reklam

Erzurumda Gelinin Başına Elma Atma Geleneği

/ 12 Ocak 2018 / 1.116 / yorumsuz
Erzurumda Gelinin Başına Elma Atma Geleneği
reklam

Giriş

Türk toplumunda soyu sürdürmekle eş değerli görüldüğünden evlenme törenleri her zaman önemsenmiştir. Özellikle küçük yerleşim birimlerinde tüm ağırlığıyla yaşatılan bu törenler, artıları ve eksikleriyle tüm anne ve babaların çocukları için arzuladıkları; yaşamak istedikleri bir olaydır. Her şeye rağmen güzel ve özeldir. Erzurum’da evlilik töreni; çeyiz serme, gelin hamamı, çeyiz yazma, kına gecesi, düğün, gelin alayı,elma atma töreni, yüz yazımı vb. birçok aşamada gerçekleştirilir.

Aşamaların her biri ayrı bir tören, ayrı bir şölen havasında geçer. Bu çalışmada, geçmişten bugüne Orta Asya’dan Anadolu’ya Türk kültürü içinde çok önemli bir konumda bulunan adak, kurban, saçı ve meyve sunma sahnelerinin bir uzantısı olan “elma atma töreni irdelenmektedir.

Çalışmanın asıl amacı, üzerinde geçmişin izlerini taşıyan, tarih kokan, Erzurum düğünlerinin bir parçası olarak uygulanan

“elma atma töreni”nin, anlatmak istediğiyle uygulayıcıların anlamak istediği arasındaki benzerliği ya da ayrılığı belirlemektir. Karşılaştırma amaçlı geçmişe gidilse de, başka kültür- lerden örnekler verilerek karşılaştırma yapılsa da araştırmanın alanı Erzurum bölgesidir. Toplam 27 kişiyle bir seneyi aşkın bir süre zarfında -Erzurum, An- kara ve Bursa’da- birden fazla yüz yüze görüşülmüş, geleneğin anlatmak istediği sorgulanmış ve verilen cevaplar doğrultusunda bu çalışma ortaya konmuştur. Canlı kaynaklar; geleneği bilen, defalarca izleyen, uygulayan kişilerden seçilmiş; özellikle yaş ve cinsiyet farkının olmasına özen gösterilmiştir. Kaynak kişileri, özelliklerine göre şöyle gruplandırabiliriz: a. Erzurumlu olup yaşamının tamamını Erzurum’da geçirenler (19 kişi), b. Erzurumlu olup şu an Erzurum dışında yaşayanlar (6 kişi), c. Erzurumlu olmayıp Erzurumlu aileye gelin gelenler (2 kişi).

Bu çalışmada geleneğe malzeme olan elmanın dilini çözerek gösteren- gösterilen ilişkisinin ne kadarının, nasıl algılandığını saptamak hedeflenmiştir. Yaşar Kalafat, “Bu türden malzemenin tespit ve değerlendirilmesi, bize halk kültür dilinin önemini de göstermiş ola- caktır. Bize göre millet hayatında halk kültürünün dili, halkın yerel olan ana- dilinden ileri bir öneme sahiptir. Zira ortak milli dilin kaynaklarından birisi halk kültürü dili iken, yerel dillerimizin farklılığına rağmen, halk kültürümüzün dili veya halkımızın kültür dili aynıdır.(Kalafat 2006: 2)1 diyerek geleneklerin dilinin kültürel yapıyı oluşturmadaki ro- lünü ortaya koymaktadır.

Konuyu daha iyi kavramak için Türk folklorunda saçı geleneğine, kansız kurbana, elmaya yüklenen anlamlara ve kullanılışına değinmenin yararlı olacağı düşünülmektedir. Türk mitolojisinde çok önemli bir yere sahip olan kurbanın,kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimde göründüğü bilinmektedir.

Sabahaddin Bekki, kurbanı evrensel bir ibadet olarak görür ve “canlandırılmadığı, bir kurban verilerek ona can bahşedilmediği takdirde hiç bir şey süremez.” mantığı- nın mitolojik dönemdeki inşa ayinlerinin temelini oluşturduğunu açıklar. (Bekki 1996: 2) Kansız kurbanların bir türü de saçıdır. Türk boylarında ortak olan bu dinî terimi Bekki şöyle açıklar: “Mahiyet itibariyle saçı, olağanüstü güçlere sahip olduğuna inanılan iye ve ruhlara sunu- lan ve onlar adına onların rızasını ve yardımını kazanmak için dağıtılan can- sız nesnelere verilen bir isim, öz itibariy- le bir cins kurbandır.” (Bekki 1996: 13) Dolayısıyla Türkler de bu mantık çerçe- vesinde pek çok cansız nesneyi bir saçı aracı / kansız kurban olarak kullanma yolunu seçer.

Göçebe olduğundan asırlar boyu doğayla iç içe yaşayan Türk milleti, doğa- daki pek çok unsuru, kültürüyle, inanç sistemiyle özdeşleştirmesini bilmiş; daha doğrusu hayatının bir parçası saymıştır. Doğumdan ölüme, hayatın her aşamasında, doğumdan evvel murat almada, cinsiyet tespitinde, kısmet açılmasında, evlilikte, geleceği görmede, bereketin sağlanması, zararlardan korunmada, ölümde ve ölüm sonrasında bu etkiyi görmek olasıdır. Bu da Türk folklorunun her türünde dolayısıyla Türk’ün yaşamının her anında, taşıdığı gizle birlikte var olan elmanın gücüne dikkat çeker.

