Erzurum Tabyaları ve Koruma Sorunları

/ 2 Şubat 2018 / 337 / yorumsuz
Erzurum Tabyaları ve Koruma Sorunları

Giriş

Ateşli silahlarda yaşanan teknolojik gelişmelerin yansıması askeri mimaride görülür. Menzil boyu artan top atışlarına göre şekillenen yeni savunma kurgularında, orta çağ savunma sistemlerindeki yüksek duvarların yerine arazinin mevcut durumu kullanılarak; hendek ve eğimli yüzeyler oluşturup kale surlarına gelmeden saldırıların kesilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu gereksinimle, kentin ana savunma bariyeri olan kalesine ulaşılmadan önce, önemli geçit yollarını tutan, dış karakol görevi yapan küçük kaleler; tabyalar inşa edilmeye başlanmıştır (Keegan,2007).

Tabyaların yapımı Avrupa’da olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de görülmektedir (Çınar,2003). Osmanlılar tabyalara ait ilk örnekleri 1770 yılında Çanakkale Boğazı’nda denemişlerdir (Ülkü,2005). Doğu sınırlarında, Balkanlar ve Trakya’da siyasi gelişmelerden ötürü, 19. yüzyıl sonlarında tabya yapım yoğunluğu artırılmıştır (Aşıroğlu,1983). Bugün Çanakkale, Kırklareli, Edirne, Sinop, Kars, Ardahan ve Erzurum illerinde bulunan tabyalar, bulunduğu coğrafyaya göre farklılıklar gösterse de mimari kurgu olarak benzerlikler taşır.

Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetlerinden biri olan Erzurum, Doğu Anadolu’nun kesişme yollarının merkezindedir. Konumundan gelen önem ile savunma açısından kuvvetli olmasını da beklenen kent, Bizans döneminden kalan kale içinde oluşmuş; ve sonraki dönemlerde gereksinimler doğrultusunda tahkim edilmiştir. Bu süreçte kentin surları genişletilmiş, kapılar inşa edilmiştir. Askeri savunma sisteminin gelişimi doğrultusunda tabyalar kentin ve çevresinin belirli mevkilerinde inşa edilmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.

Erzurum’da ilk tabyanın1 yapımı, 1800’lü yılların başlarında İran tehdidi altında kente düzenlenen saldırıları kesmek için kaleye yeni savunma mevzilerinin yapılması gereği ile gerçekleşmiştir. Bu tarih aynı zamanda Erzurum için taş tahkimattan toprak tahkimata geçiş yılıdır (Tanyeli, 1972).

Şekil 1: Vauban sisteminde Erzurum surları, kapıları, tabyaları (Kocagüney, 1942)

19. yüzyılın ilk çeyreğinde artan Rus saldırıları ile Erzurum’da askeri imar faaliyetleri hızlanacaktır. 1829 Osmanlı Rus Harbi sonrası doğudan ve batı sınırlarından yapılan saldırılarda kayıplar yaşanmış hatta 8 Temmuz günü Erzurum işgal edilirken 19 Ağustos günü de Edirne mağlup düşmüştür (Gök, 2008), Her ne kadar antlaşma imzalanarak kayıplara son verilse de tehlikenin devam edeceği anlaşılmıştır. Bu sebeptendir ki askeri tahkimatlar yenilenerek, yeni sistemler oluşturulmuştur. Aynı gereksinimle 1852 yılında Sultan Abdülmecit’in emri ile Erzurum Valisi Zarif Mustafa Paşa önderliğinde ilk olarak Topdağı üzerinde Mecidiye Tabyası yapılmıştır. Sultan Abdülaziz zamanında da tabyaların yapımına devam edilmiştir. Erzurum Valisi Fosfor

Mustafa Paşa başkanlığındaki komisyonun Erzurum, Kars ve Ardahan şehirlerinde yaptıkları tespitler sonunda mevcut istihkâmların onarım ve takviyesi ile beraber, onaylanan mimari planlara göre yeni tabyalar yapılmıştır (Karpuz,1980). 1865 yılında inşa edilen bu tabyalar; Büyük Kiremitlik, Ahali ve Aziziye Tabyaları’dır. Sütnişan Tabyası ise, aynı zamanda planlanmakla birlikte, yapımının Abdülhamit zamanına kadar devam etmesinden ötürü Hamidiye Tabyası olarak adlandırılır ( Aşıroğlu,1983). Ancak yapılan tahkimatlar ile saldırıları kesmek yeterli olmamış 1877’de yaşanan ve tarihe 93 Harbi olarak geçen Rus savaşında Kars, Ardahan ve Batum elden çıkmış; Erzurum sınır şehir olarak kalmıştır (İnalcık, 1992). Bu tarihten sonra kent daha yoğun bir süreç yaşayacak; 1884-96 yılları arasında altı tahkim amirliği altında on tabya daha yapılacaktır. Yeni tabyalar hem mimari olarak hem de alan savunması olarak ilk yapılanlardan daha gelişmiş özellikleri ile inşa edilecektir. Bu özellikleri belirleyen de ateşli silahların teknolojisidir. ‘O dönem kullanılan 11 santimlik şeşhaneli ağızdan dolma toplar 5-7 bin adımı menzil alabilmekte, bu da şehre giren düşmanın bulunduğu yerden şehre gülle yağdırabileceği anlamına gelmekteydi. Menzilleri artan toplarla ateş sürati de artmış oluyordu’(A.N.Tanyeli,1972). Bu gelişmeler karşısında savunma sisteminde tabyalar konum olarak belirli hatlarda kent merkezine daha uzak olarak yerleştirilip, mermilerin isabet etkilerine karşıda daha donanımlı olarak inşa edilmiştir. Yeni tabyalar kritik bölgelerde, koğuşlarla, kaponiyerlerle derin hendeklerle desteklenerek alan savunması yapılması amaçlanmıştır.

