ERZURUM SEL BASKINI, 1910

/ 21 Ocak 2018 / 539 / yorumsuz
ERZURUM SEL BASKINI, 1910

Özet

1910 yılında Meşrutiyet Idaresi altında yaşanan Erzurum sel felaketi halk ve devlet arasındaki iletişimi incelemede yeterli tarihi veriler sunmaktadır. Bölge idarecilerinin teftiş gezileri afet sahası kurbanlarının sözlü müracaatlarına da olanak saglamıştır. Bu durum alışılageldik “arzuhal” tarzında gerçekleşen vatandaş müracaatlarının farklı bir boyutunun daha oldugunu ispatlamaktadır. Her ne kadar afet bölgesi vatandaşlarının müracaatları sözlü olarak bölge idarecilerine iletilse de bölge idarecilerinin raporlarına yansıyan bu “serzenişler” bilindik “arzuhal” nitelikli yazılı kaynaklara alternatif bir kaynagın daha varlıgını ortaya koyar. Bu çalışma, vatandaşın devletle irtibatında alternatif olarak belirlenen teftiş raporları kaynaklarının da incelenmesi gerektigini ve bu verilerin nasıl degerlendirilecegini tarihi olaylardan örneklerle ortaya koymaktadır

Osmanlı Devleti, halkın sesini dinleme konusunda her zaman duyarlı olmuştur.1 Ancak bu duyarlılıgın harekete geçirilmesi için topluma ya da bireye ait sorunların üst düzey yetkililere sıhhatli bir şekilde ifade edilmesi gerekmektedir. Devlet mekanizmasını harekete geçiren çogunlukla sözlü ya da bazı durumlarda yazılı olarak vatandaş tarafından idari birimlere ulaştırılan müracaatlardır. Osmanlı Devleti’nde yaşayan bir birey olarak sorunların resmi mercilere ulaştırılması için her daim bir aracıya gereksinim bulunmaktaydı. Bu aracı bazen olaganüstü durumlarda yani dogal afetler döneminde halkın ayagına gelebilmekteydi. Mülki idarecilerin dogal afet bölgelerindeki hasarı başkente rapor etme zorunlulukları magdur olan halkın da sorunlarının dinlenmesini gerekli kılıyordu. Bu dinleme şekli, bazen dogrudan yapılan teftişlerle gerçekleştiriliyor bazen de yarı sivil kamu görevlilerine yapılan sözlü ya da yazılı müracaatlarla belirginlik kazanıyordu. Her iki durumda da halkın sözlü talepleri ya da sorunlarının ifadesi resmi kurumlarca dilekçe haline dönüştürülerek halkın agzıyla en üst düzeydeki idari birimlere yönlendirilmekteydi. Halkın beyanatları dogrultusunda resmi kurumlarca Mutasarrıfı tarafından gerçekleştirilen bir keşif gezisinin raporunu içeren telgraf; devlet ve halk arasındaki baglantıya dair ipucunu da gerçekleştirilen incelemeler, talepleri degerlendiriyor ve daha üst düzey resmi kurum ve kuruluşlara bilgi aktarıyordu. Yine halkın taleplerine cevap olarak tahsisatı yapılan yardımlarda aynı yolu takip edilerek halka ulaşması gerektigi varsayılan bir gerçekligin ötesinde kurumsallaşmış bir hiyerarşi olarak belirginlik kazanmıştı. Bütün bu bürokratik kabullenilişlige aykırı olarak, resmi kurumlara yönelik olarak gerçekleşen bireysel müracaatları da gözardı etmek dogru bir yaklaşım olmasa gerektir. 1909/1910 yılları içinde Erzurum Vilayeti, Dâhiliye Nezareti, Maliye Nezareti, Bayındırlık ve Nafıa Dairesi vs. kurumlar arasında gerçekleştirilen resmi yazışmalar; halk ve devlet arasındaki irtibatın bir sel felaketi ile nasıl tesis edildigini ortaya koymada, yeterli tarihi kanıtları araştırıcının hizmetine sunmaktadır.

10 Eylül 326 tarihinde Erzincan bünyesinde barındırmaktadır. Telgraf metninde geçen “… seylabzade oldugu arz idilen Sisi Dagı ve Aysi karyelerine…” 2

1 Meşrutiyet yönetimi devlet ve halk arasında yeni bir idari birim oluşturmuştu. Meclis-i Vükela (Vekiller Meclisi) olarak bilinen bu birim halkın sesini devletin resmi kurumlarına ulaştırmada aracı rol üstlenmekteydi. Ne var ki halkın taleplerinin tespiti ve idari makamlara ulaştırılmasındaki süreç her zaman bir şekilde varlıgını sürdürmüştür. Halk ve devlet arasındaki iletişimde etkinlikleri tespit edilebilen unsurları şu şekilde sıralamak yararlı olacaktır: 1. Öteden beri varlıgını bir şekilde sürdürmekte olan yarı sivil toplum örgütleri olarak kabul edebilecegimiz oluşumlar: Ihtiyarlar Heyeti, Muhtarlar, Esnaf Kethüdaları, Belediye etc.; 2.Dini grupların temsilcisi durumundaki din adamları: Müslümanlar için, Imamlar, Tekke ve Zaviye Post-niş inleri; Hıristiyanlar için Papazlar, Kocabaşlar ya da Patrikhane ve Yahudiler için Hahamlar.; 3.Vali, Kaymakam, Mutasarrıf ya da Nahiye Müdürü gibi idari yöneticilerin teftiş gezileri ya da çevrelerinden aldıkları duyumlar.

Ibaresi ilk etapta dikkat çekmemekle beraber incelendiginde; Sisi Dagı ve Aysi köylerindeki sel felaketinin “bir şekilde” üst düzey idari makamlara iletildigi “arz idilen” ibaresinden anlaşılmaktadır. Sel felaketi ile ilgili olarak kimlerin nasıl ve ne şekilde bilgi verdigi ve devletten ne gibi taleplerde bulunuldugu açık olmamakla birlikte; gerekli yetkili mercileri harekete geçirerek Erzincan Mutasarrıfı’nı afet bölgesinde bir tür hasar tespit inceleme gezisi yapmaya mecbur bıraktıgı ortadadır. Bu nedenledir ki, çalışmamızda kaynagı belli olmayan sözlü müracaatlar ve kaynagı belli olan yazılı başvurular üzerinde durulacaktır. Aynı zamanda dogal afet nedeniyle gerçekleşen müracaatlara resmi kurumların yaklaşımları da incelenecektir.

Devlet Kurumlarının Çalıçmaları ve Bu Esnada Ayaküstü Yapılan Sözlü Talepler

Dogal afetler sonucunda devletin magdurlara sahip çıkması beklentisi modern devlet anlayışının gelişimine paralel bir süreci ifade eder. Devlet yetkililerinin hasar tespiti için gerçekleştirdikleri yöresel gezi ve incelemeleri vatandaş ve yetkili şahısları bir araya getiren olagan uygulamalardır. Bir arada bulunmuşlugun oluşturdugu uygun ortam vatandaşların devletin yetkili kıldıgı şahıslarla birebir diyalog kurma fırsatı sunmaktadır. Erzurum’da yaşanan sel ve dolu nedeniyle magdurların “serzenişlerini” yörede yetkili kılınan devlet temsilcilerine ulaştırdıgı gerçegi, titiz bir “satır arası okuma” teknigi kullanılarak ortaya çıkarılabilir. Bu amaçla sel bölgesindeki teftiş ya da hasar tespit amaçlı resmi yetkililerin raporları incelenmiş ve satır aralarında kalan yöre halkına ait “serzenişler” ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Afet sahasının genişligi nedeniyle dört başlık altında incelenecek olan halk ve devlet yetkililerinin temasına yönelik belgeler, aynı zamanda dogal afetin zararlarını ve etki sahasını belirlemede de yardımcı olacaktır.

Erzurum Sancagı’nda Meydana Gelen Afetler

Erzurum Vilayeti yöneticileri, şehir merkezinin de sel felaketinden etkilenmiş olması nedeniyle 1909’da idari sorumluluk alanlarında meydana gelen dogal afetin farkındadırlar. Ancak felaketin başlangıcında taşrada bulunan yerleşim alanlarındaki durumla ilgili olarak düşünceleri tahminden öteye gitmemektedir. Erzurum Vilayeti bünyesinde bulunan köy, nahiye ve kaza merkezlerindeki vatandaşların ya da devleti temsil eden bireylerin vilayet merkezini haberdar etmesi ile felaketin zamanla ne denli geniş bir sahayı etkiledigi ortaya çıkmış olacaktır. Sel felaketinden etkilenen sahanın tespiti sonrasında ise selin ne oranda tahribata yol açtıgı ve yöre halkının gereksinimlerinin ne oldugu gibi sorunlar yine vatandaşın talepleri ile şekillenmiş olmalıdır. Gerçektende incelenen belgeler bilindik tahminleri destekler niteliktedir.

Felaket bölgesinde magdur olan halkın bir şekilde bulundukları yerin en üst düzey mülki amirine müracaat ederek bilgi verdikleri anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Erzurum Vilayetinden gelen talimatla harekete geçen sancak, mutasarrıflık ve kaza merkez yöneticileri, emirlerinde bulunan görevlileri felaket bölgelerine göndererek köylülerle yapılan görüşmeler neticesinde alınan bilgileri valilige rapor etmişlerdir.