Elmanın Gücü

Bugün gelenek veya inanış olarak yaşatılan birçok uygulamanın temeli, eski Türk kültüründe doğaya verilen önemin izlerini taşır. Geçimini tarım ve çiftçilikle sağlayan Türklerin, elde et- tikleri ürünlerden bir kısmını Tanrı’ya kurban olarak sunması, doğadaki pek çok varlığın kutsal sayılmasına, gerçek özelliklerinin yanında, bunlara sembolik birtakım anlamların da yüklenmesine neden olmuştur.

 Seyidov, insanların, ya- şamı ilk olarak anladıkları zamanlarda bitki, ağaç ve suyun yeniden dirilmek yeteneğine sahip olduğunu keşfettiklerini ve bu nedenle yaşamı bitkide ve suda gördüklerini belirtmekte; dirilik suyu, ebedî hayat çiçeği, hayat ağacı, dünya ağacı gibi mitolojik motiflerin bu düşünceden kaynaklandığını ileri sürmektedir. (Seyidov 1985: 110) Mitolojide bu tür ağaçlar, farklı milletlerin kültürüne ait olarak da yer almaktadır: Bilge Seyidoğlu, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan insanların folklorunda her zaman yeşil kalan, her zaman meyve veren ve meyvelerini yiyenlere ölümsüzlük bahşeden ağaçlar olduğunu; her kültürde bu ağaçların bazı değişiklikler gösterdiğini; örneğin bu ağacın meyvesinin Keltlere göre elma, Çinlilere göre şeftali, Sami ırkından olanlara göreyse hurma olduğunu; söz konusu ağacı bir yılan veya canavarın meyvelerin kaçırılmasını önlemek amacıyla beklediğini bildirir. (Seyidoğlu 1995: 73) Bugün toplumun çocuk edinme, üreme, bereket, evlenme, ant-yemin, uğur, sağlık, gençlik, kalıcılık, sevgi, kısmet açma, kurban, korunma vb. pek çok alanda elmaya yüklediği anlamların mitolojiyle ilişkilendirilişi bu yüzdendir.

Pek çok destan, halk hikâyesi ve masalda, karşımıza “zürriyet motifi” olarak çıkan elma, halk kültüründe üremenin, çoğalmanın, yayılarak büyümenin, murat almanın sembolüdür. Elmalı yer, döl tutmaya uygun, hikmetli yerdir. Bu tür kut bulmuş yerlerde, çocuk sahibi olmak için Tanrı’ya yakarılır ve buralarda yatılır. (Ayrıntılı bilgi için bk. İnan 1986:160) Kırgız Türklerinin ünlü Manas Destanı’nda , elmalı yerlerin erkek çocuğuna sahip olmadaki önemi belirtilir. (Sakaoğlu 1996: 5-7)

Halk hekimliğinde elmanın ilaç olarak kullanıldığı görülür.2 Gençleşme ve güzelleşmede etkili sayıldığından bazı

bölgelerde hamile kadınlar, doğacak çocuklarının güzel olması veya yanakları- nın al olması için elma yerler. (Şimşek 1996: 210)

Lokman Hekim’e ait olduğu ileri sü- rülen, şehir efsanesi nitelikli “Midesin- de elma olana Azrail yaklaşmaz.” sözü, elmanın halk hekimliğindeki gücünü açıklar durumdadır. Elmanın, içerdiği A, B1, B2, C ve E vitaminleri, protein, yağ, karbonhidrat, kalsiyum, demir, fos- for, potasyum, sodyum ve şekerle yararlı bir yiyecek olduğu bilimsel olarak kanıt- lanmıştır. Bütün bu özellikleriyle insan ömrünü uzatıp yaşam kalitesini artırdı- ğı söylenebilir ancak elmanın üstlendiği sihirli güç, gerçekle değil olsa olsa Türk halk hekimliğinde elmaya yüklenen mis- tik güçle açıklanabilir.3 Bu güç daha çok murada ermek, çocuk sahibi olabilmek, çok çocuk sahibi olabilmek, erkek çocuk sahibi olabilmek, geçkin yaşa rağmen ço- cuk sahibi olabilmek gibi hususların ik- siri olarak kabul edilmiştir. Elma falına bakılarak, doğması beklenilen bebeğin cinsiyeti tahmin edilebildiği gibi koç ka- tımında, koçun boynuzuna döl tutması için elma takılmaktadır.” (Kalafat 2003 www.yasarkalafat.info)

Dinî törenlerde, ayinlerde kimi zaman murat veren, kimi zaman kurban edilen meyvedir elma. Alevilerde ev- lenmeden ölen gençlerin, eline üç kere konup çekilerek muradını alması sağ- lanır. (Şimşek 1996: 203-216) Cenaze törenlerinde ölen kişinin mezarına elma konarak cennete gitmesinin sağlandığı- na inanılır. Bunlardan başka folklorik eserlerde elmanın, yiyen insanları genç- leştirme, diriltme, canlandırma, zaman- da geriye götürme, ölümsüzlük özelliği kazandırma, dil öğretme ve bilim sahibi etme gibi özelliklerini de- görmekteyiz.

