ERZURUMLU OSMAN SİRÂCEDDİN’İN HAYÂL-İ BÂL ADLI Mİ‘RÂCİYESİ

/ 4 Şubat 2018 / 223 / yorumsuz
ERZURUMLU OSMAN SİRÂCEDDİN’İN HAYÂL-İ BÂL ADLI Mİ‘RÂCİYESİ

Giriş

Milâdî X. asırdan itibaren kitleler hâlinde İslâm dairesine girmeye başlayan Türkler, bu dini bütün müesseseleriyle kabul etmişler, ictimâî hayatlarını da tedricen, benimsedikleri yeni dinin hükümlerine göre düzenlemişlerdir. İslâm’ın tesiri sadece dinî ve sosyal sahada kalmamış; aynı zamanda sanat, edebiyat ve kültürümüze de nüfûz ederek onu değiştirmiş ve geliştirmiştir. Özellikle edebiyatımız İslâmî bir hüviyete bürünerek, asırlar boyunca başta Hz. Peygamber olmak üzere, Âl-i Abâ, Hulefâ-yı Râşidîn, diğer sahabeler ve velîler hakkında yüzlerce eser kaleme alınmıştır.

İslâmî Türk edebiyatı ürünlerine göz atıldığında, Hz. Peygamber’le alâkalı eserlerin kahir ekseriyette olduğu görülecektir. “Şurası gerçektir ki bütün dünyada hiç bir peygambere, hiç bir din veya doktrin müessesesine, istisnâsız hiç bir şahsa dâir, Hazret-i Peygamber’e olduğu kadar çeşitli şekil ve türlerde, asırlar boyu muhtelif eserler devamlı bir tarzda teşekkül etmemiştir.” (Çelebioğlu, 1998: 356-357) Ona olan hasret ve muhabbetin ifadesi olarak na‘tlar, vücut özelliklerinin anlatıldığı hilye ve şemâiller, doğum ve hayatının çeşitli safhalarını anlatan mevlidler, hayatının tamamının veya bir kısmının anlatıldığı siyer-i nebîler, hadislerinin manzum-mensur olarak derlendiği kırk ve yüz hadis tercümeleri, peygamberliğinin delillerinin anlatıldığı Şevâhidü’n-nübüvve tercümeleri, mucizelerinin anlatıldığı mucizât-ı nebîler ve en mühim mucizeleri arasında gösterilen mi‘râcının anlatıldığı mi‘râciyeler, Hz. Peygamber’le alâkalı kaleme alınan metinlerin belli başlılarıdır.

Arapça bir kelime olan mirâc, ¿9 kökünden türemiş olup yukarı çıkacak, yükselecek yer; yukarı çıkma âleti gibi mânâlara gelmektedir. (Âsım Efendi, 1302: 422; Şemseddin Sâmî, 1317: 1373) Âlet ismi olarak kullanıldığında mirkât, süllem, nerdübân; merdiven gibi kelimeleri karşılayan mi‘râc, ıstılahta göğe çıkma, urûc anlamlarında kullanılır. (Şemseddin Sâmî, 1317: 1373; Muallim Nâcî, 2009: 430) Ancak burada kastedilen rastgele bir yükselme değil, Hz. Peygamber’in göklere yükseliş mucizesidir. (Akar, 1987: 3) İslâmî kaynaklarda mi‘râc hadisesi ele alınış şekliyle iki safhada meydana gelmiştir. Resûlullâh’ın Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya kadarki yolculuğuna isrâ, oradan göklere yükselişine mi‘râc denilmiştir. Türkçede mi‘râc kelimesiyle her iki olay kastedilir. (Yavuz, 2005: 132) Leyle-i Mi‘râc olarak da bilinen bu hadisenin vukū bulduğu gece, Receb ayının yirmi yedinci gecesine tesadüf etmiştir. (Pekolcay, 2000: 192)

İslâmî Türk edebiyatının önemli türleri arasında yer alan mi‘râciye, edebî bir terim olarak Hz. Peygamber’in mi‘râc mucizesini anlatan, genellikle mesnevi veya kaside nazım şekilleriyle yazılmış kısa şiirlerin topluca adıdır. Mi‘râc-nâme, aynı hadiseyi mufassalan anlatan eserlerin genel ismidir. Ancak bu tariflerde kesinlik yoktur. Çok kısa bir mesnevi veya kasideye mi‘râc-nâme denildiği gibi çok uzun bir mesneviye mi‘râciye adının verildiği eserler de mevcuttur. (Akar, 1987: 6)

Mi‘râciyelerde, mi‘râc hadisesi anlatılırken büyük ölçüde Kur’ân’daki şekline sadık kalınmıştır. Fakat şairler, Kur’ân dışında hadisler ve İsrâiliyyâtın tesiriyle mi‘râcı daha da genişleterek nazmetmişlerdir. (Yekbaş, 2012: 241) Bu eserler umumiyetle, gece ve gökyüzü tasviriyle başlar. Bazen de mi‘râcdan evvel şakk-ı sadr (Cebrâil’in Hz. Peygamber’in göğsünü yarıp Zemzem’le yıkaması) mucizesine yer verilir. Hz. Ali’nin kız kardeşi Ümmühânî’nin evinden başlayan bu yolculuk, Cebrâil’in Burak’ı cennetten getirmesi, Hz. Peygamber’in Mescid-i Aksâ’ya varışı ve orada onu karşılayan nebilere imam olup namaz kıldırması üzerinde durulur. Buradan semâya yükselişi ve göğün her katında farklı bir peygamberle tanışması, cennet, tûbâ, hûriler, köşkler, cehennem hayatı tasvirlerine yer verilir. Hz. Peygamber’in “kǎbe kavseyn” makamına ulaşması, Allah ile mülâkatı, namazın farz kılınması ve Resûlullâh’ın bunu ashâbına bildirmesi anlatılır. 1 (Uzun, 2005: 135-136)

Mi‘râc hadisesi, sadece edebiyatta değil, güzel sanatların birçok şubesinde de işlenmiştir. Mi‘râc minyatürleri, mûcizât, siyer, peygamberler tarihi, mi‘râc-nâme vb. eserlerde yer almaktadır. (Akar, 1987: 76,79) Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-necât’ındaki mi‘râc kısmı gibi bazı mi‘râciyeler de bestelenmiş (Nâyî Osman Dede’nin Mi‘râciyesi gibi) ve çeşitli mekânlarda icrâ edilmiştir.

Siyer, mevlid, mûcizât-ı nebî gibi eserlerin alt bölümü olarak anlatılan, divanlarda Hz. Peygamber’le alâkalı şiirlerde yer verilen mi‘râc hadisesi sonraları müstakil bir hüviyet kazanmıştır. Türk İslâm edebiyatı türlerinden mi‘râciyenin ilk müstakil örneği, Çağatay sahasında XIII. yüzyılda Hâkim Ata tarafından yazıldığı kabul edilen Mi‘râcnâmetü’l-hazret’tir. Anadolu sahasında kaleme alınmış ilk müstakil mi‘râciye ise XV. asırda Ahmedî’nin kaleme aldığı Tahkîk-i Mi‘râc-ı Resûl’dür. (Uzun, 2005: 134)

XV. yüzyıldan itibaren değişik muhit ve asırlarda pek çok şair, Hz. Peygamber’e olan bağlılıklarının ve hissettikleri muhabbetin bir ifadesi olarak, mi‘râc mucizesini anlatma maksadıyla mi‘râciyeler kaleme almışlardır. Bu şairlerden birisi de XIX. asrın ikinci yarısında yaşamış Erzurumlu Osman Sirâceddin’dir. Şair, Hz. Peygamber’e olan sevgisini kaleme aldığı müstakil bir mevlid ve bir mi‘râciyenin yanı sıra na‘tlarıyla ifade etmeye çalışmıştır.

Osman Sirâceddin

XIX. asır mevlid ve mi‘râciye şairlerimizden Osman Sirâceddin’in hayatı hakkında, tezkirelerde, biyografik kaynaklarda, edebiyat tarihlerinde ve ansiklopedik eserlerde herhangi bir malumat bulunmamaktadır. Ulaşabildiğimiz kaynaklar arasında Osman Sirâceddin hakkında bilgi veren tek eser, Ziyâeddin Fahri’nin (1901-1974) 1927’de kaleme aldığı Erzurum Şairleri’dir. (Ziyâeddin Fahri, 1927: 104-107) Ayrıca Hasan Ali Kasır, Erzurum Şairleri adlı eserinde Ziyâeddin Fahri’nin Sirâceddin hakkındaki değerlendirmelerine yer vermiştir. (Kasır, 1999: 78-81)

Ziyâeddin Fahri’nin şairle alâkalı verdiği bilgiler ise, Erzurum Vilâyet Tahrirat Başkâtibi Muhtar Bey’in hususî kütüphanesinde uzun zaman evvel görüp incelediğini bildirdiği Mecmûa-i Hayâl-i Bâl adlı esere dayanmaktadır.

Doğum ve ölüm tarihi bilinmeyen şairin asıl adı Osman Sirâceddin’dir. Mi’râciyesinde bildirdiğine göre annesinin adı Fâtıma, babasının adı Ali’dir. Şiirlerinde “Sirâc, Sirâcî” mahlaslarını kullanmıştır. Mustafa Uzun ve Rıdvan Canım kaynak belirtmeksizin şairin “şeyh” olduğunu bildirmektedir. (Uzun, 2005: 137; Canım, 2011: 156) Ziyâeddin Fahri, Osman Sirâceddin’in, Sultan Abdülmecid zamanında yaşamış olduğunu ve ona hangi vesileyle yazıldığı bilinmeyen bir tarih düşürdüğünü belirtmektedir. Bahis konusu tarih manzumesi, Sultan Abdülmecid’e değil, Sultan II. Abdülhamid’e yazılmış, her mısrasının sayı değeri H. 1305 (1887-1888) yılına tekabül eden on beyitlik Arapça bir şiirdir. (Osman Sirâceddin, 1305: 54) Sultan Abdülhamid’in saltanat yılları (1876-1909) göz önünde bulundurulduğunda, Osman Sirâceddin’in XIX. asrın ortalarında yaşadığı düşünülebilir. Sirâcî’nin Erzurum medreselerinde müderrislik ve Lala Paşa Camii’nde kürsü şeyhliği yapan ve daha çok “Şaşı Hoca” namıyla bilinen Mustafa Zeynüddin Efendi’nin 1305’te (1887-1888) vefatına bir mersiye yazdığı bilgisini dikkate aldığımızda, şairin söz konusu yıldan sonra öldüğü sonucuna ulaşılır.2 Ayrıca Ziyâeddin Fahri’ye göre Sirâcî, şiirlerini bir araya topladığı eserini kendisi bastırmıştır. 