Felaket bölgeleriyle ilgili olarak resmi yetkililerden valilige gelen telgraflarla Vilayet Merkez Idaresinin Vali başkanlıgında harekete geçerek Istanbul’a gerekli bilgileri aktardıgı anlaşılmaktadır. Vali’nin Erzurum vilayet merkezine baglı kazalara bizzat giderek afet bölgesi halkı için kurtarma çalışmalarını yönettigi Istanbul’a verdigi raporlarından anlaşılmaktadır. Erzurum Vilayet merkezine baglı olan Ilıca Köyü, Pasinler, Keskin, Ispir ve Tortum kaza ve köylerinde sel felaketine ugrayan bölgelerdeki enkaz kaldırma ve ihtiyaçların belirlenmesi için süratle hareket edildigini belirtmek mümkündür. Felaket bölgesinin Erzincan, Muş ve Bingöl sancaklarında da etkili oldugu ve ciddi hasarlara yol açtıgı valilik merkezine ulaşan telgraflardan anlaşılmaktadır. Felaket bölgeleriyle gerçekleştirilen haberleşmelerde Erzurum’a baglı sancakların dogrudan Erzurum’a telgraf gönderdikleri belirlenmiştir. Ancak Erzurum Valiligi Istanbul’u Trabzon Telgrafhanesi vasıtasıyla bilgilendirmektedir. Bu haberleşme şekli bir tür teknik aksaklık mı yoksa olagan bir resmi uygulama mı bilinmez. Ancak meydana gelen selin Istanbul’la Erzurum arasındaki baglantıyı saglayan telgraf direklerini yıkmak suretiyle iletişimi sekteye ugrattıgını iddia etmek haksız bir sav olmasa gerektir.

Erzurum Vilayet merkezinde de hissedilen şiddetli yagışlara ilişkin ilk üzücü haber 1 Haziran 1326 tarihinde Pasinler Kaymakamlıgından gelmiştir. 1 Haziran 1326 tarihinde saat 9.00 da başlayan yagışların saat 11.30’a kadar aralıksız devam ettigi, Vilayet merkezine ulaşan telgraftan, anlaşılmaktadır.3 Pasinler Kazasının merkezi olan Hasan Kale kasabası yetkililerinin valilige verdikleri ilk rapor yetkililerin yüzeysel gözlemleri şeklinde belirginlik kazanır. Pasinler Kaymakamı tarafından, “Miri Ambarların” tamamen ve kasabada bulunan evlerin bir kısmının yıkıldıgı belirtilmektedir. Yine aynı telgrafta “yüzlerce nüfusun telef oldugu” ve enkaz altından yaralı ve cesetlerin çıkarılması ile ilgili çalışmaların başlatıldıgı belirtilmektedir. Erzurum Valisi, Pasinler Kazası’ndan gelen telgraf üzerine, Fırka Kumandanlıgına talimat vererek afet bölgesine askeri cerrahların acilen gönderilmesini istemiştir.4 Pasinler Kaymakamı’ndan aldıgı raporu Istanbul’a ileten Erzurum Valisi Celal, Sıhhiye Müfettiş Vekili ve Belediye Tabibini de yanına alarak 1 Haziran 1326 gecesi felaket bölgesi olan Pasinler Kazasına gidecegini Istanbul’daki yetkililere telgrafla bildirmiştir.

Valinin Istanbul’a ilettigi telgrafta “felaket-zadeganı iskan ve iaşeleri mecruh inin tedavileri için….şimdilik 5.000 kuruş gönderilmesi” ibaresi ilk adımın halktan herhangi bir talep gelmeksizin devlet tarafından atıldıgını ispatlar niteliktedir. Ancak yine aynı telgraftaki “…tebeyyün idecek ihtiyaca göre…” şeklindeki ibare ikinci adımın halk tarafından belirlenecegine dair önemli bir işaret olsa gerektir. Valinin belirttigi “tebeyyün edecek ihtiyaç” ise halktan gelecek taleplerle, hasar tespiti yapıldıgı esnada, kayıtlardaki yerini alacaktır.

1 Haziran 1326 tarihinde Erzurum’dan Hasan Kale’ye hareket eden Vali, saat 11.00’da felaket bölgesine ulaşmıştır. Valinin ilk izlenimleri afetin tahribatının oldukça büyük oldugunu ortaya koyar. Valinin raporunda yer alan “Bila mübalaga (abartısız) şehrin yarısı harab olmuştur…” ibaresi bu türden felaketlerde “abartılı ifadelerin” resmi kurumların olagan endişesini oluşturdugu şeklinde yorumlanabilir. Bu yüzden üst düzey yöneticilerin ya da Istanbul’dan gönderilen gözlemcilerin raporları, devlet mekanizmasının harekete geçmesi açısından gerekli bulunmuştur. Vatandaşların ifadelerinden yola çıkıldıgında karşılaşılan “abartılı” talepler devlet açısından boşa sarf edilen kaynaklar olarak bazı prensiplerin oluşmasına zemin hazırlamış olmalıdır. Erzurum Valisi Celal’in ilk gözlemleriyle felaket bölgesi hakkında ki ifadeleri şu şekildedir: “ Sel, birçok yerde evlerin izini dahi bırakmayacak şekilde tahribata yol açmıştır. Selin getirdigi taş ve moloz parçaları 2–3 metre büyüklügünde bir enkazın kasabayı örtmesine neden olmuştur.

?imdiye kadar 30–40 kadar ceset defin edilmiş olmakla beraber enkaz altında daha pek çok cesede ulaşma endişesi yalın bir gerçektir. Yaralıların tedavisi için Erzurum’dan yanımda doktor ve cerrah getirmiştim. Ancak tedaviye muhtaç olan pek az insana tesadüf edilebilmiştir. Sel felaketi esnasında çogunlugu kadın ve çocuk birçok kimse kurtulmaya fırsat bulamamışlardır… Kabaca görebildigim kadarıyla pek çok hayvan leşi enkaz arasında bulunmaktadır…”. Vali Celal’in buraya kadarki beyanatları bir yetkilinin felaket sahasına bir bakış da yapabilecegi tespitlerden ibarettir. Sel bölgesindeki ölü miktarı hakkında verdigi bilgideki belirsizlik (“30–40”) ise, kendini karşılamaya gelen ve ayaküstü felaket bölgesi hakkında bilgi aktaran Hasan Kale Kaymakamlıgı yetkililerinin verdikleri çelişkili rakamlardan kaynaklansa gerektir. Vali Celal’in raporundaki bazı ifadeler yöre sakinleriyle de bir tür ayaküstü görüşme yaptıgının kanıtlarını taşır: “Emin Efendi isminde bir Yüzbaşı ailesinden 5 kişiyi, bir çiftçi ise ailesinden sekiz kişiyi kaybetmişlerdir. Bunların hiç birinin henüz cesedi çıkarılamamıştır…”. Ancak dikkati çeken nokta Yüzbaşının isminin belirtilmesi, Çiftçinin ise belirtilmemesidir. Muhtemelen Yüzbaşı kendini tanıtma usulünü bildiginden ismini, derdini anlatmadan önce terennüm etmiş olmalıdır. Bizim çiftçi ise söze lap diye dalmış olmalı. Valinin sanırım pek umurunda olmamış olmalı ki çiftçinin adını da sormaya gerek duymamış. Ancak Valinin raporunda Yüzbaşının önce, Çiftçinin sonra dile getirilmesi meşrutiyete ragmen aristokrasinin önceliklerini ortaya çıkarmada yardımcı bilgiler sunsa gerektir. Vali Celal Bey’in raporunda dikkat çeken bir diger husus da yöre sakinlerinin kendi başlarının derdine düştüklerinden enkaz kaldırma

çalışması ile ilgilenmedikleri gerçegidir. Enkaz kaldırma çalışmaları konusunda Vali Celal Bey, acı içindeki insanların dertlerinden anlayarak, gerekli çalışmalar için gerekli iş gücünü civar yörelerden Jandarma zoruyla temin etme yoluna gitmiştir.5 Ayrıca bölgede bulunan askeri birliklerde enkaz kaldırma çalışmalarında ilk akla gelen kuvvetler olarak hep hatırlana gelmişlerdir. Bu türden bir uygulama da Pasinler’de gerçekleşmiştir. Vali Celal Istihdam Taburu ve VII. Fırka Kumandanlıgı ile irtibata geçerek yeterli asker, enkaz kaldırma çalışmalarında kullanılmak üzere aletler ve barınma problemini geçici bir süreligine çözmek için çadır gönderilmesi yönünde direktifler vermiştir.6 Yöredeki enkaz kaldırma çalışmalarını yakından takip eden Vali Celal 2 Haziran 326 tarihinde enkaz kaldırma çalışmalarını başlatmıştır. Askeri birliklerinde katıldıgı enkaz kaldırma çalışmalarında 239’da işçi görev almıştır. Enkaz kaldırma işlerinde afet bölgesindeki molozların taşınması için de 16 araba kullanıldıgı belirtilmektedir. Enkaz altından daha ikinci gün yapılan çalışmalarda 40 ceset çıkarılabilmiştir. 1 Haziran tarihinde çıkarılan 40 cesetle birlikte ölü sayısı 80’e ulaşmıştır. Valiligin felaket bölgesi halkına 400 kıyye ekmek vererek gıda yardımında bulundugu da kayıtlardaki yerini almıştır.7

2 Haziran 326 tarihinde felaket bölgesi ile ilgi olarak yogun bir çalışma temposuna tanık olan yalnızca Vali Celal degildir. Istanbul’da bölge ile ilgili haberleri degerlendiren Dâhiliye Nezareti yetkilileri de “Sedaretpenahiye” bilgi aktarma telaşı içindedirler. Felaket bölgesine ilk etapta yapılacak olan 5.000 kuruşluk yardıma ilaveten yıkılan evlerin yeniden inşası için de 7–8.000 liralık bir meblagın temin edilmesi için kaynak arayışı Dâhiliye Nezareti’nin gayretli yazışmalarına neden olmaktadır. Enkaz kaldırma çalışmalarında bulunanlar için yapılacak masrafın ise 2.000 liraya ulaşacagı Vali Celal Bey tarafından bildirilmiştir. Bütün masrafların temini için gerekli bürokratik yazışmalar ve kaynak arayışı Dâhiliye Nezareti’nin yogun bir iş temposu yaşamasına neden olmaktadır. Sonunda ilk etapta talep edilen 5.000 kuruş banka vasıtasıyla “telgraf poliçesi” gönderilmek suretiyle temin edilebilmiş ancak enkaz kaldırma çalışmaları için talep edilen 2.000 liranın Meclis-i Vükela’nın kararı ile ödenebilecegi Valilige bildirilmiştir. Barınma için yapılması öngörülen 7.8.000 liralık masraf için ise şimdilik eldeki imkânların kullanılması yönünde Vali Celal’e tavsiyelerde bulunulmaktadır.8

