ERZURUM VİLAYETİNDE 1910 KOLERA SALGINI VE ETKİLERİ

/ 31 Aralık 2017 / 544 / yorumsuz
ERZURUM VİLAYETİNDE 1910 KOLERA SALGINI VE ETKİLERİ

Giriş
Osmanlı Devleti’nin yenileşmesinde önemli bir dönüm noktası olan Tanzimat, idari alanda da bazı
düzenlemeleri beraberinde getirdi. 1840’lı yıllardan itibaren yapılan çalışmalarla birlikte yeni teşkilatın en
kapsamlı uygulaması, 1864 Vilayet Nizamnamesi’yle gerçekleştirildi. Birkaç yıl içerisinde bütün Osmanlı
vilayetlerinde uygulanan yeni sisteme göre Erzurum 8 sancak ve 48 kazadan oluşturuldu.1
1877-78 Osmanlı-
Rus Savaşı sonrasında Osmanlı’nın doğudaki toprak kayıplarının neticesinde yeniden düzenlenen Erzurum
vilayetinin2
idari taksimatında 1908 yılında da bazı değişiklikler yapıldı. Bu düzenlemeye göre Erzurum
vilayetinin idari yapısı şu şekilde oluşturuldu. Erzurum sancağı: Merkez, Bayburd, Pasinler, Kiğı, Tercan,
Kiskim,3
İspir, Namervan4
kazaları; Erzincan sancağı: Merkez, Kemah, Refahiye, Kuruçay, Pülümür kazaları;
Bayezid5
sancağı: Merkez, Diyadin, Karakilise,6
Eleşkirt, Tutak kazaları; Hınıs sancağı: Merkez.7

“Vibrio cholerae” mikrobunun sebep olduğu kolera; kusma, pirinç suyu tarzında sıklıkla dışkı, ateş
düşüklüğü, vücutta kuruluk ve baldırlarda krampla etkisini gösteren bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalığın
etkeni, 1884’te Robert Koch tarafından keşfedildi. Güneşe, ısıya ve dezenfeksiyona karşı direnci gayet az
olan mikrop, ıslak çamaşırlarda, suda, çamurda, nemli besinlerde ve dışkıda uzun süre yaşayabilmektedir.
Kolera hastalığının yayılmasındaki en önemli etken, bu mikrobu taşıyan insanlar ve hastalığı atlatan

taşıyıcılardır. Çeşitli yollarla vücuttan dışarı atılan mikrop, içme sularına ve pişmeden yenen besin
maddelerine geçmekte ve böylece bu besin maddelerini tüketenlere bulaşmaktadır. Mikroplu eşyalara temas
edilmesi, aynı tabak ve bardağın kullanılması neticesinde de hastalığın bulaştığı görülmektedir. Karasinekler
ve fareler vasıtasıyla da bulaşabilen hastalık, özellikle su yoluyla yayılmaktadır.8
Kolera hastalığının kökeni Hindistan’ın Ganj nehri sahilleri ve özellikle Bengale eyaletidir.
Hindistan’da daima endemik olarak görülen kolera, 1817 yılından itibaren Hindistan dışına çıkarak
dünyanın birçok yerinde büyük salgınlara sebep oldu.
9
Osmanlı payitahtında ilk kolera salgını, 1830 yılında
görüldü ve bu salgında 5-6.000 insan hayatını kaybetti.10 1847-1848 yılları arasındaki kolera salgını, İran
üzerinden Tiflis, Gürcistan, Kerç, Taygan ve ardından da Erzurum ve Trabzon’a bulaştı.11 Erzurum’da birkaç
yıl görülmeyen kolera, 1852 yılında İran’da ortaya çıkarak ticaret ve kervan yoluyla Erzurum’a ulaştı.12
Bunun hemen ardından Kırım Savaşı’nın da etkisiyle kolera, Kars’ta ortaya çıktı.13 1861 yılında yine İran’da
ortaya çıkan kolera, Tebriz’den Doğu Anadolu’ya bulaşarak Erzincan’da ölümlere sebep oldu.14 1889-1890
yıllarında imparatorluğun güney topraklarına bulaşan kolera, Erzurum bölgesini de etkileyerek Ekim
ayında Erzincan’da görüldü.15 Osmanlı coğrafyasını ve bütün kıtaları etkileyen geniş çapta bir kolera salgını,
1892 yılında meydana geldi. Erzurum Valiliği tarafından 1892 yılının Haziran ayında verilen bilgiye göre,
koleranın İran’ın Maku ve Rusya’nın Bakü şehirlerinde var olduğundan şüphelenilmekteydi.16 Hastalığın
bulaşmaması için hemen tedbirlere başlanarak karayoluyla Rusya’dan ve İran’dan Erzurum, Trabzon ve Van
gibi sınır vilayetlerine gelecek yolcu ve eşyaların 10 gün karantinaya alınmasına karar verildi.17 Alınan bu
tedbirlere rağmen kolera, Eylül ayında Erzurum vilayetine bulaştı.18 Aralık ayına kadar devam eden salgın,
vilayet genelinde birçok insanın ölümüne sebep oldu.
19 Bunun ardından kolera, 1894’te Erzincan’da20 ve
1907’de de gelen göçmenler vasıtasıyla Pasinler tarafında salgın halinde görüldü.21

