkebim az idi

Mektup yazdım yaz idi Kağıtım beyaz idi Daha çok yazacaktım

Mürekkebim az idi” (Özaydın, 2000)

      1. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

a) (a a b a) Kafiyesine göre

Mektup yazdım acele a

Al eline hecele a

Mektup vekilim olsun b

Al koynuna gecele a

Bugün hava çok sıcak Bu böyle olmayacak Yare mektup yolladım Gelip beni alacak

Sabah açıla yarim Atı kamçıla yarim

Ayda bir mektup yolla Gönlüm açıla yarim

    1. Gelin-Kaynana Manileri

Diğer yörelerde olduğu gibi Erzurum merkez köylerinde de gelin ile kaynana pek anlaşamazlar. Bunun üzerine kavgalarını mani şeklinde dile getirirler ve doğal olarak birbirlerini kötülerler.

Gelin, kocasının annesi, ablası, amcası gibi büyüklerinin yanında normal bir ses tonu ile konuşamaz. Ancak kısık bir ses tonu ile konuşabilir. Bu nedenle bu tür yerme manilerini, gelin kaynanasının yüzüne söyleyememesine karşılık kaynana gelinin yüzüne karşı söyleyebilmektedir.

Örnek:

“Atı var katırı var Kasabın satırı var Vurup geberteceğim Oğlunun hatırı var

Kaynanayı ne yapmalı Kaynar kazana atmalı Yandım gelin dedikçe Altına odun atmalı

Çarşıdan aldım kilimi Kes kaynana dilini Akşama oğlun gelirse Gırar o gambur belini

İki çeşme yan yana Ben istemem kaynana Olursa görüm olsun O da def olur bir yana

Ay odama vuruyor Kaynanam kuduruyor Uğursuz ayağı var

Bastığı yer kuruyor” (Savaş, 2000)

“Kaynanamın methini İtler yesin etini Öldürün kaynanamı Vereyim diyetini

Yağmur yağar yerlere Su bulanır yerlere Allah nasip etmesin Kaynanalı yerlere

Kaynanam elmas elmas Elinde dikiş olmaz Eline dikiş alsa

Domuz dilleri durmaz

Çarşıda havuç kaynana Oğlun çavuş kaynana Akşama oğlun gelince Ahura savuş kaynana

Kaynanam mesti mesti Beni oğluna kesti Kesti ise ne etti Akşam bağrına bastı

Bahçede ot yalaram Parmağıma dolaram Fazla zırlama gelin

Saçın başın yolaram” (Kara, 2000)

“Gözleri patlak gelin Boğazı hırtlak gelin Seni mezar kaçkını Suratsız hortlak gelin

Elleri elçekli gelin Kolları kolçaklı gelin Oğuli ben doğurdum Kedi bacaklı gelin

Çift minderin çift yüzi Ne tanırdıh biz sizi

Kürk geydin hanım oldun Adın çingene gızi

Bir at bindim yaşı yok Bir çay geçtim taşı yok Sevgilim gelin olmuş

Yanında gardaşı yok” (Güzel, 2000)

Bunun yanı sıra iyi geçinen gelin-kaynana ikililerimiz de vardır. Bunlar söylediği manilerde birbirlerini överler. Ama bu tür manilere çok nadir rastlanmaktadır.

“Suya giden ak gelin Dön ardına bak gelin Sana bir hediyem var Şu gözlüğü tak gelin

“Geline bak geline Kına yakmış eline Tatlı tatlı gonuşir Gurban olim diline

Gedikten aşan gelin Al yeşil guşan gelin

Kocan çirkin sen güzel Sen ondan boşan gelin

Gel gelin güzel gelin Halinden bezen gelin Yarin askere gitmiş Yalanız gezen gelin

Sabahtır aldır gelin Tandırın yandır gelin Goynunda ki koç yiğit Senin neyindir gelin

Bir at bindim yaşı yok Bir çay geçtim taşı yok Sevgilim gelin olmuş

Yanında gardaşı yok” (Öztürk, 2006)

“Bu gelin nerelidir Yaşmağı karelidir Söylemeyin geline Yüreği yarelidir

Çayırın lahanası Geldi gurbet ağası Bin liraya alınmaz Gelinin urubası

Değirmen ak suvaklı Bendi çifte kavaklı Beyim bir gaşın kaldır Gelin geldi duvaklı

Dereler derin olur Gölgeler serin olur Güzel güzel kızlardan Cilveli gelin olur

Dereler buz bağladı Acılar iz bağladı Beni bir gelin vurdu Yaramı gız bağladı

Galadan indim ancak Elinde yeşil sancak Ne gız oldum ne gelin

Odlara yandım ancak” (Kıcanoğlu, 2000 )

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

a) Düz Mani

Ay odama vuruyor Kaynanam kuduruyor Uğursuz ayağı var Bastığı yer kuruyor

Kaynanamın methini İtler yesin etini Öldürün kaynanamı Vereyim diyetini

d) Doldurmalı Kesik Mani

Birinci manide “mesti mesti”,ikinci manide “elmas elmas” sözcükleri doldurmadır.

