Erzurum Tophanesi

/ 18 Ocak 2018 / 463 / yorumsuz
Erzurum Tophanesi

Giriş

Erzurum, M.Ö 4000 yıllarına kadar yerleşim izleri taşıyan, fakat büyük ihtimalle Anadolu’ya yönelik İran saldırılarına karşı M.S 415-422 yıllarında Bizanslılar tarafından kurulmuş bir şehirdir. Coğrafî konumu nedeniyle kurulduğu tarihten 15. yüzyılın sonlarına kadar sırasıyla Bizans-İran, Bizans- Emevî, Bizans-Selçuklu, Selçuklu-Moğol Devletleri ile Akkoyunlu-Karakoyunlu Türkmen aşiretleri arasında hâkimiyet mücadelelerine sahne olmuştur1. Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasan’ın 1467’de şehre tamamen hâkim olmasıyla Erzurum’da 35 yıl sürecek olan Akkoyunlu idaresi başlamıştır. 1502 yılında Safevî Hükümdarı Şah İsmail’in Akkoyunlu Beyliği’ni ortadan kaldırmasıyla Erzurum, Safevî Devleti idaresine geçmiştir. 1514’te gerçekleşen Çaldıran Savaşı sonrası Doğu Anadolu büyük oranda Osmanlı hâkimiyetine girdiyse de, Erzurum’un tam anlamıyla Osmanlı şehri oluşu 1520’lere tesadüf eder2. Bu tarihten sonra büyük bir Beylerbeyiliğin merkezi hâline getirilen Erzurum3, Kanûnî Sultan Süleyman ve halefleri tarafından İran seferlerinde önemli bir üs olarak kullanılmaya başlandı4.

Bölgedeki idarî ve askerî yapılanmanın merkezi oluşunun yanı sıra, seferlerde ve civar kalelerin savunmasında kullanılan silah ve mühimmatın üretiminin ve muhafazasının merkezi de Erzurum’du. Bunda demir, güherçile,kükürt, bakır, kurşun gibi silah sanayinin önemli maden yataklarına yakınlığının etkisi büyüktü. Demir cevherinin yoğun olduğu Kiğı’da toplara ait demir güllelerle (yuvarlak), tüfek namlusu imaline mahsus demirin üretildiği Kiğı Dökümhanesi vardı. Burada üretilen gülle ve tüfek demirleri gerektiğinde kullanılmak üzere civar kalelere ve büyük oranda Erzurum’a gönderiliyordu5. Barutun ham maddesi güherçile Erzurum’da iltizamla işletilen ocaklardan sağlanıyor6, yine barut için gerekli kükürt de Van Eyaleti’nden tedarik edilerek7 Erzurum’daki baruthaneye gönderiliyordu8. Tüfek cephanesi olarak ve zaman zaman tunçtan imal edilen topların alaşımlarında kullanılan kurşun ise Keban ve Ergani’deki madenlerden temin edilmekteydi9. Kalıplara dökülerek çubuk külçeler haline getirilen kurşun söz konusu madenlerden Erzurum’a taşınıyordu. Kolay dökümü, hafifliği ve kullanım direncinin demir toplara nazaran daha yüksek olması gibi nedenlerden ötürü 19. yüzyıl ortalarına kadar Avrupa ve diğer devletler ordularında yaygın kullanıma sahip tunç topların alaşımının en önemli madeni bakır ise Ergani, Keban, Gümüşhane-Helvalı ve Tokat’taki bakır madenlerinden tedarik ediliyordu. Bu madenlerden çıkarılan bakır, işlenmek üzere Tokat’a gönderiliyor, Tokat Kâlhânesi’nde işlendikten sonra Erzurum’daki tophaneye naklediliyordu10.

Yukarıdaki bilgilerden anlaşılacağı üzere Erzurum Vilayeti sınırları içerisinde bir demir dökümhanesi, bir baruthane, her türlü hafif silahın imal ve tamirinin yapıldığı bir tüfekhane (silahhane) ile istihkâmlarda ve seferlerde kullanılacak topların döküldüğü bir tophane mevcuttu. Konumuzu teşkil eden bu tophane, yukarıda sözü edilen silah imalathanelerinin en büyüğünü ve en önemlisini teşkil ediyordu.

    1. Erzurum Tophanesi’nin Kuruluşu ve Top Döküm Faaliyetleri

Top ile ilk karşılaşmaları 14. yüzyılın sonlarında gerçekleşen Osmanlı Devleti’nin bu silahı etkin bir şekilde kullanmaya başlaması ancak bir sonraki yüzyılın başlarına tesadüf eder11. İlk başlarda savaş ganimeti ve silah ticareti yoluyla temin ettikleri topları, ilerleyen zamanlarda kendileri de dökebilme becerisi gösteren Osmanlıların12, İstanbul’un fethinden önceki tophaneleri kesin olmamakla birlikte Bursa ve Edirne’dedir13. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından bugünkü Tophane semtinde Tophâne-i Âmire kurulmuş ve burası devletin top döküm merkezi hâline getirilmiştir14.

Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve Doğu’da hâkimiyetini genişletmek için sürdürdüğü savaşlardaki başarısında ateşli silahların daha da belirgin rol üstlenmesiyle birlikte mevcudun üstünde silaha gereksinim duyuldu. Ancak uzayan mesafeler, seferlerde İstanbul’dan ve Edirne’den top naklini güçleştiriyordu. Osmanlılar bu soruna çözüm bulmakta gecikmediler. Kuşatmanın veya savaşın yapıldığı yerlere yakın mahallerde seyyar top dökümhaneleri kurarak, kuşatma ve muharebede kullanılacak topları buralarda dökmeye başladılar15.

Bununla birlikte seferler sonucu Osmanlı Devleti’nin sınırlarına dâhil edilen yeni toprakların güvenliğini sağlamak için söz konusu bölgelerdeki kale ve istihkâmların da ağır silahlarla tahkim edilmesi gerekiyordu. Tophâne-i Âmire’nin yıllık top üretim kapasitesi devletin sınır istihkâmlarının taleplerini peyderpey karşılayabilecek düzeyde olmakla birlikte16, yoğun kullanım, barut sıkışması ve benzeri kazalar sonucu infilak edip kullanılamaz hâle gelen topların yerine İstanbul’dan yenilerinin gönderilmesi epey zamana muhtaçtı. Hele ki o kale düşman birlikleri tarafından kuşatma altına alınmışsa; o zaman topların vaktinde bile gönderilse kaleye ulaştırılmaları mümkün değildi. Tophâne-i Âmire’nin yükünü hafifletmek ve zarurî hâllerde ihtiyacı gidermek gibi sebeplerden ötürü Osmanlılar, seferler sırasında kurdukları seyyar top dökümhanelerinin yanı sıra eyalet merkezlerinde ve maden yataklarına yakın mahallerde top dökümhaneleri tesis etmişlerdir17.

Bu dökümhanelerden biri de Erzurum Eyaleti’nin merkezinde inşa edilen Erzurum Tophanesi’dir. Tam olarak şehrin neresinde ve ne zaman tesis edildiği bilinmeyen tophane hakkında Osmanlı arşiv vesikalarına yansıyan ilk bilgi H. 984 M. 1576 yılına tesadüf eder. 3 S. 984 (3 Mayıs 1576) tarihli Erzurum Beylerbeyine gönderilen hükümde, yağmur ve kar yağışı nedeniyle tahrip olarak kullanılamayacak duruma gelen taş ve topraktan yapılmış tophanenin tamamen yıkılarak, yerine kârgîrden yeni bir tophane inşa edilmesi emredilmektedir18. Topraktan yapılmış binanın yıpranmışlığı göz önüne alınırsa, ilk tophanenin inşasını Kanunî Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi’yle (1533-1535) tarihlemek mümkündür. 1576 yılında inşa emri verilen, ilkine oranla daha sağlam yapıdaki kârgîr tophane ise 1627 yılına kadar Osmanlı ordusuna hizmet etmiştir. 50 yıldır top dökümü için kullanılan bina, Erzurum Mir miranı Abaza Mehmed Paşa’nın isyanı sırasında Osmanlı kuvvetleri tarafından ilki 1627 Eylülü ve ikincisi 1628 Eylülünde gerçekleştirilen Erzurum kuşatmaları sırasında top darbelerinden nasibini alarak harab olmuştur19. 1628 Ekiminde Osmanlı idaresinin tekrardan