1. Koleranın Erzurum Vilayetine Bulaşmaması İçin Yapılan Çalışmalar ve Vilayetin Durumu
Bu salgınların ardından Erzurum vilayetinin birçok yerinde etkisini gösterecek büyük bir kolera
salgını 1910 yılında meydana geldi. Erzurum’a koleranın bulaşması, bütün Osmanlı topraklarına bulaşması
anlamına geleceğinden bunun için tedbir alınması gerekmekteydi.22 Bu sebeple Rusya’daki koleraya karşı
Haziran ayında sınırlarda tedbir alınmaya başlandı. Sınırdaki geçiş noktalarının bazıları kapatılırken
Kiskim’in Milo,23 Namervan’ın Kaleboğazı,24 Pasinler’in Kötek,25 Bayezid’in Karabulak26 kapılarının açık
bulundurulmasına ve bu dört geçiş noktasına doktor gönderilmesine karar verildi.27 Karantina
müfettişliğinden ise Kötek ve Karabulak mevkilerinin açık bulundurulması düşünülmüştü. Sınır üzerindeki
köylerin ahalisinin yaşayacağı sıkıntıları göz önünde bulunduran Erzurum Valiliği, Milo ve Kaleboğazı

kapılarının da açılmasını talep etti.28 Bunun üzerine Milo kapısının açılmasına izin verilirken diğer geçiş
noktası olan Kaleboğazı için daha sonra karar verileceği cevabı verildi.29
İstanbul tarafından sınır üzerindeki ihtiyaçlar ve yürütülen faaliyetler takip edilmekteydi.30 Vali
Celal Bey’in, 15 Temmuz tarihli telgrafına göre sınırda şimdiye kadar açık tutulan üç kapıya doktor
görevlendirilmişse de güvenlik açısından sıkıntılar vardı. Hastalık daha çok kaçaklar vasıtasıyla
bulaştığından sınır müfrezelerinin artırılması gerekliydi.31 Celal Bey tarafından nerelerde doktor ihtiyacının
olduğuna dair de bilgi veriliyordu. Karantina ve Sıhhiye müfettişinin kararı üzerine Rusya ile en fazla
bağlantısı olan İspir, Kiskim, Namervan, Bayezid, Hasankale ve Eleşkird taraflarında birer doktor
bulundurulmasına ihtiyaç vardı. Ayrıca Rusya’dan geleceklerin birçok yerde engellenmesi ile Namervan ve
Eleşkird ahalisinin Rusya ile işlerini yürüttüğü Kaleboğazı ve Çat kapılarının kapatılması, ahaliyi memlekete
kaçak şekilde girmeye mecbur edeceğinden buraların doktor tayin edilerek açılması gerekiyordu. Celal Bey,
bununla birlikte şehrin durumunu da aktararak temizlik ve altyapı konusunda birçok sıkıntının yaşandığı
Erzurum’a koleranın bulaşması büyük bir felakete sebep olacağından birkaç doktorla hiç olmazsa küçük iki
etüv makinesi istemişti.32

Vilayetten koleraya karşı doktor ve gerekli makineler istenirken hastalık Osmanlı topraklarına biraz
daha yaklaştı. 21 Temmuz’da Rusya’dan 110 yolcu Kötek karantinasına geldiyse de daha sınırı geçmeden
yolculardan ikisi öldü.33 Ölenlerin hastalığının kolera olduğu Rusya karantina doktoru tarafından bildirildi
ve bunların tamamı Kötek’te karantina altına alındı. 23 ve 27 Temmuz tarihli telgraflarla Vali Celal Bey,
alınacak tedbire rağmen karantinahanelerdeki imkânsızlıklara, maddi sıkıntılara ve sağlık memurlarının
verilen emirlere uymadıklarına değinmişti. Ne yolcuların ne de karantina merkezinin durumu iyi değildi.
Geçici olarak görev yapan askerî doktor, görevlilere ödenek verilmediğinden istifa etti. Karantinahane
masraflarının ödenmesi isteğine dair doktorlar tarafından gönderilen telgraflar, vilayet merkezindeki
Karantina Müfettişliğine havale edilmişse de “görülmüştür” ibaresiyle iade olunmaktaydı. Celal Bey, mevcut
şartlarla hastalığın bulaşmasının önlenemeyeceğini ifade etmekteydi.34 Bu sıkıntıları yerinde görerek bir
çözüm bulmak isteyen Celal Bey, Bayezid’e gittiği sırada Erzurum’daki tedbirler için 50.000 kuruşun
harcanmasına izin verildi.35

Erzurum Valiliğinin çaresizliklere çözüm aradığı sırada kolera, Rusya’dan İran’a bulaşmış ve oradan
Van’a gelen yolcularda da hastalık görülmüştü. Bunun üzerine İran’a karşı Kızıldize’de36 bir tahaffuz mevkii
tesis edilmesi gerekirken oraya görevlendirilecek doktor yoktu. Bu sebeple Sıhhiye Nezaretinden Erzurum
Karantina Müfettişliğine hemen tebligat gönderilerek gerekli doktor ve ihtiyaç duyulan malzemelerin
gönderilmesi istendi.37 Hastalığın Osmanlı topraklarına bulaşmasını engellemek için sınır vilayetlerine
doktor görevlendirilmesine karar verilerek38 2.000 kuruş maaşla Van’a 8, Erzurum’a da 7 doktor tayin
edildi.39

Osmanlı Devleti’nin kronik bir hale gelen sorunlarının başında ekonomik bunalım gelmekteydi. Bu
doğrultuda devlet, içeride ve dışarıda birçok sorunla uğraşırken çoğu zaman maddi yetersizlikler bu
sorunların çözümünü olumsuz yönde etkilemekteydi. Nitekim Erzurum ve Van’a görevlendirilen
doktorların maaşlarında ve gönderilecek malzeme masraflarının ödenmesinde aynı sorunla karşılaşıldı.
Gönderilecek doktorların yıl sonuna kadar olan maaşlarıyla birlikte ihtiyaç duyulan malzemeler için toplam
450.000 kuruş gerekliydi. Bu paranın Dâhiliye Nezaretinin ödeneğine ilave edilerek kullanılması konusunda
Meclis-i Mebusanın açılışından sonra onaylattırılmak üzere geçici kanun hazırlandı.40 Bu konu Meclis-i
Mebusanda görüşülürken tartışmalar da yaşandı. Yapılan talepte koleranın görüldüğü Van ve Erzurum’a 2-