Kaynanam mesti mesti Beni oğluna kesti Kesti ise ne etti Akşam bağrına bastı

Kaynanam elmas elmas Elinde dikiş olmaz.

Eline dikiş olsa Domuz dilleri durmaz

      1. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

  1. (a a b a) Kafiyesine Göre Komşulara kişniyor a

Dedi kodu işliyor a

Bu gelin nasıl gelin b

Beygir gibi kişniyor a

Gözleri patlak gelin Boğazı hırtlak gelin Seni mezar kaçkını Suratsız hortlak gelin

  1. (b a b a) Kafiyesine Göre

Kaynanam elmas elmas b Elinde dikiş olmaz a

Eline dikiş alsa b

Domuz dilleri durmaz a

    1. Ölüm (Ağıt) Manileri

İnsan topluluklarının inanış ve törenlerinde bu olay, doğum ve düğün gibi bir geçiş aşaması değerini taşır. Ölümden sonra da ölünün yaşayanlarla ilişkisi devam eder.

Ömrü tükenen veya eceli gelen herkes ölüme mahkumdur. Bu inançtan hareket ederek yörede, “Ecel geldi cihana baş ağrı bahane” sözü sık sık tekrar edilir. “Korkunun ecele faydası yoktur” sözünün Erzurum halkının dilinden düşmemesi bundandı.

Örnek:

“Yüzüğün kaşı geldi Son anın eşi geldi Dedim kalk üstün geyin Tabut teneşir geldi

Defimin nakışları Çıkamam yokuşları Yarimden haber verin Mezarlığım kuşları

Ayvanla yatan oğlan Gömleği keten oğlan Sevdiğin eller alır Habersiz yatan oğlan

Mezarım derin edin Su serpin serin edin

Dünyada murad almadım

Ahrette gelin edin” ( Gözütok, 2000 )

“Et aldım dirhem ile Ölürsem verem ile Nere gitsem duramam Bu yanmış yürek ile

Aras suyun bulanık Ağlaram yanık yanık Sevgili yar öleli

El uyur ben uyanık

Bu yol pasin’e gider Döner tersine gider Burda bir garip ölmüş Kuşlar yasına gider

Dağlar başına felek Ecel aşına felek Akibet guş gondurur Mezar taşına felek

Felek işi ne felek Kendi başına felek Sonunda guş gondurur Mezar taşına felek

İstanbul yolu vardır Mektubun dili vardır Durmayasan gelesen Dünyada ölüm vardır

Sallandım girdim bağa Başım değdi yaprağa Dedim bir murat alim Tez goydular toprağa

Ekin ektim bayıra Mevlam bizi gayıra

Ben yarimden ayrılmam

Meyer ölüm ayıra” ( Çobanoğlu, 2000 )

“Mezarım derin eylen Dışardan serin eylen Ben içerden yanarım Su sepin serin eylen

Sabah oldi uyan yar Beni derde goyan yar El sözüne uyupta Datli cana gıyan yar

Mezarım uca goyun Galdırıp yüce goyun Ben murad almamışam Üstüme baca goyun

Mezarım eşilecek Merteyim daşınacak Yaralarım uclanmış Bu gece deşilecek

Mezarlığın daşları Açıldı haşhaşları Yarime selam edin Yedi dağın guşlari

Çeper çekili kaldı Bostan ekili kaldı Burda bir garip ölmüş Evi dökülü kaldı

Sabahtır ezana bak Kabrimi kazana bak Azrailin ne suçu Deftere yazana bak

Mezarlıkta yatanlar Yanı yere batanlar Gittim ki lal olmuşlar

Bülbül gibi ötenler” (Kılıç, 2006 )