Türk Folklorunda Elma

Elma, Türk dünyasında bütün zamanlarda destanlar, halk hikâyeleri,

masallar, gelenek ve görenekler aracılı- ğıyla ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Bazı kutsal dağlar almalı dağ olarak geçer. Almatı’nın (Almaata > Almatı) sembolü “elma”dır ve şehrin en yüksek yerinde mermerden yapılmış kocaman bir elma bulunmaktadır. Uygur Türkleri, elmayı, koruyucu bir kuvvet olarak gördüklerinden elma ağacını kötü ruhlu olmayan sihirli ağaçlardan sayarlar. Örneğin kırk çıkarma işlemlerinde, elma kurusunun bulunduğu tütsüyle kötü ruhları kovar- lar. Başkurtlarda çok çocuklu olması istenen kız çocuğuna Almıla adı konur. Kırgızlar, elma ağacının kadınlarda do- ğurganlığı sağladığına inanırlar. Bal- kanlarda ve Kafkaslarda, bir elmanın yarısını kız çocuklu bir ailenin, diğer yarısını erkek çocuklu bir ailenin ye- mesi durumunda o çocuklar, “doğuştan nikâhlı” sayılırlar ve mutlaka evlen- melidirler. Karakalpaklarda Nevruzda genç delikanlılar, kızlar birbirlerine elma atarlar. Azerbaycan’da yenen el- manın çekirdekleri saklanır, Nevruzda son çarşamba günü kısmeti olan şahsın rüyaya gireceğine inanıldığından niyetli tarafından yastığın altına konur. Anado- lu’daysa baharın ilk gecesi yenen elma- nın çekirdeklerini yastığın altına koyan genç kızlar, o gece evlenecekleri erkeği rüyalarında göreceklerine inanırlar. (Kalafat 1999: 243-258) Azerbaycan’da, nişan töreninde oğlan evinin yakınla- rı, içinde elma da bulunan küçük bir hediye tepsisi hazırlarlar. Rüyasında elma görenin kız çocuğu olacağına ina- nılır. (Tamilla 1999: 75-84) Kıbrıs’ta ço- cuk sahibi olmak isteyen anne adayına elma okutularak yedirilir. (Şimşek 1996: 203-216) Kıbrıs ve Balkan Türklerinde ortasından ikiye ayrılmış elmanın çekir- deklerinin yerlerine bakılarak doğacak çocuğun cinsiyeti tahmin edilir. Bebeğin ana rahminde şekillenmesi sürecinde de elmanın yeri vardır. Aşeren annenin elma görmesi hâlinde çocuğunun güzel olacağı inancı vardır.

 Kıbrıs’ta, Güney ve Orta Anadolu’da gelin sandığının içerisi- ne mum, ayna, Kur’an-ı Kerim ve elma konur. Eski Türklerde çocuğu olmayan kadınların elma ağaçlarının olduğu yerlerde geceledikleri bilinir. Hızır, çocuğu olmayan kadınlara elmayı bölüp verir. Sivas’ta Cem kurbanı olarak koç kesmeye gücü yetmeyenler, duaları kabul olsun diye bir elmayı 12 parçaya böler ve parçaları dağıtırlar. Yozgat civarın- da yaşayan Halaç Türklerinde oğlan evi tarafından evin bacasına dikilen bayrak gönderinin tepesine ağız tatlılılığını temsil etsin diye iki ya da bir elma takılır. Bayrak direğinin altında çocukların sevinmesini sağlayacak yiyeceklerin içinde elma da vardır. (Kalafat 1999: 243-258) Tekirdağ’ın Kırkkepenekli köyünde “ziyaret” olarak bilinen şehit mezarına çocuğu olmayan kadınlarca elma bırakılır. (Altun 1978: 75) Iğdır ve Nahçıvan’da ambarların bereketli olması için kapıla- rın üst kısmına elma konur. (Kalafat 2000c: 101) Anadolu’da, koç katımında, koçun boynuzuna bereketine inanıldığı için elma saplanır. Kurban bayramların- da geline gönderilen koçun boynuzlarına elma saplama geleneği hâlâ yaşatılmak- tadır. Azerbaycan, Erzurum, Erzincan, Ağrı, Tunceli, Elazığ vb. bazı bölgelerde, damat tarafından gelinin başına atılan elma, çocuğu olmayan hanımlar tarafından şifa niyetine yenir. Eskişehir’deyse doğum sancısı çeken kadına ısırtılan bir elmanın öbür yarısı, çocuğu olmayan kadına yedirilir. Böylece onun da çocuğunun olacağına inanılır. (Sakaoğlu 1996:

  1. Tunceli’de gelinin başına atılan saçı arasındaki elma, çocuğu veya oğlu olmayan bir kimseye satılır.4 Damada satılan elmayla haklaşmak-helalleşmek vardır.

Evlenme Törenlerinde Elma

Pek çok gelenekte görüldüğü gibi düğünlerde de elmanın üstlendiği rol bü- yüktür. Evlilik törenlerinde elma, çeşitli aşamalarda birbirinden  farklı amaçlarla kullanılmaktadır:

    1. Elma atma geleneği, evlenilecek kişinin tespitinde, eş seçiminde etkin olabilir. Daha çok masallarda, destan- larda görülür. Kırgız Türklerinde erke- ğe elmayla vurarak, Özbek Türklerinde erkeğe elma atarak kadının evleneceği erkeği seçtiği; Başkurt Türklerindeyse kızın damat adayı olarak seçtiği gence elma ikram ettiği çeşitli kaynaklardan bilinir. (Sakaoğlu 1996: 5-7)

    2. Elma, davetiye işlevini üstlenir. Tunceli yöresinde, oğlan evi, civar köyle- re “mum” adı verilen elmayı okuntu ola- rak gönderip halkı düğüne davet eder. (Şimşek 1996: 203-216)