Yine de, 1. Dünya Savaşında ‘güçlü bir savunma şehri olan Erzurum’un ve savunma amaçlı 18 tabyasının fırtına gibi bir taarruzla ve beş günlük sıcak çatışmalarla’ Ruslar tarafından 16 Şubat 1916 tarihinde ele geçirilmesi mümkün olmuştur (Küçükuğurlu, 2013 s.107). Bolşevik ihtilali ile Ruslar Erzurum’dan çekilse de tabyalardaki askeri faaliyetler Cumhuriyetin ilanına kadar devam etmiştir. Hatta 2. Dünya Savaşı’nda da tabyalar savunma amaçlı kullanılmıştır. Almanların durumunun kötüleşmesinden sonra muhtemel bir Rus saldırısının önlenmesi için 1943-44 yıllarında kurganlar yapılmış, araçların yürüyüşünü önlemek amacıyla büyük ve geniş hendekler eşilerek tabyaları takviye bakımından yeni bir savunma sistemi hazırlanmıştır’(Aşıroğlu, 1983 s. 12).

İlerleyen yıllarda tabyalar askeri birliklerin konaklama ihtiyacını karşılayarak kışla görevi görmüştür. Doksanların sonuna kadar aynı amaçla kullanılan yapılar, askeri birliklerin çekilmesi ile sahipsiz kalmıştır. En son terk edilen tabyaların sırasıyla Tafta ve Sivişli Tabyası2 olduğu öğrenilmiştir.

Yapıların miras olarak korunmalarına adına yapılan ilk eylem 1976 yılında GEEAYK tarafından tescil edilmeleri ile başlamıştır. Ancak bundan sonra yapılar için etkin koruma faaliyetleri gerçekleşmemiştir. Terk edilişlerinden sonra da Savunma Bakanlığı’na bağlı olan tabyalar; 2009 yılında tescilli kültür varlıkları olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı denetimi altına girmiştir. Aynı yıl Aziziye Tabyaları’nın yer aldığı alan Nenehatun Milli Parkı ilan edilmiştir. Bugün Topdağı üzerinde yer alan tabyalar dışında diğerleri sahipsiz ve bakımsız haldedir.

Tarihi ve mimari önemi apaçık ortada olan Erzurum Tabyaları, bu çalışmanın konusu olarak seçilmesinin amacı ‘miras’ olarak koruma etkinliklerinin yapılmasına dikkat çekmektir. Özgün işlevini sürdüremeyecek olan bu yapıların işlevlendirme, proje sorunları irdelenerek bugün bu kültür varlıkları nasıl değerlendirebilir sorusuna yanıt aranmıştır.

Çalışmada ilk olarak günümüze ulaşmış 22 adet tabyanın koruma problemleri belirlenmiştir. Yapıların uzun yıllar sahipsiz, tahribata açık hale gelmesi sebebiyle büyük kayıplar yaşanmıştır. Yapıların koruma-belgeleme çalışmalarının yapılmamış olması bu mirasın korunmasında tehdit unsuru olarak değerlendirilmiştir.

 Ancak tüm bu olumsuzluğa rağmen kentin potansiyeli dikkate alınarak yapılabilecek projeler üzerinde durulmuş ve tabyaların korunmasında katkı olacağı düşünülen ‘fırsatlar’ tanımlanmıştır. Son olarak da yapılar için öneriler getirilmiş ve örnek bir proje olarak Erzurum Büyük Kiremitlik Tabyası Restorasyon Projesi tanıtılmıştır.

Tehditler

Erzurum Tabyaları’na koruma önerisi getirebilmek için öncelikle yapılar üzerinde tehdit unsuru olan sorunlar ele alınmıştır. Tabyaların tarihsel süreçleri dikkate alınarak günümüze ulaşıncaya kadar yapıları etkilemiş her türlü durum, koruma sorunu araştırılmıştır. Çalışmada tabyaların korunmasında yaşanan problemlerin, yapılar adına bir farkındalık ve bilinç olmamasından kaynaklandığı görülmüştür. Unutulmaya yüz tutmuş bu yapıların 90’ların sonunda terk edilmesinden bu yana bir kullanıcısı olmamış; yapılar yüzüstü bırakılmıştır. Sahipsiz, bakımsız kalan tabyalar tüm problemlere daha açık hale gelmiş; yaşanan sorunların etkileri ve süreleri daha fazla olmuştur. Askeri amacı sebebiyle kent merkezinden uzak yapılan yapıların bu durumu unutulmalarını kolaylaştırmıştır.

‘Tehditler’ başlığında korumanın önemli bir unsuru olan belgeleme çalışmalarına da dikkat çekilmek istenmiştir. Yine kültür varlığı bilinci eksikliği kaynaklı olarak koruma alanında yapılması gereken ilk çalışmalar olarak belgeleme-envanter bilgilerinin eksik olduğu görülmüştür. Bahsedilen bu konular sırasıyla bu başlık altında anlatılmıştır.

Bakımsızlık – Sahipsizlik

1. Dünya Savaşı sonuna kadar Erzurum Tabyaları askeri savunma yapıları olarak kullanılmışlardır. 2. Dünya Savaşı’nda yoğunluk artsa bile bundan sonraki kullanımları güvenlik amacı ile asker bulundurma şeklinde olmuştur. 90’ların sonuna kadar da kışla işleviyle askeri amaçlı hizmet vermiştir. Özellikle kent içindeki tabyaların ve diğer bir askeri mimari yapı türü olan kapıların bu amaçla kullanımı devam etmiştir. Hatta bunlardan Ardahan Kapı’nın kullanımı halen sürmektedir.