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

a) Düz Mani

“Sabahtır ezana bak Kabrimi kazana bak Azrailin ne suçu Defteri yazana bak

Ayvanla yatan oğlan Gömleği keten oğlan Sevdiğin eller alır Habersiz yatan oğlan

Sabah oldi uyan yar Beni derde goyan yar El sözüne uyupta Datli cana gıyan yar

4.9.2. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

a) (a a b a) Kafiyesine Göre

Sabahtır ezana bak a

Kabrimi kazana bak a

Azrailin ne suçu b

Defterini yazana bak a

Yüzüğün kaşı geldi Son anın eşi geldi Dedim kalk üstün geyin Tabut teneşir geldi

Defimin nakışları Çıkamam yokuşları Yarimden haber verin Mezarlığım kuşları

    1. Düğün(Kına Gecesi) Manileri

Erzurum merkez köylerinde düğünler, günümüzde olduğu gibi kadın erkek bir arada yapılmamaktadır. Erkekler damat evinin önünde davul-zurna ile eğlenirken, kadınlar da gelin evinde klarnet-def ya da kaset çalarak kendi aralarında eğlenirler. Düğünden bir gün önce geline kına yakılır. Burada kına yakılırken türküler söylenir, maniler okunur, oyunlar tutulur. O gün gelin babasının evinde misafirdir. Kına yakıldıktan sonra kız tarafı melodili ve melodisiz maniler söyleyerek ağlamaktadırlar

Örnek:

“Ben annemin gızıyam Sandıktaki beziyem Attı beni gurbete Sanki elin gızıyam

Samanlık dolu saman Kar gelir zaman zaman Eller düğünler yapar Bizim düğün ne zaman

İnce saçım ördüler Bölük bölük böldüler Benim suçum ne idi Dul kişiye verdiler

Tekne dolu yumurta Ana beni unutma Unutursan az unut Göz yaşını kurutma

Gınayı getir ana Parmağın batır ana Bu gece misafirem

Goynunda yatır ana” (Bayraktar, 2000)

“Kınacılar taş başına dizildi Yeşil kına altın tasta ezildi Kınayı görünce benzim bozuldu Ağla anam ağlamanın günüdür

Ocağımızın taşı kara Yüreğimin başı yara Sabahleyin kalkta anam Kızım diye yerim ara

Evimizin önü marul Sular akar gürül gürül

Ne olur anam gel bir daha

Kızım diye bana sarıl” ( Laloğlu, 2006 )

“Ana bene al eyle Kes dilimi lal yele

Çok emeğin görmüşem Gidirem helal eyle

Bacalar otlu olur Keklikler etli olur Anasız giden gızın Yüreği dertli olur

Erzurum’un dadaşı Düğünde çeker başı Kızlar gelin gidiyor Anası döker yaşı

Evlenen çeker zahmet Sabreden bulur kısmet Darısı bekarlara Düğünde var keramet

Davul zurna çalınır Gelin evden alınır Paytonlar yolu kesti Hak vermezse kalınır

Al almanın dördünü Sev yiğidin merdini Seversen bir güzel sev

Çekme çirkin derdini” ( Bozan, 2006 )

Yöredeki kına gecelerinde manilerin yanı sıra belli bir ezgi ve melodik yapısı olan ve yalnız kına gecelerinde söylenen manili türkülere de rastlanmıştır.

“Kınayı ezerler tasta Kız anası gara yasta Oğlan evi pek havasta

Yaktı beni bu ellerin güzeli

Gınayı getir ana Parmağın batır ana Bu gece misafirem Goynunda yatır ana

Kına gecesinde söylenen ve eğlendirmeyi amaçlayan, Ana kızın karşılıklı manili türkü söyleyerek oynamaları gecenin neşesini artırmaktadır.

Ana :

Testiyi aldın kızım Çeşmeye vardın kızım Gittin ki tez gelesen Nerde kaldın kızım

Kız :Testiyi aldım ana Çeşmeye vardım ana Yıkılası çeşmede Mendilim kaldı ana

Ana :Çeşmeye vardın kızım Suyu doldurdun kızım Yıkılası çeşmede Kimler var idi kızım

Kız :Çeşmeye vardım ana Suyu doldurdum ana Yıkılası çeşmede Mahmut’u gördüm ana

Ana :Altına bak altına Bak şu kızın haltına Öyle hersim çıhirki Alim ayak altına

Kız :Kınayı getir ana Parmağın batır ana Ben kararım vermişem Muhtarı getir ana

Ana :Uzundur dilber kızım Kötüdür halin kızım Dur bak kardeşin gelmiş Kardeşin bilir kızım