Erzurum Valisinin vilayet merkezine geri dönmesi ile birlikte yapılan kurtarma çalışmalarını Pasinler Kazası kaymakamı sürdürmeye başlamıştır. 4

Haziran 1326 tarihinde enkaz altından 3 ceset daha çıkarılmıştır. Bu arada mucizevî bir gelişme olmuş ve enkaz altında 3 gündür mahsur kalan bir erkek çocugu sag olarak kurtarılmıştır.9 Afetin olası yaraları devlet yetkilileri tarafından sarılmaya çalışılırken; sel bölgesinden yardım talebinde bulunanların sesleri resmi belgelerdeki yerini almaya başlamıştır. Pasinler kazasında bulunan Zarsozb köyü halkı bir şekilde Kaymakama ulaşarak zahire yardımı talebinde bulunmuştur. Pasinler Kaymakamı, köylülerin bu talebini valilige iletmekle yetinmiştir. Valilik ise, köylülerin ugradıgı hasarın tespit edilmesi yönünde gerekli görevlendirmeleri yapmıştır.10 Anlaşılacagı üzere yardım talepleri yetkililerce gerekli incelemeler yapılmaksızın verilmemektedir. Ya da talep edilen yardımın karşılanması esnasında geçecek olan süre tahkikat bahanesi ile geçiştirilmeye çalışılmaktadır. 9 Haziran 1326 tarihinde ise Pasinler Kazası kaymakamı 22 araba ve 340 işçi ile enkaz kaldırma işlemlerini devam ettirmiştir. Sel bölgesinde yaralanan 30 kişinin tedavisinin de devam ettirildigi Kaymakamın Valilige sundugu raporda ele alınmıştır. Kaymakamlıgın, yöre halkının gıda gereksinimi için muhtaç olanlara, 471 kıyye ekmek dagıtıldıgına ilişkin bilgi de raporda yer almaktadır.11 11 Haziran 326’da Pasinler Kaymakamı, askerler ve 160 işçi ile enkaz kaldırma çalışmalarına devam etmiştir. Gıda yardımı olarak bu defa yöre halkına 440 kıyye ekmek dagıtılmıştır.12 13 Haziran 1326’da Pasinler Kaymakamı bu defa 12 araba ve 191 işçi ile enkaz kaldırma çalışmalarını sürdürmüş ve bir hayvan leşi enkaz altından çıkartılmıştır. Afet bölgesinde bulunanlara bu defa 182 kıyye ekmek dagıtılmıştır.13 16 Haziran 326 tarihinde Erzurum Valisi Celal’in Dâhiliye Nezaretine yolladıgı rapor, yöre halkının da taleplerinin Istanbul’a duyurulması yönünde ifadeler içerir. Raporda, 109 asker, 58 işçi ve sekiz araba çalıştırılarak gerçekleştirilen enkaz kaldırma çalışmalarında 3 cesedin daha çıkarıldıgı ve geriye hüviyeti belli olan kayıplardan yalnızca bir cesedin enkaz altında kaldıgı belirtilmektedir. Vali, askeri birliklerin sel bölgesindeki çalışmalarından övgü ile bahsederken aynı zamanda halkın da bu konudaki memnuniyet ifadelerini Istanbul’a iletmektedir.14 18 Haziran 1326 tarihinde enkaz altında kalan son cesede de ulaşılmıştır.15 Vali tarafından Istanbul’a bildirilen bir diger husus da; felaket bölgesindeki halkın barınma problemini gidermek amacıyla yardıma muhtaç oldukları ve bunun için de şimdilik

6.000 liraya ihtiyaç duyuldugu gerçegidir. Valinin raporunda yer alan “… Bilumum ahali-i vilayet ve bilhassa Pasinler kazası sekenince tarif edilemeyecek derecede badi ve şükran oldugu maruzdur” ifadeleri yöre halkının taleplerinin ispatı olsa gerektir.16 Erzurum Valisinin daha 2 Haziran 326 tarihinde Istanbul’a gönderdigi

raporunda yeni inşaatlar için başlangıçta belirlenen rakam ifade edilmekteydi. Anlaşılan aradan 4 gün geçmesine ragmen barınma sorunun giderilmesine ilişkin henüz bir kaynak aktarılamamıştır. Vali Celal bu defa raporunda, afet bölgesi halkının yardım beklentilerini uygun bir dille Dâhiliye Nezaretine bildirmektedir.18 Haziran 1326 tarihinde Tortum Kazasına baglı köylerde (Uşek, Anek ve Haso köyleri) dolu yagışı nedeniyle ekili arazilerin hasara ugradıgı bildirilmiştir.

Ancak bu bilgi Erzurum Valisi tarafından 27 Haziran 1326 tarihinde yani 10 günlük bir gecikmeyle Dâhiliye Nezareti’ne ulaştırılmıştır. Hasar tespiti içinse kaza kaymakamlıgı tarafından bir memurun afet bölgesine gönderildigi belirtilmektedir.17 19 Haziran 326 tarihinde hazırlanan keşif raporu Erzurum Vilayetine ulaştırılmıştır. Raporda Tortum Kazasına baglı bulunan Mihregüm köyünde sel ve dolu yagışı nedeniyle ekili arazilerin harap oldugu belirtilmektedir. Bagların, bahçe ve bostanların, otların ve 500 kile miktarı zahirenin tahrip oldugu belirtilen raporda yeniden ziraat yapılabilmesi için tohum verilmesi talep edilmiştir. Muhtemelen bu talep yöre halkından sözlü olarak gelmiş ve keşif memuru tarafından yetkililere iletilmiştir. Afetin, köyde bulunan bir boş ev, samanlık ve ahırı tahrip ettigi belirtilmektedir. Mihregum köyünün 21 hane ve toplam 105 kişiden oluşan nüfusunun, gerek ekili alanları sulama ve gerekse içme suyu temin maksadıyla yapılmış olan, sulama kanalının da afet esnasında tahrip oldugu raporda belirtilen bir diger husustur.18 Bu kanalın yeniden inşası muhtemelen yetkililerin üstlendigi bir sorumluluk olarak ele alınmalıdır. 21 Haziran 326 tarihinde Dâhiliye Nezareti, Erzurum Valiligine gönderdigi talimatta Mihregum köyüne gerekli olan nakdi yardım için onay alındıgını bildirmiştir.19 Bu durum valiligin girişimlerinin başarılı oldugunun bir kanıtı olsa gerektir. Ancak 22 Haziran 326 tarihinde Valilikten Dâhiliye Nezaretine çekilen telgrafta; henüz Mihregum köyüne ne oranda yardım gerektiginin tespit edilemedigini ancak şimdilik acil işlerin halli için 4–500 liraya ihtiyaç duyuldugunu belirtmekle yetinmiştir.20 Tortum Kazasına baglı bulunan Çala (?) köyünde de selin iki evi kum ve çamur ile doldurdugu rapor edilmiştir. Ayrıca Çala köyünde 300 kile tohum ekilen bir tarla ve yine sekiz kişinin ortak oldugu bir bahçenin sel tarafından tahrip edildigi belirtilmektedir. Sel tarafından yok olan tarla ve bahçenin degerinin 5.000, ekili mahsulün ise 1.500 liralık bir degeri oldugu Tortum Kaymakamlıgı tarafından belirlenerek yetkililere iletilen bir diger husustur.21 24 Haziran 1326 tarihinde ise Tortum kaymakamlıgı, Mihregum ve Nurtom adlı köylerin sel ve dolu nedeniyle ugradıkları felaket nedeniyle muzdarip oldukları ve halkın kendilerine müracaat ettigini Erzurum Valiligi’ne bildirmiştir. Erzurum Valiligi ise kaymakamlıgın haberini 4 Agustos’ta Dâhiliye Nezaretine duyurmuştur.22

 Tortum Kazası’ndan gönderilen haberlerin Erzurum Valiligi’nce Dâhiliye Nezareti’ne her defasında takribi 10 günlük bir gecikmeyle yollandıgı anlaşılmaktadır. Bu durum telgraf hattının Erzurum-Tortum arasında olmadıgı ya da selden dolayı hasara ugradıgı ihtimalini akla getirmektedir. Bu durumda yetkililerin kasıtlı bir ayak sürüme manevrasından çok iletişimin beraberinde getirdigi yetersizligin sorgulanması daha mantıklı olsa gerektir.