sağlandığı Erzurum’da hızla imar faaliyetlerine girişilmiş, fakat tophane binasına dokunulmamıştır20. Evliya Çelebi, 1635 yılında İran üzerine tertip ettiği Revan Seferi münasebetiyle Erzurum’da bulunan IV. Murad’ın21, harab olan tophanenin yeniden imarı yerine, Çifte Minareli Medrese’nin balyemez türü toplar dökülebilecek kapasitede bir tophaneye dönüştürülmesini emrettiğini bildirmektedir22. Yaklaşık bir asır sonra Sultan I. Mahmud’un emriyle, Erzurum Tophanesi büyük bir tamirat geçirir. Çifte Minareli Medrese’nin harap durumdaki hücreleri ile Erzurum Kalesi dâhilindeki top ve cephane mahzenleri tamir edilir. Tophaneye yeni kârgîr fırınlar ve ocaklar inşa edilir23. 1784 yılında Erzurum’da meydana gelen büyük depremde tophane epey zarar görür24. Kullanılamayacak durumda olan tophane ertesi yıl aynı yerde yeniden inşa edilir25. Bu onarım ve eklemelerle Çifte Minareli Medrese, 19. yüzyılın ortalarına kadar Erzurum Tophanesi’nin adresi olmayı layıkıyla yerine getirecektir. Aynı zamanda medresenin diğer bölümleri ve hemen yakınındaki Ulu Camii, Tophâne-i Âmire ve Erzurum Tophanesi’nde dökülen topların ve bunlara ait mühimmatın muhafaza edildiği bir depo olarak kullanılacaktır26.

Erzurum Tophanesi’nde, Tophâne-i Âmire’de dökülen toplar kadar büyük çap27, tür ve sayıda olmasa da, daha çok kale muhasaralarında kullanılan orta ve küçük çaplı toplar dökülebilmekteydi. Salim Aydüz, Topçular Kâtibi Tarihi‘ne atfen, Cıgalazâde Yusuf Sinan Paşa’nın, 1604 (H. 1012) yılında Şah Abbas’a karşı düzenlenen Şark seferinde kullandığı 100 şâhî (büyük) darbzen ile 20 miyane (orta) darbzeni Erzurum Tophanesi’nde döktürdüğünü öne sürmektedir28. Muhtemelen yorumlama hatasından kaynaklanan bu sav doğru değildir. Çünkü Erzurum Tophanesi, yukarıda da ifade edildiği üzere teknik kapasite bakımından o tarihlerde bu topların dökülebileceği şartları haiz değildi. Devrin şartlarında belirtilen miktar ve türdeki topun kısa sürede dökülebileceği tek yer Tophâne-i Âmire’dir. Nitekim Topçular Kâtibi söz konusu 120 topun, Tophâne-i Âmire’den tedarik edildiğini, daha sonra gemiler vasıtasıyla diğer mühimmatla birlikte Trabzon’a, oradan da kara yoluyla Erzurum’a naklolunduğunu bildirmektedir.

1616 (H. 1025) yılında gerçekleştirilen Revan Seferi’nde de aynı yöntem takip edilmiştir. Sefere kumandan tayin edilen Veziriazam Mehmed Paşa, Tophâne-i Âmire’ye gelerek 150 adet şâhî ve miyâne darbzen top dökülmesini emretmiştir30. Mehmed Paşa, yine bu seferde kullanılmak üzere Erzurum Tophanesi yapımı 5’i 14 kıyye (18 kg) gülle atar (bacaluşka), 2’si kolonborna toplam 7 topu ise Erzurum Kalesi’nden temin etmiştir31. İlk kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından32 Veziriazam Mehmed Paşa ordu

kumandanlığından azl, yerine yeniçeri Hüseyin Ağa serdar tayin edilerek, onun kumandanlığında ikinci kez Revan seferi tertib edilmiştir. Yine bu sefer için 100 şâhî darbzen top, Tophâne-i Âmire’de dökülerek deniz yoluyla Trabzon’a, oradan kara yoluyla Erzurum’a nakledilmiştir33. IV. Murad’ın 1635 yılında düzenlediği Revan Seferi’nde Osmanlı ordusunun kullandığı 200 şâhî darbzen34 ile 24 kal’a- kûb (sur yıkan) top da35 Tophâne-i Âmire mamulâtıdır36. 1725 yılında Revan’da tekrar Osmanlı hâkimiyetini sağlamak üzere gerçekleştirilen seferde kullanılacak 30 kal’a-kub/balyemez top Erzurum Tophanesi’nde hazırlanmıştır37. 1730-1732 yılları arasındaki Osmanlı-İran Savaşlarında kullanılan 3, 5 ve 7 kıyye (3.8, 6.5 ve 9 kg) ağırlığında gülle atar 70 top Erzurum Tophanesi’nde dökülmüştür38. 18. yüzyılın sonuna kadar iki devlet arasında sürecek olan Batı İran hâkimiyet mücadelesinde kullanılan balyemez topların bir kısmı mütemadiyen Erzurum’dan tedarik edilecektir39.

Görüldüğü üzere seferlerde kullanılan büyük çaplı toplar bir aksilik olmadığı takdirde hep Tophâne-i Âmire’de dökülmektedir. Küçük çaplı bacaluşkalar ile kolonborna, prankı, çakaloz gibi hafif toplar ihtiyaç hâlinde Erzurum Tophanesi’nde dökülmüştür40. IV. Murad’ın emrine binaen tophaneye dönüştürülen Çifte Minareli Medrese içerisinde balyemez top dökümüne mahsus fırınlar inşa edilmişti. Bu sayede 17. yüzyılın ortalarından itibaren balyemez toplar da burada dökülen toplar sınıfına dâhil olmuştur. Bunlar haricinde savunma maksadıyla Kars, Van, Ahıska, Tebriz, Gence, Revan ve Tiflis Kaleleri istihkâmlarına yerleştirilen topların bir kısmı yine Erzurum Tophanesi’nde dökülmüştür41.

Erzurum Tophanesi Personeli

Erzurum Tophanesi çalışanlarına baktığımızda, tophane düzenli faaliyet gösteren bir müessese olmadığı için, kendilerine düzenli maaş ödenen daimi personeli de yoktu. Tophanenin yönetimi ve gelir-gider işlerinin takibini üstlenen görevliler, idarî personel statüsündeydi. İdarî personelde sorumluluğun paylaşımı ve görev dağılımı bakımından Klasik dönem ile Tanzimat döneminde ufak tefek değişikliklere gidildiği görülür. Klasik dönemde, tophane için yapılan her türlü ham madde alım ve satımından bizzat sorumlu, amele ve kalifiye elemanlara ödenen yevmiye ve tayinatın muhasebesini yapan, mamul-gayri mamul demirbaşın sayım ve tespitini üstlenen baş mutemed, idarî personelin başı konumundaydı. Baş mutemedliği 19. yüzyılın başlarına kadar kale topçu başıları (ser-topî) yürüttü42. Daha sonra kale topçu sınıfına mensup mülazımlar (teğmen) arasından biri mutemed seçilerek bu işi yürütmeye devam etti. Kendisine yoğun iş programında yardım etmek üzere, tophane atölyelerinin her biri için atölyedeki işin yoğunluğu ve personel sayısıyla orantılı olarak 1 veya 2 mutemed tayin edilirdi. Böyle olunca baş mutemedin emri altında çalışan mutemed sayısı toplamda 11’i buldu43.

Tanzimat’tan sonra tophanenin idarî sistemi değişti. 1841 Mayısından itibaren Erzurum Tophanesi’nin idarî ve malî işlerinin tüm sorumluluğu baş mutemedden alınarak, kendisine 500 kuruş maaş tahsis edilen bir müdüre verildi44. Baş mutemedliği yürüten topçu mülazım, sadece teknik işlerden

sorumlu hâle getirildi45. Yazı işlerini yürütmek üzere 200 kuruş maaşla bir kâtip atandı46. Genel sorumluluktan azledilen baş mutemed yine tophanenin her türlü alım-satım işleriyle ilgilenmeye devam etti. 1843 Şubatında baş mutemedlik tamamen ortadan kaldırıldı47. Toplar kalıplara döküleceği zamanlarda tophaneye çağrılarak dökümden istenilen neticenin alınması için duası istenen molla da yüklü miktarda bahşiş aldığından, zaman zaman kayıtlarda idarî personel arasında gösterilmişti48.