Bu bilgi şairin eserinden de teyit edilmektedir. Mecmûa-i Hayâl-i Bâl’de, Sirâcî’nin kitaplarının basıldığı Mahmud Bey Matbaası ve çalışanlarına ithafen yazılmış bir medhiyeyi andıran bir tarih manzumesi bulunmaktadır. (Osman Sirâceddin, 1305: 55-56) Eserin basım yılı 1305 (1887-1888) olduğuna göre şairin en erken vefat tarihi 1888 olmalıdır.

Sirâcî’nin Eserleri3

    1. Mecmû‘a-i Hayâl-i Bâl

Şairin tıpkı diğer eserleri gibi (ayrı basım olan mevlidi ve Hayâl-i Bâl’i), İstanbul’da 1305 (1887-1888) yılında Mahmûd Bey Matbaası’nda basılmıştır. Tamamı 58 sayfa olan bir kitapçıktır.

Eserde, elifbâ sırasına göre tertip edilmiş; gazel, kıta, muhammes, terkib-i bend nazım şekilleriyle yazılmış 56 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin üçü nat, biri Kerbelâ mersiyesi, biri pendnâme, biri Abdülkâdir-i Geylânî medhiyesi, biri kafiye/rediflerinin son harfleri elifbâ sırasına göre düzenlenmiş “Der-Niyâz-ı Pîr” adlı mesnevi, biri Mustafa Zeynüddin Efendi’nin vefatına düşürülmüş tarihin yer aldığı mersiyedir.

Ziyâeddin Fahri’nin bildirdiğine göre Sirâcî, klâsik tarzda yazılmış şiirlerini Mecmûa-i Hayâl-i Bâl isimli bir mecmuada toplamıştır. Kitabın başında iki lügat vardır. (Ziyâeddin Fahrî, 1927: 104) Bizdeki nüshada söz konusu lügatlar yer almamaktadır. Eseri, uzun zaman evvel Erzurum Vilâyet Tahrirat Başkâtibi Muhtar Bey’in hususî kütüphanesinde görüp incelediğini söyleyen Ziyâeddin Fahri muhtemelen yanılmıştır yahut bildirilen lügatlar başka bir yazara aittir. Çünkü verdiği bilgilerde kısmen hatalar olduğu yukarıda bildirilmişti.

Hayâl-i Bâl

Mi‘râciyenin ulaşabildiğimiz herhangi bir yazma nüshası bulunmamaktadır. Transkribe ettiğimiz metin, İstanbul’da 1305 (1887-1888) yılında Bâb-ı Âlî civarında Ebu’s-su‘ûd Caddesi, 72 numaradaki Mahmûd Bey Matbaası’nda basılan nüshaya dayanmaktadır.

Tamamı 47 sayfa olan eserde, 1-13. sayfalar arasında şairin mesnevi nazım şekli ve aruzun fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün kalıbıyla yazılmış 162 beyitlik bir mevlidi yer almaktadır. Bunu takip eden kısımda aruzun mef‘ûlü mefâ‘ilün fe‘ûlün kalıbıyla yazılmış 12 beyitlik bir münâcât, mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün kalıbıyla yazılmış beş beyitlik ve fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün kalıbıyla yazılmış dokuz beyti hâvî iki na‘t bulunmaktadır.

Mevlid ve diğer şiirlerin ardından okunan mevlid-i şerîf ve Kur’ân-ı Kerîm’den hâsıl olan sevâbı başta Hz. Peygamber olmak üzere, diğer peygamberler ve din büyüklerinin ruhlarına hediye edildiğini beyan eden mensur bir Türkçe dua yer almaktadır. Mevlidin bir mecliste okunduğu gözönünde bulundurulduğunda, eserin bestelenmiş olma ihtimali ortaya çıkar.

Asıl eser olan Hayâl-i Bâl adlı mi‘râciye, 20-47. sayfalar arasında yer almaktadır ve harekeli bir metindir.

  1. Şekil Hususiyetleri

Eser, mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış olup 405 beyitten ibarettir. Aruzun fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün kalıbıyla nazmedilmiş mi‘râciyenin yazım tarihine dair herhangi bir malûmat bulunmamaktadır.

Şair, mevlidinde olduğu gibi mi‘râciyesinde de sebeb-i te’lif kısmına yer vermemiştir.

Sirâcî, eserinin ismini birkaç yerde zikretmektedir:

N’ola bir baķsa ‘azįzim ĥālime Bir meded itse Ħayāl-i Bāl’ime

Çek Ħayāl-i Bāl’imi tebyįże sen Baķma illerden gelen ta‘rįże sen

Ħāŧırımçün yaz Ħayāl-i Bāl’imi Aç kerem eyle zebān-ı lālimi

Genel hatları itibariyle mi‘râciye üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci kısmın ardından nakarat beyti olan:

Kām alam dirseñ eger rūz-ı ķıyām Oķı faħrü’l-mürselįne çoķ selām

ve Arapça mefûlü fâ‘ilâtün mefûlü fâ‘ilâtün kalıbıyla yazılmış 12 beyitlik bir münâcât yer alır.

Eserin kafiye örgüsü incelediğinde, şairin daha çok Arapça-Farsça kelimelerle kafiye yaptığı görülmektedir:

Ben ġulāmıñ ħıdmetiñ mecbūrıyam Bu şerefle ‘ālemiñ meşĥūrıyam

Aĥsen-i śūretde ħalķ itmiş Ħudā Pāyınıñ pāyesine cānlar fedā

Türkçe kelimeler, eser boyunca genellikle rediflerde kullanılmış, bazı bölümlerde ise Arapça-Farsça kelimelerle kafiyeli şekilde bulunmaktadır:

Ħāk-i pāy-ı ĥażrete rū-māl ķıl Sızlanup zār eyle ‘arż-ı ĥāl ķıl

Da‘vete ķılsun icābet sevdigim Źātıma ķılsun inābet sevdigim

Cilvelendi ‘aşķ u ĥüsniñ her biri Tā göre bu anı o bu dilberi

Eylesün tesbįh ü taķdįsiñ melek İstesün her birisi benden dilek

Ayrıca kısmen de olsa Türkçe kelimelerle kurulmuş kafiyelere de rastlanır:

Cebre’įl ķıf ķıf didikce ol ķaçar Berķ-ı efkārı meşāmından çaķar

Şair, eserinin bazı bölümlerinde kusur olarak değerlendirilebilecek tasarruflarda bulunmuş, kafiyeye yer vermemiştir:

Yār ola dil-dār ola Allāh ola

Çoķ mıdır nāz itse merkūbıñ seniñ

Ey ŧutan gūşuñ baña ‘āciz benim Raĥm ķıl şimdi baña ‘āciz benim

Söyle mi‘rāc-ı nebįden bir ħaber Bir ħaber-dāra yüri al bir ħaber

Cebre’įl ile berāber faħr-i nās ‘Avdeten teşrįf buyurdı faħr-i nās

Vezin ve kafiyeden sonra şiirdeki ritmi sağlayan unsur ses tekrarlarıdır. Seslerin belli fasılalarla yinelenmesiyle şiir, musikîye yaklaşır ve ahenk yönünden farklı ve çekici 

bir atmosfere bürünür. (Macit, 2005: 51) Sirâcî, eserinin pek çok yerinde asonans ve aliterasyonlara müracaat ederek şiirine ritmik bir ahenk kazandırmıştır. Asonans ve aliterasyonların yoğun olduğu beyitlerden bazıları şunlardır:

Hem mücerrebdir mü’eŝŝir bir ‘ilāc ‘Unśura nāfi‘ sever ġāyet mi‘rāc

Āh ile nām-ı Ħudā imlā olur Źāt-ı Ĥaķķ’a lāmsız įmā olur

Didi sulŧānım seniñ ķurbānıñam Ķulıñam ķurbānıñam ĥayrānıñam

Sen beni ķıldıñ bu sırra iħtiśāś Luŧfıña iĥsānıña şāyeste ħāś

Ayrıca Sirâcî, bazı kelime ve kelime gruplarını ardı ardına tekrar ederek ahengin en üst seviyeye çıkarmış, böylece eserinin müzikal bir yapı kazanmasını sağlamıştır. Hz. Peygamber’in mi‘râca yükseldiği gecenin övgüsünün yapıldığı bölüm, bu duruma çok iyi bir örnektir:

Bu gice rif‘at anıñ ĥürmet benim Bu gice devlet anıñ ni‘met benim

Bu gice ‘izzet anıñ vuślat benim Bu gice şevket anıñ nuśret benim

Bu gice rü’yet anıñ śoĥbet benim Bu gice ķurbet anıñ ķudret benim

Bu gice ey Cebre’įl ġayret seniñ Kām-yāb olmaķ içün ħıdmet seniñ

Şair, sadece bu kelime gruplarının tekrarıyla yetinmez. Özellikle mevlidlerde bulunan ve ilk örneğine Ahmed isimli bir şairin mevlidinde (Aymutlu, 1995: 25-26) rastladığımız “merhabâ” faslına mevlidinde olduğu gibi mi‘râciyesinde de yer vermiştir:

Merĥabā ey server ü sulŧānımız Merĥabā ey cism içinde cānımız

Merĥabā ey nūrımız ħayru’l-ħalef Biz seniñle bulmışız dā’im şeref

Merĥabā ey mefħar-i cinn ü beşer Hem resūl hem nebį nūrü’l-baśar

  1. Muhteva Özellikleri

Klâsik dönem edebî mahsullerimizin ekserisinde bulunduğu üzere şair eserine, besmele ve hamdeleyle başlamıştır. Bir beyitten ibaret hamdele bölümünü yine bir beyitle salvele kısmı takip etmektedir:

Nām-ı Ĥaķķ’ı ibtidā źikr idelim Ŝāniyen ĥamd ü ŝenā şükr idelim

Ey göñül eyle śalāt ile selām Tā ola ol ĥāl ile ħatm-i kelām

Sebeb-i te’lif kısmının yer almadığı eserde, şair doğrudan konuya girmektedir. Gönlüne seslenen Sirâcî, âşıkların baş tacı olan Hz. Peygamber’in mi‘râc mucizesini anlatmasını dilemekte ve gönül de şaire seslenerek, Hz. Peygamber’in huzuruna gitmesini, ayağının toprağına yüz sürmesini ve yalvararak durumunu arz etmesini söylemektedir:

Söyle şāh-ı enbiyā mi‘rācını Vaśf ķıl ‘āşıķlarıñ ser-tācını

Ey revānım sen de var ol servere Sevgüli maĥbūb-ı Ĥaķķ peyġambere

Ħāk-i pāy-ı ĥażrete rū-māl ķıl Sızlanup zār eyle ‘arż-ı ĥāl ķıl

Şair, bir kez olsun Hz. Peygamber’in kendisine bakmasını ve onun bir yardımıyla eserinin vücûda geleceğini, dilinin açılacağını ve onun aşkıyla yananlara söz söyleyebileceğini vurgulamaktadır:

Bir nażar ķılsun beni ednāsına Yanayım ol nār-ı ev-ednāsına

N’ola bir baķsa ‘azįzim ĥālime Bir meded itse Ħayāl-i Bāl’ime

Tā ħayālim söyleye sūzāna söz Oynaya ŧab‘ım gele meydāna söz

Şair, eser boyunca kalemi kendisine muhatap kabul ederek onunla sohbet etmekte, kalemini kişileştirerek yer yer okuyucusuna bilgiler vermektedir:

Ey ķalem himmet buyur itmāma git Feyż-yāb itsün seni Ĥaķķ kāma yit

Görinür ki tende baħtı ķarasıñ Ħançer-i yār ile baġrı yarasıñ

Ķorķarım bu işde ben tek ħāme sen Kendiñi śaldıñ ħayāl-i ħāma sen

Şekil özellikleri kısmında mi‘râciyenin üç ana bölümden meydana geldiği bildirilmişti. İlk kısım besmele, hamdele, salvele bölümlerinden itibaren Allahu Te‘âlâ’nın Hz. Peygamber’le görüşme isteğini Cebrâil’e bildirmesiyle başlar. Mi‘râcın önce gök ehline bildirilmesiyle melekler ve yıldızların bu kutlu misafiri karşılamak üzere yaptıkları hazırlıklar, Cebrâil’in Hz. Peygamber’i mi‘râcla müjdelemesi, mi‘râc öncesi Hz. Peygamber’in kalbinin Zemzem’le yıkanması, Hz. Peygamber’in Burak adlı binit üzerinde Harem-i Şerîf’ten Mescid-i Aksa’ya olan yolculuğu, burada bütün peygamberlere imam olup namaz kıldırması, ardından Cebrâil’in kanatları üzerinde birinci göğe kadar yükselişiyle oradaki meleklerin Hz. Peygamber’i karşılama sevinçleri anlatılmaktadır.

İkinci bölümde, Cebrâil’le Hz. Peygamber’in birinci gökten yedinci göğe yükseldiği kısaca belirtilir. Şair, araya girerek okuyucusunu mi‘râc hadisesi hakkında bilgilendirir. Hadis-i şeriflerde de yer verildiği üzere, Hz. Peygamber, mi‘râca yükseldiğini bildirdiğinde etrafındaki müminler tereddütte kalmışlar, müşrikler ise bunu Hz. Peygamber’in yalan söylediğinin nişânesi olarak anlatmaya başlamışlardır. Durumu Hz. Peygamber’in en yakın dostu ve Hulefâ- yı Râşidînin ilki olan Hz. Ebû Bekir’e anlattıklarında “O, söylüyorsa doğrudur!” cevabıyla karşılaşmış ve emellerine ulaşamamışlardır. Salt insan aklıyla bu hadisenin anlaşılamayacağını bildiren Sirâcî, söz konusu durumu tevekkülle karşılamak gerektiğini, ancak âriflerin ve kâmil bir aşka sahip olanların anlayabileceğini söylemektedir:

Ey bürāder ‘aķl u nefse baķma sen Böyle gizlü işde cānın yaķma sen

Ķıl tevekkül Ħālıķ’a ol sine-śāf Bu gibi sırlarda ķılma iħtilāf

Ķudret-i Ĥaķķ’ı hemān al da ŧut Ġayr söz efsānedir eyle sükūt

Çünki mi‘rācı ħaber virdi resūl ‘Aķl-ı nāķıś itmedi anı ķabūl

Herkesiñ ‘aķlınca nuŧķ itdi o cān Bildi ‘ārif cāhile oldı nihān

Śanma bunı ‘aķl ü ‘ilm idrāk ider ‘Aşķ-ı kāmil bunı ancaķ pāk ider

Gerçi olmışdır bu emre iħtilāf ‘Āişe itdi bu remzi i‘tirāf

Sırrını ana buyurmuşdır resūl Ehl-i vicdān o sözi eyler ķabūl

Şair, mi‘râcı anlatmaya kaldığı yerden devam etmektedir. Cebrâil ve Resûlullah’ın Beyt- i Ma‘mûr’a varışları, hasretle resûlün güzel yüzünü görmeyi bekleyen meleklerin karşılamalarına yer verilir. Âlemleri seyrederek yolculuğa devam eden Cebrâil ve Hz. Peygamber Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaşırlar. Burada dalları ve budakları meleklerle dolu bir ağaç görürler. Hz. Peygamber’i gören melekler uçarlar ve salât ü selâmda bulunurlar. Onun nûrunu görmekle sevince gark olan melekler, Hz. Peygamber’e ümmeti için Allah’tan hediyeler dilemesini söylerler. Bu hediyelerin bir kısmını dört halifesine ve Ehl-i Beytine bir kısmını ashâbına ve ümmetine taksim etmesi tavsiyesinde bulunurlar. Şair, Hulefâ-yı Râşidîn ve Âl-i Abâ’nın isimlerinden ziyade sıfatlarını zikretmektedir:

Ĥażret-i Śıddįķ’a bir miķdārını Ķıl kerem virdi saña ol varını

Ĥażret-i Fārūķ’a vir bir ol ķadar Ol siziñ ikrāmıñızı çoķ sever

Ĥażret-i ‘Oŝmān’a iĥsānıñ revā Gör ki maĥcūb olmasın śāĥib-ĥayā

Ĥaydar-ı Kerrār’a ikrām it daħi Çoķ sever luŧf u keremler ol saħį

Şeh-nisā bint-i kerįme ķıl kerem Çün odur rūz-ı cezāda muĥterem

Çoķca vir hem Müctebā’ya ni‘meti Ħalķ içinde çoķdur anıñ ķıymeti

Ħaylice şāh-ı Belā’ya devleti Vir ki çoķdır ol şehiñ cem‘iyyeti

İkinci bölümün son kısmında, Sidretü’l-Müntehâ’da bir perde zâhir olur ve gelenin kim olduğu sorulur. Cebrâil, Allah’ın emri üzerine gelenin iki cihan serveri Hz. Muhammed olduğunu bildirir. Hz. Peygamber, yolculuğuna Refref’le devam eder. Şair, burada tekrar araya girerek kalemle yarım bıraktığı söyleşisine devam eder. Resûlullah’ın mi‘râc esnasında başından geçenleri kaleme anlatır. Yarım bıraktığı yerden mi‘râcı anlatmaya devam eden Sirâcî, Hz. Peygamber’in Allah’ın huzûruna vardığını ve kendisi ile ümmeti için bağışlanmayı dilediğini bildirir, böylece ikinci bölüm sona erer. Nakarat kısmı olan Türkçe beyitle, Arapça münâcât yinelenir.

Üçüncü bölüm, eserin bir nevi hâtime kısmıdır. Yüce Allah, resûlünün isteğini kabul eder. Ümmetinin mi‘râcının namaz olduğunu bildirir. Allah’ın huzurundan ayrılan Hz. Peygamber’i, Sidretü’l-Müntehâ’da Cebrâil karşılar. Dönüş yolculuğuna çıkan bu iki dost önce, cenneti gezerler. Oradan cehenneme uğrar ve buradakilerin hâllerini seyrederler. Mi‘râcdan inişi anlatmayı bitirmeden Sirâcî, tekrar araya girer ve rindâne bir tavırla, kaleme aşkın önemini vurgular. Bu dizeler, Yunus Emre’nin:

Uçmak uçmagum didügün mü’minleri yeltedigün Bir evile birkaç Hûrî hevesüm yok kuçmagiçün

Bunda dahı virdün bize ogul u kız çüft ü helâl

Andan dahı geçdi arzûm benüm âhum dîdâriçün (Tatcı, 2005: 235)

Cennet cennet didükleri Bir ev ile birkaç Hûrî İsteyene virgil anı

Bana seni gerek seni (Tatcı, 2005: 368)

meşhûr beyitlerini hatırlatır. Ona göre ham sofu ve zâhidin cenneti istemelerinin sebebi cismânî nimetlere erişmektir:

Yārsız cennet gelişmez bizlere ‘Ār olur ansız cehennem sizlere

Śūfiye śorma cehennem işini Artırır dilde ġam u teşvįşini

Vā‘iže śorsañ baña di cenneti Ol ķadar söyler ki artar cinneti

Ābid ü zāhid sözi bį-hūdedir Anlarıñ gözi ‘asel süd śudadır

Āşıķa besdir Ħudā’sıyla rıżā Kimse ħıdmet idemez Ĥaķķ’a sezā

Aşķdır her maķśadı ĥāśıl ķılan ‘Aşķdır her maŧlebe vāśıl ķılan

Aşķ ile buldı Muĥammed Ĥażreti ‘Aşķ ile bildi Muĥammed Ĥażreti

Aşķ ile aldı Muĥammed Ĥażreti ‘Aşķ ile geldi Muĥammed Ĥażreti

Aşķdır įcād-ı insāna sebeb ‘Aşķdır inzāl-i Ķur’ān’a sebeb

Aşķdır ħālį degil andan cedel ‘Aşķdır biñ cān aña olmaz bedel

Sözü daha fazla uzatmak istemediğini bildiren şair, tekrar mi‘râcdan inişi anlatmaya devam eder. Hz. Peygamber, mi‘râc müjdesinin verildiği yere, Hz. Ali’nin kızkardeşi Ümmühânî’nin evine indirilir. Dünyevî bir zaman algısından uzakta cereyân eden hadiseler sonucunda, Hz. Peygamber mi‘râcdan döndüğünde yatağını hâlâ sıcak bulur:

Çün yetişdi faħr-i ‘ālem ħāneye Hem-ser oldı Ümmühānį anneye

Gül yataġı ferş nerm ü germ idi Ter yañaġından düşen ter şerm idi

Hz. Peygamber’e sâlât ü selâm getiren Sirâcî, kendinden önce yaşayanlar için Fatiha okunması talebinde bulunur. Anne ve babasına da rahmet olması temennisinde bulunan şair, mevlidinde ve diğer şiirlerinde mahlası “Sirâcî”yi kullanırken mi‘râciyesinde asıl ismi “Osman”ı kullanır, ayrıca ebeveyninin adlarını da anar:

Oķıyalım çoķ śalāt ile selām

Çoķ müyesser eyleye ħatm-i Kelām

Birdir Allāh Muĥammed’dir resūl Yā İlāhį sen bizi eyle ķabūl

Fātiĥa oķı geçen ķardaşlara Çün gidersiñ sen de başı ŧaşlara

Raĥmet olsun vālideyne raĥmeti Kim oķursa görmeye hįç zaĥmeti

Sonuç

İsmim ‘Oŝmān’dır bilinsiñ ħātime Vālideynimdir ‘Aliyy ü Fāŧıma

Bu yazıyla birlikte daha önce mevlidini neşrettiğimiz Osman Sirâceddin’in, İslâmî Türk edebiyatının mühim nevilerinden olan mi‘râciyesini hazırlayarak, şâirin dinî nitelikteki son müstakil eserini yayınlamış bulunmaktayız. Türle alâkalı mukayeseli çalışmalar yapanların istifâdesine sunulan bu mi‘râciye, beyit sayısı itibariyle değerlendirildiğinde, dönemi içerisinde kaleme alınmış hacimli mi‘râciyeler grubuna dâhil edilebilir. Ayrıca Türk mi‘râciye edebiyatının da orta hacimli eserleri grubuna girer. Diğer mi‘râciyelerin genelinde, doğrudan Hz. Peygamber’in mi‘râcı esnasında yaşananlar hikâye edilirken, Sirâcî eserinde okuyucusuna doğrudan bilgi vermeyi de amaçlamıştır. Hadiseleri anlatırken sık sık araya girerek “kalem”le olan sohbetine yer vermiş; kalemi kişileştirerek okuyusuna bazı nasihatlar da etmiştir.

Bu yazıda, kaynaklarda ismine ve eserlerine (mevlidi ve mi‘râciyesi) rastladığımız, fakat hem biyografisi, hem de edebî şahsiyetine dair hiç bir malûmatın bulunmadığı bir şairin ulaşılabilen kaynaklar doğrultusunda hayat hikâyesine dair bilgiler sunulmuştur. Ayrıca ismi dahi literatürde bilinmeyen ve sadece “mi‘râciye” adıyla yer alan bir metni trankribe etmek hem şekil, hem de muhteva hususiyetlerini incelemek suretiyle mi‘râciye türünün gelişim çizgisinin ortaya konmasına bir nebze katkıda bulunduğumuzu düşünüyoruz.

Mİ‘RĀCÜ’N-NEBÎ ‘ALEYHİ’Ś-ŚALĀTÜ VE’S-SELĀM

Nām-ı Ĥaķķ’ı ibtidā źikr idelim Ŝāniyen ĥamd ü ŝenā şükr idelim

Ey göñül eyle śalāt ile selām Tā ola ol ĥāl ile ħatm-i kelām

Söyle şāh-ı enbiyā mi‘rācını Vaśf ķıl ‘āşıķlarıñ ser-tācını

Ey revānım sen de var ol servere Sevgüli maĥbūb-ı Ĥaķķ peyġambere

Ħāk-pāy-ı ĥażrete rū-māl ķıl Sızlanup zār eyle ‘arż-ı ĥāl ķıl

Bir nažar ķılsun beni ednāsına4 Yanayım ol nār-ı ev-ednāsına

N’ola bir baķsa ‘azįzim ĥālime Bir meded itse Ħayāl-i Bāl’ime

Tā ħayālim söyleye sūzāna söz Oynaya ŧab‘ım gele meydāna söz

Arta įmān ehliniñ źevķı müdām Çün olur ol źevķ ile ĥāśıl merām

 Ey ķalem himmet buyur itmāma git Feyż-yāb itsün seni Ĥaķķ kāma yit

Görinür ki tende baħt-ı ķarasıñ Ħançer-i yār ile baġrı yarasıñ

Ķorķarım bu işde ben tek ħāme sen Kendiñi śaldıñ ħayāl-i ħāma sen

Lįk benden yādigār olsun saña Bu ħayālim āşikār olsun saña

Ķanda kim düşseñ yire eyle nidā Ŧut elim cānım fedādır Aĥmedā

 Ķıl śalāt eyle du‘ā iste meded

Söyle yā Ĥayy u Vedūd u yā Śamed

Bende-i nāçįz ü bir muĥtācıñam ‘Āşıķ-ı şāhinşeh-i mi‘rācıñam

Allāh Allāh söyle ŧurma git yola Mā-sivā-yı ‘aşķı almazlar pula

Çek Ħayāl-i Bāl’imi tebyįże sen Baķma illerden gelen ta‘rįże sen.