Kız :Tatlıdır dilin ana İyidir halin ana

Ana :Yüz bin kardeşim gelse İncitmez telim ana

Ana:Acı gülüşün kızım Sonunu düşün kızım Ananı derde sokar Eve dönüşün kızım” ( Tekin, 2000 )

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

a) Düz Mani

İnce saçım ördüler Bölük bölük böldüler Benim suçum ne idi Dul kişiye verdiler

Samanlık dolu saman Kar gelir zaman zaman Eller düğünler yapar Bizim düğün ne zaman

      1. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

a) (a a b a) Kafiyesine göre

Tekne dolu yumurta a

Ana beni unutma a

Unutursan az unut b

Göz yaşını kurutma a

Erzurum’un dadaşı Düğünde çeker başı Kızlar gelin gidiyor Anası döker yaşı

    1. Asker Manileri

Erzurumlu kadınlar askere giden oğulları, eşleri ve sevgililerinin ardından onlara olan hasretlerini ve sevgilerini her yerde olduğu gibi burada da maniler aracılığı ile dile getirmişlerdir.

Örnek:

“Asker oldum vatana Gidiyorum kıtama Mevlam sabırlar versin Yarinden ayrılana

Karşı dağın çırası Yakıyor ellerimi Şimdi çıktı askerlik Büküyor bellerini

Çadır bozuldu gelir Asker düzüldü gelir Gurban olam çavuş bey Canım süzüldü gelir

Almayı dildim dildim Düşdi çamura sildim Güzel yarin kadrini Asker olunca bildim

Çiftim sarı ben sarı Askere saldım yarı Subay kurban olayım

Tez gönder asker yari” ( Öztürk, 2006 )

“Alaylar düzüm düzüm Subaylar iki gözüm Subay kölen olayım Yarimi gönder gözüm

Karabiber alda gel Şişelere dolda gel İznini istemem Tezkereni alda gel

Yumurtanın sarısı Yere düştü yarısı Yar askere gidende Ağlaşır nişanlısı

Ağardı benim başım Çardağa damlar yaşım Ölürsem galdırmayın

Gelsin asker gardaşım” ( Akcaner, 2000 )

“Altın yüzüğün gaşı Yandı yüreğim başı Askere yollamışam İki bile gardaşı

Arpanın yarısıyam Buğdayın sarısıyam Deymeyin dolaşmayın Ben asker garısıyam

Askere gideceğim Urbamı giyeceğim Askerlik bir şey değil Ben yarsız nedeceğim

Karşıdan gelenlere Gaz koydum fenerlere Anam beni verecek Askerden gelenlere

Erzurum bir diktedir Yeşil perde yüktedir Ele bir yar sevdim

Üçüncü bölüktendir” (Gözütok, 2000)

      1. Yapılarına Göre İncelenmesi

  1. Düz Mani

Asker oldum vatana Gidiyorum kıtama Mevlam sabırlar versin Yerinden ayrılana

Çadır bozuldu gelir Asker düzüldü gelir Gurban olam çavuş bey Canım süzüldü gelir

  1. Doldurmalı kesik mani

Birinci manideki “dildim dildim”,ikinci manideki “düzüm düzüm” sözcükleri doldurmadır.

Almayı dildim dildim Düşdi çamura sildim Güzel yarin kadrini Asker olunca bildim

Alaylar düzüm düzüm Subaylar iki gözüm Subay kölen olayım Yarimi gönder gözüm

      1. Kafiyelerine Göre İncelenmesi

  1. (a a b a) Kafiyesine Göre Karabiber alda gel a

Şişelere dalda gel a

İznini istemem b

Tezkereni alda gel a

Erzurum bir diktedir Yeşil perde yüktedir Ele bir yar sevdim Üçüncü bölüktendir

  1. (b a b a) Kafiyesine Göre

Karşı dağın çırası b

Yakıyor ellerimi a

Şimdi çıktı askerlik b

Büküyor bellerini a

4.9. Bilmece Manileri

İnsanlar bir araya toplandıklarında iyi bir zaman geçirmek, eğlenmek, aynı zamanda düşünmeyi sağlamak için birbirlerine bilmeceler sorarlardı. Bu bilmeceler bazen tam bir mani gibi olmakla beraber tek mısralı, iki mısralı ve hece ölçüsü olarak da farklı ölçüde olanları da vardır.