Tophanenin idarî personel yapısı bu tarzda şekillenirken, üretim safhasında görev alan personele bakacak olursak, top dökümünü gerçekleştirecek ustalar (rihtegân) İstanbul’dan geliyordu49. Bunda güdülen amaç, dökülecek topların mümkün olduğunca Tophâne-i Âmire’de üretilen toplara mutabık olması, yani standardizasyon meselesiydi50. Top dökümünün yapılacağı zamanlarda Tophâne-i Âmire personelinden bir baş usta (ser halife) ve iki top döküm ustası (üstâd) gemiyle Trabzon’a varıyor, oradan kara yoluyla Erzurum’a gidiyordu. Burada top dökümü ile ilgili işlemler sona erene kadar ikamet ediyorlar, daha sonra tekrar aynı güzergâhtan İstanbul’a dönüyorlardı51. 1837 yılından itibaren Erzurum Tophanesi’nde gerçekleştirilecek dökümler için Tophâne-i Âmire’den gönderilen teknik personelin, mühendis unvanına sahip, döküm konusunda tecrübesi olan kişilerden seçilmesine özen gösterildi52. İstanbul’dan gelen teknik personele top döküm safhasında yardımcı olanlar, Erzurum’daki dökücü esnafından53 tecrübeli döküm ustalarıydı54. Toplar kalıplardan çıkarıldıktan sonra bunların çapaklarını temizleyecek ve namlu çeperlerini düzeltecek ustalar (eğeciyân) ise şehrin nalband, kuyumcu, bıçakçı, mücellid, bakırcı, dökücü ve eğeci esnafından seçilerek yevmiye ile tophanenin eğehanesinde istihdam ediliyorlardı. Sayıları yüzyıllar içerisinde iş yoğunluğuna göre 2 ila 60 arasında değişen eğecilerin % 90’ı Müslüman, % 10’u Ermeni Cemaati’ne mensuptu55.

Eğehanede eğeciler haricinde yine yevmiye ile ameleler çalıştırılmaktaydı. Sayıları 4 ila 23 arasında değişen amelelerin tamamı Müslüman idi56.

Toplara ait kundak ve tekerleklerin demir aksamının imal ve tamir edildiği demirhane, Erzurum Tophanesi’nin en büyük atölyelerinden birini teşkil ediyordu. Demirhanede aynı zamanda matkap, muylu (top kulağı) çakısı, balyoz, çekiç, makas, balta, biley, miftah, kalem, eğe takımları, burgu takımları, İngiliz kâri cephane sandığı, kapaklu (top cephanesi taşımaya mahsus araba) gibi demirden mamul ürünlerin de imalâtı yapılabiliyordu. Demirhanedeki üretim ve bakım işlerinden mes’ul demircilerin (âhengirân) çoğu şehrin demirci esnafından olup, sayıları tophanenin aktif üretimde bulunduğu zaman diliminde işlerinin yoğunluğuna göre 10 ila 163 arasında değişiyordu. Demircilerin % 55’i Ermeni cemaatine, % 1’i Yahudi cemaatine mensuptu. Kalan % 44’lük dilimi Müslüman demirciler teşkil etmekteydi57.

Topların kundak ve tekerlekleriyle, sair ahşap aksamının imal ve tamirini üstlenen marangozlar (neccar) ise, tophane içerisinde kendilerine tahsis edilen marangozhane binasında çalışıyorlardı. Bunlar da tıpkı diğer safhalarda görev alan ustalar gibi şehir esnafından olup, ihtiyaç duyulduğu zamanlarda tophaneye çağrılıyorlardı58. Sayıları işin yoğunluğuna göre değişkenlik göstermekle birlikte, en yoğun zamanlarda 27 civarında marangozun iş gördüğü tespit edilmiştir. Marangozların % 85’i Ermeni cemaatine mensuptu. Kalan % 15’lik dilimi Müslüman marangozlar oluşturmaktaydı59.

Erzurum Tophanesi’ne ait yerleşkede, 19. yüzyılın başında top döküm tekniğinin değişmesiyle birlikte yeni bir ihtisas dalı, yeni bir bölüm açıldı. 18. yüzyıl sonlarında Tophâne-i Âmire’de uygulanmaya başlanan topların bütün (masif) olarak dökülüp, namlularının sonradan delinmesi (Maritz Tekniği) tekniği başarılı bulunarak, 19. yüzyıl başında devletin tüm tophanelerinde de uygulamaya geçirilmişti. Bu sistemde topların namlusunu delmek üzere geliştirilen ve katırlar tarafından döndürülen mekanik bir burgu tertibatı mevcuttu. Osmanlılar tarafından o dönemde her mekanik tertibata çarh (çark) adı veriliyordu. Modaya uygun olarak bu tertibata da çarh adı verilmiş ve kurulacağı çarhhane adı verilen mekân için Çifte Minareli Medrese bünyesinde gerekli yer tahsis edilmişti. Çarhhanede iki farklı personel grubu görev yapmaktaydı. Çarhçı adı verilen ustalar, top namlusu delindiği sırada burgu tertibatını döndüren çarkların kusursuz bir şekilde çalışmasından sorumluydular. Erzurum Tophanesi’ndeki çarhhanede genellikle 3 çarhçı istihdam edilmekteydi. Bu sayının bazen 4’e hatta 8’e çıktığı da görülmüştür. Çarhçıların çoğunluğu Ermeni Cemaati’ne mensup olup, diğerleri Müslüman’dı60. Burgucu adı verilen ustalar, çarhların döndürdüğü top delmeye mahsus bıçakların topun namlusunu, namlu zarar görmeden düzgün bir şekilde delmesinden mesuldüler. Burgucu ustaları genelde 4 kişiden oluşuyordu. Kimi zaman sayıları 5’i hatta 9’u buluyordu. Burgucuların tamamı Müslüman’dı61.

Fırınlara bakır, kalay, mayalık gibi ham maddelerle, yakılacak odun kömürünü taşıyan ameleler Erzurum ve civarından temin ediliyordu. Bunlar hâricinde Erzurum ve Kars Kalelerindeki prangabend mahkûmları da tophanenin lüzum görülen bölümlerinde sadece tayinâtları karşılanmak koşuluyla ücretsiz çalıştırılıyorlardı62. Tophane’de istihdam edilen vasıfsız nefer sayısı (amele) dökülecek topun miktar ve niteliğine göre zaman içerisinde değişiklik arz etmiştir.

Yukarıdaki anlatı dâhilinde tophanedeki üretim safhasında her çalışanın işi büyük öneme haiz olmakla beraber, en hassasiyet gerektiren, dolayısıyla en riskli ve en önemli iş yükünün dökümhane ve çarhhane çalışanlarının omuzlarında olduğunu söylemek yanlış olmaz.

    1. Doğu Sınırında Yeni Komşu/Düşman Rusya, Yeni Top Teknolojileri: 19. Yüzyılda Erzurum Tophanesi ve Yeniden Yapılandırılması Teşebbüsleri:

Osmanlı Devleti’nin Doğu sınırındaki ezeli düşmanı İran’a, 19. yüzyılın başlarında yeni bir ortak geldi. Üstelik eskisine rahmet okutacak cinsten bir düşman. O düşman, bir önceki yüzyıl boyunca hâkimiyet sahasını Karadeniz’in kuzeybatısı ve kuzeyinde Osmanlı Devleti aleyhine genişlettikten sonra gözünü Karadeniz’in doğusuna (Kafkasya) diken Rusya’dan başkası değildi. Çariçe II. Katerina, 1783’te Kırım’ı ilhâk ettikten sonra, Gürcistan’ı himayesi altına aldığını ilan etmişti63. Rusya, 1801’de Gürcistan’ı ilhâk etmiş, 1801-1812 yılları arasında Gürcü krallıklarını ve prensliklerini imparatorluk sınırlarına dâhil etmişti. 1801’den 1850’ye kadar burada yaptığı idari reformlarla Gürcistan Devleti’ni Rusya İmparatorluğu’nun bir eyaleti haline getirmişti64. Gürcistan’ın başşehri Tiflis, Kafkasya ve Kuzey İran’daki Rus yayılmacılığının merkez üssü oldu. 1807-1829 yılları arasında bölgede dehşet saçan Rusya, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda taraflar arasında imzalanan Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti’ne ait Çıldır Eyaleti’nin merkezi Ahıska’yı resmen topraklarına katmış oldu65. Ahıska’nın Rus idaresine girmesiyle Kars, Osmanlı Devleti’nin Rusya ile arasındaki Kuzeydoğu Anadolu sınırını oluşturdu. Bundan sonra Kars ve Erzurum, Rusya’nın açık hedefi hâline geldi. Nitekim 1828-29 ve 1877-78 yıllarında gerçekleşen Osmanlı-Rus savaşlarında bu iki önemli Osmanlı idarî biriminin Ruslarca işgâl edilmesi, durumun vahametini göstermekteydi66.