    3. Elma, düğünlerde süs unsurunun bir parçası olabilir. Iğdır yöresinde toy- larda “oğlan şahı” bezetilir. Dokuz dallı ağacın tepe dalına elma saplanır. Sağdıç, kaçırandan dölün, zürriyetin, bereketin sembolü olan elmayı satın alır. (Kalafat 2000ç: 104)

    4. Gelin, oğlan evine geldiğinde da- madın gelinin başına saçtığı ürünlerden biri elma olabilir. Nahçıvan’da gelin, oğlan evinin kapı eşiğine geldiğinde da- mat, damdan onun başına konfetiyle bir- likte dilimlenmiş bir elma atar; bu, “ha- yırlı döllü ve bereketli gelin” olsun diye yapılır. Böylece gelinin hayırlı evlatlar doğuracağına inanılır. Bu inanç ve uygu- lama Borçalı, Derbent, Erbil, Anadolu ve Kıbrıs’ta da vardır. (Kalafat 2000b: 22) Birbirinden ufak tefek farklarla ayrılan bu elma atma töreni, Erzurum kırsalın- daki düğünlerde hâlâ uygulanan ve göç- lerle büyük şehirlere taşınarak sembolik biçimde yaşatılan, diğer yandan salon düğünleri yüzünden Erzurum merkez- de unutulmaya yüz tutan geleneklerden biri olma özelliği göstermektedir.

Gelinin Başına Elma Atma Geleneği

Erzurum’da, birçok aşamadan oluşan evlilik töreninin beşinci ayağı olan “düğün” bittikten sonra gelin, o geceyi baba evinde geçirir.

Çünkü ertesi gün görkemli bir gelin çıkarma töreni yapılacaktır. Bu amaçla otuz-kırk araçlık bir konvoy, davul zurna eşliğinde kızın evine gelir. Konuklar karşılanır, barlar oynanır, dualar edilerek gelin, kayınvalide ve kayınpeder tarafından baba ocağından çıkarılarak gelin arabasına bin- dirilir. Gelini baba evinden alan konvoy, ağır ağır, geze geze, molalarda davul zurna eşliğinde bar oynaya oynaya oğlanın evine gelir. Evde birileri karşılamak üzere beklemektedir. Herkes arabalarından iner. Damat, sağdıçla birlikte çatıya ya da balkona, yüksekçe bir yere çıkar. Elinde serpmek için çerez paketiyle bütünlüğü bozulmayacak biçimde üzerinden bıçakla dilimlenmiş, her dilimine demir para sıkıştırılmış, kocaman, sert, kırmızı bir elma vardır. Kayınvalide ve kayınpeder, gelinin kollarına girip eve doğru ilerlerler. Kapının önünde, bir ihram5, altından gelin geçsin diye yüksekte gerili biçimde tutulmaktadır. Gelin, ihramın altına gelince damat, önce içinde para olan çerezi serper; ardından elmayı, gelinin başına vurmak üzere hızla atar.Araştırmacılar,

Türk kültüründe önemli bir yer tutan saçarak meyve sunma motifinin Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden önceki dönemlerden kalma bir gelenek olduğuna dikkat çekerler. Yaşar Çoruhlu, Müslüman olmayan Türk topluluklarında ‘meyve sunma’nın ‘kurban’, ‘adak ve sunma’ motifleriyle ilgili olduğunu, Türk kültüründe bir şeyi saçarak sunmanın Tnrrı’ya kansız kurban sunmak anlamına geldiğini belirtir. (Çoruh 2006: 3) Türklerin Gök Tanrı inancını benimsedikleri devirlerden beri uyguladıkları geleneklerden birisi olan “saçı”nın kurban töreninin kalıntısı olduğunu ileri süren Abdülkadir İnan, Saçı yabancı soya mensup olan bir kızın-

kocasının soyunun ataları ve koruyucu ruhları tarafından kabul edilmesi için yapılan bir kurban ayininin kalıntısı- dır.” sözleriyle meyve sunmanın da bir çeşit adak nesnesi olarak kurban sunma ile aynı mantığı paylaştığını ileri sürer. (İnan 1995: 167)

İslamiyet’in kabulünden önceki dö- nemlerde Şamanizmle ilgili görülen mey- ve sunumu, Budizm ve Manihaizm’in etkisiyle gelişir. Türklerin Orta Asya’da yaşadıkları dönemde benimsedikleri Manihaizm ve Budizm dinlerinde tanrı- lara ve ruhlara bir şey sunmanın teme- li, kurban fikrine dayanır. Dolayısıyla bu dinlerde tanrıya adak olarak yemek, meyve, çiçek, içki sunulur. Budist ve Manihaist döneminin uygulamaları, ge- rek Orta Asya’da yaşayan Türkler gerek Müslümanlığı seçen ve Anadolu’ya göç eden Türkler üzerinde büyük etkiler bırakır. Müslüman Türklerde saçı gele- neğiyle ilgili ilk uygulamalar, Karahanlı ve Oğuz Türklerinde görülmektedir. Ka- rahanlılar, “gelin indirme’’ törenlerinde gelinin attan inip eve gidişi esnasında başına para ve değişik hububat saçarlar- dı. (Yaşa 2003: 41) Bu geleneğin devam etmesinde Türkler arasında en yaygın din olan İslam’ın olumlu etkisi olmuş- tur. Zira İslam’ı benimsemiş Türk toplu- luklarının eski inanç ve geleneklerinden pek çoğu İslamiyet’le rahatlıkla uyum sağlarken, bazı çatışan hususlar da bu yeni dinden alınan motiflerle beslene- rek devam ettirilmiştir. Bu bağlamda saçı geleneği İslamiyet’teki benzer uygu- lamalarla birlikte sehâvetle de birleşti- rilmiştir.” (Kurtoğlu 2009: 90) Sonuçta kültürel bağlamda önemli bir yere sahip olan meyve, zaman içinde Türk sanatı- nın en önemli süsleme motifi hâlini alır; Türk edebiyatında pek çok türe konu olur; manilerde, türkülerde, bilmeceler- de, atasözlerinde boy gösterir. Tasavvuf edebiyatında, ifade edilmesi güç felsefi, ahlaki konular, meyve aracılığıyla dile getirilir.