Her ne kadar 1976 yılında GEEAYK tarafından kültür varlığı olarak tescilleri yapılmış ise de tabyaların koruma adına dikkate değerliğinde herhangi bir değişim yaşanmamıştır. Askeri kullanımları sırasında birçoğu özgünlüklerini zedeleyen uygulamalara maruz kalması bunun göstergesidir. Kütlesel değişime uğramasalar da mekân organizasyonları incelendiği vakit birçok kalıcı veya geri alınabilir müdahalelerin yapıldığı gözlenmiştir. Aynı mekân içerisinde farklı bölünmeler için ara bölücü duvarların yapımı veya bölümler arasındaki bağlantıların kapatılması, kapı pencere gibi açıklıkların kapatılması ya da mekânlar arasında yeni bağlantılar yapmak için açılan boşluklar tabyalarında görülen bazı niteliksiz uygulamalardır.

Şekil 2: 1989 yılında boşaltılan Büyük Kiremitlik Tabyası’nda son dönemlerdeki askeri kullanım

sırasında gerçekleştirilen bazı uygulamaların izleri

Her ne kadar bu uygulamalar yapının kültür varlığı olma durumu ile çelişse de tabyaların askeri kullanım süreci koruma durumlarının en iyi olduğu zamanlar olarak değerlendirilebilir. Çünkü, yapılar sonraki süreçte kullanıcısı olmadığı için bakım ve onarımından bihaber bir sahipsizliğe terk edilmiştir. Tabyaların kullanım ve mülkiyet hakkı 2009 yılında Kültür Bakanlığı’na devredilmiş olsa dahi durum değişmeyecektir. Yapılarda gözlenen bozulmalar artık sadece mekânsal olarak kalmayıp strüktürel problemlere dönüşecektir.

Şekil 3: İlave Tabya’sının beden duvarlarının dış cidar taşları sökülmesi nedeniyle ciddi boyutta yapısal bozulmaya maruz kalmıştır.

Köylere yakın olan tabyalarda beden duvarlarının taşlarının, kendi evlerinde kullanılmak üzere, sökümüne varan müdahaleler olması bu duruma örnektir. Cidar kaybına uğrayan yapılarda duvar kalınlığının azalması ile yapısal problemler ortaya çıkmıştır. Bu tür yapılarda taşıyıcı özelliğin kaybolmasından ötürü üst örtü kayıpları da söz konu olmuştur. Erzurum’un uzun süren ve yoğun kar yağışlı kış mevsimi düşünüldüğünde üst örtüsünün açık olması yapılar adına büyük bir tehdittir. Üst örtüsünde bu tür sorunların olduğu tabyalarda tahribatın daha hızlı olduğu gözlemlenmiştir.

Şekil 4: Erzurum Tabyaları arasında en büyük tahribata uğrayan Karagöbek Tabyası’nın mekânsal bütünlüğü kalmamıştır.

Tabyalarda kapı, pencere doğramaları, döşemeler, bazı ara merdiven bağlantıları ahşap malzemeden yapılmıştır. Ancak ahşaptan yapılmış bu mimari eleman ve öğeler yapılarda en hızlı kaybedilenlerdir. Yakacak olarak veya kendi konutlarında kullanmak üzere yapılardan sökülmüştür. Bu tahribat nedeniyle de tabyalara ait özgün kapı pencere döşeme malzeme ve detayları günümüze ulaşamamıştır.

Şekil 5: Büyük Kiremitlik Tabyası’nda yüksek kotlarda kalan ahşap elemanlar sadece günümüze ulaşmıştır (sol fotoğraf), yapının iki katlı karargâh bölümünün ahşap döşemesinin ve buraya bağlantıyı sağlayan ahşap merdivenlerin sadece izleri görülmektedir (sağ fotoğraf)(İnan,2010)

Yapıların kente uzak konumlarından ötürü hızlı müdahale zorlukları olsa da bugün kentin ortasında hâkim bir tepede konumlanmış olan Büyük Kiremitlik Tabyası’nda da aynı durum söz konusudur. Yenişehir ve Atatürk Üniversitesi sınırları arasında kalan adını da aldığı tepe üzerinde yer alan tabyanın hemen yanı başında Universiade 2010 Winter Sports kapsamında yapılan Atlama Kuleleri yer almaktadır. Yarışlar sırasında büyük bir kalabalığa ev sahipliği yapan kulelerdeki güven ortamı ne yazık ki tabyalar için geçerli olmamıştır. Hatta koruma sınırları içine bile dâhil edilmemiştir. Kötü amaçlı kullanıma açık olan yapıda izinsiz olarak kazı3 yapıldığı görülmüştür. Yapının duvarlarındaki isler, birçok defa mekân içerisinde ateş yakıldığını göstermektedir.

Yapıların kullanılmaması sebebiyle en büyük kayıp yapıların bir bölümünün veya tamamının bilinçli olarak yıktırılmaları ile yaşanmıştır. Her ne kadar koruma düşüncesinin gelişmediği erken yıllara denk gelse de yol yapım çalışmaları nedeniyle İstanbul Kapı’nın büyük bir bölümünün yıkılması bu tür yapıların önemsenmediğinin bir göstergesidir. Başka üzücü bir örnek olarak da Küçük Kiremitlik Tabyalarının yer aldığı alanda 2000’li yıllarda yapılmış olan Erzurum Araştırma Hastanesi inşası için bir bonetin yıkılmasıdır. Kamu yararı adına yapılan bu projeler, kültür mirası dikkate alınmadığı müddetçe bir kazanç olarak görülmemelidir.