23 Haziran 1326 tarihinde ise Ispir Kazasına baglı Ahponohi ve Suzahova adlı köylerde aşırı yagışlar nedeniyle oluşan selin 1 degirmen, 1 ev ve 1 çocugun ölümüne sebebiyet verdigi, felaketten 6 gün sonra Valilige bildirilmiştir. Ispir Kaymakamlıgı, köylülerin ekili arazisinde ne oranda hasarın meydana geldiginin belirlenmesi için, Erzurum Valiliginden yardım talebinde bulunmuştur.23 Aynı gün yani 23 Haziran 1326 tarihinde Kıgı Kazasına baglı Mezreplad köyünde yagmurun yol açtıgı sel ve dolu nedeniyle ekili arazilerin zarara ugradıgı belirtilmektedir. Herhangi bir hayati kaybın olmadıgı belirtilen afetin hasar tespitinin sonradan tahkik ettirilecegi Dâhiliye Nezaretine Valilikçe bildirilmiştir.24 Henüz Pasinler’de meydana gelen selin yaraları sarılamadan 26 Haziran 1326’da bu defa, Horosönü Köyünde dolu yagışı nedeniyle ekili arazide bir miktar hasar meydana geldigine dair Keskim kazası Kaymakamından bilgi alınmıştır. 25

Sonuç itibariyle Erzurum Sancagına baglı bulunan Ispir, Keskin, Kıgı, Pasinler ve Tortum, kazalarında meydana gelen sel ve dolu kaynaklı felaket halk ve devlet arasında yogun bir irtibatın da oluşumuna zemin hazırlamıştır. Devlet yetkililerinin yazışmalarından anlaşılacagı üzere birinci önceligi insan kayıpları oluşturmaktadır. Kamu binaları, yerleşim alanları ve ekili arazide meydana gelen hasar da yazışmalarda dikkat çeken diger hususlardır. Erzurum Sancagına baglı bulunan kazalardaki iletişimin çogunlukla seri bir şekilde yapılmasına karşın bazı köy ve kazalarda gecikmelerin oldugu gerçegini telgraf metinlerindeki tarih kayıtlarından ögrenmek mümkün olmuştur.

Hasar Tespit Raporlarının Hazırlanısı:

Hasar Tespit Komisyonlarının oluşturulmaları aşamasında bir üst yetkilinin talebi yer almaktadır. Erzincan Kazasında meydana gelen sel ve dolu afetinin meydana getirdigi zararların tespiti için oluşturulan komisyonların hazırladıgı raporlar, komisyonların ne şekilde oluşturulduguna ilişkin bazı ipuçları sunmaktadır. 19 Haziran 1326 Cumartesi günü Dedek köyünde meydana gelen selden zarara ugrayanlar, afeti “ihbar” etmek suretiyle resmi yardım mekanizmasını da harekete geçirmişlerdir. Ugradıkları hasarı “ihbar” eden afetzedelerin müracaatları üzerine, Meclis-i Idare toplanmış ve hasar tespit çalışmalarının başlatılması yönünde karar almıştır. Oluşturulan Hasar Tespit Komisyonu, Dedek Köyü Ihtiyar Heyeti ile birlikte hasar bölgesini gezerek “icra-yı keşf” yaparak zararın tespitini yapmıştır. Gerçekleştirilen “hasar tespit çalışmaları”, aynı zamanda Kemah Kaymakamı ve Meclis-i Idare azasından bir yetkili vasıtasıyla Erzurum Vilayeti’ne rapor edilmiştir.37

Erzurum vilayetinde dolu ve sel nedeniyle meydana gelen hasarın sıhhatli bir şekilde tespiti önem arz etmektedir. Yöre halkının ugradıgı zararların dogru bir şekilde tespiti devlet kaynaklarının da o nispette sıhhatli bir dagılımına zemin oluşturacaktır. Devleti temsil eden idari ve kamu görevlilerinin “hasar tespit”çalışmalarını kontrollü bir şekilde yürüttükleri iddia edilebilir.

 Yine de oluşturulan “Hasar Tespit Komisyonları” felakete maruz kalan yörelerde gerçekleştirdikleri çalışmalarda yöre halkına sözlü olarak müracaat etmişlerdir. Zarara ugradıgı resmi bir yetkili vasıtasıyla (muhtarlar) tespit edilen şahıslardan alınan sözlü beyanatlar ya gerçeklikleri sorgulanarak ya da sorgulanmaksızın kayda geçirilmiş ve en yetkili kurumlara (valilik-maliye nezareti vs.) iletilmiştir. 1 Agustos 1326 tarihinde Kuruçay Kazası bünyesinde sel felaketine ugrayan Kenane, Armudan-ı Kebir ve Tohut köyleri için oluşturulan “Hasar Tespit Komisyonu”’nun çalışmalarını incelemek, konuya netlik kazandırmak açısından yararlı olacaktır. Hasar Tespit Komisyonu üyeleri şu şekilde belirlenmiştir: Beledi Reisi, Mahkeme Azası, Meclis-i Idare Azası. Komisyonun halkla irtibat kurarak gerekli hasar tespitini yapan üç kişilik heyeti raporunda; sel nedeniyle hasara ugrayan tarımsal ürünlerin kaydını tutmuştur. Bu kayıtlar aşagıdaki şekliyle tabloda belirlenmiştir.

Hasara Ugrayan Köylerin Icmali

Bag

Hasara Ugrayan Ekili Bugday Tohumu ve Arpa Miktarı Hasara Ugrayan Mahsulün Yüzdesi Hasarın Inceleme Sahasındaki Yüzdesi Köyün Ismi
Dönüm Kıta

55.725* %12 Kenane

1425 %9 Armudan-ı Kebir
179 176 53.375 %8 Tohut
179 176 108.(2?).525 Toplam

Hasar Tespit Raporunda belirlenen veriler degerlendirildiginde bazı cevap bekleyen soruların oldugu anlaşılacaktır. Örnegin Kenane köyünde mahsulün %12’sinin tahrip oldugu nasıl belirlenmiştir. Ne miktarda mahsulün ekildigi nasıl kayıt altına alınmıştır. Bu aşamada muhtar denetiminde kişisel beyanatların devreye girme ihtimali bir hayli yüksektir. Her ne kadar üç kişilik teftiş komisyonu hasar tespit raporunu hazırlamışsa da resmi yetkililerin tekrar kontrolünden geçtigi belgeden anlaşılmaktadır. Kaymakam vekili, Mal Müdürü, Müftü, Tahrirat Kâtibi ve 4 aza tarafından kurulan bir ikinci komisyon raporun yeniden onayını yaparak güvenilirligini artırmışlardır.38

Hasar Tespit Komisyonlarının çalışmalarında bireylere yönelik kayıtlar ında oldugu dikkat çeker. Hangi köyde ve hangi şahsa ait oldugu tespit edilen hasar miktarları bunun kanıtı olsa gerektir. Bu listelerin hazırlanması aşamasında raporlara geçen şahıslarla yetkililerin görüş alış verişinde bulunduklarını iddia etmek mümkündür. Zarara ugrayan şahısların sözlü beyanatları mahalli yetkililerin teyidinden geçtikten sonra “hasar raporlarında”

yerini almış olmalıdır. Konuya netlik kazandırma açısından yine Kuruçay Kazasına baglı Armudan-ı Kebir köyünde şahısların beyanatları dikkate alınarak hazırlanan hasar tespit raporunu incelemek yararlı olacaktır.39 Ancak isim listesinin uzunlugu nedeniyle tabloda afete ugrayanların bir kısmı belirtilmiştir.

Ekenin Ismi Tarla Sahibinin Mevk i ve Ismi Hasarın Yüzdesi Mahsulün Derecesi Beher Kudda Ekilen arpa miktarı (Kud) Ekilen Bugday Miktarı (Kud)
Sılo oglu Manuk Boyacı oglu Kirkor

%

70

8

4

Dogan oglu Kıril

“ “

“ “

6

Cordin oglu Serkis

4

Köse oglu Karabet

2

Yeniçeri oglu Osman Aga

5

Genç oglu Aleksan

8

Terzi oglu Agop

5

Mıkırdıç oglu Agop

6

Agik oglu Kapril

4

Pepen oglu Toros

6

Hasar tespit raporunda yer alan isimler ve afet nedeniyle hasara ugrayan ürün miktarının belirlenmesi aşamasında; listede yer alan bireylerin, yetkililerle sözlü olarak görüştükleri ve ugradıkları hasarı beyan ettiklerini düşünmek yanlış bir yorum olmayacaktır. Ancak hasar tespit çalışmalarının yanı sıra felaket sahasında bulunan vergi mükelleflerinin de kayıt altına alındıgını tespit etmek mümkündür. Selden zarar görmeyen ve vergi mükellefi bulunan şahısların köy ve isimlerinin tespiti yetkililerin hassasiyetinin bir kanıtı niteligindedir. Hasar Tespit Komisyonu tarafından oluşturulan, “Hazine-i Maliye’ye” borcunu ödemeye imkânı olan şahısların isim listesi incelenmeye deger bir belge olarak kayıtlardaki yerini almıştır. 40

Hasar Tespit Komisyonu üyelerinin, çalışmaları esnasında, yöredeki bazı tüketim mallarının da fiyatlarını tespit ettigi anlaşılmaktadır. Anlaşılan, afetten etkilenen halkın zararlarının karşılanmasında devlet yetkilileri, yöresel fiyatları dikkate almışlardır. Böylelikle afetten zarar görenlere yardımcı olacak birimler, yani Istanbul’da bulunan Maliye Nezareti ya da Erzurum Valiligi; yapılacak yardım meblagını afet bölgesine göre düzenlemiş olacaklardır. Komisyonun raporlarında yer alan Erzincan yöresindeki fiyat tarifesinden tespit edebildigimiz tüketim malzemeleri şu şekildedir: Bugdayın şinigi: 7 kuruş; Arpa ve hububatın şinigi:5 kuruş.41 Yine de “Hasar Tespit Komisyonu” nun gerçekleştirdigi faaliyetler salt piyasa ekonomisini belirleyecek verilerle sınırlı degildir. Aynı zamanda hasar tespiti yapılan bölgenin nüfusu da bu komisyon vasıtasıyla kayda geçirilmiştir. Örnegin 19 Haziran 1326 tarihinde Dedek köyünde meydana gelen sel felaketi için yöreye gönderilen komisyon raporunda Dedek köyünün 56 hane ve 346 nüfuslu bir yerleşim yeri oldugunu kayıt altına almıştır.42 Bu veri, araştırmacılara yöredeki bir hanede barınan nüfus miktarını belirlemede yardımcı olacagı tahmin edilmektedir.