Meyvelere sembolik anlamlar yüklenir. Çünkü meyve, ölümsüzlüğü, gerçeği temsil eden, gelecek tohumunu içinde taşıyan bir unsur olarak görülür. Bu nedenle meyve sunma, Türk topluluklarında eski çağlardan beri yaşatılan, çeşitli anlamlar içeren, zamana ve bölgeye göre çeşitlilikler gösteren bir gelenek olarak kalmayı başarır.

Meyveler içinden elmanın tercih edilmesi, elmanın dünyaca ünlü bir meyve olmasına da bağlanabilir. Türk toplumunun elmaya yüklediği anlamları, kısaca Türk dünyasındaki ününü yukarıda açıkladık. Elma, bizde olduğu gibi dünya mitolojisinde de pek çok kültürel unsura yansımıştır. İlyada Destanı’nda Paris, tanrıça Aphrodite’e elma verir.6 Akdeniz mitolojisinde Aphrodite’in sembolü olan elma, kimilerine göre cennetteki ağacın meyvesidir.7 Âdem ile Havva’nın cennetteki yasak meyveyi -elmayı- yiyerek dünyaya gönderilmesi ve insanlığın onlardan türemesi, insanın yaratılışını işleyen bütün efsanelerde ve kutsal kitaplarda ele alınır. Türklerin yaratılış mitlerinde de kendini gösteren elma, yukarıda belirttiklerimize ek olarak veri lilik, vefa, kıymetbilirlik, değer verilen kişiye iltifat göstergesi olarak kullanılır. Türk halk şiirinin erotik simgelerinden biri olur. Sevgili, elma ağacıyla özdeşleştirilir. Sevgilinin ağız, yanak, çene, gerdan, meme gibi organları renk, şekil, tat, koku bakımından elmaya benzetilir. Ayrıca ay, güneş, gökyüzü, yeryüzü, kan, kuyu, top, gözyaşı vb. pek çok nes- nenin anlatımında elma kullanılır. Türk atasözlerinde en çok kullanılan meyve elmadır. (Demirtaş 2006: 169-174) El- manın bol meyve veren bir ağaç olması, hemen bütün Türk dünyasında bu ağacın yetişmesi, Orta Asya’da elmalarıyla ünlenmiş kentlerin varlığı, daha Türklerin tarih sahnesinde görüldüğü dönemlerden beri maddi unsur olarak elmanın kültürümüz içinde yer almasını sağlar ve bereket sembolü olarak ortaya çıkmasında etkili olur. Bütün bunlar, çok eski- den beri geleneklerde, töre ve yaşayışta elmanın özel bir yeri olduğunu gösterir.

Erzurum düğünlerinde meyveler içinden elmanın seçilişi ne kadar önem- liyse damadın atacağı elmanın rengi, iriliği, yani görüntüsü de o kadar önemlidir. Özellikle kırmızı elma seçilmesi, Türk geleneklerinde, kırmızı elmanın özel bir yere sahip olmasından, idealleri, tutkuları anlatmasından kaynaklanır. Çok eskiden beri geleneklerde, töre ve yaşayışta elmanın, özellikle kırmızı elmanın (al elma / kızıl elma) özel bir yeri vardır. Kızıl elma, Osmanlı padişahlarınca hükümdarlık belirtisi olarak sayılmıştır. Kimilerine göre doğu, kimilerine göre batı mitolojilerinde, kimilerine göre de Orta Asya’da Türkler arasında ortaya çıktığı ileri sürülen kızıl elma motifi, zamanla, gerçekleştirilmesi düşünülen idealleri ve ele geçirilmesi arzulanan ülkeleri belirleyen bir sembol hâlini alır; Türk’ün anladığı kızıl elma; en son gidilen, en uzak nokta, ulaşılmak istenen ideal biçimine dönüşür. (Gür 2006: 185-203)

Düğünlerde kırmızı elma seçiminde sevgilinin çeşitli uzuvlarının örneğin yanaklarının, dudaklarının kırmızı elmaya benzetilmesinin de rolü vardır. Elmanın sertliği ve iriliğiyse gençliği, tazeliği sim- geler. Çünkü çürük elma, yaşlı kadına benzetilir. Çürük elma nasıl yenmeyip atılırsa yaşlı kadına da erkekler iltifat etmez, ilgi göstermezler.