3 aylığına 12 doktor gönderilmiş ve bunların her birine 2.000 kuruş maaş tahsis edilmiş olduğu ifade
edilmekteydi.41 İstenen paranın gönderilecek doktorların maaşlarının karşılığı olarak yüksek görülmesine
Dâhiliye Nazırı Mehmed Talat Bey, söz konusu miktarın yalnızca doktor maaşlarının karşılığı olmadığını,
aynı zamanda oralara gönderilen malzemelerin satın alınması için istendiğini ifade etti.42 Bunun üzerine söz
konusu ödenek, bütün vilayetleri kapsayacak şekilde değiştirilerek kabul edildi.43 Tayin edilen doktor sayısı
15 olmasına rağmen Meclisteki görüşmelerden bunlardan ancak 12’sinin gönderildiği anlaşılmaktadır.44
Fakat 31 Ağustos’ta vilayetten verilen bilgiye göre tayin edilen 7 doktordan sadece 4’ü Erzurum’a geldi.45 Bu
sebeple kurulan karantinahanelerden 3’ü doktorsuz kalırken koleranın vilayete bulaşması sebebiyle çevre
yerleşimler için de doktor ihtiyacı ortaya çıktı.46

2. Koleranın Erzurum’a Bulaşması ve Alınan Tedbirler
Ağustos ayı boyunca merkezden istenen doktorlar, daha Erzurum’a ulaşmadan Kötek’e bir saat
uzaklıkta olan Isısu47 köyünde koleradan 3 kişi vefat etti.48 Koleranın Erzurum’da görülmesi üzerine
doktorların yolda olduğu ve oraya ulaşana kadar köyün hemen kordon altına alınarak hastalığın
yayılmasına engel olunması istendi.49 Söz konusu köyün kordon altına alınmasına rağmen kısa sürede
kolera, başka köylerde de ortaya çıktı.50 Vilayete bulaşan kolera, İngiliz Konsolosluğunun verdiği bilgiye
göre Erzurum şehir merkezinde görüldü ve idareciler, bu hastalığa karşı tedbir alınması noktasında yetersiz
kaldı. Zira geçici bir hastane kurulmasıyla birlikte şehrin temizliği ve yiyeceklerin kontrol altına alınmasına
rağmen belediye işçilerinin yetersizliği ve özellikle Müslüman nüfusunun hastalığa karşı bilinçsizliği ve
alışkanlıkları, alınan tedbirleri olumsuz yönde etkiledi.51 Ahali, karantina ve kordon uygulamasına pek sıcak
bakmadığından alınan tedbirlere uymamaktaydı. 28 Ağustos 1910 tarihinde Celal Bey’in gönderdiği
telgrafta hasta ve ölenlerin evlerinin kordon altına alınmasına bazı cahiller tarafından engel olunmaya
çalışıldığı bildirilmekteydi.52 Vali Bey’in 2 Eylül tarihli şifresinde de ahalinin karantina uygulamalarına karşı
olan hareketi, alınan tedbirleri olumsuz yönde etkilediğinden suçluların cezalandırılması isteniyordu.53 Bu
olumsuz durumun hemen önüne geçilmesi için 5 Eylül’de ceza kanununun 99. maddesine ek olarak kanun
maddesi hazırlandı. Bu maddeye göre her kim olursa olsun kolera ve diğer bulaşıcı hastalıklardan hasta
veya vefat edenlerin hanesinin ve diğer yerlerin kordon altına alınmasına dair hükümet tarafından yapılan
işlere karşı çıkarsa yaptığına göre bir aydan iki seneye kadar hapis ile cezalandırılacaktı.54 Hemen ardından
kanunun yürürlüğe girmesi için irade verildi.55

Ahalinin alınan tedbirlere karşı hareketinin engellenmesi ve kordonların güvenliğinin sağlanması
gerekirken bu işi yürütecek yeterli sayıda jandarma bulmak vilayet için diğer bir sıkıntıydı. Ayrıca vilayete
bağlı olan birimlerden de jandarma istenirken sadece vilayet merkezinde hanelerin kordon altına alınması
için bir bölük askerle kordonlara da onar askerin gönderilmesine izin verildi. Kordon kurulan yerlerde
müsait binalar olmaması sebebiyle bu konuda da sıkıntı çekildi. Doktor ve ilaç sıkıntısının devam ettiği
Erzurum’da İstanbul’dan gelen dört doktor da yeterli olmamış, alınacak tedbirler için gönderilen para da
azalmıştı. Bu sebeple 31 Ağustos’ta çok acil doktor, eczacı, ilaç, etüv ve pülverizatör gönderilmesi istendi.56
Bu acil isteğe bir gün sonra cevap verilebildi. 50.000 kuruşun yarın havale edileceği ve doktorların
Erzurum’a ulaşmasına kadar uygun maaşlarla yerli doktorların görevlendirilmesi gerektiği bildirildi. Etüv

ve pülverizatörlerin de çözümüne bakılacağı ifade edildi.57 Ancak çözümüne çok fazla bakıldığı
düşünülmemektedir. Zira hastalığa yönelik tedbirler içerisinde önemli bir yeri olan etüv makinesi için
hastalık bittikten sonraki bir tarihte yani Ocak 1911’de Avrupa’ya sipariş edilenlerin gelmesiyle
gönderileceği bildirilecekti.58