Diger Bölgelerde Meydana Gelen Afetler:

Osmanlı Devleti’nin 1326 yılı itibariyle farklı yörelerinde de sel felaketinin yaşandıgı anlaşılmaktadır. 2 Haziran 326 tarihinde Dâhiliye Nezareti tarafından Selanik Vilayeti’ne gönderilen telgrafta selden zarar görenler için Meclis-i Vükela kararı ile 20.000 kuruşun ödenecegi belirtilmektedir.43 24 Mayıs 1326 tarihinde Selanik’te meydana gelen selin arazi üzerindeki ekili mahsulü yok ettigi ve bazı binalarla, besi hayvanlarına (keçi, inek vs.) zarar vermiş oldugu rapor edilmektedir.44 Anlaşılacagı üzere Meclis-i Vükela yalnızca Erzurum bölgesi ile ilgili dogal afet kararları almamıştır. Ülkenin farklı bir cografyasında dogal afet magdurları içinde görüşmeler yapılmış ve yardım çalışmaları sürdürülmüştür.

Meclis-i Vükela ve Kamu Temsilcilerinin Çalıçmaları

Meclis-i Vükelanın gerek resmi makamlar gerekse halk nezdinde yapılan müracaatlar sebebiyle, Erzurum’da meydana gelen sel felaketi ile ilgili olarak görüşmeler yaptıgı bilinir. Meclis-i Vükela üyelerinden olan mebus Seyfullah Efendi 11 Agustos 1326 tarihinde Tortum Kazasına gelerek halkın şikâyetlerini dinlemiş ve Erzurum Valisini bilgilendirmiştir. Seyfullah Efendi’nin teftiş gezisinde afetzedelerin kendine müracaat ederek açlıktan ötürü “ot yemek” zorunda kaldıklarını belirtmeleri gıda yardımı için de gerekli olan talimatın çıkmasını hızlandırmış olmalıdır.45 Seyfullah Efendi, Erzurum Valisine Mihregum ve Tortum Kazası halkına yardım edilmesi ve selden zarar gören su yolları ile çeşmelerin tamiri için 35.000 kuruşluk bir yardımın yapılacagı taahhüdünde bulunmuştur.46 Erzurum Valisinin 1 Eylül 1326’da telgrafla gerçekleştirdigi hatırlatma, vaadin bir hayli zaman geçmesine ragmen yerine getirilmedigi anlamını taşımaktadır. Ne var ki 17 Mart 1327 tarihli Tortum Kaymakamı’nın konu ile ilgili olarak Erzurum Valisi’ne yazdıgı “tahrirat raporunda” aradan yaklaşık bir yıl geçmesine ragmen Seyfullah Efendi’nin yardım vaadinin yerine getirilmedigi anlaşılmaktadır. Kaymakam tarafından yazılan raporda, Seyfullah Efendi tarafından sözü verilen, su yolları için (toplam 4.000 kuruş) ve ziraat yapmaları için

150 kile bugday ile 100 kile arpanın (toplam 6.000 kuruş) henüz yerine getirilmedigi belirtilmektedir. Tortum Kaymakamı Erzurum Mebusu Seyfullah Efendi’nin teftiş gezisi esnasında yanında getirdigi 50 lirayı yörede ihtiyacı olanlara dagıttıgını da raporuna kaydetmiştir.47 Ayrıca, 7 Haziran 1326 tarihli Meclis-i Mebusan görüşmelerinde Erzurum Mebusu Ahnet Ziya Beyin Hasankale’de sel felaketine ugrayanlar için Padişahın 500 liralık yaptıgı yardıma teşekkürü kayıtlardaki yerini almıştır.48 Anlaşılacagı üzere Meclis-i Mebusan hem sel felaketi anında halkın sorunlarını en yetkili erke yani Padişaha iletmekte ve sorunlara çözüm bulmakta görevini yerine getirmiştir. Gerçekte Meclis-i Mebusanın yöre halkına yardım edilmesi noktasında ilgisini çeken resmi yetkililer midir yoksa yöre halkının Istanbul’a yönelik gerçekleştirdikleri müracaatlar mıdır konusunun aydınlatılması için “arzuhallerin” incelenmesinde yarar olacaktır.

    1. Halkın Yazılı Talepleri

Devlet görevlilerinin dogal afetle birlikte başlattıkları hasar tespit çalışmaları esnasında halkla temas içinde oldukları anlaşılmaktadır. Ancak yine de yetkililerin insafına kalan bireyler, sorunlarına çözüm arayışlarını bu defa resmi makamlar nezdinde gerçekleştirdikleri yazılı müracaatlarla sürdürmüşlerdir. Erzurum’da meydana gelen felakete maruz kalanlar resmi yetkililere ulaşmak için “arzuhal” adı verilen dilekçelerden çok “telgraf”’ı kullanmayı tercih etmişlerdir.

 Gayr-ı Müslim cemaatin ise aracı olarak Patrikhane’yi devreye soktugu anlaşılmaktadır. Gayr-ı Müslim cemaatlerinin “arzuhal” niteligindeki belgelerinde kullandıkları Ermenice ya da Rumca mühür ve imzaların resmi makamlarca anlaşılamadıgından bunların Türkçeleştirilmesi talep edilmiştir.49 Her ne kadar bu uygulama Patrikhane’nin devlet nezdinde Hıristiyan halkı temsil gücünü arttırmışsa da Osmanlı Hıristiyanlarının dogrudan resmi yetkililere ulaşmasında sorunları beraberinde getirmiştir. Dogal olarak bu yaptırımın Erzurum sel felaketine denk gelmesi bireysel müracaatlarda Ermeni ve Rumların resmi yetkililere yazılı olarak ulaşmalarını engellemiştir. Ancak yine de Patrikhane’ye ulaştırılan şikâyetlerin Patrikhane aracılıgı ile Istanbul’da ki resmi yetkililere iletildigini belirtmek mümkündür. Örnegin Erzurum Vilayeti Kuruçay Kazasına baglı Armudan-ı Kebir köyü halkından olan Ermeniler, Istanbul’daki Patrikhaneyi 19 Haziran 1326’da ki afet hakkında bilgilendirmişlerdir. Mahsullerinin 3/1’ini yitirdiklerini belirten Ermeniler vergilerini ödemekte güçlük çektikleri ve gündelik ekmeklerini dahi bulmakta zorlandıkları haberini Patrikhaneye ulaştırmışlardır. Patrikhane’nin Dâhiliye Nezaretine aktardıgı afetzedelerin müracaatlarından, Erzurum Valiligi’ni de kaleme aldıkları bir “arzuhalle” bilgilendirdikleri anlaşılmaktadır. Yinede Patrikhane’nin Armudan-ı Kebir köylülerinin 17 Temmuz 1326’da yaşadıkları ıstırabı 17 Agustos 1326’da yetkililere iletebildigi gerçegi dikkate deger bir gelişmedir. 50 Patrikhanenin Kuruçay Kazasından gönderilen telgraflarla bilgilendirildigi anlaşılmaktadır. O halde Gayr-ı Müslimler, Kuruçay Kazasına gelerek dogrudan Patrikhaneye çektikleri telgraflarla durumlarının Istanbul’daki ilgili kurumlara aktarılması talebinde bulunmuşlardır.51 Ancak bu süreç resmi yazışmaların gecikmesine ve afet bölgesi magdurlarının beklentilerinin süratle yerine getirilmesinde engel teşkil etmektedir.

1326 Yılında meydana gelen sel ve dolu nedeniyle muzdarip olan bazı bireylerin telgraflarla dogrudan Istanbul’u bilgilendirdikleri tespit edilmiştir. Örnegin 22 Haziran 326 tarihinde, “Dersaadet Sadaret-i Uzmaya” Erzincan’ın Vaşkird köyünden Mahmut Celal bin Osman, Tayfur, Vaşkird Karyesinden Hacı Fazlı, Ishak, Abdullah, Mustafa, Mahmud bin Osman, Mehmet bin Hacı Ethem,

49 Muhtelif maksat tahtında teçkil ederek cemaatler kanununa tevfiken hükümete beyanname ve nizamname i esas ita iden cemaat-ı muhtelifeye mensup cemaatların mühürlerinin bazısı sırf Rumca ve ya sırf Ermenice oldugu görülmekte ve bu gibi cemaatların bilahare hükümete verecekleri istidaname zirine mevzu-u mahalleri hükümet memurları ve kayda memur ketebe kıraat etmek içün Türkçe’den gayrı bir lisan üzere yazılı mührü okumak mecburiyetleri olmamasına ve her vakit görüldügü üzere Salih, Mahmud, Muharrem, Ibrahim bin Ethem, Mahmud bin Hacı Ethem imzalarıyla çekilen telgraf incelenmeye deger bir belgedir.

Telgrafta, dört gündür devam eden selin evleri, eşyaları ve ekili arazileri tamamen tahrip ettigi belirtilmiştir. Telgrafın son bölümündeki “…Çoluk çocuklarımızla aç kaldık. Allah aşkına hallerimize merhamet intizarında…” şeklinde belirtilen ifadeler alışılageldik “arzuhal talepleri” ile benzerlik arz eder.52 Telgrafın artık arzuhalin yerini alan bir kaynak olarak ortaya çıktıgı ve halkın Istanbul’a sorunlarını taşımada aracı olarak kullandıgını iddia etmek yersiz olmayacaktır. Gayr-ı Müslimleri’nde aynı yolla Hilafetpenahi’ye telgraf çektikleri ancak imzalarını Osmanlıca olarak attıklarını, konuyla ilgili belgelerden anlamak mümkündür. Örnegin 4 Kanun-u sani 326 tarihli Hilafetpenahi’ye çekilen telgrafta şu imzalar tespit edilmiştir: Armudan-ı Kebir Muhtarı Emin, Kenane Karyesi muhtarı Mehmet, Kuruçay Armudan-ı Kebir Muhtarı Ohan, Armudan-ı Kebir Papazı Yerodim, Armudan-ı Kebir Hocası Mehmet.53 Anlaşılacagı üzere ancak Osmanlı Müslümanlarına ve yazışma usulüne tabi olunması halinde Osmanlı Hıristiyanlarının talepleri dikkate alınmaktadır. Aksi halde devletle ilgili taleplerinde ki muhatapları Patrikhane olarak belirginlik kazanır.