Damadın arzularından biri de düğününde gelinin başına attığı elmayı isabet ettirmektir. Bunun iki nedeni olduğu düşünülür. Damadın vermek istediği mesajın geçerliliği, elmayı isabet ettirişine bağlanabilir. Elma, gelinin başında parçalanırsa damadın istekleri gerçekleşecektir. Ya da erkeğin kadına üstünlüğünü ispatlamak anlamında yorumlanabilir. Elmayı gelinin başında parçalayabilen damat, yaşam boyu gücünü, otoritesini, hükümran tavrını geline gösterebilecektir.

Her davranışta olduğu gibi gelinin başına elma atma töreniyle verilmek istenen bir mesaj olmalıdır, yani bu geleneğin de bir dili olmalıdır. Çalışmada ele aldığımız konuyu yaşlı-genç, kadın- erkek pek çok Erzurumluya sorduk. Çoğunun bu törenin neden yapıldığını bilmediğini gördük. Bugüne kadar böyle bir soru akıllarına gelmemiştir; gelenek olduğu için düşünmeden, sorgulamadan yalnızca uygulamışlardır (M. Nişancı,H. Baltacı, S. Güngören, B. Güngören,E. Gülen, H. Eymuray, H. Özyuvalı, M. Yavuz, G. Güngören, B. Gülen, Ş. Yavuz,E. Yavuz, M. Güngören, S. Yetişkin, N. Cimilli, S. Güngören, A. Gülen, Y. Kar- tal, H. Urvasızoğlu, C. Yavuz, M. Akkök, İ. Özgüney, M. Gülen, F. Nişancı, S. Bal- tacı, R. Tepe, İ. Tepe vb.).

 Bu da elma atma töreninin sırf gelenek olduğu için yapıldığının göstergesidir. Farkındalık yarattıktan sonra görüştüğümüz kişilerden Erzurumlunun gündemine bile girmeyen konuyu anlamlandırmalarını istedik. Aldığımız cevaplar, kişilerin yaşı ve eğitim durumuyla örtüşür düzeydedir. Yöre halkının, damadın elma atma törenini yorumlayışının sonunda ortaya çeşitli bakış açıları çıkar: a. Kimine göre damat, elma atarak geline iltifat etmek- te, hoş geldin demekte, ona vefa ve bağlılık sözü vermektedir. (G. Güngören, Ş. Yavuz, E. Yavuz, M. Güngören, B. Gün- gören) b. Kimine göre damat, elma atarak gelini soyunu sürdürecek çocukları doğuracak olan kadın olarak gördüğünü anlatmaktadır. (S. Yetişkin, N. Cimilli) c. Kimine göre damat, elma atarak gelinin verimliliği, bereketi, uğuru da birlikte getirdiğini ifade etmek istemektedir. (A. Turhan, S. Güngören, Y. Kartal, H. Urvasızoğlu) d. Kimine göre damat, elma atarak geline gelecek sözü vermektedir. (M. Akkök, İ. Özgüney) e. Kimine göre de damat, elma atarak gelini güdümüne almak, ona söz geçire bilmek, kısaca ataerkil aile geleneğinin erkeği üstün gördüğünü, kadını ikinci sınıf vatandaş hâline getirdiğini anlatmak istemektedir.

 (F. Nişancı, S. Baltacı, İ. Tepe, M. Nişancı) Sonuçta kırsal kesimde, küçük yerleşim bölgelerinde genellikle eğitim düzeyi düşük insanların düğünlerinde görülen bu törenin geçmişin izlerini taşıdığını, Orta Asya kökenli bir ritüel olduğunu, ancak bugün geçmişte yüklendiği anlamdan uzaklaştığını görmekteyiz.

Elma atma töreninde gelinin canının yanmaması için kadınlar, kendi aralarında dayanışma içine girerler. Deneyimliler, geline başını iyice öne eğmesini tembih eder. Eğer böyle davranırsa yukarıdan hızla atılan elma, başına değil sırtına çarpar. Böylece daha az zararla -kurtulmuş olur. Çünkü başa atılan elma yüzünden kafası şişenler, günlerce başı ağrıyanlar olmaktadır. Zaten elmanın parçalanmayacak biçimde kesilmesi de vereceği zararı hafife indirgemek içindir. Damadın attığı elma, çoğunlukla gelinin başında, bazen sırtında parçalanır. Et- rafa dağılan parçalar, töreni izleyenlerce toplanır. Damada götürülen elma parçaları karşılığında yüklü bir bahşiş alınır. Gelinin içeri alınmasıyla damat da çatı- dan iner ve bu tören böylece son bulur.

Sonuç: Ne tamamen dinin içinde ne de tamamen dinin dışında kalan halk inançları, eski dinlerin kalıntılarının halk tarafından algılanış biçimleridir. Bu nedenle örf (töre), anane( gelenek), adet (görenek) vb. olarak adlandırılan halk inanışlarında, eski dinlerin izlerini görmek olasıdır. Yabancı soya mensup olan gelinin, kocasının soyunun ataları ve koruyucu ruhları tarafından kabul edilmesi için yapılan bir kurban ayininin kalıntısı olan, Şamanizm, Budizm ve Manihaizm izlerini taşıyan bu geleneğin taşıdığı anlam, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra unutulmuş, hatta biçim değiştirmiş olmalı ki bugün uygulayıcılar, başka anlamlar yükleyebilmektedir.