Şekil 6: Yeni yol güzergahında yer aldığı için bir kısmı yıktırılan İstanbul Kapı (sol fotoğraf) ve yapının yıkılmadan önceki halini temsil eden maketi (Sağ fotoğraf) 

İşlevlendirme Kaynaklı Sorunlar

Kuşkusuz savunma amaçlı yapılan tabyaların bugün de özgün işlevi ile kullanılması söz konusu değildir. 

Yeni işlev vererek yapıların koruma altına alınması hem tabyaların kullanımı adına hem de ‘miras’ olarak Erzurum kentine kazandıracağı katkı adına önemlidir. ‘Sürdürülebilir’ projelerle, uzun vadeli olarak değerlendirilen; kullanıcısının bugünkü ihtiyaç ve gereksinimlerini karşılayan ama bir yandan da korumanın tehdit unsuruna dönüşmeyeceği, tabyaların özgün mimarisini zedelemeyen programların yapılması, yeni işlevlerle kent hayatında yerlerini alması gerekmektedir.

Ancak işlevlendirerek koruma eyleminin gerçekleşmesi ilkesiyle incelenen tabyalarda yapılara özgü bir takım problemlerin olduğu görülmüştür. Tabyaları kendilerine özgü kılan mimari özellikleri ne yazık ki yapılar için koruma modellerinde dezavantaj duruma düşmektedir. Tabyaların kent merkezinden uzak kalmaları, kiminin bir tepe üstünde kiminin bir köy yolunda, bayırda olması sebebiyle yapılara ulaşım kolay olmamaktadır. Kullanıcısını bu alana getirecek, tabyaları ilgi odağı yapacak işlevlerin seçilmesi gerekmektedir.

Şekil 7: İlave Tabya’dan Uzunahmet Tabyası’na bakış ve gerilerden gözüken Küçük, Büyük Höyük Tabyaları

Yapıların özel mimarisinden ötürü kendilerini sergileyen, tarih veya farklı temalarda müzelere dönüştürülmesinin, sayıca fazla olmaları dikkate alındığında gerçekçi bir proje olmayacağı görülür. Bugün Aziziye, Mecidiye Tabyaları’nın bu şekilde kullanılmaları büyük bir avantajdır. Ancak aynı kullanımı diğer tüm tabyalara yükleyerek yapıları koruma fikri hem ekonomik hem de uzun vadeli olmayacaktır. Farklı kültürel, sportif etkinliklerin genç, dinamik kullanıcısıyla yapıları buluşturacak programlarla değerlendirilmesi gerekmektedir.

Şekil 8: Mecidiye Tabyasında yer alan yer altı dehlizi iç mekân ve dışarıdan görünümü

İşlev konusunda kültür varlıklarının en büyük tehdidi; bugünün ihtiyaç ve standartları ile yüklü mimari programların, yapıların özgün planimetresi ile uygun olmaması ve program gereği yapılan uygulamaların ağır ve kalıcı müdahalelere dönüşmesi; yapının özgünlüğünün zedelenmesidir. Bundan ötürü tabyaların işlev seçiminde yapıları kullanacak olan kitle kadar kullanım şekli de önemlidir. Bu bağlamda tabyalar değerlendirildiğinde yapıların mimari kurgusu her türlü işlevin uygulanmasına imkân

vermeyeceği görülecektir. Savunma amaçlı yapılan tabyalar; yer altında veya yer üstünde olsa dahi üzerinin, çevresinin toprakla kuşatıldığı; kaponiyer, pusu odaları, bonetler gibi bazı bölümlerinin karargâh binasından uzak gömülü gizli noktalarda yer aldığı ve dehlizler şeklinde açılan yeraltı mekânlarının olduğu farklı bir mimariye sahiptir.

Belgeleme- arşiv, proje

Erzurum Tabyaları, sadece tekil yapılar olarak düşünülmemelidir. Tabyalar tüm yapı birimleri ve bunların oturduğu alanlar ile birlikte anlamlı olmaktadır. Çünkü tabyalar konumlandığı arazinin insan eliyle şekillendiği bir mimariye sahiptir.

Tabyalar 1.Dünya Savaşı’na tanıklık etmiş, savaşın direkt yaşandığı yerler olması ile gelen tarihi önemleri de söz konusudur. Hem doğal ve mimari özellikleri hem de tarihi öneminden dolayı tabyaların bugünkü koruma yaklaşımıyla bakıldığında kültürel peyzaj tanımına uymakta olduğu görülmektedir. Buna örnek bir durum olarak 2008 yılında Unesco Dünya Miras Listesi’ne giren Fransa’daki Vauban4 Tahkimatları da kültürel peyzaj olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası normlar altında artık değerlendirilmesi gereken Erzurum Tabyalarının tek yapı statüsünden çıkarılarak ‘kültürel peyzaj’ tanımı ile koruma alanlarının oluşturulması gerekmektedir.

Tabyaların kültürel peyzaj olarak tanımlanması ile yapılacak olan sağlıklı bir korumanın öncelikle belgeleme, saptama çalışmaları ile gerçekleşmesi gerektiği unutulamamalıdır. Mevcut durumun saptanabilmesi için belgeleme çalışmalarının yapılması şarttır. Bu bağlamda Erzurum Tabyaları’nın belgeleme çalışmasının ne aşamada olduğu araştırılmıştır.