Örnek:

“Bir sürü kuşlar Bağdat’a işler Kendi kazanır Ele bağışlar

(Arı ve bal)

Dağdan gelir sekerek Kara üzüm dökerek

(Kuzu)

Çın çın hamam Kubbesi tamam Bir gelin aldım Babası imam

(Çalar saat)

Karanlıkta evi var Çılılıkta gönlü var Dane dane dizilmiş Yüz bin tane gönlü var

(Pestek)

Medine Medine Medine’nin adı ne Bir şişede iki su

İki suyun adı ne” ( Şehitoğlu, 1965 )

(Yumurta)

“Aşık der adem çiçeği Şeftali der badem çiçeği Çevri celal bahçesinden Hercai mercan çiçeği

(Çocuk) Sıra sıra söğütler Birbirini öğütler

Dil bilmez kalem söyler Bunu bilin arifler

(Telgraf direkleri)

Hanım uyandı Cama dayandı Cam kırıldı Kana boyandı

(Güneş)

Biz biz idik Otuz iki kız idik

Ezildik büzüldük Bir duvara dizildik

(Dişlerimiz) Hanım uyandı

Cama dayandı Cam kırıldı Kana boyandı

(Güneş)

Şekere benzer tadı yok Havada uçar kanadı yok

(Kar)

Mırmındı mırmıntı Kız duvara tırmandı Oğlan gelmemiş

Kız duvardan inmedi” (Bulut, 1990)

(Kilit ve Anahtar)

Yukarıda vermiş olduğumuz örneklerin dışında hem soru hem de karşılık olan bilmece manileri de vardır.

“Baba derki bu yurtlar Issız kalmış bu yurtlar Kuşlardan hangi kuştur Boğazından yumurtlar

Baba derki bu yurtlar Issız kalmış bu yurtlar Kuşlardan huma kuşu

Boğazından yumurtlar” ( Tekin, 2000 )

  1. SONUÇ

Erzurum merkez köylerine ilişkin manilerde genel olarak işlediği tema itibarı ile en çok sevda ve gurbet (ayrılık) manilerine rastlanmıştır. Bu tür manilerde yöre halkı kendi duygu ve düşünceleri ile yörenin karakteristik özelliklerini birbirine kaynaştırarak kullanmıştır.

Yapılan bu çalışmada yöre halkından 276 mani derlenip incelenmiştir. Sırasıyla; Sevda manileri (75), Gurbet-Ayrılık manileri (53), Ramazan manileri (33), Mektup manileri (27), Gelin-Kaynana manileri (26), ), Ağıt-Ölüm manileri (20), Düğün-Kına gecesi manileri (16), Asker manileri (14), Bilmece manileri (12), olarak belirlenmiştir.

Yine bu manilerde de Erzurum halkı; yaşantısını, sevincini, üzüntüsünü, sevgisini, duygu ve düşüncesini maniler ile bağdaştırarak dile getirmektedir.

Erzurum merkez köyleri manilerini edebi açıdan incelendiğinde; en çok yedişer heceli ve dört dizeden oluşmuş kafiyeleri cinassız olan düz manilerin kullanıldığı görülmüştür.Örnek olarak ;

Mendilim ağına bak Desdele bağına bak Ben aklına gelende Erzurum dağına bak

Söyleniş ya da anlamca birbirine benzeyen iki kelimenin ard arda gelmesiyle ve ya ilk iki dizede beraber kullanılmasıyla cinaslı olan doldurmalı kesik maniler çok az görülmüştür. Örnek olarak ;

Gaynanam “mesti mesti” Beni oğluna kesti

Kesti ise ne etti Akşam bağrına bastı

Dört dizeden fazla olan yedekli manilere ise araştırmalarımız sırasında hiç rastlanılmamıştır.

Erzurum merkez köyleri manilerinin kafiye düzeni incelendiğinde (a a b a) kafiye düzeni ile söylenen maniler daha çok kullanılmaktadır. (b a b a) kafiye düzeni ile söylenen manilere çok az rastlanmaktadır.

(a b a b a) kafiye düzeni ve (a a b a b a) kafiye düzeni ile söylenen manilere ise araştırmalarımız sırasında hiç rastlanılmamıştır.

KAYNAKLAR

Yazılı Kaynaklar

Atılgan, İhsan Coşkun, Erzurum Folkloru”, Ankara 1991.

Bulut, Sebahattin, “Damla Damla Erzurum”, Erzurum, 1987.

Bulut, Sebahattin, Maniler ve Atasözleri “Kuşaktan Kuşağa”, C.2, B.8, Erzurum, 1990.

Dilçin, Cem, Örneklerle Türk Şiiri Bilgisi”, TDK Yay., Sevinç Basımevi, Ankara 1983.