 İslamiyet’in kabul edilmesi, töreni gelinin atalar ve koruyucu ruhlar tarafından kabul edilmesi için “meyve sunma ayini” olmaktan -çıkarmıştır. Orta Asya’da İslamiyet’in kabulünden önce yaşatılan bu gelenek, zamanla, özellikle İslamiyet’in kabulünden sonra gerek Asya gerek Anadolu’daki Türk toplumlarında birinin biriyle evlenmek ya da birlikte olmak istediğinin göster- gesine dönüşmüştür. Erzurum’da yaşa- tılan elma atma töreni de Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan meyve sunma sahnelerinin uzantısı olmalı, yani Türklerin ilk dinlerinin tarihi kadar eski olmalıdır. Ancak burada dikkat çekici bir durum vardır. Orta Asya’da meyve sunumu kadına aitken Erzurum’da bu özellik, erke- ğe geçer. Bu, Türk toplumunun anaerkil yapıdan ataerkil yapıya geçişiyle ilgili olsa gerek. Altaylarda yaşayan anaerkil Türk toplumundan Anadolu’ya gelenler, İslamiyet’in etkisiyle ataerkil toplum hâlini alırlar. Bunun sonucunda Orta Asya’da kadının erkeğe elma sunuşu, Erzurum’da erkeğin kadına elma sunu- şuna dönüşür.

Yaptığımız araştırma, Doğu Anadulu Bölgesi’nde bilinen düğünlerdeki elma atma töreninin Erzurum’da şehirden kırsal kesime doğru kaydığını ve eğitim düzeyi yükseldikçe, salon düğünleri arttıkça söz konusu törenin yapılmadığını göstermektedir. Törenin iletmek istediği mesaj bilinmemekte, ısrarlı davranınca daha çok yaşlılar tarafından ifade edilmekte, törenin ne anlama geldiğinden haberdar olmayanlar da bulunmaktadır. Yine de kırsal kesimdeki hiçbir kadın, anlamını bilsin bilmesin, bu geleneğin önüne geçmek istemez; zorunluluk olduğunu benimser. Hatta ne anlama geldiğini bile bilmediği elma atma törenini âdet yerini bulsun diye yapılan bir tören olarak algılayanlar da vardır.

Türk toplumu tarafından bereket, verimlilik, üretkenlik, soyu sürdürme, vefa, sadakat vb. anlamlar yüklenen elmanın erkek tarafından kadına sunulması biçiminde gerçekleşen bu törenin, zaman içinde unutulmaya aday bir gelenek olduğunu söyleyebiliriz.

NOTLAR

  1. Yaşar Kalafat’ın eserleri için www.yasarkala- fat.info adresine bakılabilir.

  2. Elmanın içerdikleriyle böbrek, karaciğer ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenir. Dişi korur, ağızdaki mikropları öldürür, kan şeke- rini düşürür, kolesterolü azaltır, baş ağrısını giderir, yatıştırıcı ve ateş düşürücüdür. Nefes darlığı, soğuk algınlığı, ses kısıklığı, öksürük, yüksek ateş, damar sertliği, şeker, sarılık, eg- zama ve romatizma, kulak ve göz ağrısı, kellik, yanık için şifa kaynağıdır. (Ayrıntılı bilgi için bk. Esma Şimşek, Türk Folklor ve Halk Edebi- yatında Elma, Türk Dünyası Araştırmaları 105, s. 203-216.)

  3. Elma kabuğuna ayet yazmak, elma kabuğu- nu yastığın altına koyarak rüyada evlenilecek kişiyi görebilmek, elmanın kabuğunu kopar- madan soyarak muradına erebilmek, elmanın koparılmadan soyulan kabuğunu arkaya atarak oluşacak şekilden evlenilecek kimsenin ismini tahmin etmek, elmayı destanın kahramanı yer- ken kabuğunu da kısrağa yedirmek suretiyle hikmet arama inançları, Türk insanının elma kabuğunda bazı iksirlerin olduğunu düşündü- ğünü göstermektedir.

  4. Türk halk inançlarında satma, devretme, adres değiştirme bir koruma-korunma uygulamasıdır.

teklif eder. Sonunda Paris, elmayı Aphrodite’e verir çünkü o, Paris’e dünyanın en güzel kadını- nın aşkını vadetmiştir.

7 Hidayet Aydar, kaynaklarda geçmediği hâlde Âdem ile Havva’nın yediği meyvenin elma oldu- ğu anlayışını Tevrat’ın İbraniceden Latinceye yapılan Vulgale çevirisinden kaynaklandığını

bildirir. (Aydar 2006: 104)

KAYNAKLAR

Araz, Rıfat. Harput’ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Ya- yınları, 1995.

Aydar, Hidayet. “Adem’in Meyvesi”, Meyve Kitabı, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2006: 83-104.

Bekki, Selahaddin. “Türk Mitolojisinde Kurban”,

Akademik Araştırmalar 3 (1996): 16-28.

Çobanoğlu, Özkul. Halkbilimi Kuramları ve Araştır- ma Yöntemleri Tarihine Giriş, Ankara: Akçağ Yayınları, 2002.

Çoruhlu, Yaşar. “Meyve Sunma Sahnelerinin Anla- mı”, Meyve Kitabı, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2006: 3-19.

Demirtaş, Ahmet. “Meyveli Atasözleri”, Meyve Kita-

bı, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2006: 169-174. Eröz, Mehmet. “Türk Boylarında ‘Kansız Kurban’

Geleneği”, Türk Kültürü 211-212-213-214, An- kara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ya- yınları, XVIII (Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağus- tos 1980): 17-22.

Gür, Muhammet. “Kızılelma”, Meyve Kitabı, İstan- bul: Kitabevi Yayınları, 2006: 185-203.