Velhâsıl Rusya, hızlı yayılmacılığı sayesinde Balkanlar’dan sonra Kafkasya’da da Osmanlı Devleti’nin komşu/düşmanı olmuştu.

19. yüzyılın başlarına kadar Erzurum Tophanesi’nde top döküm faaliyetleri, bir önceki başlıktaki anlatı şeklinde seyretmiştir. Ancak Doğu’da değişen düşman gibi top döküm teknolojileri de değişiklik göstermişti. 18. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı top dökümcülüğünde yeni uygulanmaya başlanan metot, başta Tophâne-i Âmire olmak üzere devlet sınırları dâhilinde faaliyet gösteren tüm tophanelerde yapılanmayı zarurî kılmıştır. Söz konusu metot, 18. yüzyılın ortalarında geliştirilmiş, topçuluk tarihinde çığır açan bir uygulamaydı. 1734 yılında Fransa Devleti hizmetinde çalışmaya başlayan İsviçreli Jean Maritz, o zamana kadar top dökümünde uygulana gelen çan usûlü67 tekniğiyle dökülen topların gerek iç, gerekse dış yüzeylerinde çoğu zaman pürüzler ve çatlaklar meydana geldiğini tespit etmişti. Bu, dökülen topun ya hiç kullanılamadan yeniden dökülmek üzere döküm fırınına gönderilmesi, ya da birkaç atım sonrası infilak ederek parçalanıp etrafındakilerin yaralanması veya ölümüyle sonuçlanan kazaların meydana gelmesine sebebiyet vermesi demekti. Fazladan maliyet, zaman ve insan kaybına neden olan bu top döküm tekniğine son verilmeliydi. Ona göre toplar, bütün olarak dökülüp, namluları sonradan delinirse daha sağlam ve düzgün bir netice elde edilebilirdi. Üstelik bu yöntemle imal edilen toplarda gülleler namlu içerisinde daha iyi hareket ettiğinden, top gülleleri daha az barutla daha uzak menzillere ulaştırılabiliyordu. Ancak top namlusunu delmek için gerekli mekanik burgu tertibatı henüz icad edilmemişti. Bu yüzden top namlusunu oyma işlemi tamamen el gücü ile gerçekleştiriliyordu. Maritz‘in oğlu, 1750’lerde hayvan gücü ile işleyen bir burgu tertibatı geliştirerek, büyük zorluklara ve vakit kaybına neden olan bu uygulamaya pratik ve etkin bir çözüm getirdi. Kısa zamanda Avrupa’daki tüm tophanelerde bu yöntem yaygınlaştı68. Tophâne-i Âmire’de söz konusu teknikle top üretimi, Fransa’dan gelen mühendis ve subaylar sayesinde ancak 18. yüzyılın sonunda mümkün olabildi69.

Erzurum Tophanesi’nde ise Maritz tekniği ile top dökümüne 19. yüzyılın başlarında geçilebildiğini görüyoruz70. Söz konusu tophanede, 1804-1806 yılları arasında Dîvân-ı Hümâyûn hâcegânından Seyyid Mehmed Râşid Efendi nezâretinde Maritz tekniği ile dökülen ilk 30 top, kale istihkâmlarına yerleştirilmek üzere Hasankale, Kars, Ardahan, Van ve Ahıska’ya gönderildi71. Fakat 1804-1806 yılları arasındaki top döküm faaliyetlerinde büyük bir problemle karşı karşıya kalınmıştı. O da top dökümü için gönderilen bakırların istenilen saflıkta olmamasıydı. Bakır cevheri, kâlhâneden içerisinde bulunan diğer maddelerden yeterince ayrıştırılmadan külçeler hâlinde Erzurum Tophanesi’ne gönderiliyordu. Bakır külçeler, top dökümü için fırınlarda yeniden eritildiğinde, yabancı maddelerden arınıyor, fakat döküm için gerekli bakır miktarında 2/3 oranında bir azalma oluyordu. Bu eksikliği gidermek maksadıyla fırına yeni bakır külçeleri atılarak saflaştırma işlemi yineleniyordu72. Zaman, enerji, para ve en önemlisi dökülen topta kalite kaybına neden olan bu zafiyetin giderilmesi için merkez, bakır külçelerinin Erzurum Tophanesi’nde yeniden saflaştırılmasına lüzum kalmayacak şekilde doğrudan Tokat Kâlhânesi’nde saflaştırılmasını emretti. Bundan sonra bakır, top dökümü için Erzurum’a en saf hâliyle gönderilecekti73.1806’dan 1837 yılına kadar Erzurum Tophanesi’nde top döküm faaliyetlerine dair herhangi bir veriye tesadüf edilemedi.

 Dolayısıyla 1828-29 Osmanlı Rus Savaşı arifesinde burada ne tür ve sayıda top döküldüğünü bilemiyoruz. Ancak bu savaş sırasında Erzurum’un geçici süreliğine de olsa Ruslar tarafından işgâli, Osmanlı idarecilerinin bir takım yeni savunma tedbirleri almasını zorunlu kıldı. Yapılan ilk iş, Rus kuşatması ve işgâli sırasında zarar gören, görmeyen Erzurum ve civarında mevcut tüm kale ve istihkâmların tamiri ve güçlendirilmesi oldu. Bunların muhtemel bir Rus saldırısında yetersiz kalacağı düşünülerek yeni tabyalar inşa edildi74. Rus saldırılarına karşı alınan tedbirler kapsamında o vakit Tophâne-i Âmire’de yeni dökülmeye başlayan top türlerinden Erzurum Tophanesi’nde de dökülebilmesi için çalışmalar başlatıldığını görmekteyiz75.

Bu çerçevede İstanbul’dan gelen emir doğrultusunda Erzurum Tophanesi’nde yeni bir döküm fırını inşa edildi76. Yeni toplar dökmek için yaşı epey ilerlemiş döküm üstâdı Derviş Ahmed Ağa, İstanbul’dan Erzurum’a gönderildi. Fakat Derviş Ahmed Ağa, Erzurum’a vardıktan kısa bir süre sonra vefat etmişti. Bunun üzerine Tophâne-i Âmire, 1837 yılında Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn ikinci sınıf öğrencilerinden, Tophâne Mektebi’nde top dökümü ile ilgili derslerdeki başarısıyla temayüz etmiş Mehmed Efendi77 ve burgu (namlu delme) ve falya (top ateşleme deliği) ameliyatına vâkıf Hasan Ağa’yı, dökülmesi plânlanan yeni obüs topu78 ve çarha topu79 şemalarıyla Erzurum’a gönderdi80. Dökülecek toplar için gerekli 66,5 ton bakırın bir an evvel Erzurum’a sevki için Tokat Kâlhânesi Nâzırı Hüseyin’e 1837 Haziranında hüküm gönderildi81. Aynı tarihte tunç alaşımını elde etmek için bakırdan başka gerekli kalayın İstanbul’dan; mayalık tabir olunur eski top parçalarının da Erzurum, Erzincan, Van ve Bayezid kalelerinden tedarik edilerek acilen Erzurum Tophanesi’ne gönderilmesi hususunda emirnâmeler çıkarıldı82. Dökülmesi plânlanan toplara yeni kundak ve arabalar da yapılması gerekiyordu. Kundak ve arabaların demir aksamı, Kiğı Dökümhanesi mamulü demir çok sert olduğu için bu demirden imal edilse kısa bir süre sonra kırılarak iş göremez hâle gelecekti. Buna sebebiyet vermemek için 1837 Haziranında Tophâne-i Âmire mevcudundan 23 adet demir dingil, 100 kantar (5,6 ton) ham bakır ve 200 tabak Frenk sacı, İstanbul’dan deniz yoluyla Trabzon’a, oradan kara yoluyla Erzurum’a yollandı83.