Erzurum afetzedelerinin şikâyetlerini telgrafla birlikte sözlü olarak da yerel idarecilere ilettiklerini ispatlamak mümkündür. Maarif Müdürü ?ükrü Bey’in Dâhiliye Nezaretine çektigi telgraf bunun için orijinal bir örnek teşkil eder. 9 Agustos 1326’da çekildigi anlaşılan telgrafta; Erzincan Vilayeti afetzedelerinin çadır altında sefalet içinde kaldıkları belirtilmektedir. Telgraftaki “…her bar müracaatla sızlanmakta bulundukları bu kerede Erzincan Mutasarrıflıgı’ndan bildirilmesine…” ibaresi, afetzedelerin resmi yetkililere sözlü olarak şikâyetlerini mütemadiyen sürdürdügünü kanıtlar.54 Sözlü müracaatların yeterli olmaması halinde yöre halkının, telgraf vasıtasıyla dogrudan Istanbul’da ki yetkililere yazılı müracaatta bulunduklarını tespit etmek mümkündür. Bu müracaatlarda yerel yetkililerin afetzedelerin ihtiyaçlarını teminde yetersiz kaldıkları belirtilerek Istanbul’da ki yetkililerden yardım talep edilmiştir. Örnegin Kuruçay Armudan-ı Kebir Muhtarı Ohan, Papaz Yerodim, Hacı Mehmet, Kenane köyü muhtarı Mehmet imzalarıyla çekilen telgraf incelenmeye deger bir belgedir. Telgrafta, devletin idare biçimine de deginilerek yardım talep edilmesi; yöre halkının Meşrutiyetin getirdigi hukuki yapıyı kullanmada başarı kaydettikleri şeklinde algılanabilir. Telgrafta ki “Istibdadın zulmünden en ziyade perişan ve birbirini müteakip dört senenin kahtından hayatımızın son nefesinde saad-ı meşrutiyet ilanına ru’i olur iken nüzul eden dolu ve seylabın…” ifadesi Meşrutiyet öncesini eleştiren ifadeler içermektedir.

 Yine aynı telgrafta daha önceden çekilen telgraflara bir cevap alınamadıgı belirtilmiştir. Ancak telgrafı çekenlerin eleştirileri burada da kendini belli eder. Özellikle “… Acaba Osmanlılık namına çektigimiz zulm ve tazyikten sadamız işitilmeyüp…” ibaresi sorunlarına çözüm bulamayan afetzedelerin, “Osmanlı vatandaşları olmalarından ötürümü seslerini duyuramadıkları” şeklindeki ön yargılarını sorgulamaktadır. Afetzede olan Kuruçay Armudan-ı Kebir ve Kenane köyü halkının zirai tohum bulamadıkları için ekim yapamadıkları belirtilen telgrafta yerel idarecilerin baskı ve zulmünden de bahsedilmektedir. Mahalli Hükümetin banka ve Maliye aracılıgıyla afet esnasında halka dagıtılan gıda yardımının daha afetin üzerinden birkaç ay geçmiş olmasına ragmen bedelinin tahsil edilmeye çalışılması da telgrafta yerini almıştır. Telgrafta afetzedeler tarafından, hem borç ödemelerinin harman vaktine kadar ertelenmesi ve hem de ek bir gıda ve ekilecek tohum yardımında bulunulması talep edilmiştir. Telgrafın son satırlarında yer alan “merhametinize nail buyurulmaz isek zaten mezruatımız battal olacak ve ehalimiz terk-i vatanla dilenecektir” ifadesi üstü kapalı bir tehdidi dile getirmektedir.55 Ancak, Kuruçay Armudan-ı Kebir köyünün yardım arayışları her defasında sonuçsuz kalmıştır. Dâhiliye Nezareti’ne ve Temmuz ayı içinde çeşitli makamlara yapılan müracaatlardan bir netice alınamadıgı köyün Papazı ve muhtarı tarafından çekilen bir telgrafla bildirilmiştir.56 Kuruçay, Armudan-ı Kebir köylülerinin Dâhiyle Nezareti ile yetinmedikleri ve dogrudan Padişah’a da bir telgrafla ulaşmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır. Padişahtan, ziraat yapabilmek için tohum ve gıda yardımı talep eden Armudan-ı Kebir, Kuruçay Armudan-ı Kebir, Kenane köyünün ileri gelenleri;

500 ev halkından ibaret “rençper kulları” için telgraf çektiklerini belirtmektedirler.57 Armudan-ı Kebir köylülerinin inatla yardım talebinde bulunmaları süreci mutlu sonla neticelenmiştir. Dâhiliye Nezareti 18 Nisan 327 tarihli yazısıyla, Maliye Nezareti ile Orman ve Maden ve Ziraat Nezaretlerinden, 1323–1326 tarihleri arasında yaşanan kuraklık nedeniyle Kuruçay Kazası Armudan-ı Kebir köyü ve Kenane (Kestane) köyü çiftçilerinin almış oldukları gıda yardımı ve tohumlardan oluşan borçlarının sel felaketi nedeniyle ertelenmesini talep etmiştir.58 Orman, Maden ve Ziraat Nezareti 3 Mayıs 1327 tarihinde ertelemenin onayını Dâhiliye Nezaretine bildirmiştir. Ilgili yazıda, borcunu ödeyecek durumda olan köylülerin erteleme kapsamına alınmayacakları da belirtilmektedir.59

 Dâhiliye Nezareti ise 4 Mayıs 1327 tarihli telgrafla Erzurum Vilayetini konuya ilişkin olarak bilgilendirmiştir. Kuruçay Armudan-ı Kebir ve Kenane köyleri çiftçilerinin borçları hasat mevsimine kadar ertelendigi ancak borcunu ödemeye gücü yetenlerin buna dâhil edilmemesi Erzurum Vilayeti’nden istenmiştir.60 Borcunu ödeyecek durumda olan dokuz vatandaşın isimleri kayıt altına alınmış ve yazdıkları müracaatlarla Istanbul’u geren Armudan-ı Kebir ve Kenane köyü çiftçilerinin borçları hasat mevsimine kadar ertelenmiştir.61

Yazılı müracaatlarda dikkat çeken bir başka özellik Gayr-ı Müslim köylerinden gelen şikâyetlerin yogunlugudur. Hâlbuki Müslüman yerleşim yerlerinden gelen arzuhallerde sıkça yapılan yardımlara yönelik teşekkür yazıları mevcuttur. Örnegin Sadaret-uzma’ya Ayşe, Validesini kaybedenler adına Mustafa, Belediye Reisi Mustafa Belde Müftüsü Reşit imzalarıyla Pasinler Kazası’ndan afetzedeler adına çekilen 8 Haziran 1326 tarihli telgrafta; Padişah (Sultan Reşat) ve Hakkı Paşa kabinesi övülmekte ve Pasinler Kazası afetzedeleri için yapılan

6.000 liralık yardımdan övgüyle bahsedilmektedir. 62 8 Haziran 1326 tarihinde Hasan kale’den Murahhas Hamza Bey, Belediye Reisi Mustafa, Ulemadan Mehmet Nakşibendî, Eşraftan Fethullah ve Tevfik ile Pasinler Müftüsü Rüştü tarafından afetzedeler adına çekilen bir diger telgrafta; afet sonrasında yöre halkına yardım eden Erzurum Valisi Celal Bey’den övgüyle bahsedilmektedir. Celal Bey’in felaket sonrasında üç gün kendileriyle beraber çalıştıgı, yanında getirdigi doktorlarla yaralılara baktıgı ve kendisinin bir Meşrutiyet aşıgı oldugu belirtilen “teşekkürname” Dâhiliye Nezareti’nce olumlu karşılanmış olmalıdır.63

Erzurum afetzedelerinden Erzincan’ın Mihregüm köyünden Muhtar ?ükrü ve Imam Hasan Efendi’nin telgrafı, arzuhal formatında yazılmıştır. Afetzedelerden çeşitli makamlara yazılan telgraflarda alışılageldik arzuhal formatı olan “Maruz-u çakerleridir ki” ifadesi yer almazken, Mihregum köyü muhtar ve imamının dilekçesinde bu formata sadık kalındıgı anlaşılmaktadır. 16 Haziran 1326 tarihli arzuhalde, Mihregum köyü afetzedelerinin sıkıntıları kayda geçirilmiş ve yardım talep edilmiştir. Muhtar ve imamın arzuhalinde, gıda yardımının yanı sıra 2.000 adım uzaklıktan getirilen suyolunun da tamiri talep edilmiştir.64

    1. Taleplerin Karçılanması

Erzurum Vilayeti’nde yaşanan sel felaketi karşısında magdurların ve ihtiyaçlarının devlet yetkilileri vasıtasıyla belirlendigi anlaşılmaktadır. Her ne kadar bazı durumlarda magdurlar kendi ihtiyaçları ile birlikte herhangi bir aracı yetkili olmaksızın devlet yetkililerine müracaat etmiş olsa bile magduriyetinin yetkililerce onaylanmasını beklemek durumunda bırakılmıştır. Bölgesel maddi yardımların sevk ve kontrolünde ise tamamen devletin yetkili kurum ve kuruluşlarının devreye girdigi anlaşılmaktadır. Kamu binalarının tahribatı karşısında devlet yetkililerinin, okul, cami, hükümet konagı, telgraf binası gibi binalarda meydana gelen hasarın tespitini gerçekleştirdikleri bilinir. Erzurum’da yaşanan sel felaketinde hasara ugrayan bireylere ait konutlar, suyolları ve sel nedeniyle taşan dere, çay ve nehir gibi akarsulara yapılacak su bentleri gibi konularda ise, halkın talebi ile harekete geçildigi anlaşılmaktadır.

