Erzurum’u Yazanlar; Naci ELMALI

/ 1 Temmuz 2018 / 98 / yorumsuz
Erzurum’u Yazanlar; Naci ELMALI

Erzurum’u Yazanlar; Naci ELMALI

Son yıllara kadar Erzurum Sebze Hali’nde ata/dede mesleğini sürdürmüş olan Naci ELMALI ağabeyimiz, 1984 yılında yayınladığı “Erzurumlu Ketencizade  Mehmet Rüştü Efendi”  adlı kitabının yanı sıra Erzurum ulemâsıyla ilgili yazdığı yazılarla da tanınan; binlerce kitaptan oluşmuş özel kütüphanesiyle, özellikle Erzurum’la ilgili biriktirdiği kitap, dergi, yazı, mektup arşiviyle bilinen, bilgi ve birikimiyle eskilerin “nev-i şahsına münhasır”  dedikleri  türden  bir  insan.

Onunla yaptığımız söyleşiden bayağı keyif aldık, inanın doymadık. Belki biraz uzun oldu ama sıkılacağınızı pek sanmıyoruz. Umarız sizlerin de hoşuna gidecektir.

Konuğumuz, gerçek bir Erzurum sevdalısı, zengin kütüphanesiyle birikimini herkese açan, Erzurum’un gizli arşivi Naci ELMALI

 

Hocam, ‘Erzurumiyatçı’ diye bildiğimiz Naci Elmalı kimdir, ailesi, mahallesi,  nerelerde okudu? Okurlarımız için bizlere biraz kendinizden söz eder misiniz?

Sayın Kavurmacı, bizi de Erzurumiyatçı olarak nitelemenizi sizin nezaketinize veriyorum. Lakin ne haddimize! Erzurumiyatçı dendi mi bizim aklımıza Erzurum’un tarihine, folkloruna, kültür ve irfanına hayatına kendisini adamış, 1943’ten 1968 yılına kadarki süreçte Erzurum’da yaptığı araştırmalarla, yazdıkları-yayınladıklarıyla hepimize yıllardır yol göstermiş olan merhum Cemaleddin Server Revnakoğlu gelir. Yine isim aranacaksa, tanı(ş)makla şeref duyduğum, geride bıraktıkları eserleriyle Prof. Dr. Zeki Başar hocamızın, İhsan Coşkun Atılcan ve Sebahattin Bulut gibi rahmetle andığımız büyüklerimizin isimlerini söylersek daha uygun olur, diye düşünenlerdenim. Onların yanında bizlerin yazdıkları devede kulak sayılır. Bizlere dense dense ancak “Mübarek Şehir Erzurum’a sevdalı insanlar” denebilir, başka ne denebilir ki?

Bu düzeltmeyi yaptıktan sonra öğrenmek istediğiniz hususlara geçeyim:

09.10.1956 tarihinde Erzurum merkez (şimdiki Yakutiye) de dünyaya gelmişim. Aile büyüklerim Yeğenağa Mahalleli olmalarına rağmen nüfus kaydımız Çukurzeynalabidin olarak gözüküyor. Bana gelince, ben İhmal Mahallesi Çamurlu Sokak’ta, Ermeni metrukesi diye bildiğim, iki katlı, cumbalı; ahırı, mereği, tandırevi, bahçesi bulunan güzel bir evde doğmuşum. Fakat doğumumdan bir hafta sonra, 23 yaşında ilk çocuğunu dünyaya getiren annemin vefat etmesi üzerine bizimkiler o evde daha fazla oturamamış, ben henüz on aylıkken Doğu Kooperatif Evleri’nde yaptırdıkları yeni evlerine taşınmışlar. Beni, kendilerini anne-baba bildiğim, üzerimdeki emeklerini inkâr edemeyeceğim, her zaman şükranla andığım rahmetli büyükbabam, babaannem, amcalarım, halam ve yengelerimin her birisi üzerime ayrı ayrı titreyerek el bebek, gül bebek büyütmüşler.

Hocam, anneniz başta olmak üzere tüm geçmişlerinizi rahmetle yâd ederken sizden son birkaç yıla kadar, sanırım Gez Mahallesi tarafında tek tük numunesi kalan Kooperatif Evlerinden biraz bahsetmenizi rica edeceğim:

Sonuncusunu da yıktılar. Şu an o evlerden hiç kalmadı. 1940’larda, İsmet Paşa’nın 1 nolu kurucu üyesi olduğu, onun öncülüğünde kurulmuş,1939 Erzincan Depremi sonrasında Erzurum’u perişan halden kurtarmak için düşünülmüş bir projenin parçası. Erzurum’un kalburüstü insanlarının ortak olarak yaptırdıkları Kooperatif Evlerin’de uzun zaman bir arpa boyu yol alınamamış, ancak 1957/58’lerde bitirilebilmiş. Hepsi ikişer katlı, bahçeleriyle birlikte 450 m² civarında, hemen hemen sekizerli bloklar halinde sırt sırta yapılmış evlerdi.