Bir gice kim ķadr-i ‘alā ol gice Nice tavśįf eyleyem āyā nice

 Hem ne sā‘at sā‘at-i Sübĥān diyem Laĥžasına niçe cān ķurbān diyem

‘Aşķ ħarķ itdi o şeb bir çoķ ĥicāb Ĥüsn ‘arż itdi cemāliñ bį-niķāb

Cilvelendi ‘aşķ u ĥüsniñ her biri Tā göre bu anı o bu dilberi

Eyledi fermānını ol dem İlāh Ķādir ü Ĥayy u Ġanį ol pādişāh

Buyurur Cibrįl’e kim fermāna baķ Bu gice benden olan iĥsāna baķ

 İsterem görmek bu şeb mihmānımı Ol daħi görsün benim iĥsānımı

Sevdigim Maĥmūd’ıma eyle selām İsterem bi’ź-źāt aña idem kelām

Da‘vete ķılsun icābet sevdigim Źātıma ķılsun inābet sevdigim

Ol daħi alsun bu şeb benden merām Her ne isterse alur kām üzre tām

Bu gice rif‘at anıñ ĥürmet benim Bu gice devlet anıñ ni‘met benim

 Bu gice ‘izzet anıñ vuślat benim Bu gice şevket anıñ nuśret benim

Bu gice rü’yet anıñ śoĥbet benim Bu gice ķurbet anıñ ķudret benim

Bu gice ey Cebre’įl ġayret seniñ Kām-yāb olmaķ içün ħıdmet seniñ

Baña maħśūś işler olmışdır tamām Saña maħśūś işlere ķıl ihtimām

Pek müzeyyendir żiyāfet-ħānemiz Ġayrıdan ħālį ol ħalvet-ħānemiz

 Ķaśr-ı vaĥdāniyyetimde ĥāżıram Tįz geliñ sizden yaña ben nāžıram

Ŧut eliñ eyle yaķın mā-beyne sen Ķıl ĥaźer girme śaķın mā-beyne sen

Çün münezzehdir maķāmım bį-mekān Hem muķaddes bār-gāhım bį-zemān

Girme yoķ ol dergehe olmaz nažar Bir ĥarem kim maĥremi ħayru’l-beşer

Bezm-i ħāśśa dāħil olmaķ dūr olur

Ol kese maħśūś olur kim nūr olur

 Muśŧafā’dır her güzellik māyesi Düşmesün başdan yire hįç sāyesi

Bir daħi emrim saña yā Cebre’įl Var ħaber eyle ser-ā-pā Cebre’įl

‘Ālem-i eflāke ŧoldır ġulġule Bu gice nāz itmesün gül bülbüle

Enbiyā ervāĥına iħŧār ķıl Nāmeler yaz her ŧaraf iş‘ār ķıl

Ķuds’e istiķbāle gitsünler tamām Hem ĥabįbim anlara olsun imām

 Anda şükrāne namāz olsun edā Cümlesi ol şāha ķılsun iķtidā

Ġāyeten ta‘žįm ile bi’l-iĥtirām Söylesünler yārime benden selām

Anlara ben eylerim elbet vefā Gösterem ikrāmımı yevmü’ś-śafā

Hem semāvāt ehli kim ehl-i niyāz Anlara eyle daħi ifşā-yı rāz

Eylesün tesbįh ü taķdįsiñ melek İstesün her birisi benden dilek

 Oķusıñ taĥmįd ü temcįdiñ felek Śanmasun bį-hūdedir işbu emek

‘Arş tekbįr eylesün lā lā ile Ferş tehlįl eylesün illā ile

Söylesünler kürsi vü levĥ ü ķalem

Vaĥdehu el-mülkü li’llāh5 lā-cerem

Şems pertev itmesün ŧursun hele Tā ķamer bürc-i şafaķ üzre gele

Hep kevākib parlasun meh-pāreler Encümen olsun bu şeb seyyāreler

 Zühre çeng ursun Zuĥal āheng ile Allāh Allāh söylesün ħoş bāng ile

Sünbüle raķś eylesün itsün ħırām Źevķ içinde bunlar olmazlar ĥarām

Hep ĥelāl olsun size bu neş’eler Ber-murād olsun bütün dil-teşneler

Bir de fermānım yüri cennetlere

Seyr ķıl anda olan ni‘metlere

Bezm-i vildān içre nālān eyle sen Mā-cerā-yı ‘aşķı i‘lān eyle sen

 Baħş ķıl ħādimlere şevķ u ŧarab Hem ola ġılmān u ĥūrį leb-be-leb

Sāzlar ŧannāzlar olsun bu dem Muŧribān üzre gelsün fem-be-bem

Sāķiler devr eylesün mįnāları Mey dökülsün oynasun śaĥbāları

Müşgler yansun yaķılsun nāfeler Her ŧarafdan berķ üzre şeffāfeler

‘Arşa çıķsun ‘andelįb āvāzesi Nāle ķılsun murġlar şeh-bāzesi

Śalınup servi gibi eşçārlar Birbirine ķarışup ezhārlar

Dökilüp eŝmārlar rev-zenlere Baħş ola üftādeler nev-zenlere

Nūş idiñ enhārlardan māları Ŧoplasun ferzendleri elmaları

Çeşmelerden gūşa gelsün śu sesi Bülbüle ĥayret vire gül būsesi

Şādlıķ cünbüş beşāşet iştiyāķ Öyle olsun ki güle dertli Burāķ

Şems pertev itse oynar źerreler Gelse deryā cūşa ķaynar ķaŧreler

İşbu ħıdmetler tamāmı Cebre’įl Diķķat it fermānıma sen böyle bil

Kār-ı müşkildir bu iş ġāyet daķįķ Her kimi cānıñ dilerse ķıl refįķ

Bir Burāķ eyle müzeyyen bį-bahā Al yüri nūrum Muĥammed’den yaña

Śadrını teşrįĥ ķıl ekdārdan Ķalbini tefrįĥ ķıl envārdan

 Dįde-i āhūları pür-nūr ola Pāk dįdārım aña manžūr ola

Ķaŧ‘-ı menzilde edā itsün namāz Ķurbet olduķca baña ķılsun niyāz

Ben de elbetde aña nāz itmezem Luŧfımı iĥsānımı az itmezem

Münteşirdir vaśfını Lev-lāk6ler Munŧažırdır rūyına eflākler

Lį-ma‘allāh gözlüyor biñ cān ile Eylesün teşrįf şöhret şān ile

 Ey bürāder diñle cāndan beni Śaķlasun Mevlā belālardan seni

Ben muķırram dā’imā ‘iśyānımı Sen de luŧf it görme geç noķśānımı

Biz faķįriz [‘ā]ciz[iz] bir rāciyiz Cümlemiz ol dergehiñ muĥtācıyız

Ĥażret-i Cibrįl bā-emr-i Ħudā Ķuy-ı cānāndan yaña oldı rehā

Ĥaşmet ü dārāt ile ķıldı nüzūl Ümmühānį ħānesinden ol resūl

 ‘Arż iderken rāzını sulŧānına Cebre’įl ol demde geldi yanına

Söyledi ķum yā Ĥabįb-i Kibriyā7

Vey cihānıñ vārı şāh-ı enbiyā

Źātın-içün vü Ĥudā eyler selām Buyurur gelsün bize śāĥib-maķām

Görmek ister bu gice Mevlā seni İstemez hįç kimseyi illā seni

Ey şehim yanımdaki bu dāderek Ħādimiñdir ben ġulāmıñ çākerek

 Śadrını teşrįĥ idüp ülfet ile Ķalbini memlū idüp ĥikmet ile

Yār içün yāresine merhemleri Dökdiler nāzik tene Zemzemleri

Cebre’įl didi ķıyām eyle şehā Buyuruñ Beytü’l-muķaddes’den yaña

Geldi çün Beytü’l-ĥarem’e ol saħį Didi Mįkā’įl’e Cibrįl ey aħį

Bir Zemzem’den getür bir kāse śu Server-i mi‘rācımız alsun vużū

 Didi ey cānım yeter bunca firāķ Bekliyor Bāb-ı Sa‘ādet’de Burāķ

Buyuruñ müştāķ-ı dįdārıñdır ol Derd-i hicrānıñla bįmārıñdır ol

Anı gördikde buyurdı pāk źāt Görmedim ben böyle bir śūretde at

Śan‘at-ı Ĥaķķ ziynetin ķılmış tamām Ziynetine zeynine uymuş licām

Çekdi Mįkā’įl licāmıñ ber-kenār Baķdılar ‘āşıķ gibi itmez ķarār

 Cebre’įl ķıf ķıf didikce ol ķaçar Berķ-ı efkārı meşāmından çaķar

Didi Cebrā’įl Burāķ’a ķıl edeb Vaķt-i furśatdır merāmıñ ķıl ŧaleb

Böyle ser-keşlikde efkārıñ nedir Söyle derdiñ aġlama zārıñ nedir

Nuŧķ idüp ķıldı żamįriñ āşikār Gözlerinde śanki āteşler yanar

İstedi aldı murādıñ mā-ĥaśal

Böyle efkāra ķalem virme[z] mecal

 Śordı Cebrā’įl’e faħr-i kā’ināt Boş degil vardır bu işlerde nükāt

Böyle itmekde Burāķ’ıñ vechi ne Baķdı Cebrā’įl o şāhıñ vechine

Didi sulŧānım seniñ ķurbānıñam Ķulıñam ķurbānıñam ĥayrānıñam

Bu sefer ki anda maŧlūbıñ seniñ Maŧleb ü maķśūd u maĥbūbıñ seniñ

Yār ola dil-dār ola Allāh ola

Çoķ mıdır nāz itse merkūbıñ seniñ

 Śoñra Cibrįl-i Emįn ü baħtiyār Didi rākib ol Burāķ’a şehriyār

Çün Burāķ üzre süvār oldı resūl Cebre’įl yanında yürür śanki ķul

Öyle yürür ki Burāķ-ı reh-revān Gird-i pāyından görünmez bir nişān

Ŧayyibe teşrįf idince ol hümām Söyledi Cibrįl inzil yā imām8

Ķıl namāz eyle du‘ā bu yerde sen Yerde gökde ferd-i a‘lā bir de sen

 Śoñra Ŧūr’a gitdiler andan daħi Beyt-i Laĥm’e vardı ol cūd u saħi

Menzil-i evvel gibi ķıldı niyāz Şerĥ idersem söz olur ŧūl u dırāz

Ba‘ż-ı şeyler gördi faħr-i kā’ināt İtmedi aślā birine iltifāt

Maŧlebe tįz varalım cehd eyle sen Ħoş ġazel-ħˇānım ‘azįzim diñle sen

Mescid-i Aķśā’ya çün oldı yaķįz Şevket ü dārāt ile ol şāh-dįz

 Çoķ melā’ik geldi istiķbāline Ŧut ķulaġıñ anlarıñ sen ķāli ne

Didiler ey evvel ü āħir selām Ĥāşir ü nāşir saña vāfir selām

Ey saña cānlar fedā žāhir güzel Ĥüsni bāŧında daħi bāhir güzel

Ey melek cinn ü beşer varıñ seniñ Bu gidişde çoķ olur kārıñ seniñ

‘Avdeten teşrįf ile iĥsān buyur Bizlere ümmetlere erzān buyur

 İndi bāb-ı mescide śāĥib-livā Geldi istiķbāline hep enbiyā

Anlara virdi şerāfetle selām Didiler anlar daħi ba‘de’s-selām

Merĥabā ey server ü sulŧānımız Merĥabā ey cism içinde cānımız

Merĥabā ey nūrımız ħayru’l-ħalef Biz seniñle bulmışız dā’im şeref

Merĥabā ey mefħar-i cinn ü beşer Hem resūl hem nebį nūrü’l-baśar

Ey delįl ü rehber-i cānānımız Cānımız dermānımız ey ħānımız

Bāreka’llāh saña mi‘rācıña

Biz de ķurbānız ķāşıñ ķayķācıña (?)

Biz seniñ müştāķıñız çoķdan berü Şükr kim gördik seni ey ħūb-rū

Biz saña tābi‘leriz ey muķtedā Sen teķaddüm ķıl namāz olsun edā

Ol maķām-ı pākde oldı sücūd Ķıldılar Ĥaķķ’a ŝenālarla dürūd

 Śaħraya teşrįf olundı ba‘dezįn Çıķdı śaħrā üstine şāh-ı güzįn

Gördi anda vaż‘ olunmış nerdübāñ

Hem uzanmış ķolları tā āsumān

Ziynet ü naķşı göñüller celb ider Ceźb idüp üftāde ŧaşı selb ider

Gevher ü her ma‘dene olmış uśūl ‘Azra’įl andan yire eyler nüzūl

Anıñ içün çoķ olur ceng ü cedel Bir ayaġı nice biñ cāna bedel

 Śūret ü şekliñ gören ĥayrān olur Ĥüsnine nāžır olan bį-cān olur

Śan‘at-ı Mevlā olur anda şühūd ‘Azra’įl andan göge eyler śu‘ūd

Gel düşüñ sende gidecek rāhıñı Ġāfil olma fikr ķıl Allāh’ıñı

Śoñra Cebrā’įl didi yā Muśŧafā Gel ķanadım üzre otur bā-safā

Ben ġulāmek ħıdmetiñ mecbūrıyam Bu şerefle ‘ālemiñ meşĥūrıyam

 Böyle ħıdmetler ne devletdir baña Baş ile cān üzre minnetdir baña

Bāl ü per açdı havāya Cebre’įl Yüridi andan semāya Cebre’įl

Çün birinci göge menzil aldılar Fetĥ içün bāb-ı semāyı çaldılar

Bir melek geldi didi yā men ma‘eķ9

Cebre’įl aç didi müjde ey melek

Cebre’įl’em hem berāberdir resūl Server-i mi‘rācdır śāĥib-nüzūl

Bu gelen şāhinşeh-i arż-ı Ĥicāz Anıñ içün keşf olur her bāb-ı rāz

Çıķdılar fevķa’s-semāya ĥāśılı Her gelüp gören olurdı mā’ili

Birbirine çaġırup ĥayyūları Bir beşāşet aldı kim her sūları

Her ŧaraf geldi melā’ik śāf śāf Śanki ĥācį Kā‘be’yi eyler ŧavāf

Hep gören es‘ad yüzüñ ķarşu ŧurur Birbirine ķıśķanup ķoltuķ urur

 Bizde yoķ dirler güzellikden eŝer

Bu güzellik rūyına olmaz nažar

Didiler şāh-ı beşer bir cān imiş Vāķı‘ā sevmek anı şāyān imiş

Aĥsen-i śūretde ħalķ itmiş Ħudā Pāyınıñ pāyesine cānlar fedā

Böyle ĥasnālıķda kim bir şāh olur Vaślına lāyıķ olan Allāh olur

Ĥaķķ’a çoķ ĥamd ü ŝenālar itdiler Taśliyet birle murāda yitdiler

 Oķudılar bu münācātı hemān Sen de oķu ey bürāder bul emān

Kām alam dirseñ eger rūz-ı ķıyām Faħr-i nāsa ķıl śalāt ile selām

Münācāt Ma‘a’ś-Śalāt

S9 ¹:ş øç9 ”Slä .:l ýa ¹i ç² S¹aç² 9~ ç: S¹a9² ş

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

¹ş9i ¹:²9ä~9 ¹ş9:9: ¹:²9 =9

¹ş9i= ¹:² e)²9 ¹ş99² ¹:² ç l9

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

¹i¹A=²9ä¹~ ¹i ¹i¹A² şœ9 ¹i ¹i¹e¾² ç l ¹i ¹iş² ç:¹a ¹i

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

Si²¾ ¹:²¹a Si²: ¹:²9

Siaç a¹: Si²ç a9²

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

9i~ ¹:²¹ 9ia¾ ¹:²9¾

9ia: :9 = 9i6² :¹~

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

çaä S9:²9i ç9² çi9²²÷:ça) qi)²z9 ça l¹)9²99ä

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa

10ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

Ey kavuşmayı isteyen! Nimetlen, cemâl sırrını bil.