Yapılarla ilgili ilk belgeleme 1976’da tescil edilirken hazırlanan envanter fişleridir. Ancak tüm bu belgelerin bugünün koruma standartlarında güncellenmesi gerekmektedir Bunun dışında kitaplaşmış birçok çalışmadan tabyaların günümüze ulaşıncaya kadar ki durumları da öğrenilmiştir.

En erken tarihli çalışma olarak asker kökenli eski Erzurum Milletvekili Vehbi Kocagüney’in (1942) çalışması, 1972’de yayınlanmamış bir eser olarak Nesimi Tanyeli’nin ‘Erzurum Şehri ve Kalesi’ adlı kitabı, Eski Müze Müdürü Tahsin (Akgün) Aşıroğlu’nun (1983) kitabı tabyaların tarihsel süreçlerini takip etmek ve günümüze nasıl ulaştığını saptamak adına önemli kaynaklardır. Özellikle sanat tarihçisi Nusret Çam’ın 1993 yılında kitaba dönüştürdüğü ‘Erzurum Tabyaları’ adlı çalışması en önemli kaynaklardan biridir. Kitapta hem mimari niteliği olan tabyalara ait ilk planlar yer almakta hem de bazı tabyaların inşası öncesinde hazırlanan çizimlere yer verilmektedir. Sözkonusu tarihi belgeler Harita Genel Komutanlığı arşivlerinde muhafaza edilmektedir.

Şekil 9: Nusret Çam’ın kitabında yer verdiği 1865 tarihli çizimler (Nusret Çam, 1993)

Belgeleme eksikliği bilinen bu yapılara örnek oluşturması amacıyla 2010 yılında İTÜ FBE, Mimarlık Anabilim Dalı Restorasyon Yüksek Lisans Programı’nda tez çalışması olarak Büyük Kiremitlik Tabyası’nın restorasyon projeleri hazırlanmıştır. Ancak ne yazık ki bu akademik çalışmalar dışında yapıların koruma kurulu onaylı projeleri mevcut değildir. Sadece Mecidiye Tabyası’na ait çizimler 2004 yılında Erzurum Rölöve Anıtlar Müdürlüğü tarafından hazırlatılmıştır. 2015 yılı itibari ile de Aziziye Tabyaları’na ait rölöve çalışmalarının yapıldığı bilinmektedir. 22 adet tabyanın belgeleme çalışmalarının yapılmamış olması yapıların hızlı kayıplarının da takip edilememesine ve öncelikli müdahale edilmesi gereken yapıların tespit edilememesine neden olmaktadır.

Fırsatlar

Erzurum Tabyaları’nın koruma sorunlarında birçok tehdit unsuru olduğu gibi yapıların değerlendirilmesi için birçok fırsat da söz konusudur. Özellikle Erzurum şehrinin sahip olduğu potansiyel, bir fırsata dönüştürülebilir ve bu kapsamda tabyalar kültür mirası olarak değerlendirilebilir. ‘Fırsatlar’ başlığı altında Erzurum’un kış sporları etkinliklerine dikkat çekilmek istenmiş; tarihi önemi olan tabyaların artık gençlerin, Erzurum halkının yararlanabileceği projelerle yaşatılması gereği vurgulanmıştır.

Kış Sporları Merkezi olarak Erzurum

1936 yılında Erzurum Valisi Haşim İşcan’ın öncülüğünde başlayan kayak sporu etkinliği Erzurum’un “Kış Sporları Merkezi” olması yolunda ilk temelini atmıştır. Nitekim bu yoldaki en erken ve en önemli gelişmesi Küçük Kiremitlik Tabyası’nın yer aldığı tepede yapılan atlama tramplenidir. Ahşap trampleni, sporcu Asım Kurt’un girişimleri ile Yüksek Mühendis Mukbil Aykut tasarlamıştır. İlk olarak Kiremitlik Tepesi’nde yer alacak olan Kayakevi projesi yapılmış ardından o yıllarda dünyada bile birkaç yerde olan kayakla atlama rampasını tepenin doğal eğimi ile birlikte düşünüldüğü bir proje tasarlanmış ve 1944 yılında inşa edilmiştir. Erzurum Beden Terbiyesi’nin yapımını üstlendiği bu kulede, Avusturyalı kayakçı Gustl Mayer’in 19 Mart 1949 de ilk atlamayı gerçekleştirdiği bilinir.


Sahip olduğu mimari özellikleri bakımından önemli olan ancak geçirdiği hızlı bozulma sürecinden ötürü acil olarak koruma altına alınması gereken bir yapı olarak Palandöken Tabyaları’nın konumu itibari ile bugün dünyanın gözde kayak merkezlerinden biri olan Palandöken kayak pistlerine yakınlığı bir fırsata dönüştürülebilir. Nitekim yapının sahip olduğu bu fırsatın farkında olan Tahsin( Akgün) Aşıroğlu ‘Erzurum Tabyaları’ (1983) adlı kitabında yapıyı anlatırken tabyaya giden yol üzerinde spor tesislerinin bulunması nedeniyle bilhassa yaz mevsiminde tabyalar bir motel olarak da kullanılabilir önerisi ile dile getirmektedir. 2011 yılında Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’nın başlattığı Palandöken Tabyaları’nı sporcu evi olarak kullanma projesi hayata geçirilerek hem yapının acil müdahale görmesi sağlanacak hem de Erzurum kış sporları merkezi olma yolunda sahip olduğu tarihi kültürel mirası kullanarak tarihini kullanarak yaşatmış olacaktır.