Halkın gerek yazılı gerekse sözlü taleplerini dikkate alan yetkililerin yapılacak yardımın miktarını ve yöre kaynaklarının nasıl kullanacagını belirlemek gibi bir takım imtiyazlarının bulundugunu belirtmek gerekir. Bu durum afet bölgesindeki yetkililerce, Valilik ve Istanbul’da bulunan merkezi hükümetten, istenen yardım meblaglarının defaten artırılmasına yönelik yaptıkları yazışmalardan anlaşılmaktadır. Yine de Erzurum Vilayeti yetkililerinin yöre piyasası ve maliyetlerinin belirlenmesinde titizlikle çalıştıkları belirtilebilir. Halkın talepleri karşısında Aysi ve Sisi köylerinde selden ötürü yıkılan evlerin yeniden inşasında gerçekleşen gelişmeler bu iddiamızı kanıtlar niteliktedir. 10 Haziran 1326 tarihinde Vali Celal tarafından hazırlandıgı belirlenen raporda sel baskınına ugrayan Aysi ve Sisi köylerinin oturulamaz hale geldigi ve yeni bir mahalde yeniden inşa edilmeleri gerektigi belirtilmektedir. Bu bir anlamda dogal nedenlerden ötürü kısa mesafeli bir göç hareketi olarak algılanabilir. Esasen Vali Celal’in raporunda dikkat çeken en önemli husus, köylüler için yapılacak yeni evler için gerekli bulunan masrafla ilgili olan tespitleridir. Bu rapor bizlere Erzurum kırsalında ev inşa fiyatlarının yöresel anlamda taban maliyeti hakkında bilgiler vermektedir. Rapordaki şu satırlar, yöresel anlamda konutlarında nasıl bir tasarımla oluşturuldugunu açıklar niteliktedir: “…Oda, ahur, abdesthane, matbahı muhtevi olmak ve kireçsiz çamur ve taş dıvarlar yaptırılmak şartıyla bir evin kırk liraya inşa edilecegi anlaşıldı…” Hâlbuki selin hemen sonrasında yapılan tahkikatlarda aynı türden bir inşaat için bildirilen rakam 20 lira olarak karşımıza çıkmaktaydı. Bu bir yıl önceki yaşanan selde belirlenmiş olan meblagın ilk yazışmalarda kullanıldıgı anlamına da gelmektedir. Gerçekte böylesi bir tespit söz konusu ise Erzurum Vilayeti kırsalına özgü portresi çizilen bir oda, mutfak, ahır ve abdesthanesi iç içe kireçsiz çamur ve taştan yapılan bir konutun maliyetinde bir yıl içinde %100 lük bir artıştan söz edilebilir. Valinin raporunda köylerin yeni bir bölgede inşa edilmesi nedeniyle kanalizasyon ve kaldırım masraflarının da dikkate alındıgı anlaşılmaktadır. Yine yöre kaynaklarının kullanılarak maliyetin düşürülmesine

yönelik tekliflerde vali tarafından tespit edilmiştir. Sel nedeniyle tahrip olan Aysi ve Sisi köylerine ait enkazın ve Na-Merdan ormanlarından elde edilecek kerestenin kullanımının inşaat masraflarını azaltacagına yönelik öneriler valin tespitleri arasındadır.65

Erzincan’da Aksu adlı akarsuyun taşması sonrasında yapılan tahkikatlarda yeni bir sel felaketinin önünün alınması için bir bent inşasından bahsedilmekteydi. Ne var ki bütün inşaat keşiflerinin tamamlanmasına ragmen bu çalışma için gerekli meblagın bir sene geçmiş olmasına ragmen temin edilemedigi gerçekleştirilen yazışmalardan anlaşılmaktadır. Meclis-i Umum-i Vilayet’te de ele alınan karar neticesinde 328 yılı bütçesine aktarılan Aksu bent inşası projesi ile ilgili olarak eşraf ve “ulema-yı mahalli yenin” de ilgili makamlara telgraflar çektikleri anlaşılmaktadır.66 Su bendi için yapılan bir diger talepte Vaşkird Çayı için gelmiştir. Vaşkird Çayının sel baskınında taştıgı ve bir daha böylesi bir zarara sebep vermemesi için kenarlarına su bendi inşasına gerek duyuldugu belirtilen yazışmalarda, inşaat masrafı olarak tahmin edilen meblagın 5.00 lira oldugu kaydedilmektedir.67 Erzincan Mutasarrıflıgı’nın tavsiyesi ve yapılan keşif çalışmaları ile uygulamaya konulması istenen Vaşkird Çayı su bendi inşası projesinin de yeterli ödenek olmaması nedeni ile rafa kaldırıldıgını söylemek sanırım yerinde olacaktır.

Erzurum Vilayeti’nde meydana gelen sel esnasında zarar gören kamu binaları ile ilgili çalışmalar resmi yetkililerce yürütülmüştür. Örnegin Hasankale’de sel nedeniyle zarar gören okul binasının tamiratı için Maarif Nezareti’nin 200 liralık bir bütçe tahsisinde bulundugu tespit edilmiştir. Ancak bu tahsisat yeterli olmadıgı için Istanbul’dan Hasankale sel zararlarının giderilmesi için gönderilmiş olan 6.000 liralık meblagdan 300 lirasının okul binasının tamiratı için ayrılması talimatı Dâhiliye Nezareti’nden gelmiştir.68 Böylelikle okul binasının yeniden hizmet verebilmesi için toplam 500 liralık bir meblagın ayrıldıgı anlaşılmaktadır. Ilginç olan halktan okul binasının tamiratına yönelik hiçbir talebin gelmemiş olmasıdır.

Maliye Nezareti, halkın talepleri dogrultusunda yetkililerin onayladıgı sel magdurları için gerekli olan yardım meblagının ödendigi haberini Dâhiliye Nezareti aracılıgı ile duyurmaktadır. Maliye Nazırı namına Müsteşar Zeki Bey Pasinler sel magdurlarının gündelik ihtiyaçlarının giderilmesi ve konutlarındaki gerekli tamirat işlemlerinin tamamlanması için 200.000 kuruşun 9 Haziran 326 tarihinde ödendigini bildirmektedir.

 Yine aynı yazıda 600.000 kuruşunda 12 Haziran 1326 tarihinde Hasan kale sel magdurlarının inşaat masrafları için ödemesinin yapıldıgı belirtilmektedir.69 Anlaşılacagı üzere Pasinler ve Hasan kale sel baskınından çok kısa bir süre sonra yöre idarecilerinin belirledigi yardım meblagı ödenmiş ve halkın magduriyetleri giderilmeye çalışılmıştır. Özellikle Vali Celal’in 12 Haziran 1326 tarihinde Dâhiliye Nezareti’ne çektigi telgrafta Hasan kale sel magdurları için bir günde 400 kıyyelik ekmek dagıtıldıgını belirtmesi devlet yetkililerinin bazı rutin sorumlulukları oldugunu ortaya koymaktadır.70 Ekmek dagıtımı için halkın yazılı bir talebi olmadıgı gibi, afet sonrasındaki maddi hasar ve can derdine düşen insanlarında bu denli kısa sürede gıda taleplerinin olmayacagı aşikârdır. Ancak devlet yetkililerinin herhangi bir talep olmaksızın ekmek dagıtımı Osmanlı Devlet geleneginin ilginç bir uygulaması olsa gerektir.

Merkezi hükümetin yöre idarecileri ile koordineli bir şekilde gerekli mali kaynagın aktarılmasında bazen yetersiz kaldıgı anlaşılmaktadır. Örnegin 21 Haziran 326 tarihli Vali Celal’in telgrafında; Erzincan ve Kigi için ilk etapta 3.000 kuruş talep edildigi ancak yalnızca Kigi için 3.000 kuruşa ihtiyaç duyuldugu Erzincan içinde ayrıca 5.000 kuruşluk bir ödemenin yapılması gerektigi belirtilmektedir. Aynı telgrafta başlangıçta acil ihtiyaçlar için talep edilen 3.000 kuruşun gönderilmediginden bahsedilmekte ve Kigi için gerekli olan 3.000 kuruşun Maliye Nezareti’nden ödeme emri gelene kadar Pasinler’e gönderilmiş olan yardım meblagından aktarıldıgı belirtilmektedir. 71 Bu durum yöre idarecilerinin mevcut kaynakları acil ihtiyaçlara göre farklı yörelere aktarabildiklerinin kanıtı olsa gerektir. Bununla birlikte Erzincan için talep edilen meblagın gönderildigine dair herhangi bir kayıt mevcut degildir. Ancak 25 Temmuz 326 tarihli Erzurum Vali naibi ?akir’in Dâhiliye Nezareti’ne çektigi telgrafta Erzincan’ın Sokak ve meydanları için gerekli olan meblagın 30.000 kuruş olarak belirlendigi anlaşılmaktadır.72 Anlaşılacagı üzere yöre yetkililerince başlangıçta belirlenen ve talep edilen meblaglar tamirat işlerine başlandıgında artış kaydetmekte ve merkezi hükümete bu talepler süratle iletilmektedir. Ne var ki daha başlangıçtaki talepleri karşılamada zorlanan merkezi hükümetin enkaz kaldırma çalışmaları ve inşaatların başlamasıyla artan meblagları ödemede taahhütte bile bulunmadan kaçındıgı anlaşılmaktadır. Sel bölgesi idarecilerinin talepleri ise resmi belgelerde yerini almaya devam etmiştir. Muhtemelen bölge idarecilerinin, yöre halkına en azından ihtiyaçları karşılıgında gerekli yardım miktarını, merkezi hükümete iletmede aracılık görevini layıkıyla yerine getirmeye çalıştıkları iddia edilebilir. 27 Temmuz 1326 tarihli belgeden, yöre idarecilerinin kararlı ısrarları sayesinde merkezi idarenin kayıtsız kalamadıgı anlaşılır.