Śoñra ikinci semāya irdiler Anda daħi çoķ kerāmet gördiler

 Hem üçünci göge dördünciye hem İrdi beşinciye ol śāĥib-şiyem

Geçdi altıncı semāya nūr-ı Ĥaķķ Tā yedincide tamām oldı ŧabaķ

Gördi āyāt-ı Ħudā’yı faħr-i nās Sırr-ı Aĥmed olamaz ġayra ķıyās

Ey bürāder ‘aķl ü nefse baķma sen Böyle gizlü işde cānım yaķma sen

Ķıl tevekkül Ħāliķ’a ol sine-śāf Bu gibi sırlarda ķılma iħtilāf

 Ķudret-i Ĥaķķ’ı hemān al da ŧut Ġayr söz efsānedir eyle sükūt

Çünki mi‘rācı ħaber virdi resūl ‘Aķl-ı nāķıś itmedi anı ķabūl

Herkesiñ ‘aķlınca nuŧķ itdi o cān Bildi ‘ārif cāhile oldı nihān

Śanma bunı ‘aķl ü ‘ilm idrāk ider

Dua ettiğin gibi Peygamber (s.a.v.) üzerine dua et. Selam ettiğin gibi selam et ve yine selam et.

Günahlarımızı bağışla, ayıplarımızı ört. Kederlerimizi kaldır, gayblarımızı aç.

Dua ettiğin gibi Peygamber (s.a.v.) üzerine dua et. Selam ettiğin gibi selam et ve yine selam et.

Ey bahşişler hediye eden! Ey hataları örten! Ey belâlara mâni olan! Ey davaları savunan!

Dua ettiğin gibi Peygamber (s.a.v.) üzerine dua et. Selâm ettiğin gibi selâm et ve yine selâm et.

Bizim hallerimiz zelil, amellerimiz az. Senin ikramın bol, nimetin güzel.

Dua ettiğin gibi Peygamber (s.a.v.) üzerine dua et. Selam ettiğin gibi selam et ve yine selam et.

Sözlerimiz noksan, işlerimiz zor. Senin ihsanın bol, affın yardımcı.

Dua ettiğin gibi Peygamber (s.a.v.) üzerine dua et. Selam ettiğin gibi selam et ve yine selam et.

Sen cömertsin, (bizlere) feyiz ver, ikram et ve tamamla. İrşâd nurunu yay, iştiyak kokusunu koklat.