Tüm hazırlıklar tamamlanmış, sıra topların dökümüne gelmişti. 1837 Ekiminde başlayıp 1840 Martında sona eren süreçte Erzurum Tophanesi’nde 61 adet top dökülmüştü84. Büyük kısmı Osman Nuri Paşa’nın vilâyet müşirliğine tesadüf eden bu iki buçuk yıllık zaman diliminde Erzurum’da 17. yüzyılın ortalarından beri döküle gelen balyemez toplarından 7 ve 5 çaplarında (9 ve 6.5kg) toplam 7 tane; yeni top türlerinden olan obüslerden 9, 7, 5 ve 3 çaplarında (11.5, 9, 6.5 ve 3.8 kg) toplam 39 tane; geçmişten beri kullanıla gelen fakat üzerinde yapılan son birkaç değişiklikle daha kullanışlı hâle getirilen çarha toplarından da 15 tane dökülmüştü85. Fakat çarha toplarından 1839 Temmuzunda dökülen 6 tanesi, namlularının delinmesi esnasında yaşanan sıkıntı nedeniyle kullanılamaz hükmü verilerek, mayalık namıyla bir dahaki dökümde kullanılmak üzere dökümhane ambarına gönderildi86. Dolayısıyla kullanılabilir hükmündeki top sayısı 55 adet olarak tescillenmiş ve Erzurum Kalesi’ne mevcut kaydolunmuştu87. Bu topların bir kısmı 1839 Ekiminde Erzurum Vilâyet Müşirliği’ne getirilen Hâfız Paşa’nın idaresi zamanında dökülmüştü.

Hâfız Paşa, 55 topluk büyük siparişin tamamlanmasının ardından 3 ay sonra, 1840 Haziranında, İstanbul’dan gelen emirle Erzurum Tophanesi’nde döküm faaliyetlerini yeniden başlattı. Bu kez son imalatı başarısızlıkla neticelenen çarha toplarının dökümüne ağırlık verildi. Nitekim 1840 Haziranından 1841 Mayısına kadar dökülen 26 topun 25’i 1,5 ve 3 çaplarındaki (2 ve 3.8 kg) çarha toplarından oluşuyordu88. Ayrıca Hâfız Paşa’nın müşirliği döneminde dökümü epey masraflı ve bir o kadar da zor olan demir toplardan da 5 tane dökülmüştü89. Hâfız Paşa’nın Erzurum Vilayet Müşirliği’ndeki görev süresi 22 Şubat 1841 (H. 29 Z. 1256) tarihinde sona ermişti. Yerine Aydın Vilâyeti Müşiri Halil Kâmilî Paşa atandı. Ancak Halil Kâmilî Paşa’nın İzmir’den Erzurum’a varışı Kış nedeniyle epey zamana muhtaçtı. Top dökümü maslahatının sekteye uğramaması için Kâmilî Paşa Erzurum’a gelinceye kadar (Mayıs 1841 – H. 1257 RA.) Hâfız Paşa idarî görevine ve top döküm işlerine nezârete devam etti. Halil Kâmilî Paşa, 12 Mayıs 1841’de Erzurum’daki görevine başlamıştı. Fakat onun müşirliğinin ilk iki yılında top dökümüne ara verilerek, daha çok eskimiş top kundaklarının yenilenmesiyle ve selefi Hâfız Paşa zamanında dökülen toplardan bir kısmının namlularının delinmesi, eğelenmesi ve cilalanması işleriyle meşgul olundu90. Erzurum Tophanesi’nde, iki yıllık aradan sonra döküm faaliyetlerinin yeniden başlaması 1843 yılına tesadüf eder. 1843 yılı başında Kars Kalesi Muhafızı İstanbul’a, Kars Kalesi’ndeki büyük çaplı toplardan bir kısmının kullanılamayacak derecede kötü durumda olduğunu, kendilerine yeni toplar tedarik edilmesini bildiren bir mektup gönderdi91. Bu eksiği gidermek maksadıyla Erzurum Tophanesi’nde 7 çapında (9 kg) 5 adet balyemez top dökülerek, Kars Kalesi istihkâmlarına yerleştirilmesi emredildi92. 1843 Mayısında dökülen 5 balyemez top, namluları delinip, düzeltildikten ve kundakları hazırlandıktan sonra 1844 yılında Kars’a gönderildi93.

5 topluk siparişin tamamlanmasının ardından 5 yıl boyunca Erzurum Tophanesi’nde top dökülmedi. Hatta tophanenin masraflarını azaltmak için top namlularının delindiği burgu dolabını döndüren katırlardan, orduda hizmet edecek kadar iyi durumda olanlarının Anadolu Ordusu’na verilmesi; iş görür nitelikte olanlarının da satılarak elden çıkarılması gündeme geldi94. Katırların durumunun tespiti için bir müfettiş görevlendirildi. Müfettiş tarafından yapılan incelemelerde tophâne demirbaşı 16 katırdan 7’sinin gayet iyi, 6’sının iş görür, 2’sinin çürük, 1’inin de ölü olduğu tespit edilmişti. 15 sağ katırdan 7’si Anadolu Ordusu müşiri tarafından 1844 Mayısında Asâkir-i Nizâmiye topçu bölüklerinde kullanılmak üzere satın alınmıştı. 2’si 150 kuruşa ahaliden taliplisine satılarak bedeli Asâkir-i Nizâmiye Hazinesi’ne gelir kaydedildi95. Kalan 6 katır da Anadolu Ordusu süvari alayları atlarına arpa ve saman taşımakta istifade edilmek için yine Anadolu Ordusu müşirince satın alındı96. Katırların tasfiyesinden 5 yıl sonra, 1849 yılında Erzurum Tophanesi’ne, Kiğı Dökümhanesi mamulü demirin kalitesini ispatlamak için üzerleri hare desenli 2 demir top sipariş edildi97

Dökülen bu gösterişli toplar, padişahın beğenisine sunulmak üzere İstanbul’a gönderildi. Topları inceleyenler arasında Ticaret Nâzırı İsmail Paşa da vardı. Paşa, demir topları çok beğenmiş, bunları 1851 yılında düzenlenecek olan Uluslar arası Londra Fuarı’nda Osmanlı seksiyonunda sergilenmek üzere Tophâne-i Âmire Müşiri Ahmed Fethi Paşa’dan talep etmişti. Talebi uygun bulan Ahmed Fethi Paşa durumu sadarete iletmişti. Sergiye Kraliçe Victoria’nın özel daveti sebebiyle büyük önem atfeden Sultan Abdülmecid, bu isteğe olur vererek, topların bir an evvel hazırlanıp Londra’ya gönderilmesini emretti98.

Londra sergisine gönderilen demir toplardan sonra Erzurum Tophanesi’nde ordu ihtiyacı için bir daha top dökülmedi. 1853 Ekiminde Rusya ile büyük bir savaşa girdiği için acilen sınırlarındaki istihkâmları takviyeye koyulan Osmanlı Devleti, bu takviyede bile söz konusu istihkâmlara yakın yerlerdeki top dökümhanelerine yeni top dökümü siparişi vermedi. Çünkü Osmanlı ordusu ve donanmasında 1850’lerin başlarından itibaren Avrupa’da geliştirilen, menzili ve tahrip gücü yüksek yiv setli (şeşhâneli) toplar yaygınlaştırılmaya çalışılıyordu. Bundan sonra Osmanlı top dökümhanelerinde zorda kalınmadıkça yiv setsiz (kaval) top üretilmeyecekti. Sınır istihkâmlarındaki top ve mühimmat ambarlarında kaval top mevcutsa bunlar istihkâmlara yerleştirilecek; eğer yoksa bu eksik Tophâne-i Âmire mevcudundan giderilecekti99. Nitekim Kars’ta da böyle bir şey vaki’ oldu. Kırım Savaşı sırasında Kars istihkâmlarının Rus saldırılarına karşı güçlendirilmesi için gerekli toplar Kars’taki top ambarında mevcut değildi. Erzurum’daki top ambarında da ancak Erzurum istihkâmlarının olası ihtiyacına yetecek kadar top vardı. Erzurum Tophanesi’nde yeni top dökümüne rıza gösterilmediğinden, 1854 19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı ordusu ve donanmasında şeşhâneli top kullanımının yaygınlaştırılmaya başladığından söz etmiştik. Ancak ordunun şeşhâneli top gereksiniminin tamamının Avrupa’dan top ithaliyle karşılanması doğru olmazdı. Devlet savunması gibi çok hassas bir konuda Avrupa’ya bağlı kalınması ileriye yönelik çok büyük tehdit ve tehlikelere yol açabilirdi. Bu nedenle şeşhâneli toplardan muhakkak Osmanlı tophanelerinde de üretilmeliydi. Tophâne-i Âmire’de, yüksek maliyeti nedeniyle dökümünden, namlusunun yiv setli olacak şekilde delinmesine kadar tümüyle orijinal şeşhâneli tunç top üretecek bir sistem 1860’ların ortalarına kadar kurulamadı.