Dinçer, Doç. Zeynep, İ.T.Ü. T.M.D.K., “Türk Dili ve Edebiyatı Ders Notları”, 1997.

Eset, Niyazi, “Mukayeseli ve Neşredilmemiş Maniler”, Ankara Halkevi Neşriyatı Dil ve Edebiyat Şubesi, Zerbamat Basımevi, s.8-9, Ankara, 1944.

Göksu, Hasan, Manilerimiz”, Milliyet Yayınları, s.14-15, İstanbul, Ekim 1970.

Kabaklı, Ahmet, “Türk Edebiyatı”, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, Cilt 1, Baskı 9, İstanbul 1994.

Maniler”, Güvercin Kitaplar Şiir Serisi = 18, Emek Basımevi, Ankara, 1953.

Sami, Şemsettin Kamus-u Türki”.

Sezen, Yrd. Doç. Dr. Lütfi, Erzurum Şehir Folkloru, Er-Vak Yayınları, C.1, S.1, Erzurum, 1994.

Şehitoğlu, Süreyya, “Erzurum Manileri”, Tortum Kalkınma Derneği Neşriyatı, Fakülteler Matbaası, s. 43-44, İstanbul, 1965

Sözlü Kaynaklar
Akcaner, Belgin ile “Erzurum manileri” Yarımca köyünde yapılan görüşme.

hakkında

4.6.2000

tarihinde

Erzurum
Serçeoğlu, Ayşe ile “Erzurum manileri”

hakkında

4.6.2000

tarihinde

Erzurum
Söğütlü köyünde yapılan görüşme.
Günege, Medine ile “Erzurum manileri”

hakkında

5.6.2000

tarihinde

Erzurum
Tınazlı köyünde yapılan görüşme.

Alsungur, Zekai ile “Erzurum manileri” hakkında 7.6.2000 tarihinde Erzurum’da yapılan görüşme.

Gündoğan, Hilal ile “Erzurum manileri” hakkında 10.6.2000 tarihinde Erzurum Şehitler köyünde yapılan görüşme.

Taşır, Gönül ile “Erzurum manileri” hakkında 10.6.2000 tarihinde Erzurum Nenehatun köyünde yapılan görüşme.

Savaş, Züheyla ile “Erzurum manileri” hakkında 10.6.2000 tarihinde Erzurum Çayırtepe köyünde yapılan görüşme.

Özaydın, Fadime ile “Erzurum manileri” hakkında 11.6.2000 tarihinde Erzurum Hancığaz köyünde yapılan görüşme.

Kara, Semra ile “Erzurum manileri” hakkında 11.6.2000 tarihinde Erzurum Güllüköy’de yapılan görüşme.

Bayraktar, Zeynep ile “Erzurum manileri” hakkında 11.6.2000 tarihinde Erzurum Yıkılgan köyünde yapılan görüşme.

Güzel, Hatice ile “Erzurum manileri” hakkında 11.6.2000 tarihinde Erzurum Çeperli köyünde yapılan görüşme.

Tekin, Şahmettin ile “Erzurum manileri” hakkında 17.6.2000 tarihinde İstanbul’da yapılan görüşme.

Gözütok, Ayşe ile “Erzurum manileri” hakkında 2.7.2000 tarihinde Erzurum Dadaş köyünde yapılan görüşme.

Çobanğolu, Şükran ile “Erzurum manileri” hakkında 2.7.2000 tarihinde Erzurum Soğucak köyünde yapılan görüşme.

Kıcanoğlu, Perihan ile “Erzurum manileri” hakkında 2.7.2000 tarihinde Erzurum Mülk köyünde yapılan görüşme.

Kılıç, Hayriye ile “Erzurum manileri” hakkında 12.7.2006 tarihinde Erzurum Umudum köyünde yapılan görüşme.

Bozan, Güllü ile “Erzurum manileri” hakkında 12.7.2006 tarihinde Erzurum Ortadüzü köyünde yapılan görüşme.

Laloğlu, Leyla ile “Erzurum manileri” hakkında 13.7.2006 tarihinde Erzurum Değirmenler köyünde yapılan görüşme.

Öztürk, Sevgi ile “Erzurum manileri” hakkında 13.7.2006 tarihinde Erzurum Altınbulak köyünde yapılan görüşme.

Taşlı, Bahattin ile “Erzurum manileri” hakkında 15.7.2006 tarihinde Erzurum’da yapılan görüşme.