Öneriler

Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yıl dönümünde Erzurum Tabyaları

2014 yılında tüm dünya, büyük kayıpların verildiği Birinci Dünya Savaşı’nı 100. yılında bir daha tekrarlanmaması dileğiyle andı. Birçok millet için 1918’de bitse de Türkiye için 1922’de bitmiş (Özdağ, İ.Ortaylı, Ö.Yeniçeri, 2014), büyük kayıplar verilmiş 1. Dünya Savaşı’nı anmak için ülkemizde de anma programları düzenlenmiştir. Hem ekonomik olarak hem de insan yaşamını, psikolojisini derinden sarsan; altı milyondan fazla sivilin öldüğü, savaş alanlarında on milyon askerin kaybedildiği uzun süre etkisinin sürdüğü Birinci Dünya Savaşı bugün tüm dünyayı farklı bir şekilde ortak noktada buluşturmaktadır. Dünya tarihi için aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı’nı anlayabilmek için acıların yad edilmesi ve bir daha yaşanmaması için dersler çıkarılması gerekmektedir. Savaşın gerçekleştiği mekânlar, yapılar, alanlar da bu kapsamda hem doğal hem de tarihi sitler olarak koruma altına alınmalı transnational bir bakış ve amaçla bu alanlar değerlendirilmelidir (Damien, 2014).

Bu bağlamda Erzurum Tabyaları’nı değerlendirmek; savaşın izlerini kaybetmeden tarihi anlamak ve bu tarihin tekerrürünü yaşamamak için de ümit vadeden, yeni kültürel projeler oluşturarak tabyaları korumak gereklidir.

Bir kültür varlığının Dünya Mirası olabilmesi için dünyanın bir kültür bölgesinde veya bir dönemde mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, kent planlama veya peyzaj tasarımı alanlarında önemli gelişmelere ilişkin insani değer alışverişlerine tanıklık etmesi’ ve ‘insanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir yapı tipinin, mimari veya teknolojik bütünün veya peyzajın istisnai bir örneği olması’ gibi ölçütler5 koruma yaklaşımlarındaki hedefleri belirlemek için yol göstericidir. Bu şartları sağlayan mimari öğeler, mekânlar artık sadece fiziksel ölçütleri değil kendi özelliklerini yansıtan ifade ve temsilleri de barındırmalıdırlar. Bu kavramları tanımlı hale getiren sözleşmelerden birisi olan UNESCO’nun 2003 tarihli “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi”ni taraf devlet olarak ülkemiz de imzalamıştır. “Yaşayan miras” olarak da adlandırılan somut olmayan kültürel miras ile ilgili çalışmalar ilerleyen yıllarda da geliştirilip korumanın fiziksel bir korumadan ibaret olmaması gerekliliği savunulmuştur.

 Yerin ruhu 6 olarak tanımlanan bu yaklaşımda bahsi geçen yere değerini, duygusunu ve gizemini veren her türlü somut ( binalar, sitler, peyzajlar, rotalar, nesneler) ve soyut ( anılar, anlatılar, yazılı belgeler, ritüeller, festivaller, geleneksel bilgi, değerler, dokular, renkler, kokular vb.) fiziksel ve spritüel unsurların7 da korunması söz konusudur.

Bu bağlamda askeri mimari mirasın farklı bir önemi ortaya çıkmaktadır. Bu miras türü hem mimarlık ve ateşli silah teknolojisi alanında önemli bir gelişmenin ürünü ve tanığı olurken bir yandan da yapılış amaçlarına paralel olarak bu mekânlarda, alanlarda gerçekleşmiş olan savaşların, saldırıların ve mücadelelerin tanığı olarak yaşanmışlığın gerçekliğini, hissiyatını taşımaktadırlar. Bu fiziksel mekânlar, yaşanmışlıklarını yansıttıklarında anlam kazanır ve mimari değerleri anlaşılır hale gelir. Bundan ötürü askeri mimarinin kültürel miras olarak değerlendirilmesinde somut olan yapılar mekânlar, alanlar ve peyzajların yanında anı ve anıt değeri olan her türlü unsur da koruma kapsamı altına alınır (Klupsz, 2008).

Bu bakış açısı ile Erzurum Tabyaları’nın korunması değerlendirildiğinde tüm insanlığı etkileyen bir oluşum olarak Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yılını geçirirken tabyaların yapılış ve kullanım süreci hem ülkemiz adına hem de uluslararası düzeyde farklı bir önem kazanmaktadır. Tabyalar Osmanlı Devleti’nin Ruslara karşı savunma stratejileri kapsamında yapılmış; kent savunması olarak hizmet vermiş ve savaşın acı hatıralarının yaşandığı mekânlar olarak günümüze ulaşmışlardır. 1877 Aziziye Baskını ile başlayan muharebeler 1916’da Erzurum’un işgali ile son noktaya ulaşmış; Dünya Savaşı sonrasında tüm çatışmalar tabyalarda hazin bir şekilde sonlanmıştır.

Acı kayıpların yaşandığı savaş sonrası tüm yaşananların mimari belgesi olarak Erzurum Tabyaları’nda ‘bellek’ unsurunu da yaşatmak koruma adına önemlidir. Nitekim Aziziye Tabyaları, yaşanan savaşların tarihi bir kimliği olan Nenehatun adına bir milli park olarak koruma altına alınmıştır. Bu sayede fiziksel mekândan bir alanın hatta tarihi bir kimliğin yaşatılması ve belleklerde yer tutması sağlanmıştır.