Osmanlı Devleti tümüyle yerli imalat şeşhâneli tunç top üretimine başladığında ise, Avrupa ve Amerika’daki silah firmaları çoktan dövme ve dökme çelikten mamul şeşhâneli topların seri imalatına geçmişti. Şeşhâneli top üretilemiyorsa, mevcut kaval toplara yiv açılarak bu eksik giderilmeliydi. Bu maksatla ilk etapta Avrupa’dan getirtilen makineler sayesinde 1855 yılında Tophâne-i Âmire’de kaval topların namlularına yiv açılarak şeşhâneliye dönüştürülmelerine başlandı101. Fakat söz konusu makine tertibatı yalnız İstanbul’da mevcuttu. Henüz Tophâne-i Âmire için çok yeni olan ve dolayısıyla mükemmel bir işleyiş seviyesine ulaşmamış bu sistem, devletin yarı aktif diğer tophanelerinde kurulup da heba edilemeyecek kadar pahalı bir şeydi. Ancak bu görüş Tophâne-i Âmire’de tam manasıyla şeşhâneli tunç top üretimine geçilince değişti. Askerî kanaat önderleri, artık devletin önemli top dökümhanelerinde de şeşhâneli tunç top üretilmesinin gerekliliğine hükmettiler. Bunda Avrupa’da eski teknoloji olduğu için artık kullanılmayan, dolayısıyla üreticisinin elinde kalmış şeşhâneli tunç top üretimine mahsus makine ve aletlerin fiyatlarının da epey ucuzlamasının rolü büyüktü.

Kırım Savaşı sırasında Kars’ın Rus istilâsına maruz kalışı Anadolu hududunun daha da güçlendirilmesini gündeme getirdi. Bu maksatla 1865 yılında yeni istihkâmlar inşasına karar verildi. Yapılacak istihkâmlar büyük çaplı şeşhâneli toplarla donatılacaktı. Her ne kadar şeşhâneli toplar Tophâne-i Âmire’de üretilebilmekteyse de, istihkâmların İstanbul’a uzaklığı, topların söz konusu mahalle varıncaya kadar kendi bedellerinden fazla nakliye masrafına yol açacaktı. Ayrıca önemli parçalarının yolda bozulma ihtimali yüksekti. Bu ise yeniden parça imalatını ve daha fazla maliyeti beraberinde getirecekti. Avrupa’da şeşhâneli tunç top imaline mahsus makinelerin fiyatları da uygunken, bunlardan temin edilerek Erzurum Tophanesi’nde şeşhâneli top imaline başlanabilirdi. Üstelik Erzurum, bu topların imali için gerekli madenlere ve her türlü ham maddeye yakındı. Erzurum Tophanesi’nde şeşhâneli top üretimi gerçekleştirildiği takdirde, Anadolu hududunun güvenliğini sağlamada daha da etkinlik kazanılacak, hem de iktisadî bakımdan büyük tasarruf elde edilebilecekti.

 Tophâne-i Âmire Müşiri İbrahim Halil Paşa, sayılan bu faydalara binaen Erzurum’da büyük bir silah sanayi tesisi kurulması gerekliliğini sadarete bildirdi102. 3500-4000 keseye (1.750.000-2.000.000 kuruş) mâl olacağı tahmin edilen bu tesiste, şeşhâneli tunç top dökülebilecek kapasitede bir dökümhane, top namlularının yiv setli tarzda delinebileceği bir delim atölyesi (çarhhâne), şeşhâneli top kundağı ve tekerleklerinin imal edilebileceği modern bir marangozhane ve demirhane bulunacaktı. Ayrıca yine bu tesise dâhil olarak istihkâmlara konacak topların ihtiyacı olan barutu imal edebilecek kapasitede birkaç dibekten oluşan bir baruthane de inşa edilecekti. Sultan Abdülaziz ve Sadrazam Fuad Paşa tarafından da beğenilen bu projede, binaların inşasına başlanılmak üzere gerekli çizimlerin bir an evvel yapılması irade buyruldu103.

Ancak Erzurum’da modern bir tophane tesisi inşası, kuvveden fiile geçemedi. Bunda o dönem için Avrupa’dan menzil ve tahrip gücü yüksek, çelikten imal edildiğinden tunç topa göre daha dayanıklı ve uzun ömürlü olan şeşhâneli çelik top ithaline yoğunluk verilmesinin büyük etkisi oldu. Avrupa’nın önde gelen devletleri ordularını ve savunma sistemlerini şeşhâneli çelik toplarla donatıyorsa, Osmanlı Devleti de hayati öneme sahip istihkâmlarını teknik anlamda miadını doldurmuş şeşhâneli tunç toplarla techiz etmemeliydi. Bu nedenle devletin 3500-4000 kesesini eskimiş bir teknolojiyi ihya için heba etmek yerine, Avrupa’da kabul gören toplardan temin ederek savunma sistemlerini güçlendirmek daha makul görüldü. O dönemde Tophâne-i Âmire’de şeşhâneli çelik topların küçük çaplıları imal edilebiliyor, ancak seri üretimi yapılamıyordu. Hudut güvenliğinin tehlikede olduğu bir dönemde acilen çok sayıda büyük çaplı topa ihtiyaç duyulduğundan, bu gereksinim ancak Avrupa’dan şeşhâneli çelik top ithaliyle giderilebilirdi. Öncelikle Akdeniz ve Karadeniz Boğazı istihkâmları şeşhâneli çelik toplarla silahlandırılacak, sonra sıra Vidin, Bosna, Selanik, İşkodra, Yanya gibi mühim kalelerle, Anadolu hududu istihkâmlarına gelecekti.

Bu çerçevede 1871 yılında, daha önce kendisinden şeşhâneli çelik sahra topları ithal edilen Prusya’ya, 20 tane büyük çaplı Krupp şeşhâneli çelik top sipariş edildi104. 1873 Temmuzunda yine Prusya’ya, bu kez bir öncekinin 25 katı sayıda, tam 500 adet büyük çaplı Krupp şeşhâneli çelik top ısmarlandı10

Ismarlanan bu toplardan 330 tanesi uzun namlulu zırh delici sahil istihkâm topu; geri kalan 170 tanesi de kısa namlulu kara istihkâm ve muhasara topuydu. Sipariş edilen toplar üretilip, istihkâmlardaki yerlerini alıncaya kadar Osmanlı Devleti’nin yegâne şeşhâneli top üretim merkezi konumundaki Tophâne-i Âmire, kaleler ve istihkâmların top ihtiyacını karşılamaya devam edecekti. Avrupa tarzında inşa edilmeye çalışılan yeni istihkâmları için en çok topa ihtiyacı olan savunma hatlarından biri de Erzurum’du. Erzurum istihkâmlarını silahlandırmak için 1868 Eylülünde İstanbul’dan Erzurum’a 30 tane şeşhâneli ve kaval tunç top gönderildi106. 1869 Baharında, yine Erzurum ve Kars’ta yapımı tamamlanan istihkâmlara konulmak üzere İstanbul’dan 50 tane şeşhâneli ve kaval tunç top gönderilmesi kararlaştırıldı107. 93 Harbi arifesine kadar Erzurum ve civarındaki istihkâm ve kalelerin şeşhâneli ve kaval tunç top ihtiyaçları hep İstanbul’daki Tophâne-i Âmire’den karşılandı108. Ancak Rus Harbi’nin başlamasından kısa bir süre önce Prusya’dan ithal edilen Krupp toplarından bir kısmı, Erzurum istihkâmlarına yerleştirildi. Sultan II. Abdülhamid zamanında inşa edilen ve dönemin en güçlü ve modern savunma hatlarından biri olan Hamidiye Tabyaları ise tamamen Krupp toplarıyla silahlandırıldı. Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Anadolu hududu istihkâmları, Osmanlı ordusu ve donanması mümkün sûrette şeşhâneli çelik toplarla donatılmaya çalışıldı. Bu, aynı zamanda Erzurum Tophanesi gibi yerel tophanelerin varlığının da sonu anlamına geliyordu. 1850 yılından, Osmanlı Devleti’nin fiili olarak sona erdiği 1918 yılına kadar Erzurum Tophanesi’nde ordu ihtiyacı için bir daha hiç top dökülmedi. Böylelikle 300 seneyi aşkın zamandır hizmet veren bir Osmanlı müessesesinin aslî görevi son bulmuştu oldu.