 Erzincan sel bölgesinde yapılacak bend için 500 lira ve selden zarara ugrayan Erzincan sokaklarının tamiri ve afetzedelere yapılacak gıda yardımları için istenen 30.000 lira merkezi hükümet tarafından temin edilmiştir. 27 Temmuz 326 tarihli belge temin edilen bu paranın mahallinde kullanılması için onay istemektedir.73 Ne var ki bu onay bir hayli geciktirilir. Erzincan’da yaşanan sel nedeniyle konutlarında barınamayan afetzedeler askeri kurumlardan temin edilen çadırlarda barınmaya çalışmaktadırlar. Geciken hükümet yardımı ve bürokrasideki tıkanma sızlanmaları artırmış olmalıdır. 10 Agustos 326’da Dâhiliye Nezareti’nden Sedaretpenahiye çekilen telde belirlenen; “Erzincan ve mülhakatı seylabzedeganının çadır altında ve fevkalade müzayakada bulundukları beyanıyla…” ifadeler, afetzedelerin sözlü olarak yetkilileri harekete geçmeleri yönünde cesaretlendirdiklerine yönelik bazı teşebbüslerde bulunuldugunu kanıtlar. Selzedeler için tahsis edilmiş olan meblagın bir an evvel gönderilmesi talep edilen yazıdan da anlaşılacagı üzere yöre magdurlarına merkezi hükümet tarafından vaadi verilen yardım aradan birkaç ay geçmesine ragmen halen verilmemiştir.74 Benzer yönde yazışmalar birbirini takip eder 25 Agustos 326’da bu defa Erzurum Valisi geciktirilen yardımın bir an evvel yapılmasını talep eden Erzincan Mutasarrıfı’nın serzenişlerini Dâhiliye Nezaretine telgrafla bildirir.75 Bir müddet sonra konuyla ilgili yazışmaların kesildigi belirlenmiştir. Bu durum muhtemelen gerekli ödemenin yapıldıgı şeklinde yorumlanabilir. Ancak ödemenin yapıldıgına ilişkin kesin kanıt içeren bir belgeye rastlanmamıştır.

Hasankale sel magdurlarına dagıtımı yapılan ekmegin “aşar-ı ayniye” ambarından alınarak yapıldıgı anlaşılmaktadır. Hasan kale için başlangıçta talep edilmiş olan 2.000 liranın yalnızca sel molozlarını kaldırmak için amele, sokak ve kaldırımların tamiri için ödenecek meblag oldugu tespit edilmiştir.76 HasanKalede zarara ugrayan konutların tamiri için ise 6.000 liraya dahi gereksinim oldugu belirtilmektedir. Bu meblagın Meclis-i Mahsus-u Vükela’da yapılan görüşmeler neticesinde ödemenin yapılacagı belirtilse de 6.000 liralık talebin merkezi hükümetçe karşılandıgı diger 2.000 liranın temini içinse yörede görevli memurların bagışlarına müracaat edilmesi “tezkire-i senaveri” ile talep edilmektedir.77

Ticaret ve Nafıa Dairesi ve Dâhiliye Nezareti arasında yapılan yazışmalardan yardım faaliyetleri ve kaynak aktarımlarından Ticaret ve Nafıa Dairesi’nin de yer aldıgı anlaşılmaktadır.

 Mihregum köyü halkı için gerekli olan mali kaynagın, Ticaret ve Nafıa Dairesi’nden aktarılan 5.000 kuruşun Ziraat Bankası aracılıgıyla tohumluk bedeli olarak köy halkına dagıtıldıgı belirtilmektedir.78 Bu bir anlamda yörede bulunan sel magdurlarının devlet yardımına ulaşabildiklerini işaret eder. Ancak devletin hibeymiş gibi görünen bu yardımlarının aslında bir bedelinin oldugu konuyla ilgili mali aktarımların takibiyle ortaya çıkacaktır. Gerçekleştirilen hibe şeklindeki yardım ve yatırımların bir şekilde yöre sakinlerinden sonraki yıllarda tahsil edildigine dair teferruatlı kaynaklara sahip olmamakla beraber bazı durumlarda böylesi bir tahsilâtın yapıldıgını ispatlayan verilere ulaşmak mümkün olmuştur. Örnegin 5 Temmuz 326 tarihli Ticaret ve Nafıa Nazırlıgı’ndan Ziraat Bankası Müdürlügüne gönderilen bir yazıda, Ziraat Bankası aracılıgıyla ihtiyaç sahiplerinin kefil göstermek kaydıyla “borç akça” verilmesi yönünde karar alındıgı belirtilir.79 Felaketi takip eden yıllarda merkezi hükümetin yardım adı altında ihtiyaç sahiplerine dagıttıgı borcun tahsilinde bir takım sıkıntılarla karşılaşıldıgı anlaşılmaktadır. 5 Nisan 327 tarihli bir belgede Erzurum Vilayetine baglı bulunan Kuruçay Kazası köylerinden Armudan-ı Kebir ve Kestane köyleri halkına sel baskını döneminde verilen yemeklik ve tohumlugun bedellerinin hasat mevsiminde tahsil edilmesi kararlaştırılmıştır.80 Ancak köylülerin bir kısmı borçlarını ödeyemeyeceklerini beyan ettiklerinden yeniden bir keşif yapılmak suretiyle kimlerin borçlarını ödemeye gücü yettigi ya da kimlerin yetmedigi Ziraat Bankası tarafından tespit edilmiştir. Buna göre Armudan-ı Kebirde borçlu bulunan 29 kişinin ödeme gücünün olmadıgı 17 kişinin de borcunu ödeyebilecek durumda oldugu rapor edilmiştir.81 Afetzedelere dagıtılan zahire bedelinin hasat mevsiminde köylülerden geri alınacagı yönündeki Erzurum Valiligi’nin teminatı ise Maliye Nezareti tarafından onaylanmış ve Dâhiliye Nezaretine bilgi verilmiştir. 82

Sonuç

Çalışmamızda bir dogal afet karşısında halkın sorunlarını yetkili mercilere nasıl ve ne oranda aktarabildigini tespit etmeye çalıştık. Bu anlamda bir halk devrimi olarak kabul edilen 1908 ihtilalinin (gerçekte askeri bir ihtilaldi) kırsal alanda halk lehine ne gibi farklılıklar sundugu tespit edilmeye çalışılmıştır. Afet bölgesinin merkezi idarenin kolaylıkla müdahale edemeyecegi bir noktada seçilmesi yine çalışmamızın hedeflerinden biri olarak belirlenmişti. Böylelikle Istanbul’a uzak bir nokta ile merkezi idarenin ne oranda ve ne denli etkili bir yazışma gerçekleştirdigi de belirlenmiş olacaktı. Bu nedenledir ki aynı tarihli Selanik sel baskını yerine Erzurum Vilayeti ve Dogu Anadolu Vilayetleri’nden bazılarını etkisi altına alan sel baskını degerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışmalarımız neticesinde, dogal afet bölgesinde meydana gelen hasarın tespiti ve öncelikli yardımın merkezi bölgelere ulaştırılmasında gerekli çabanın uygulandıgı belirtilebilir. Ancak söz konusu kırsal yerleşim alanları oldugunda aynı çabanın yetersizligi degerlendirilebilir. Halkın şikâyetlerinin gerek sözlü gerekse yazılı olarak gerçekleştirildigi anlaşılmaktadır. Resmi kurumların halkın ihtiyaçlarına cevap vermede ise yetersiz oldukları sınanmıştır. Her şeyden önce vergi kaybını önleyici çalışmaların resmi kurumlarca öncelikli olarak ele alınışı amacın; afetzedelere yardım degil onları tekrar vergi ödeyebilecek konuma kavuşturma çalışmaları olarak degerlendirilmelidir. Afetzedelere verilen “tohumluk” bedelleri ya da yapılan konutlarda “ahırlara” yer verilmiş olması yöredeki vergi mükelleflerinin ana gelir kaynaklarını yenilemeye yönelik teşebbüsler olarak dikkat çeker. Kamu kuruluşlarının hasarları (okul, telgrafhane vs.) ya da “su bentlerinin” yapımı, içme suyu kanallarının tamiri, ulaşım agında hasara ugrayan köprülerin tamiri ve sosyal yapının gereksinim duydugu camilerin onarımı (ki bunların vakıflarının olmadıgı belirtilmektedir.) gibi konularda devletin kısa vadeli çözümler üretemedigi belirtilebilir. Afet sonrasında yöre ve merkezi idare arasındaki arşiv kaynaklarına ait birkaç yıllık süre zarfında bahsi geçen inşaat çalışmaları açısından hiçbir teşebbüsün yapılamadıgı anlaşılmaktadır. Kısaca belirtecek olursak Osmanlı Devleti’nin mali engellerinin yanı sıra afetler ve bunlar karşısında magdur olan insanlara bakış açısı olarak belirginlik kazanan salt gerçek gelir kaynaklarını ayakta tutma endişesidir. Bu durum en az masrafla afet yaralarının sarılması ve en kısa sürede afet bölgesi ve insanlarının devletin gelir kaynaklarına dâhil edilme çabası olarak degerlendirilebilir. Devletin hedefleri dogrultusunda başarılı icraatlarından söz etmekle beraber sosyal adalet ve kırsal alanların kalkınması konusunda yetersiz oldugunu belirtmek mümkündür. Dogal olarak böylesi bir hükme varmadan önce devletin ajandasında kırsal alanın kalkındırılması ya da sosyal adaletin saglanması gibi bir hedefin olması gerekir. Çalışmamız bunun bir ütopya oldugunu kanıtlamaktadır. Hedef, sosyal adalet ve kalkınmadan ziyade mevcut durumun afet öncesine en az masrafla dönüştürülmesidir.

Araş.Yazar Doç. Dr. Mehmet Yavuz ERLER (Hocamıza Araştırmalatrından Dolayı Teşekkürü Borç Biliriz)