Kolera salgınına karşı ihtiyaçlar, vilayet tarafından sürekli olarak arz edilirken esasında İstanbul
tarafından da bu eksiklikler bilinmekteydi. Zira bu işle ilgilenen kurum olan Meclis-i Tıbbiye-i Mülkiye ve
Sıhhiye-i Umumiyenin 5 Eylül tarihinde Dâhiliye Nezaretine gönderdiği tezkiresinde Rusya ile sınır olan
vilayetlerde sağlık teşkilatının olmamasından koleranın memlekete girdiği ifade edilmekteydi. Koleranın bir
memlekete vereceği zararın savaş hasarından az olmayacağı ve buna rağmen sağlık alt yapısı açısından
memleketin yokluk içinde olduğu beyan edilerek en azından 30.000 lira tahsis edilmedikçe memleketin
muhtaç olduğu tedbirlerin alınamayacağı açık bir şekilde belirtilmekteydi. Ayrıca bu defaki durumun kötü
olduğunu ve koleranın Erzurum’a sınır vilayetlere de yaklaşmakta olduğundan sonucun çok vahim olacağı
Meclis-i Tıbbiye-i Mülkiye ve Sıhhiye-i Umumiyece tahmin edildiğinden meselenin önemi bir defa daha
hükümetin dikkatine sunularak yapılması gerekenlerin kabul edilmesi istenmekteydi.59
Erzurum vilayetinde kolera, Eylül ayının başında etkisini sürdürdü.60 Örneğin Namervan’da
hastalığın ilk görüldüğü andan itibaren 130 kişi hastalanmış bunların 80’i vefat etmişti.61 Hastalık, Kiskim,
Tortum ve İspir’e de bulaştı.62 Kiskim Osmanlı Kulübü Heyeti’nden Dâhiliye Nezaretine gönderilen telgraf,
orada yaşanan sıkıntıyı ortaya koymaktadır: “Kurrâmızda mukîm doktora ihtiyâç var iken yirmi gün evvel zuhûr
eden koleraya karşu tedâbîr ittihâzı içün vilâyetten istenilen doktor mu‘âllece elân gönderilmedi yevmiyye beş vefeyât
vukû‘ buluyor bunların hâneleri jandarma bulunmamasından kordon altına alınamıyor bu husûsa hizmet etmek üzere
istenilen asker de gönderilmiyor yevmiyye bir musâb bir vefât olan Erzurumda yirmi doktorun bulunması yevmiyye beş
altı vefeyât zuhûru ile taht-ı tehlîke ve tehdîdde bulunan Kiskimde bir doktorun bulunmaması hiçbir ma‘delet râzı
olamayacağından icrâ-yı icâbı müsterhamdır”.
63 Bu telgraf üzerine Kiskim’e doktor gönderilmesi vilayete tebliğ
edilmişse de64 Erzurum Valiliğinden, Kiskim’de hastalığın çıktığı haber alınır alınmaz Dr. Ermenak
Hüdadyan Efendi’nin gönderildiği cevabı verildi.65 Söz konusu telgrafta vilayet idarecilerinin konuya
kayıtsız kaldığı vurgulansa da böyle olmadığı görülmektedir. Zira 20 doktor var denilen Erzurum’da doktor
sıkıntısı en önemli meselelerden biriydi. Ayrıca ilaç konusunda da birçok yerle beraber merkez de sıkıntı
yaşamaktaydı. Ancak ahalinin durumunu ve çaresizliğini ortaya koyan bu telgraf, aslında Erzurum
vilayetinin genel bir tablosunu da çizmekteydi.
Vilayet merkeziyle birlikte çevre yerleşimlerde birçok konuda eksik varken hastaların tedavisinde
kullanılacak ilaç da bulunamıyordu.66 Vilayetin ilaç ve malzeme talebine karşılık, ilaçların bir kısmının
Avrupa’dan sipariş edildiğinden, geldiğinde Erzurum’a gönderileceği bildirildi. Bunun üzerine İstanbul’dan
bir miktar ilaç satın alınarak gönderilmesi istendi.
67 Bu istek üzerine İstanbul’dan ilaç satın alınarak ilk
vasıtayla gönderileceği 17 Eylül’de bildirildi.68 Ancak bunun üzerinden 10 güne yakın bir süre geçmesine
rağmen ilaçların yola çıkarıldığına dair bir bilgi yoktu.69 Bu konudaki talebin yinelenmesi üzerine ilaçların
hazır olduğu ve salı günü hareket edecek Rus vapuruna teslim edilerek gönderileceği cevabı verildi.70
Ahalinin çaresizliğine birçok yazıyla çözüm arayan vilayet yöneticileri, merkezin bu tutumu sebebiyle
aslında kendileri de çaresiz kalmıştı. 17 Eylül’de satın alındığı bildirilen ilaçların hala İstanbul’da olup salı
günü yani 27 Eylül’de vapura teslim edileceği bilgisinin verilmesi de bunun göstergesiydi. Bu arada kolera
da etkisini artırmaktaydı. Sadece 24-30 Eylül arasında vilayetin genelinde 114 kişi hastalanırken bunların
105’i hayatını kaybetti.

Vilayetin ihtiyacı olan ödenek konusunda Dâhiliye Nezaretinin 9 Ekim tarihli telgrafında şimdiye
kadar Erzurum vilayetine 100.000 kuruşun gönderildiği ifade edilmekteydi. Ayrıca bu paranın hesaplı bir
şekilde harcanarak tedbirler konusundaki çalışmanın da ona göre yapılmasının gerekli olacağı bildirilmekteydi.72
Vali Celal Bey’in 8 Aralık tarihli yazısına göre de bu dönemde kolera hastalığına karşı alınan tedbirler için
ilaç masrafı dışında toplam 253.161 kuruş ödenek verilmişti.73
Erzurum’da hastalığın yayılmasıyla beraber bu defa vilayetin Tutak, Bayburd ve Erzincan gibi temiz
olan yerlerinin hastalıktan korunması gerekiyordu. Hastalığın bulaşmadığı yerlerin ve Rusya sınırının
korunması amacıyla kurulması gerekli görülen kordonlar için ihtiyaç duyulan askerin kumandanlıktan talep
edilmesi bildirildi. Asker ihtiyacı konusunda merkezden bu işe daha dikkat gösterilerek talebe olumlu cevap
verilmediği takdirde nezarete bilgi verilmesi de tebliğ edildi.74 Bu konuda iç kordonlar için ihtiyaç duyulan
askerin verildiği Vali Bey tarafından bildirilerek tebligata gerek olmadığı ifade edildi.75 Ayrıca Erzincan’ın,
ordu merkezi olması sebebiyle hastalığın oraya da bulaşmamasına çalışılmaktaydı. Bundan dolayı o çevrede
dört karantina merkezi kuruldu.76