Sonuç

Kuruluşunu Kanunî Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi sırasında Erzurum’a gelişiyle tarihlemek mümkün olan Erzurum Tophanesi, ilk başlarda küçük çaplı kuşatma toplarının döküldüğü ve aynı zamanda bunların muhafaza edildiği bir yer olarak inşa edilmişti. Yaklaşık yüz yıl sonra IV. Murad, Revan Seferi sırasında mevcut tophanenin büyük çaplı toplar dökülebilecek kapasitede olmadığını görmüş ve Çifte Minareli Medrese’nin balyemez türü topların da dökülebileceği bir tophaneye dönüştürülmesini emretmişti. Çifte Minareli Medrese, bu tarihten itibaren geçirdiği tamirler ve yapılan ilave binalarla tophane olarak hizmet vermeye başladı. 16. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar Erzurum Tophanesi’nde dökülen toplar gerek İran’a karşı tertip edilen seferlerde, gerekse Erzurum ve civarındaki kalelerin savunmalarında kullanıldı. Her ne kadar seferlerde ve kalelerde savunma amaçlı kullanılan topların büyük çoğunluğunun ana tedarikçisi Tophâne-i Âmire ise de, Anadolu hududunda Erzurum Tophanesi ihtiyaç hâlinde imdada yetişerek işlevini yerine getirmiştir.

19. Yüzyılın başlarından itibaren bölgede Osmanlı aleyhine İran’dan ziyade tehdit unsuru oluşturan Rusya’ya karşı alınmaya çalışılan tedbirlerde Erzurum Tophanesi’nde dökülen topların da epey katkısı olmuştur. Ancak Avrupa’da top üretim teknolojilerinin değişimi tunçtan mamul yiv setsiz (kaval) klasik dönem toplarının kullanım alanını yok denecek kadar kısıtlamıştı. Artık uzun menzilli, tahrip gücü yüksek ve eskilerine oranla daha dayanıklı çelikten mamul yiv setli (şeşhâneli) toplar imal ediliyordu. Osmanlı Devleti de Avrupa’daki bu gelişmelere ayak uydurmak istedi. Bundan sonra zorda kalınmadıkça yerel top dökümhanelerinde top dökülmeyecekti. Ordu ve donanmanın top ihtiyacını karşılamak için önce Avrupa’dan şeşhâneli toplar ithal edilmeye başlandı. Daha sonra bu toplardan Osmanlı tophanelerinde de imal edebilmek için Avrupa’dan makine ve gerekli araç gereçlerin ithaline girişildi. Fakat Osmanlı Devleti’nin bütçesi, son derece pahalı olan bu oyuncaklardan çok sayıda almaya yetmiyordu. Eldeki para ancak İstanbul’daki ana top üretim merkezini modernize etmeye yetiyordu. Diğer yerel tophanelerin modernizasyonu epey zamana ve paraya muhtaçtı. Zaman ve para ise Osmanlı Devleti’nin elinde olmayıp da ihtiyaç duyduğu en önemli iki şeydi. Artan Rus baskılarına karşı Erzurum Tophanesi de

dâhil tüm yerel tophanelerin Avrupa tarzında yapılandırılması tasarısı ertelenmiş ve bunun yerine ordunun, istihkâmların ve donanmanın ağır silah gereksinimi Almanya ve İngiltere’den ithal edilen şeşhâneli çelik toplarla giderilmeye çalışılmıştı. Bundan sonra Erzurum Tophanesi’nde ordu ihtiyacı için bir daha hiç top dökülmedi.

1850 yılından, Osmanlı Devleti’nin fiili olarak sona erdiği 1918 yılına kadar Erzurum Tophanesi ve Erzurum’daki silah atölyeleri, sadece dünya fuarlarında sergilenmek üzere gösterişli ve otantik silahların üretildiği butik silah imalathaneleri ve askerî mühimmat deposu olarak varlıklarını devam ettirdiler109.

Tablo 1.

1730 -1849 yılları arasında Erzurum Tophanesi’nde top üretimi110

Döküm tarihi Balyemez Top Obüs Topu Çarha Topu

Top

Toplam

Çap

Adet

Çap

Adet

Çap Adet Çap Adet

Adet

Temmuz 1730 –

Ocak 1732111

7

10

3

40

70

5

20

Haziran 1804 –

Nisan 1806112

5

30

30

Ekim 1837 –

Mart 1840113

7

4

9

2

1,5 15

61

7

9

5

3

5

17

3

11

109 Vital Cuinet de “Erzurum’daki silah atölyelerinde üretilen silahlardan bazıları 1867 Paris, 1873 Viyana ve 1876 Philadelphia Dünya Fuarlarında sergilenmiş ve büyük beğeni toplamışlardı.ifadesiyle bunu teyid eder. Vital Cuinet, La Turquie D’Asie, I, Paris 1890, s. 173.

110 Tablodaki top sayıları, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan defterlerden elde edilen mevcut verilere göredir.

111 BOA, D. BŞM. d., No. 40980, s. 4; D. BŞM. TPH. d., No. 18634, s. 2.

112 BOA, C. AS., No. 44521, Lef 1-4.

113 BOA, MAD. d., No. 8923, s. 79/a; ML. MSF. d., No. 2701, s. 8-9.

Haziran 1840

1,5

3

5

3

2

Eylül 1840

1,5

2

5

3

3

Ekim 1840

1,5

3

6

3

3

Aralık 1840114

9

1

3

3

4
Mayıs 1841115 1,5

6

6116
Ekim 1839 –

Şubat 1841117

5

(demir)

Mayıs 1843118

7

5

5
Ekim 1849119

2

(demir)

114 BOA, ML. MSF. d., No. 968, s. 4.

115 BOA, ML. MSF. d., No. 2644, s. 5. Bu ay zarfında eski toplardan 7 tanesi tamir edilerek yeniden kullanılır hale getirilmişti.

116 Bu toplar da hatalı namlu delinmesinden kaynaklı sorunlar nedeniyle kullanılamaz yaftası yemiş ve bir sonraki top dökümünde kullanılmak üzere dökümhane ambarına gönderilmişti. BOA, a.g.d., gös. yer.

117 BOA, a.g.d., s. 30. Demir toplar, Hâfız Paşa’nın vilayet müşirliği zamanında dökülmüştür.

118 BOA, C. AS., No. 44521, Lef 1-2; C. AS., No. 40778.

119 BOA, İ. DH., No. 13829, Lef 2.

Kaynakça

  1. Arşiv Vesikaları Başbakanlık Osmanlı Arşivi

A.MKT. MHM (Sadaret Mektubi Mühimme Kalemi Evrakı) 329-40. A.MKT. NZD (Sadaret Mektubi Kalemi Nezaret ve Devair Evrakı) 594-27. BEO. AYN. d. (Bâbıâli Evrak Odası Ayniyât Defterleri) 1028, 1029.

C.AS (Cevdet Askerî) 1141, 5021, 21815, 27388, 31157, 40778, 43982, 44521, 50362,

50970.

D. BŞM. d. (Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Kalemi Defterleri) 2950, 40980.

D. BŞM. TPH. d.(Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Kalemi Defterleri-Tophâne) 18634.

İ. DH (İrade Dâhiliye) 13829, 37124.

Mühimme Zeyli Defteri, 3

MAD. d. (Maliyeden Müdevver Defterler) 3162, 4652, 8923, 8929, 8931, 10490, 11698.

ML. d. (Maliye Nezâreti Defterleri) 210.

ML. MSF.d. (Maliye Nezâreti Masârifât Defterleri) 968, 2093, 2644, 2181, 2372, 2556, 2644,

2701, 2776, 2854, 2957, 3069, 3135, 3247, 3430, 3644, 3851, 3909, 3961, 4089,

4238, 4295, 4350, 4529, 4606.

Papers relative to Military Affairs in Asiatic Turkey and Defence and Caputilation of Kars, http://www.proquest.com/products-services/House-of-Commons-Parliamentary- Papers.html, No. 1856/32849.