‘Aşķ-ı kāmil bunı ancaķ pāk ider

Gerçi olmışdır bu emre iħtilāf ‘Āişe itdi bu remzi i‘tirāf

 Sırrını aña buyurmuşdır resūl Ehl-i vicdān o sözi eyler ķabūl

Bį-zamān u bį-mekān odur İlāh Bį-şerįk ü bį-nişān odur İlāh

Cümle ħalķından yüce bālādır ol Her maķām-ı ‘ālįden a‘lādır ol

Ħāliķ u Ĥayy u Ġanį Ġaffār odur Ĥāżır u nāžır heme bir var odur

Ĥaķķ görür her bāŧını žāhir velį Göremez anı nebiyy ü bir velį

 Lįk maĥbūb işine ķarışmazam Kimseye ‘āşıķ işiñ danışmazam

‘Uķde-i mektūma taśrįĥ olamaz Noķta-i mevhūma teşrįĥ olamaz

Diñle gel şimdi beni cānım baba Ķıl maĥabbet Ħāliķ’a bāķį hebā

Ol yüzi enver ĥabįb-i Kibriyā Seyr idüp ķoydı felekler üzre pā

Beyt-i Ma‘mūr’a yetişdi pāk źāt Gördi anda çok ‘ālāyim beyyināt

 Hem görüp ħaylį melā’ik śāf śāf Ol maķām-ı aķdesi eyler ŧavāf

Śaymaġa ‘āciz ķalem yoķdur ‘aded Ĥaķķ bilür ancaķ odur ferd ü eĥad

Yüzleriniñ nūrı berķ-efşān olur Kim görürse vālih ü ĥayrān olur

Beñzemez birbirine ħilķatleri Ġaşy ider insānı hem heybetleri

Anları ta‘rįf içün itme su’āl Künhini bilmek bize olmuş muĥāl

 Ol ķadar ki ķudret-i Ĥaķķ’ı beyān İtmege bir vāsıŧadır bu hemān

Bildiler cümle melā’ik sū-be-sū Eylemiş Ĥaķķ’a inābet nūr-ı Hū

Her biri sa‘y eyledi ġāyet mecįd Ħıdmet-i şāhāneyi resm-i geçid

Her geçen dir merĥabā ħayru’l-enām eś-Śalāt ey nūr-ı a‘žam es-selām

Śoñra Cibrįl-i Emįn ü reh-nümā Didi ey vech-i đuĥā nūr-ı hüdā

 Buyuruñ ‘ālemleri seyr idelim Semt-i a‘lādan yaña ŧayr idelim

El ele ŧutdı iki dilber hemįn

Nuśret-i Mevlā olup reh-ber hemįn

Her kimi kim rişte-i sevdā çeker Ķaŧ‘ ider bu‘d-ı mesāfe tįz geçer

Bir ķuşı kim bād-ı vaĥdet uçurur Āşiyān-ı vuślata tįz göçürür

Uçdılar çün murġıyān-ı ķudsiyān Bir de Sidre’l-Müntehā oldı ‘ayān

 Hem temāşā oldı anda bir şecer Ŧūl u ‘arżından görünmez bir eŝer

Dal budaķlarıñ melekler ķaplamış Śanki deryāyı semekler ķaplamış

Her biri tesbįĥ ü tekbįr eyliyor Sözleri Allāh’ı taķrįr eyliyor

Źikr ü tehlįl eyliyor her bir varaķ Ħāce-i vaĥdetden almışlar sebaķ

Nūra ġarķ olmış ser-ā-pā ol aġac Kāf u nūnuñ kārına virmiş revāc

 İşbu efrād-ı melā’ik lā-yu‘ad Oķuyorlar ķul Ĥüve’llāhu eĥad11

Evvel ü āħir śalāt eyler bütün Śalli yā Mevlā ‘alā ħayru’l-büŧūn

Gördiler çün źāt-ı ‘ālį Aĥmed’i Berķ urur ħaddiñde nūr-ı emcedi

Uşdı başa her melek pervāne tek Düşdi pāya her varaķ dür-dāne tek

İġtinām-ı feyž olundı anlara İrdiler her biri çoķ iĥsāñlara

 İķtibās-ı nūr ile hep ħandeler Ĥüsnine baķan olur şermendeler

Bir ĥalāvet bir ŧarāvet oldı kim Bir beşāşet bir şefā‘at oldı kim

Cūşa geldi ĥavż-ı Kevŝer ķaynadı Cünbişinden ĥūr u ġılmān oynadı

Devr ider çarħ-ı felek Ĥayy Ĥayy deyü Devr ider sāķį ķadeĥ mey mey deyü

Na‘ra-i nāy u śadā-yı Hūları Döndirir nāzik meyān dil-cūları

 Reh-güźāra düşdiler güller gibi Geldiler efġāna bülbüller gibi

Didiler ey ‘āzim-i ‘arş-ı berįn Źāt-ı bį-çūne sen olduķda ķarįn

Ķābe ķavseyn12iñ cebįniñ ĥaķķiçün Nūr-ı źātıñ çeşm-i bįniñ ĥaķķiçün

Ümmet içün Ĥaķķ’a yalvar ķıl niyāz Tuħfe al māni‘ degildir saña nāz

Anda pek çoķdır hediyye armaġān Al ki śoñra itmesün ümmet fiġān

 Hem bizi ol tuĥfeden ķıl ĥiśśe-dār Ħıdmet-i ümmet bize bi’l-iftiħār

Borcımızdır bizde istiġfār ola Cānımız ħāk-i rehe įŝār ola

‘Avdeten teşrįf idince anlara Śādıķ-ı aśĥābıñız ol ħānlara

Bu hediyyeden daħi taķsįm buyur Śaķlasunlar ĥıfžını tefhįm buyur

Vaķt-i cem‘iyyetde aĥbāba ‘aŧā Eylesünler eyleriz böyle recā

 Çün risālet-ħāneñiz ābād olur Tuĥfeñizden cümlesi dil-şād olur

Ĥażret-i Śıddįķ’a bir miķdārını Ķıl kerem virdi saña ol varını

Ĥażret-i Fārūķ’a vir bir ol ķadar Ol siziñ ikrāmıñızı çoķ sever

Ĥażret-i ‘Oŝmān’a iĥsānıñ revā Gör ki maĥcūb olmasın śāĥib-ĥayā

Ĥaydar-ı Kerrār’a ikrām it daħi Çoķ sever luŧf u keremler ol saħį

 Şeh-nisā bint-i kerįme ķıl kerem Çün odur rūz-ı cezāda muĥterem

Çoķca vir hem Müctebā’ya ni‘meti Ħalķ içinde çoķdur anıñ ķıymeti

Ħaylice şāh-ı belāya devleti

Vir ki çoķdır ol şehiñ cem‘iyyeti

Sā’ir-i aśĥāba vir kim ehl olur Ħıdmetiñ erbābına pek sehl olur

Ķıl vaśiyyet tābi‘įne armaġān Ümmete taķsįm ider pįr-i muġān

 Tehniyetle merĥabālar itdiler Taśliyetle çoķ ŝenālar itdiler

Cebre’įl didi buyur ey nūr-ı Ĥaķķ Damlasun eflāke ħaddiñden ‘araķ

Mest ola būy-ı teriñden Müntehā Pįş-revişimdi saña pey-rev şehā

Sen teķaddüm eyle kim yoķ ķudretim Ĥayretim artdıķca olmaz nuśretim

Bu maķāmı geçmege sensiñ sebeb Ŧāķatim yokdur disem olmaz ‘aceb

 Ħāŧır-ı pākiñ içün bu devlete Şimdi irdim bilmezem bundan öte

Görmedim başıñ içün bu illeri Bilmezem sensiz tehį bu yolları

Buyurur ‘arş-ı berįniñ serveri

Sa‘y ķıl ey hem-demim ķalma geri

Reh-nümādır bizlere ‘aşķ-ı İlāh Küllį varım gitdi yoķ ġayrusı vāh

Eyledi pervāz murġ-ı lā-mekān Ķalmadı arż u semālardan nişāñ

 Ol maķāma irdi faħr-i kā’ināt Ne zamān u ne mekān u ne cihāt

Ol arada žāhir oldı bir ĥicāb Perde-dār-ı ġaybdan geldi ħiŧāb

Söyledi Allāhu ekber Ķibriyā Ey yiten bu rütbeye kimdir ayā

Cebre’įl didi bi-emr-i Müste‘ān Bu gelendir server-i her-dü-cihān

Mefħar-ı her-dü-serādır bu gelen Mažhar-ı nūr-ı tevellādır gelen

 Mesned-i ‘arş-ı mu‘allādır gelen Aĥmed ü maĥbūb-ı Mevlā’dır gelen

Perdeden çıķdı göründi iki el Didi fađđal yā nebį13 el üzre gel

Döndi Cebrā’įl girüye bį-refįķ Bundan öte söz olur ġāyet ‘amįķ

Ey giden Ĥaķķ’a yüri devlet seniñ Rif‘at ü ķurbet bütün şevket seniñ

Bir śalāt eyle oķı bir Fātiĥa Ĥaķķ ola nuśret ķapusıñ fātiĥa

Li’llāhi’l-Fātiĥa

 Mefħar-ı ‘ālem şefį‘-i ins ü cān Ŧayr idüp Ĥaķķ’dan yaña oldı revān

Ĥāśılı ŧayy itdi ol ‘ālį cenāb Bil ķıyās ile ĥicāb-ender-ĥicāb

Hep ĥicāb ile merātib ref‘ olup Śoñradan rehber aña Refref olup

Yüridi ‘arş-ı mu‘allādan yaña Reh-güźārında fedā cānlar aña

Ey ŧutan gūşuñ baña ‘āciz benim Raĥm ķıl şimdi baña ‘āciz benim

 Ditriyor elde ķalem cānım gibi Gözlerimden śu aķar ķanım gibi

Ben didim evvel saña ey ħāme sen Kendini śaldın ħayāl-i ħāme sen

Uydıñ efkār-ı dile düşdiñ dile Zār idersiñ şimdi bülbül tek güle

Dest-gįr olmazsa ger pįriñ seniñ Bilmezem encām-ı tedbįriñ seniñ

Yād ķıl feryādıña yitsün nigār Yoķsa bu ġamlar seni eyler şikār

 ‘Acziñi bilseñ yeter ħıdmet saña Şükriñi bilseñ yeter devlet saña

Meclis-i mįrāna girdiñ bį-edeb Bādeler içmek dilersiñ bį-‘ineb

Bilmediñ uçdıñ hevāya ey meges Bād ber-bād eyledi çün ħār u ħes

Sen nire zülf-i çelipālar nire Şimdi şermende olup düşdiñ yire

Dil-şikeste ‘āciz ü pā-bestesiñ Ŧāķatiñ yoķ gezmege pek ħastesiñ

 Ögridem bārį saña ben bir devā Görmişem bįmār içün anı revā

Hem mücerrebdir mü’eŝŝir bir ‘ilāc

‘Unśura nāfi‘ sever ġāyet mi‘rāc

Öyle bir āh eyle yansun āfitāb Olmasun vuślat içün māni‘ ĥicāb

Çāre-i derd-i diliñ bir āhdır Āh ķıl nuśret viren Allāh’dır

Bir devādır āh kim ehl-i raķam

Tā yedinci gökde ķomışdır ķadem

 Āh ile nām-ı Ħudā imlā olur Źāt-ı Ĥaķķ’a lāmsız įmā olur

Resm-i ħaŧŧ ögren oķı yaz iki lām Muŧŧaśıl hem münfaśıl yaz ey ġulām

Elde yaz hem dilde yaz hem dilde yaz Tā ki cānıñda ola sūz u güdāz

Bir yazarsañ iki lāmı ‘ār olur İkisi birlikde dilde zār olur

Ayru ayru śanma ki tekrār olur Sen çıķarsıñ aradan bir var olur

 İşte ögretdim bu dermānı saña Oķı yaz her dem du‘ā eyle baña

Ħāŧırımçün yaz Ħayāl-i Bāl’imi Aç kerem eyle zebān-ı lālimi

Söyle mi‘rāc-ı nebįden bir ħaber Bir ħaber-dāra yüri al bir ħaber

Sür yüzüñ ol ravżaya bir āh ķıl ‘Arş u ferşi āh ile āgāh ķıl

Ħāke düş yanup yaķıl sür gözleriñ Anda tekmįl it bütün sen sözleriñ

 Ey ķalem ger i‘tibār itmezse yār Ŧaş ķoy baş üzre ol terk-i diyār

Var ise bir bildigiñ feryāda git

Ben ķarışmam Mıśr’a git Baġdād’a git

İstemem bir daħi gelme yanıma Ġuśśalar ġamlar getürme cānıma

Çün işitdikde ħiŧābım ol ķalem Söyledi śabr it hele çekme elem

Āh idüp ķıldı żamįriñ āşikār Didi levm itme baña ey dil-figār

 Bilmezem maĥbūb-ı Ĥaķķ esrārını Yā naśıl vaśf idelim dil-dārını

Yārini dįdārını görmiş odur ‘Arşını deyyārını bilmiş odır

Hem buyurmışdır Muĥammed Muśŧafā Menba‘-ı śıdķ u śafā kān-ı vefā

‘Arşı gördim ĥayret aldı varımı Nūrı yandırdı beni hem nārımı

Vüs‘atinden gözlerim oldı ħayāl Vuślatından śanki nuŧķım bį-maķāl

 Ķaplamış ‘ālemleri deryā nedir Śanki ‘ālemler içinde dānedir

Nūrını her ħalķına rabŧ eylemiş Ĥalķa tek maĥśūrını żabŧ eylemiş

Ĥāżır u nāžır sözüñ eyle esās Śūret ü şekle anı itme ķıyās

Alma sen fikr ü ħayāle bir ŧaraf Bį-ŧarāf ol Ĥaķķ seni itmez telef

Bir mu‘ammādır açılmaz ķāl ile Ādem ol erbābını bul ĥāl ile

 Evvel ü Āħir Ġanį oldur İlāh Žāhir ü Bāŧın celį ol pādişāh

Şöyle fermān eyledi ey Aĥmed’im Ey siyādetlü şereflü es‘adim