Vilayet içerisinde hastalığın diğer yerlere bulaşmaması amacıyla kurulan karantina merkezlerinde
ahalinin doktorlara güvenmemesi sebebiyle de sıkıntılar yaşandı. Mağdenhanları’nda kurulan
karantinahanede bir kişinin kolera benzeri belirtilerle hastalanarak vefat etmesi üzerine karantina altında
bulunanlar, zehir vererek hastayı öldürdünüz diyerek doktoru sıkıştırmışlardı.77 Doktor sıkıntısının aşırı
derecede çekildiği bir sırada doktorlara karşı böyle güvensizlik sebebiyle yapılan saldırılar, işi daha da zor
duruma sokuyordu.
3. Koleranın Sosyo-Ekonomik Etkileri
Kolera, daha Erzurum vilayetine bulaşmadan önce etkileri hissedilmeye başlandı. Sınır üzerindeki
bazı köylerde ahalinin tarlalarının Rusya tarafında kalması ve sınır hattının gayet uzun olması sebebiyle
geliş-geçişin tamamen yasaklanması zararlı olacağından ve başlangıçta yalnızca Kötek ve Karabulak
mevkilerinin açık bulundurulması, buraların iş yükünü artıracağından Milo ve Kaleboğazı kapılarının da
açılması konusundaki talep üzerine78 Milo kapısının açılmasına izin verilmişti.79 Bu köylerin durumuna dair
askeriye tarafından verilen bilgiye göre de tarlaları Erzurum tarafında olup köyleri Rusya tarafında kalan
Orcuk80 ahalisiyle köyleri Erzurum tarafında mezraları Rusya tarafında kalan Hod-ı Süfla81 ahalisinin geliş-
geçişini engellemek mümkün olamayacaktı.82 Bu konuda söz konusu köylerin ahalisinin muayene edildikten
sonra sınırdan geçmelerine izin verildi.83 Ancak bu ahalinin arazilerinde çalışmak için her gün sınırı geçmek
mecburiyetinde kaldıklarını ifade eden Vali Celal Bey, bu kişilerin her defasında muayeneye tabi
tutulacağından bu iki köyde birer doktor bulundurulmasının gerektiğini bildirdi.84 Sıhhiye Nezaretinden
bunların durumunun sınırdan genel olarak geçenlerin durumundan farklı olduğu ve bu kişilerin yalnızca
müşahedede tutulması gerekeceğinden o bölgeye doktor gönderilmesi uygun bulundu.85
İngiliz konsolosluğu tarafından verilen bilgiye göre ahali, vilayetin birçok yerinden kışlık ihtiyacını
karşılamak zorunda kalmıştı. İhtiyaçların karşılanmasında fiyat artışına sebep olunmasından korkan
idarecilerin, söz konusu karantinalarda katı uygulamalar yapmasına imkân olmadığı ifade edilmekteydi.
Bununla birlikte dolaylı yollardan karantinadan kurtulmak isteyenlere her türlü kolaylığın sağlandığı
belirtilmekteydi.86 Böyle bir bilginin verilmesine rağmen karantinalardan birçok insanın etkilendiği
görülmektedir. İspir’de hastalığın görülmesiyle birlikte her sene Eylülün 12’sinde (25 Eylül) orada açılan
panayırda, çevre vilayetlerden 8-10.000 kişi toplandığı için bu kadar insanın orada toplanması hastalığın her
tarafa yayılmasına sebep olacağından panayırın açılışı yasaklandı.

Vilayet içerisinde hastalığın sirayetinin engellenmeye çalışılmasıyla birlikte koleranın diğer
vilayetlere bulaşmaması için Van88 ve Sivas tarafından da çalışmalar başlatıldı.89 Hastalığın Erzurum’da
artmasıyla çevre vilayetlere daha dikkatli davranılması ve hastalığın bulaşmaması için gerekli çalışmaların
yapılması Dâhiliye Nezaretinden tavsiye edildi.90 Koleranın bulaşmaması için gerekli çalışmaların yapılması
yönünde bilgi verilmesine rağmen kişilere göre keyfi uygulamaların yapıldığı da görülmektedir. Kolera
salgını sırasında Erzurum’da bulunan Trabzon Avusturya Konsolosu Mösyö De Mevriche, koleraya
yakalanmış ve Erzurum’da karantinaya alınmak istenmişti. Ancak karantinada kalmak istemeyen konsolos,
Erzurum’dan çıkan yolculara uygulanan 5 günlük karantina süresini Trabzon’da geçirmek istedi. Bu konuda
Sıhhiye Nezaretinden Dâhiliye Nezaretine gönderilen 17 Eylül tarihli tezkirede koleranın Trabzon’da da
yayılması sebebiyle iki vilayet arasındaki karantina kordonlarının bir anlamının kalmadığı ve her ihtimale
karşı bir süre daha geliş-geçişin denetim altında tutulmasına devam edilmesinin yanında konsolosa da
zorluk çıkarılmaması istendi.91 Bu örnekten de görüldüğü üzere kapitülasyonlar nedeniyle zaten pek çok
açıdan imtiyazlı olan yabancı ülke vatandaşlarına bütün memleket ahalisini tehlikeye sokacak etkiye sahip
olan kolera konusunda da ayrıcalık tanınmıştı. Yabancı temsilcilere tanınan imtiyaz, maalesef Osmanlı
ahalisine tanınmıyordu. Çocuklar da dâhil olmak üzere bu merkezlerde imtiyazsız herkes, karantina
beklemek zorundaydı. Ayrıca İstanbul’dan verilen emir üzerine karantinalarda çocuklar ve askerler istisna
olmak üzere diğer yolculardan vergi alınıyordu.92 Vilayet tarafından karantinalarda kişi başı toplam 7,5
kuruş vergi alınması memurlara bildirilmişse de93 bu miktarın günlük olduğu yani her gün 7,5 kuruş
alınması Sıhhiye Nezaretinden tebliğ edildi.94 Bu da kişi başı ciddi bir rakama ulaştığından karantinadaki
sefaletin yanında ekonomik olarak zor şartlarda yaşamını sürdüren ahalinin durumunun daha da kötü bir
hale gelmesi demekti.
Karantina uygulamasının birçok alanda etkisi olmakla birlikle bu etki ticaret ve ekonomide de ağır
bir şekilde hissedilmekteydi. Erzurum’da pastırma imal edilerek dışarı nakledilmekte ve bu şekilde birçok
insan geçimini sağlamaktaydı. Ancak kolera sebebiyle pastırma ihracı yasaklandı. Yasağın devam etmesi
halinde tamamen sıkıntıya düşeceklerinden ihracata izin verilmesi tüccarlar tarafından talep edildiyse de95
koleranın ortaya çıktığı yerlerden pastırma ve sucuk gibi kuru etlerin ihracı uygun olamayacağından bu
isteğe olumlu cevap verilmedi.96 Bununla birlikte hıyar mahsulünün satışı da yasaklanmıştı. Bu nedenle
zarara uğrayan bostancı esnafından zararlarının tazmin edilmesi yönünde istekte bulunulduysa da umumi
sağlığın korunması noktasında hükümetin uygulamaya mecbur olduğu tedbirlerden kaynaklı meydana
gelen zararların tazmin edilmesinin gerekmeyeceği cevabı verildi.97