Oysaki 19. yüzyılın başlarından itibaren Erzurum kentinin ve halkının yaşadığı sancılı dönemde birçok isim rol oynamıştır. Yer yer bazı öğretim kurumlarına isimleri verilerek yaşatılsa da tarihe iz bırakmış bu önemli isimlerin tabyaların bir parçası olarak soyut mirasının korunmasında ele alınması önemlidir. Tabyalarla ilgili somut mirasın korunmasında dönemin savaş tekniklerinin, silah ve ekipmanlarının da ayrı bir önemi vardır. Aslında tabyaların çıkış noktası olan askeri silah teknolojisi günümüzde eskiyen hatta kullanılmayan bir teknik olsa da o döneme özgü bir unsur olarak değerlendirilmeli ve korunmalıdır. Bu teknoloji ile gelişen tabya mimarisinin anlaşılabilmesi için öncelikle kullanılan araç ve gereçlerin, tekniklerin de anlatılması gerekmektedir.

Şekil 12:Büyük Kiremitlik Tabyası’nda top amplanmalarında yer alan raylar (sol), Küçük Kiremitlik Tabyası’nda yer alan günümüze ulaşmış Alman Krupp marka top ayağı (sağ)(İnan, 2010)

Yapılan hendekler, pusu odaları, kaponiyerler savunma planı içerisinde yer alan unsurlardır. Bunlardan pusu odaları Erzurum Tabyaları’nın mimari olarak yeniliklerin geldiği ikinci grup örneklerinde karşımıza çıkmaktadır. Pusu odaları; tabyaların bulunduğu alanı, hendeği ve düşmanın geliş yönünü kontrol altında tutabilmek, top atışlarının devre dışı kaldığı, düşmanın karşılandığı, göğüs göğse çarpışmaların yapıldığı son noktalar olarak tasarlanmış birimlerdir. Son nokta olarak tasarlanan bu mekânlar düşman hendeğe girene kadar fark edilmeyecek şekilde kurgulanmışlardır. Pusu odalarının konumunu belirlemede önemli bir ölçüt de her bir pusu odasının ateşleme sırasında birbirini vurmayacak şekilde yönelmeleridir. Odanın içinden dışarıya ateş açmak için mazgal pencereleri bu yönelmelere göre farklı açılarla konumlanmıştır.

Şekil 13: Pusu odaları sırasıyla Dolangez Tabyası ( Erzurum KVKBK Arşivi, 2011) ve İlave Tabya(Gündoğdu, 2005)

Büyük Kiremitlik Tabyası Restorasyon Projesi

İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Anabilim Dalı Restorasyon yüksek lisans programı kapsamında 2010 yılında Erzurum Büyük Kiremitlik Tabyası’nın Belgelenmesi ve Koruma başlıklı BAP Projesi hazırlanmış; ardından ‘Büyük Kiremitlik Tabyası Restorasyon Projesi’ adıyla yüksek lisans tezi akademik bir çalışma olarak yapılmıştır.

Proje konusu olarak tabyaların seçilme sebebi; Erzurum için önemli olan bu tarihi mimari mirası korumak; farkındalığını arttırmaktır. Bu sebeple, 22 adet tabyadan Büyük Kiremitlik Tabyası’nın çalışma konusu seçilmesi ise bu yapıyı kente kazandırma hususunda uygulamaya geçebilecek potansiyelin en fazla görülmesindendir. Büyük Kiremitlik Tabyası’nın bulunduğu tepeye 2010 yılında şehrin ev sahipliğini yaptığı 22. Universiade Winter Sports kapsamında Atlama Kuleleri Tesisi yapılmıştır. Kent içinde hakim bir konuma sahip olan bu tepe; kış sporları merkezi olarak şehir için önemli bir prestij noktasıdır. Bu bağlamda ve konumu ile de kent içinde kalan Büyük Kiremitlik Tabyası, diğer tabyalara nispeten daha önemli hale gelmiştir.

Şekil 14: Erzurum Büyük Kiremitlik Tepesi’nde yer alan tabya ve atlama kulelerinin hava fotoğrafı

(Google Maps, 2015)

Nitekim Koruma Kurulu’nun atlama kulelerinin proje onay kararında belirtildiği üzere, Büyük Kiremitlik Tabyası’nın da proje kapsamında değerlendirilmesi gerekliliğini söylemesi bu seçimin başka bir göstergesidir. Ancak olimpiyatlara yetişemese dahi olimpiyatlar sonrasında da sıkça kullanılması beklenen atlama kulelerin yanında tabyanın işlevlendirilerek korunmasını sağlama fikri yürütülen tezin ele alınışını şekillendirmiştir. Bu kapsamda Kasım 2010’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan izin alınarak 10 günlük süre içerisinde tabyanın ölçüm işleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında Büyük Kiremitlik Tabyası’nın tarihsel gelişim süreci incelenmiş, mevcut durumu analitik rölöve teknikleri ile belgelenerek değerlendirme yapılmış, özgün halini gösteren restitüsyon ve önerilen işlev doğrultusunda yapılacak teknik müdahaleleri açıklayan restorasyon projesini hazırlanarak yapının yeniden kullanımına yönelik öneriler geliştirilmiştir.

2010 yılında Atatürk Üniversitesi’ne tahsis edilen Erzurum Büyük Kiremitlik Tabyası restorasyonunda özgün durumuna sadık kalınarak; uygulama oteli, Atlama Kulelerinden oluşan komplekste kültürel etkinliklerin yapılabileceği bir tesis olarak önerilmiş, korunması amaçlanmıştır. Yeniden kullanımın yanı sıra yapının maruz kaldığı müdahalelere, bozulmalara karşı yapıda uygulanması gereken bir takım restorasyon teknikleri projede öngörülmüştür.