Gel baña seyr eyle bu ‘ālemleri Vāķıf eyle sırrıma ādemleri

Ādemiñ ikrāmına sensiñ sebeb Anlarıñ in‘āmına sensiñ sebeb

Ey nebįler cem‘iniñ şem‘i güzel Vey velįler şem‘iniñ lem‘i güzel

 Bā‘iŝ-i įcād-ı ħalķım Aĥmedā Vāśıl-ı dįdār-ı Ĥaķķ’ım merĥabā

Źāt-ı Ĥaķķ böyle buyurdıķda ħiŧāb Nūr-ı Ĥaķķ Mevlā’sına virdi cevāb

et-Taĥiyyāt u śalāt u ŧayyibāt

Hep seniñdir hem bu cümle kā’ināt

Ey ‘ināyet śāĥibi iĥśānı bol Saña ķul itdiñ beni ķıldıñ ķabūl

Sen beni ķıldıñ bu sırra iħtiśāś Luŧfıña iĥsānıña şāyeste ħāś

 Görmişem senden keremler bį-‘aded Lįk vardır bir niyāzım yā Śamed

Źātıña ‘arż itmege mecbūrıñam Ol sebebden ki seniñ manžūrıñam

Sende ‘afv u maġfiret raĥmet ola Bende ĥubb u şefķat u ġayret ola

Yā niçün ümmetlerim olsun ża‘įf Anlara ‘afvıñ revā gör yā Laŧįf

Ħāŧırımçün ümmetim baħş it baña Bu niyāzımdır saña yā Rabb saña

 Senden ayru kimse yoķ evlāları Ben ķulam sensiñ Ġanį Mevlāları

Çoķ buyurdı ey ĥużūrımda edįb Gel baña benden yaña gel yā ĥabįb

Ben ķarįbem anlara senden ziyād Bu sözümden sen baña ķıl i‘timād

Gel yeter aĥbāb içün itme niyāz Olmasun ‘ālemde bu ifşā-yı rāz

İşte bu ķurb u meveddet ĥaķķiçün Hem saña benden bu nisbet ĥaķķiçün

 Cümlesiñ ‘afv eyleyüp virdim saña Şimdi ħoşnūd ol rıżā göster baña

Kim ki baña ķul saña ümmet olur Anı ‘afv itmek baña minnet olur

Raĥmetim olsun saña ġāyet keŝįr Olmasun ümmet işi śa‘b u ‘asįr

Server-i ‘ālem şeh-i kevneyn hem Dostına nāz u niyāza açdı fem

‘Arż ider ey Ħālıķ-ı kevn ü mekān İsterem senden daħi bir armaġān

 Raĥmetiñ vaślıñ baña ķıldı kerem Ümmetimçün bu keremden isterem

‘Afv u ġufrānıñla oldım şād-kām Sen kerem ķıl eyle iĥsānıñ tamām

Ey cemāliñ mestiyem şāmil-‘aŧā Vey kemāliñ hestiyem śāĥib-vefā

Ümmetim āşüftesi peyġamberem İsterim senden devālar isterem

Kām alam dirseñ eger rūz-ı ķıyām Oķı faħrü’l-mürselįne çoķ selām

Münācāt Ma‘a’ś-Śalāt14

340 S9 ¹:ş øç9 ”Slä .:l ýa ¹i.

ç² S¹aç² 9~ ç: S¹a9² ş

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

¹ş9i ¹:²9ä~9 ¹ş9:9: ¹:²9 =9

¹ş9i= ¹:² e)²9 ¹ş99² ¹:² ç l9

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

¹i¹A=²9ä¹~ ¹i ¹i¹A² şœ9 ¹i ¹i¹e¾² ç l ¹i ¹iş² ç:¹a ¹i

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

Si²¾ ¹:²¹a Si²: ¹:²9

Siaç a¹: Si²ç a9²

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

9i~ ¹:²¹ 9ia¾ ¹:²9¾

9ia: :9 = 9i6² :¹~

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

çaä S9:²9i ç9² çi9²²÷:ça) qi)²z9 ça l¹)9²99ä

Saä ¹a² ”Sa .ş:² .² ”Sa ç²~ä¹a² ç²~ ç²~ Ai² ç²~

Ĥaķķ buyurdı ey nebiyy-i ekremim Vey maķām-ı a‘žamımda maĥremim

Her ne kim senden baña mes’ūldir Şübhesiz ol ĥācetiñ maķbūldir

Kim seni sevdi anıñ ben yārıyam Ħāŧır-ı pākiñ içün Ġaffār’ıyam

 Tābi‘-i şer‘iñ ķarįbimdir benim Muħliś-i āliñ ķarįnimdir benim

Kim ħıyānetle saña bir gül atar Başına kül aşına aġu ķatar

İşte benden ķullara olsun bu rāz Anlarıñ mi‘rācı da olsun namāz

Al götür ümmetlere benden selām Bu namāza eylesünler ihtimām

Kim ħużūr ile edā eyler śalāt

Bende-vār olur ebed görmez memāt

 Ol ĥayāt-ı sermediyle ĥayy olur ‘Āķıbet ol ķul beni arar bulur

Ĥāśılı her kim alur teklįfimi Āħiri ol ķul bulur talŧįfimi

Var yüri māmūrsıñ her kāre sen Düşme ey seyyid ġam u efkāre sen

‘Avdete fermānını virdi Çalab Aldı hem şāh-ı ‘Arab fevķa’l-edeb

Döndi andan ĥażret-i nūrü’l-baśar ‘İzzet ü ĥürmetle ol ħayru’l-beşer

 Müntehā’ya geldi mest bir ĥāl ile Anda Cebrā’įl’i gördi bāl ile

Cebre’įl didi henį’en yā beşįr15

Ĥaķķ seni iĥyā buyursun yā emįr

Mestlikden gel efendim kendiñe Ey melek-şāh-ı beşer gel kendiñe

Sāķi-i bāķį seni mest eylemiş

Hem bu mestlik başķa bir hest eylemiş

Bāde-i vaĥdet maĥabbet neş’esi Bellidir pes belli ĥayret neş’esi

370 Ķābe ķavseyn16 nūn tek bir sāġarı Noķŧa ķoymış sen elif peyġamberi

Yā gibi ķılmış ev ednā17 yāsı yā Yāya benzetmiş bu ķaşı yā bu yā

Yüzleriñ ĥayrānıyım aç gözleriñ Śaç melekler üstine dürr sözleriñ

Aç gözüñ baķ ħilķat-i eşyāya sen Śal felekler üstine bir sāye sen

Söyledi ol dem Muĥammed Muśŧafā Ĥamd ü şükr itdi Ħudā’ya bā-śafā

 Cebre’įl dir ey şeh-i her-dü-cihān Gel seniñle idelim seyr-i cinān

Ziynetiñ gör cennetiñ cennet yüziñ Ĥūriler görsiñ işitsünler söziñ

Ber-murād eyle ķamu dilberleri Tāze ter ġabġab leb-i aĥmerleri

Her biri şāhid Ħudā ižhārına

Her biri ‘āhid Muĥammed yārına Bir de fermānıñ olursa yā resūl

Ger ĥużūrında sözim olsa ķabūl

 Seyr ķıl nār-ı caĥįmiñ şiddetiñ Gör zebānįler yüzinde ĥiddetiñ

Göricek anlar yüziñ maĥcūb olur Her biri birbirine ma‘yūb olur

Mālik-i dūzaħ utansun kārına Degme yansun kendisi hem nārına

Gezdiler heşt behişti ser-be-ser Gördiler ŧamuları itme keder

Ĥāśılı cennet söziñ şerĥ idemem ‘Āşıķam āteş işiñ ŧarĥ idemem

 Yārsız cennet gelişmez bizlere ‘Ār olur ansız cehennem sizlere

Śūfiye śorma cehennem işini Artırır dilde ġam u teşvįşini

Vā‘iže śorsañ baña di cenneti Ol ķadar söyler ki artar cinneti

‘Ābid ü zāhid sözi bį-hūdedir Anlarıñ gözi ‘asel süd śudadır

‘Āşıķa besdir Ħudā’sıyla rıżā Kimse ħıdmet idemez Ĥaķķ’a sezā

 ‘Aşķdır her maķśadı ĥāśıl ķılan ‘Aşķdır her maŧlebe vāśıl ķılan

‘Aşķ ile buldı Muĥammed Ĥażreti ‘Aşķ ile bildi Muĥammed Ĥażreti

‘Aşķ ile aldı Muĥammed Ĥażreti ‘Aşķ ile geldi Muĥammed Ĥażreti

‘Aşķdır įcād-ı insāna sebeb ‘Aşķdır inzāl-i Ķur’ān’a sebeb

‘Aşķdır ħālį degil andan cedel ‘Aşķdır biñ cān aña olmaz bedel

395 Gel yeter bunda sözi ķaśr idelim ‘Aşķı evvel āħire ĥaśr idelim

Cebre’įl ile berāber faħr-i nās ‘Avdeten teşrįf buyurdı faħr-i nās

Çün yetişdi faħr-i ‘ālem ħāneye Hem-ser oldı Ümmühānį anneye

Gül yataġı ferş nerm ü germ idi Ter yañaġından düşen ter şerm idi

Ĥabbeźā ifşā olundı mā-cerā ‘Āşıķız biz bilmeyiz çün ü çerā

Rūĥ-ı pāk-i ĥażrete ensābına Āline aĥbābına aśĥābına

Oķıyalım çoķ śalāt ile selām

Çoķ müyesser eyleye ħatm-i Kelām

Birdir Allāh Muĥammed’dir resūl Yā İlāhį sen bizi eyle ķabūl

Fātiĥa oķı geçen ķardaşlara Çün gidersiñ sende başı ŧaşlara

Raĥmet olsun vālideyne raĥmeti Kim oķursa görmeye hįç zaĥmeti

 İsmim ‘Oŝmān’dır bilinsiñ ħātime Vālideynimdir ‘Aliyy ü Fāŧıma

KAYNAKÇA

AKAR, Metin, (1987) Türk Edebiyatında Manzum Mi‘râc-nâmeler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

AKKUŞ Metin, (2007) Klâsik Türk Şiirinin Anlam Dünyası-Edebî Türler ve Tarzlar, Fenomen Yayınları, Erzurum. AYMUTLU, Ahmed, (1995), Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerif, MEB Yayınları, İstanbul.

CANIM Rıdvan, (2011) Divan Edebiyatında Türler, Grafiker Yayınları, Ankara.

ÇELEBİOĞLU, Âmil,(1998), “Türk Edebiyatında Manzum Dînî Eserler”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları, MEB Yayınları, İstanbul.

Erzurumlu Osman Sirâceddin, (1305) Hayâl-i Bâl, İstanbul 1305. Erzurumlu Osman Sirâceddin, (1305) Mecmû‘a-ı Hayâl-i Bâl, İstanbul 1305.

EKİNCİ, Ramazan, (2011), “Erzurumlu Osman Sirâceddin ve Mevlid-i Şerifi”, CBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S. 2, s. 262-289.

İsmail b. Muhammed el-Aclunî, (1418/1997), Keşfü’l-hafâ ve Müzîlü’l-ilbâs, Beyrut, C.II. KASIR, Hasan Ali, (1999) Erzurum Şairleri, Erzurum Kitaplığı Emek Matbaacılık, İstanbul. MACİT, Muhsin, (2005) Divan Şiirinde Ahenk Unsurları, Akçağ Yayınları, Ankara.

Muallim Nâcî, (2009) Lügat-i Nâcî (hz. Ahmet Kartal), TDK Yayınları, Ankara. Mütercim Âsım Efendi, (1302) Kǎmus Tercümesi, C. I, İstanbul. 1302.

PALA, İskender, (1986) “Miraciye-Miracnâme”, TDEA, Dergâh Yayınları, İstanbul, C. 6. PEKOLCAY Necla, vd., (2000) İslâmî Türk Edebiyatına Giriş, Kitabevi Yayınları, İstanbul. Şemseddin Sâmî, (1317) Kǎmus-ı Türkî, İkdâm Matbaası, İstanbul.

TATCI, Mustafa, (2005) Yûnus Emre Divânı, MEB Yayınları, İstanbul.

UZUN, Mustafa, (2005) “Mi‘râciyye”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul. C. 30. YAVUZ Salih Sabri, (2005) “Mi‘râc”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, C. 30.

YEKBAŞ, Hakan, (2012) “Sarı Hatipzâdelerden Numan Sâbit Efendi ve Bilinmeyen Mi‘râciyesi”, Kültür Tarihimizde Sivaslı Bir Aile: Sarıhatipzadeler,(edt. Alim Yıldız), Buruciye Yayınları, Sivas 2012.

Ziyâeddin Fahri, (1927) Erzurum Şairleri, Sanâyi-i Nefîse Matbaası, İstanbul.                                                                                                                                                                                                                                                                     Ramazan EKİNCİ(Hocamıza Ve Kaynaklara Teşekkürü Borç Bilriz)

970x250