  1. Kaynak Eserler

Baş Hoca İshak Efendi, Usûlü’s-Siyâga, İstanbul 1246.

Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, 2. Kitap, Haz. Zekeriya Kurşun-Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999.

Hasan Bey-zâde Ahmed Paşa, Hasan Bey-zâde Târihi, II, Haz. Nezîhi Aykut, TTK Yayını, Ankara 2004.

Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzurum yahud Hemşehrilere Armağan, İstanbul 1338.

Na‘îmâ, Mustafa, Tarih-i Na‘îmâ (Ravzatü’l-Hüseyn fî hulâsâti ahbâri’l-hâfikeyn), II-III,

İstanbul 1280.

Kâtib Çelebi, Fezleke, matbu I-II, İstanbul 1286, 1287.

Râşid Mehmed Efendi Çelebizâde İsmaîl Âsım Efendi, Târih-i Râşid ve Zeyli, III, Haz. Abdülkadir Özcan-Yunus Uğur-Baki Çakır-Ahmet Zeki İzgöer, Klasik Yay., İstanbul 2013.

Solak-zâde, Mehmed Hemdemî, Solak-zâde Tarihi, İstanbul 1297.

Topçular Kâtibi Abdülkâdir Efendi, Topçular Kâtibi Abdülkâdir (Kadrî) Efendi Târihi, I-II, Haz. Ziya Yılmazer, TTK Yayını, Ankara 2003.

Vak’anüvis Ahmed Lûtfî Efendi, Vak’anüvis Ahmed Lûtfî Efendi Târihi, C. X, Haz. Münir Aktepe, TTK Yayını, Ankara 1988.

  1. Yabancı Seyahatnameler

Burnaby, Fred, At Sırtında Anadolu, Çev. Fatma Taşkent, İletişim Yayınları, İstanbul 2005.

Cuinet, Vital, La Turquie D’Asie Géographie Administrative Statistique Descriptive et Raisonnée de Chaque Province de L’Asie-Mineure, Tome Premier, Paris 1890.

Flandin, Eugène, Voyage en Perse, Tome I, Paris, 1854.

Hamilton, William John, Researches in Asia Minor, Pontus and Armenia, Volume I, London 1842.

Le Tour de Monde (Paris 1860), 1875, Deuxième Semestre, s. 275.

Tavernier, Jean-Baptiste, Tavernier Seyahatnamesi, çev. Teoman Tunçdoğan, Kitap Yayınevi, İstanbul 2006.

  1. Araştırma İnceleme Eserler

Ágoston, Gábor, Barut, Top ve Tüfek Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Gücü ve Silah Sanayisi, Kitap Yayınevi, İstanbul 2006.

, “Ottoman Artillery and European Military Technology in the Fifteenth and Seventeenth Centuries”, Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae, 47, 1-2 (1994), s. 15-48.

Ayalon, David, Gunpowder and Firearms in the Memluk Kingdom: A Challange to Mediaeval Society, Londra 1978.

Aydın, Dündar, Erzurum Beylerbeyiliği, Kuruluş ve Genişleme Devri 1535-1566, TTK Yayını, Ankara, 1998.

Aydüz, Salim, Tophâne-i Âmire ve Top Döküm Teknolojisi, TTK Yayını, Ankara 2006.

, “Cıgalazâde Yusuf Sinan Paşa’nın Şark Seferi İçin Tophâne-i Âmire’de Hazırlanan Toplar ve Tophâne-i Âmire’nin 1012 (1604) Yılı Gelir-Gider Muhasebesi”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları Dergisi, Sayı 2 (1998), s. 139-172.

Aykun, İbrahim, Erzurum ve Çevresinde İlk Rus İşgali (1828-1829), (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 1991.

Aykut, Nezihi, “IV. Murad’ın Revan Seferi Menzilnâmesi”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı 34 (1984), s. 183-246.

Baddeley, John F., Rusların Kafkasya’yı İstilâsı ve Şeyh Şâmil, Çev. S. Özden, İstanbul 1989.

Baş, Yaşar, “Kiğı Demir Madeni ve Humbarahânesi”, Turkish Studies -International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic-,Volume 6/4, Fall 2011, 409-430.

Beşirli, Mehmet, “II. Abdülhamid Döneminde Osmanlı Ordusunda Alman Silahları”,

Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 16, (2004/1), s. 121-139.

Çapraz, Hayri, “Gürcistan’da Rus İdaresi’nin Yerleşmesi (1800-1850)”, OAKA, 1/1, (2006), s. 67-80.

Demlikoğlu, Uğur, Teşkilât ve İşleyiş Bakımından 18. Yüzyılda Erzurum Kalesi, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 2013.

Keegan, John, Savaş Sanatı Tarihi, çev. Selma Koçak, Doruk Yayınları, İstanbul 2007. Küçük, Cevdet, “Erzurum” Maddesi Diyânet İslâm Ansiklopedisi, C. 11, s. 321-329.

Levy, Avigdor, The Military Policy of Sultan Mahmud II, 1808-1839, Ph. D. Thesis, Cambridge, 1968.

Monteith, William, Kars and Erzeroum with The Campaigns of Prince Paskiewitch in 1828 and 1829, London 1856.

Önsoy, Rifat, Türk-Alman İktisadî Münasebetleri (1871-1914), Enderun Kitabevi, İstanbul 1982.

, “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Alman Subayları ve Alman Silah Sanayiinin Çıkarı (1871-1914)”, IX. Türk Tarih Kongresi Ankara 21-25 Eylül 1981 Kongreye Sunulan Bildiriler, C. II, TTK Yayını, Ankara 1988, s. 1207-1213.

Pamuk, Bilgehan, XVII. Yüzyılda Bir Serhad Şehri Erzurum, IQ Kültür Sanat Yayıncılık,

İstanbul 2006.

Parry, Vernon J., “Osmanlı İmparatorluğunda Kullanılan Harp Malzemesinin Kaynakları”, Çev. Salih Özbaran, İÜEF Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 3 (1972), s. 35- 46.

Petrović, Djurdica, “Fire-arms in the Balkans on the Eve and After the Ottoman Conquest of the Fourteenth and Fifteenth Centuries”, War, Technology and Society in the Middle East, ed. Vernon J. Parry and M. E. Yapp, Londra 1975, s. 164-194.

Soyluer, Serdal, Osmanlı Silah Sanayiinde Modernleşme Çabaları (1839-1876), (Yayınlanmamış Doktora Tezi) İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2013.

Şakul, Kahraman, “General Observations on the Ottoman Military Industry, 1774- 1839: Problems of Organization and Standardization”, Science between Europe and Asia. Historical Studies on the Transmission, Adoption and Adaption of Knowledge, haz. Feza Günergun-Dhruv Raina, New York: Springer-Verlag, 2011, s. 41-55.

Türk, Fahri, Türkiye ile Almanya Arasındaki Silah Ticareti 1871-1914, IQ Kültür Sanat Yayın, İstanbul 2012.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devleti Teşkilâtından Kapukulu Ocakları, II, TTK Yayını, Ankara 1988.

Ünver, Süheyl, “Dördüncü Sultan Murad’ın Revan Seferi Kronolojisi”, Belleten, XVI/64, (Ekim 1952), s. 547-577.

Yıldız, Gültekin, Neferin Adı Yok: Zorunlu Askerliğe Geçiş Sürecinde Osmanlı Devleti’nde Siyaset, Ordu ve Toplum (1826–1839), Kitabevi Yayın, İstanbul 2009.

Yınanç, Mükrimin Halil, “Erzurum” maddesi, İslâm Ansiklopedisi, C. 4, s. 345-353. Yorulmaz, Naci, “Bir Silah Kardeşliği’nin Dayanılmaz Maliyeti Almanya ve Askeri

Malzeme İthalatının Osmanlı Ekonomisine Etkisi (1871-1908)”, Birinci İktisat Tarihi Kongresi Tebliğleri-2, (Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İstanbul 7-8 Eylül 2007), İstanbul 2010, s. 699-710.

, “Ottoman Empire and Germany (1871-1908) Military-economic relationship Trade Activities of German Armaments Industry in the Ottoman Market”, www.turkishnews.com/.../ottoman-empire, 27 Kasım 2009, s. 1-19.                                                                                                                                                                                                Araş.Yazar:Yrd. Doç. Dr  Serdal SOYLUER                                                                                                                                                                                                                                                          (Değerli Hocamıza Ve Kaynaklara Teşekkürü Borç Biliriz)