İnan, Abdülkadir. Tarihte ve Bugün Şamanizm Ma-

teryaller ve Araştırmalar, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1996.

  1. İhram: Koyun yününden yapılmış iplikle el . “Eski Türklerde Teslim ve İtaat Sem-

tezgâhlarında örülmüş, 5 m² büyüklüğünde, ka- dınların dışarıda boydan boya örtündükleri bir çeşit örtü.

  1. Yunan mitolojisindeki ünlü güzellik yarışma- sında elma başroldedir. Ölümlü kral Peleus ile deniz perisi Thetis’in evlenecekleri gün, oraya çağrılmadığı için sinirlenen kıskançlık tanrıça- sı Eris, törenin en neşeli anında oraya giderek

bolleri”, Zeki Velidi Togan’a Armağan, Maka- leler ve İncelemeler, C.1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1998.

Kalafat, Yaşar. “Halaç Türklerinde Halk İnançları”, Halaç Türklerinde Karşılaştırmalı Halk Kültü- XV. Türk Tarih Kongresi (Ankara, 11-15 Ey- lül 2006), www.yasarkalafat.info.

masalardan birinin üzerine bir “altın elma” atar . Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançla-

ve bunun oradaki en güzel kadına ait olduğunu söyler. Bunun üzerine törendeki tanrıçalardan

rının İzleri, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, 1999.

Aphrodite, Hera ve Athena tartışmaya başlar- . Türk Dünyası Karşılaştırmalı Türk-

lar çünkü her biri, en güzelin kendisi olduğunu ve elmayı alması gerektiğini düşünür. Tartışma

men Halk İnançları, Ankara: ASAM Yayınları, 2000a.

başlayınca düğümü çözmesi için tanrılar tan- . Kırım Kuzey Kafkasya Kültür Hattı,

rısı Zeus’a giderler. Ancak Zeus, hangi seçimi yaparsa yapsın durumun kötüye gideceğini varsayarak üç güzeli en iyi seçimi onun yapabi-

Sosyal Antropoloji Araştırmaları, (Kırım-Dağıs- tan-Kuzey Kafkasya Gezi Notları ve Türk Halk İnançları.), Ankara: ASAM Yayınları, 2000b.

leceğini söyleyerek İda Dağı’nda çobanlık yapan . Bakü-Ceyhan Kültür Hattı, Sosyal Ant-

Paris’e gönderir. Her bir tanrıça, Paris’in ken- dini seçmesi için ona birbirinden güzel şeyler

ropoloji Araştırmaları, Ankara: ASAM Yayınla-rı, 2000c.

. Güney Kafkasya Sosyal Antropoloji Araştırmaları, Ankara: ASAM Yayınları, 2000ç.

. “Mefküre-Halk Tasavvufu Kavşağında Türklerde Elma”, III. Lokman Hekim Tıp Tari- hinde Folklorik Tıp Günleri Sempozyumu (Urfa 22-24 Ekim 2003), www.yasarkalafat.info

. İran Türklüğü Jeokültürel Boyut, İs- tanbul: Yeditepe Yayınevi, 2005.

. “Eski Türk İnançlarının Rize ve Yöresi Halk Kültüründe İzleri”, Rize Sempozyumu, (08 Kasım 2006), 1-15, www.yasarkalafat.info

Kurtoğlu, Orhan. “Klasik Türk Şiirinde Saçı Gelene- ği”, Milli Folklor 81, Ankara, 2009: 89-99.

Ocak, Ahmet Yaşar. Bektaşi Menakıbnamelerinde İslâm Öncesi İnanç Motifleri, İstanbul: Enderun Kitabevi, 1983.

Sakaoğlu, Saim ve Metin Ergun. Türkmen Halk Masalları, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1991.

Sakaoğlu, Saim. “Manas Destanı ve Anadolu Gele- neğinde Kısır Kadının Doğum Yapması”, Erci- yes 226, Kayseri, 1996: 5-7.

. 101 Türk Efsanesi, Ankara: Akçağ Ya- yınları, 2003.

Seyidoğlu, Bilge. Mitoloji / Metinler-Tahliller, Kay- seri: Bizim Gençlik Yayınları, 1995.

Seyidov, Nureddin. Azerbaycan Edebiyyatı İncileri, Nağıllar, Bakı, 1985.

Şimşek, Esma. “Türk Folklor ve Halk Edebiyatında Elma”, Türk Dünyası Araştırmaları 105, İstan- bul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınla- rı, 1996: 203-216.

. “Ölümsüzlük İlacı Elma”, Turkish Stu- dies 3/5, 2008: 193-204.

Turan, Ahmet. Türk Kültürü Araştırmaları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu I, Milli Folklor Yayınları, Genel Konular Dizisi, Ankara: Öztek Matbaa- cılık, 1991.

Yakıcı, Ali. “Düğün Kelimesi ve Kültürümüzde- ki Yeri Üzerine”, Milli Folklor 2 (11), Ankara, 1991: 33-36.

. “Anadolu Düğün Geleneğinin Sosyal Hayata, Sanata ve Edebiyata Etkisine Dair”, Milli Folklor 2 (13), Ankara, 1992: 28-31.

Yaşa, Recep.“Selçuklularda Saçı Geleneği”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, 200, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, 2003: 41-43.                                                                                                                                                                               Araş.Yazar Prof. Dr. Kerime ÜSTÜNOVA (Hocamıza Araştırmalarından dolayı Teşekkürü Borç Bilir)

reklam

Tavsiye

Ehram Modası