Ordu merkezi olan Erzincan’ın ihtiyacının karşılanması noktasında Kelkit ve Şiran’la bağlantısı
bulunuyordu. 23 Ekim’de Erzincan Mutasarrıflığından gönderilen bir telgrafa göre hastalık olan Trabzon ve
Gümüşhane’ye karşı bu kazaların korunmasının gerekliliği daha önceden de bildirilmişti. Kelkit ve Şiran’da
her ne kadar hastalığa dair haber yoksa da buralar, Trabzon’daki tehlikeye karşı açıktı ve Erzincan
tarafından da bu kazalara geliş-geçiş engelleniyordu. Bu sebeple de ordunun ihtiyaçlarından dolayı son
derece şikâyet meydana geliyordu. Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte yollar kapanacağından ihtiyacın
giderilmesini kolaylaştırmak için Kelkit’le Şiran’a karşı karantinayı kaldırmak gerekliyse de bunun
yapılması da oraların Trabzon’a karşı korunmasına bağlıydı. Hem ordunun ihtiyaçlarının giderilmesi ve
hem de bu kazaların hastalıktan korunması için gerekli çalışmaların yapılması konusunda Trabzon ve
Gümüşhane’ye emir verilmesi istendi.98 Erzurum’daki koleraya dair İngiliz Konsolosluğunun tuttuğu
istatistikte Ekim ayında Erzincan’da bir kolera vakasının görüldüğü kaydedilmişse de99 Erzincan
Mutasarrıflığı tarafından ordu merkezi olması hasebiyle hastalığın bulaşmadığı zikredilmekteydi.
Erzurum vilayeti çevresindeki karantinaların durumu bu şekildeyken vilayetin çoğu yerinde
hastalık devam ediyordu. 1-8 Ekim arasında 68 kişi hastalanırken bunların 48’i öldü. Sonraki bir hafta da ise

bu sayı, 17 hasta ve 13 ölü olarak kaydedildi.100 Kasım ayı başlangıcına kadar rakamlar ortalama olarak bu
şekilde seyrederken söz konusu ayda bitme derecesine kadar gerileyerek sadece birkaç vaka görüldü.101
Hastalığın bulaşmaması yönünde vilayetler arasında gerekli kordon ve karantina çalışmalarının
yürütülmesine rağmen bu karantina merkezlerinde malzeme eksikliği sebebiyle çeşitli sıkıntılar
yaşanmaktaydı. Vali Celal Bey’in 6 Kasım’da Dâhiliye Nezaretine gönderdiği telgrafta Erzincan bölgesindeki
karantinaların eksikliğine ilişkin Erzincan İdare Meclisine ait mazbata sureti sunulmuştu. Mazbatada
Erzurum ve Trabzon vilayetleriyle bu vilayetlerin çevresindeki bazı yerlerde hala devam eden kolera
hastalığına karşı ordu merkezi olan Erzincan sancağının kurulan karantinalarla korunmaya çalışıldığı ifade
edilmişti. Ancak imkanların yetersizliği sebebiyle faaliyeti devam ettirilemeyecek olan karantinalar için
malzeme talep edildi. Buralardaki ihtiyacın tamamı için 200.000 kuruş istendi.102 Fakat istenen ödenek
merkezce fazla görülerek gerçek ihtiyacın araştırılması vilayete tebliğ edildi.103 Yapılan inceleme neticesinde
hiçbir karantinahanede şilte ve yatak gibi eşya olmaması sebebiyle şimdilik 50.000 kuruşun yetebileceği
cevabı verildi.104 Talep edilen para miktarının düşürülmesine rağmen 23 Kasım’da vilayette 15 günden beri
koleraya yakalanan yeni bir hasta olmadığından ödenek verilmesinin gerekmeyeceği Meclis-i Tıbbiye-i
Mülkiye ve Sıhhiye-i Umumiye tarafından bildirildi.105 Aynı gün Erzurum vilayeti tarafından da her iki
vilayette salgının bitme derecesine gelmesiyle Trabzon’a karşı uygulanmakta olan karantinanın kaldırılması
istendi. Zaten Trabzon’dan İstanbul tarafına gidenlere uygulanan karantina da 15 Kasım’da kaldırılmıştı.106
Aralık ayında da Van vilayetinden Erzurum’a karşı uygulanan karantina iptal edildi.107
Umur-ı Tıbbiye-i Mülkiye ve Sıhhiye-i Umumiyenin verdiği bilgiye göre 15 Temmuz-23 Kasım 1910
tarihleri arasındaki süreçte Erzurum vilayetinde toplam 848 kişi koleraya yakalandı ve bunların 581’i vefat
etti. 261 kişi de tedavi edilerek sağlığına kavuşturuldu.108 Bu sayının içerisinde olmak üzere Celal Bey’in 8
Aralık tarihli yazısına göre vilayet merkezinde ise 99 kişi hastalığa yakalanırken bunların 73’ü vefat
etmişti.109