Şekil 15: ‘Erzurum Büyük Kiremitlik Tabyasına ait rölöve çizimleri (İnan, 2011)

Sonuç

Erzurum Tabyaları, tarihi, mimari ve askeri özellikleri ile önemli bir kültür mirasımız olarak koruma faaliyetlerinin yapılmasını beklemektedir. Bu yapıların korunmasını sağlamak ilk olarak tabyaların tanınırlığını artırmakla gerçekleşecektir. Unutulmaya yüz tutmuş, şehirden uzak konumları dezavantaja dönüşmüş yapılar konu uzmanlarının bir araya geleceği disiplinler arası bir proje ile Erzurum kentine kazandırılabilir. Bu amaçla yapıların tarihi ve mimari öneminin farkındalığı ile bu yapıların koruma gündemine gelmesini sağlamak amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır.

Erzurum’a katkı sağlayacak yeni işlevler ile tabyaların koruma süreci acil olarak

başlatılmalıdır. Ancak bu sürecin tehdit durumuna düşmemesi için Venedik Tüzüğü’nün

5. maddesini unutmamak gerekir; ‘Anıtları korunması her zaman onları herhangi bir yararlı toplumsal amaç için kullanmakla kolaylaştırılabilir. Bunun için bu çeşit bir kullanım arzu edilir, fakat bu nedenle yapının planı ya da süslemeleri değiştirilmemelidir. Ancak bu sınırlar içinde yeni işlevin gerektirdiği değişiklikler tasarlanabilir ve buna izin verilebilir’.

Bu bağlamda Erzurum Tabyalarının yeni işlev ile kullanılması kararlarında yapıların özgünlükleri göz ardı edilmemeli; yapılara uygun mimari programlar yüklenerek kullanılmalıdırlar. Uygun işlev seçimi, geri alınabilir uygulamalar ile tabyaların mimari ve askeri niteliklerinin doğru değerlendirilmesi ile gerçekleşebilir. Bu seçimin en önemli kriteri de kentin ihtiyaçlarına cevap verebilmesidir. Bu sebeple çalışmanın fırsatlar başlığı altında Erzurum’da ilk kış sporları etkinliklerine değinilmiş ve kış sporları merkezi olarak sahip olduğu potansiyelini hatırlatmak istenmiştir. Erzurum’daki ilk kış sporları faaliyetlerinin tabyaların yer aldığı alanlarda da gerçekleşmesi tesadüf olarak görülmemeli aksine spor faaliyetlerinin avantajları kültür mirası değeri ile birleştirilmelidir.

Yapıların koruma çalışmalarına başlanması uzadıkça kayıpların daha fazla olacağı aşikârdır. Yapılardaki kayıplar arttıkça da müdahalenin oranı ve de mali boyutu artacaktır. Dolayısıyla ekonomik olarak da geç kalınmış olmanın zararı görülecektir.

Birinci Dünya Savaşı’nın 100.yıl dönümünde tarihe tanıklık etmiş Erzurum Tabyaları’nın hak ettiği değeri görmesi, ‘bellek’lerden silinmemesi için koruma çalışmalarının acilen yapılması gereklidir. Buna katkı vermesi amacıyla yüksek lisans tezi olarak hazırlanan Büyük Kiremitlik Tabyası’nın restorasyon projesinin hayata geçirilerek öncü olması ümit edilmektedir.

Kaynaklar

Aşıroğlu, T. (1983) Erzurum Tabyaları, İstanbul

Çam, N. (1993) Erzurum Tabyaları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara

Çınar, B. (2003) Savaş Tarihinde Saldırı-Savunma İlişkisi, Stradigma Aylık Strateji ve Analiz Dergisi, Sayı 9, Ekim 2003, Ankara

Damien, M. (2014) How To Preserve The First World War Military Heritage. Brebbia ve Clark (Ed.), Defence Sites II: Heritage and Future (ss. 99-112), WIT Press

Gök, F.Y. (2008) 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Doğu Anadolu, Yüksek Lisans

Tezi, Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

İnalcık, H. (1992) Osmanlı-Rus İlişkileri, Türk-Rus İlişkilerinde 500. Yıl Sempozyum

bildiri, Ankara.

İnan, Z. (2011) Erzurum Büyük Kiremitlik Tabyası Restorasyon Projesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü.

Karpuz, H. (1980) Erzurum Tahkimatı ve Tabyaları, Türk Kültürü , Ankara

Keagan, J. (1995) Savaş Sanatı Tarihi (Çev.F.Doruker), İstanbul

Klupsz, L. (2008) The Spirit Of The Military Heritage Places, http://www.international.icomos.org/quebec2008/cd/toindex/77_pdf/77-WhFG-13.pdf

Kocagüney, V. (1942) Erzurum Kalesi ve Savaşları, İstanbul Askeri Matbaa, İstanbul Küçükuğurlu, M. (2013) Erzurum Tabyaları ve Kışlaları, Erzurum Büyükşehir

Belediyesi Yayınları, İstanbul

Özdağ, Ü., Ortaylı, İ. ve Yeniçeri, Ö. (2014) 100. Yılında Birinci Dünya Savaşı, Kripto Basın Yayın

Tanyeli, A.N. (1972) Erzurum Şehri ve Kalesi, basılmamış araştırma

Ülkü, O. (2006) Kars ve Ardahan Tabyaları, Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Sosyal

Bilimler Enstitüsü.

Araş.Yazarlar:Zeynep İnan Ocak, Gülsün Tanyeli(Hocalarımıza Ve Kaynaklara Teşekkürü Borç Biliriz)