Sonuç
Devletin bu işle ilgilenen resmi birimi olan Umur-ı Tıbbiye-i Mülkiye ve Sıhhiye-i Umumiye
tarafından koleranın Erzurum vilayetinde 15 Temmuz 1910 (2 Temmuz 1326) tarihinde görüldüğü
bildirilmektedir. Vilayet sınırları içerisinde görüldüğü tarihin ise vilayetin geniş olması ve yeterli doktorun
bulunmaması sebebiyle net bir şekilde bilinemediği ifade edilmektedir.110 15 Temmuz’da hastalığın
Erzurum’da görüldüğünden kasıt, sınır üzerindeki karantina merkezlerine gelen yolcular olduğu tahmin
edilmektedir. Yine vilayet içerisinde tam olarak hastalığın çıktığı tarihin belirlenemediği ifade edilse de
resmi yazışmalardan Ağustos ayının ortalarında hastalığın görüldüğü anlaşılmaktadır.
1908 yılında Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte devletin iç ve dış sorunlarının çözüleceğine dair büyük
umutlar doğmuştu. Bunlardan biri de doğrudan devleti etkileyecek olan hastalıklar ve toplum sağlığıydı.
Lakin 1910 yılı kolera salgını sırasında yaşananlar ve eksiklikler, bu alanda çok fazla bir değişimin
olmadığını göstermektedir. Yusuf Hikmet Bayur’un da ifade ettiği üzere “Dünyada pek az hareket Osmanlı
Meşrutiyeti kadar büyük ümitler doğurmuştur ve keza pek az hareket doğurduğu ümitleri bu kadar çabuk ve katî olarak
boşa çıkarmıştır.”111 Dönemin bütün eksikliklerinin yanında koleranın yüzlerce insanın ölümüne sebep
olduğu bir sırada hastalığa ve taşrada yaşananlara karşı bazı idarecilerin kayıtsız kaldığı da görülmektedir.
Meclis-i Mebusanda koleraya dair ödenek konusundaki görüşme esnasında mebuslar tarafından yapılan
eleştiriler karşısında Dâhiliye Nazırının verdiği cevap dikkat çekmektedir: “Meclisi Umuru Tıbbiye hakikaten
düşündü. Kolera hastalığı için 150 bin lira sarf etmek lazım geliyor. Bütün vilâyet [vilâyât] etüv makinası, muvazzaf
tabip, pulvarizatör vesaire, indelyekûn 150 bin lira ediyor. Kolera zuhur etmezden evvel Hükûmet bunu sarfedebilir
miydi? Rica ederim ama, vatan tehlikede değil. Kolera henüz sirayet etmemiş.”112 Malî bunalım devletin ciddi bir sorunu olsa da bu sorunla birlikte bazı idarecilerde hastalığa karşı idraksizlik de vardı. Bu gibi örnekler
geneli kapsamamakla birlikte devletin önemli bir birimini idare eden bir kişinin hastalığa karşı bu şekilde
bakması, toplum ve devlet üzerinde büyük bir etkiye sahip olan hastalığın ikinci plana atıldığını ve verdiği
zararların mahiyetinin idareciler tarafından algılanamadığını ya da algılanmak istenmediğini
göstermektedir.
Devletin mali durumundaki yetersizlik, salgının önüne geçilmesi açısından ne derece olumsuz bir
durum ortaya çıkarmışsa devletin sahip olduğu kalifiye eleman konusunda da aynı sıkıntılar görülmektedir.
Zira koleranın çok hızlı bir şekilde ilerlemesine ve yüzlerce insanın ölümüne sebep olmasına rağmen
hastalığa karşı alınacak tedbirlerde baş aktörlüğü üstlenen doktor sayısı yeterli değildi. Aynı zamanda
Erzurum’a görevlendirilenlerin de İstanbul’dan yola çıkarılmalarında biraz rahat davranıldığı
görülmektedir. Bununla birlikte ilaç sıkıntısı yaşanan vilayetten bu konuda yapılan taleplere de çok şaşırtıcı
cevaplar verilmişti. İstenen ilaçlar olmadan hastalığın tedavisinin mümkün olamayacağı bilgisinden uzak bir
şekilde İstanbul’daki idareciler tarafından ilaçların Avrupa’dan sipariş edildiği ve geldiği zaman Erzurum’a
gönderileceği bildirilmişti. Yine yerel idareciler tarafından çeşitli önerilerle sorun çözülmeye çalışıldı.
Koleraya karşı yürütülen çalışmalara dikkat edilmesi ve gereğinin yapılması, vilayete defaten bildirilmişse
de söz konusu çalışmaların ve eksikliklerin tamamlanmasını sağlayacak olan her türlü alt yapının tedariki,
bu işle ilgilenen kurumlara ve doğal olarak hükümete aitti. Bu eksiklikler sebebiyle Erzurum’da durum içler
acısıydı. Merkezden hastalığa karşı alınan tedbirler konusunda vilayete yapılan birçok tebligata ve kesin
emirlere rağmen bu kayıtsızlık karşısında çaresiz kalan vali, ancak taleple idare edebilmekteydi.
Ahalinin sert tedbirler alınarak karantinalarda tutulmasıyla birlikte oradaki zor şartlar ve fakir
ahalinin ekonomik imkânları göz önünde bulundurulmamıştı. Buna karşın yabancı bir temsilci,
karantinalardaki zorluk sebebiyle hastalıklı olmasına rağmen vilayetin kararlarına ve en önemlisi karantina
nizamlarına mugayir olarak bu zorunluluklardan muaf tutulmuş ve kişiye göre muamele yapılmıştı. Hiçbir
ayrım ve fark gözetmeksizin toplumun bütün kesimine uygulanması gereken tedbir, hastalığın bulaşma
riskinin büyük olmasına rağmen göz ardı edilmiş ve kapitülasyonların da etkisiyle bazı kişiler keyfe göre
ahaliden ayrı tutulmuştu. Bunların tamamı, hastalığın toplum üzerinde yaptığı etkinin kavranamadığını,
ahalinin önemsenmediğini ve biraz da taşranın göz ardı edildiğini düşündürmektedir. Yapılan taleplerin de
yetersiz ve çok geç karşılanması neticesinde vilayette koleranın etkisinin büyük olması sonucu çok da
şaşırtıcı görülmemektedir.                                                                                                                                               KAYNAKÇA
I. Arşiv Vesikaları
1. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)
Sadaret Mektubî Mühimme Kalemi Evrakı (A.MKT.MHM.): 569/21.
Bab-ı Âlî Evrak Odası Evrakı (BEO): 127/9492, 27/1987, 30/2227, 64/4783.
Bab-ı Âlî Evrak Odası Evrakı Ayniyat Defterleri: 1691.
Dahiliye Nezareti İdare Evrakı (DH.İD.): 51/1, 51/16, 51/6, 53/24, 7-1/24, 77/11.
Dahiliye Nezareti Mektubî Kalemi (DH.MKT.): 1191/2, 1967/81, 1997/39.
Dahiliye Nezareti Muhaberât-ı Umumiye İdaresi Evrakı (DH.MUİ.): 104-2/14, 104-2/19, 104-2/26, 121/60.
İrâde Dosya Usulü (İ.DUİT.): 79/9.
İrâde Hususî (İ.HUS.): 29/28.
İrâde Maliye (İ.ML.): 87/5.
2. The National Archives (TNA.)
Foreign Office (FO.): 195/2348.
II. Meclis-i Mebusan Zabıt Cerideleri
Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, Devre: 1, İctima Senesi: 3, Cilt: 1, İnikad: 6.
Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, Devre: 1, İctima Senesi: 3, Cilt: 1, İnikad: 16.
Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, Devre: 1, İctima Senesi: 3, Cilt: 1, İnikad: 18.
Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, Devre: 1, İctima Senesi: 3, Cilt: 2, İnikad: 30.
III. Düstur
(1330). Düstur, İkinci Tertip, C. 2, Dersaadet: Matbaa-i Osmaniye.
(1330). Düstur, İkinci Tertip, C. 3, Dersaadet: Matbaa-i Osmaniye.
IV. Kaynak Eserler
Umur-ı Tıbbiye-i Mülkiye ve Sıhhiye-i Umumiye (1328). 1326 ve 1327 Senelerinde Memalik-i Osmaniye’de Zuhur Eden Koleraya Dair
Malumat-ı İhsaiyyet ve Bu Babda İttihaz Olunan Tedabir, Dersaadet.
V. Araştırma Ve İnceleme Eserler
ATABEK, Emine Melek (1974). 1851’de Paris’te Toplanan I. Milletlerarası Sağlık Konferansı ve Türkler, İstanbul: İstanbul Üniversitesi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları.
AYAR, Mesut (2007). Osmanlı Devletinde Kolera İstanbul Örneği (1892-1895), İstanbul: Kitabevi Yayınları.
BAYUR, Yusuf Hikmet (1991). Türk İnkılâbı Tarihi, Cilt I, Kısım II, Ankara: TTK. Basımevi.
DALYAN, Murat Gökhan, “19. Yüzyılda Osmanlı-İran Sınır Bölgelerinde Misyoner Doktorlar ve Tedavileri”, I. Uluslararası Türk Tıp
Tarihi Kongresi 10. Ulusal Türk Tıp Tarihi Kongresi Bildiri Kitabı, 20-24 Mayıs 2008, C. II, s. 1755-1760.
Doktor Şerif Bey, Erzurum Vilayeti Sıhhi ve İctimai Coğrafyası, (Haz. Murat Küçükuğurlu), (2011). Trabzon: Serander Yayınları.
KARATAŞ, Yakup (2010). Sultan II. Abdülhamid Dönemi’nde Erzurum (Sosyal, Ekonomik, İdari ve Demografik Yapı), Yayımlanmamış
Doktora Tezi, Erzurum: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
– 253 –
KOLOĞLU, Orhan (1999). “XIX. Yüzyılda Hac Yoluyla Koleranın Yayılması ve Hanikin Karantina Doktorunun Anıları”, III. Türk Tıp
Tarihi Kongresi, İstanbul 20-23 Eylül 1993, Kongreye Sunulan Bildiriler, Ankara: TTK. Yayınları, s. 61-67.
KÜÇÜK, Cevdet (1995). “Erzurum”, DİA, C. XI, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s. 321-329.
ONUL, Behiç (1953). İnfeksiyon Hastalıkları, Ankara.
ÖNCÜ, Ali Servet (2006). 1908-1923 Yılları Arasında Erzurum Vilâyeti’nin İdari ve Sosyo-Ekonomik Durumu, Yayımlanmamış Doktora Tezi,
Erzurum: Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü.
ÖZBAY, Kemal (1976). Türk Asker Hekimliği Tarihi ve Asker Hastaneleri, C. 1, İstanbul: Yörük Basımevi.
ÖZDEMİR, Hikmet (2010). Salgın Hastalıklardan Ölümler 1914-1918, Ankara: TTK. Yayınları.
ÖZGER, Yunus (2008). XIX. Yüzyıl’da Bayburt, İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayınları.
SARIYILDIZ, Gülden (1996). Hicaz Karantina Teşkilatı (1865-1914), Ankara: TTK. Yayınları.
ŞEHSUVAROĞLU, Bedi N. (1954). “Tarihi Kolera Salgınları ve Osmanlı Türkleri”, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası, S. 2,
İstanbul, s. 282-299.
UNAT, Ekrem Kadri (1949). Bulaşıcı Hastalıklar ve Salgınlarla Savaş, İstanbul.
______ (1995). “Osmanlı İmparatorluğunda 1910-1913 Yıllarındaki Kolera Salgınları ve Bunlarla İlgili Olaylar”, Yeni Tıp Tarihi
Araştırmaları, S. I, İstanbul, s. 55-65.
YILDIRIM, Nuran (1994). “Kolera Salgınları”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. V, İstanbul, s. 45-47.

Araş.Yazar Esat AKTAŞ