İnönü İlkokulu’nun önünden geçen Kazım Karabekir Caddesi bu Kooperatif Evleri’ni ikiye bölmüştü. Eskiden Gürcükapı’ya kadar olan kısım çok değerliydi. Bizim çocukluğumuzda üstü açık vaziyette akan ve de pis kokan, Dere Mahallesi’nden ta Kombina’ya kadar uzanan bu derelerin ilk zamanlar üstleri kapatıldı. 90’larla birlikte Çaykara, daha sonra Bosna-Hersek Caddeleri hizmete açılınca bu sefer Gez Mahallesi’nin dereye bakan tarafındaki evler kıymete bindi. Hani derler ya bir şeyin evvelindense ahiri! Gerçekten de öyle oldu.

Bizim Uzun Sokaktaki (Çavuşoğlu/Ulusoy transit garajları arasındaki sokakta kalan ) evimize gelince; bizimkiler, içeriden açtıkları merdiven sayesinde iki katı birlikte kullanırlardı. O evde üç gelin, on yedi nüfus adaletle hareket eden, müşfik bir büyükbaba ile babaanne yönetiminde yıllarca tatlı-tamlı bir hayat sürdürüldü. Büyüklerimizin bir bir ahirete göçmeleri, gelinlerin birer birer ayrılmaları ta 90’lı yılları bulmuştu. Bahçeleri, çeşit çeşit meyve ağaçları, çiçekleri bulunan, emsalsiz komşulukların yaşandığı o güzelim evleri (biraz varis sayılarının çoğalması, biraz altlı üstlü iki dairenin yerine 5,6 daire verilmesi gibi nedenlerden olsa gerek) birer birer yıkarak, yerlerine 18/20’şer dairelik birbirinin güneşini kesen beton yığınlarını kondurduk.

Hocam, yine sözünüzü keseceğim. Bizlerin tanko/sosyete olarak bildiğimiz o evlerdeki komşuluk ilişkileri nasıldı?

Evet, o ev sahipleri içerisinde bizlere göre de asri sayılabilecek tek tük komşularımız vardı. Fakat çoğunluğu Erzurum’un yerli insanlarıydı. Bu nedenle komşuluk ilişkileri hemen hemen Erzurum’un diğer mahallelerindeki gibiydi. Üstelik varlıklı insanlar olmaları nedeniyle daha bir ikramperverlik söz konusuydu. Ne de olsa yağlı yağlıya akardı! Herkes birbirine bir şeyler gönderir, kimse kimsenin altında kalmak istemezdi. Bizim karşımızda Çavuşoğlu Turizm’in sahibi olan Mehmet (Engin) amcalar otururdu. Sürmeneli olan bu komşumuzun hanımı Bahriye teyzemiz ne zaman hamsili pilav yapmışsa bizleri unutmamış, yöresel yemeklerinin tümünden tattırmıştır. Hele bahar gelince her Pazar bizi ve birçok komşumuzu almamış Serçeme’ye gitmezlerdi. Bir başka komşumuz Zakir amcamızın da Ulusoy Turizm’de arabası vardı. Sefere çıkmadıkları gün, yaz kış demez, komşuları Ilıca’ya götürür, bazen komşuların tümünün kaplıca (çermik) parasını bile verirlerdi. Geri dönerken Havuzbaşın’a yaklaştığımızda, tüm otobüsün içerisindekiler tempoyla ve de el çırparak:

“Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı

Zakir Amca şoförlerin yıldızı yıldızı

Zakir Amca yavaş, Havuzbaşı’nı dolaş!”

diyerek onu motive ederdik. O da, bir cadde turu daha yaptırtır, hatta bazen bir dondurmacının önüne yanaşır, herkese birer de dondurma ısmarlardı. Ne insanlardı!

Yine öyle bir komşuluk vardı ki, şaşırırsınız! mahallemizdeki, sokağımızdaki genç kızlar hepimizin ablasıydı, hepimizin namusuydu, hepsini başkalarından sakınırdık (kıskanırdık desek daha mı doğru olur!) Hele sokağımızdan yabancı biri ikinci kez geçseydi, bak ondan nasıl hesap sorulurdu!

Arkadaşlarımızın anneleri bizim de annemizdi. Kimse kendininkilerden bizleri ayrı tutmazlardı. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz demekti. Herkes paylaşmayı bilirdi. Gece yarılarına kadar sokaklarımız cıvıl cıvıldı! Ya şimdi?  Kimsenin kimseden haberi yok! Bizlere ne oldu diye düşünen biri bile kalmadı!

Kavurmacı hele bak bizleri nerden nereye götürdün. Dur hele, hayat hikâyemize dönelim, yoksa bu sohbet bitmez.

Baba tarafım Erzurum’da Dıreşler diye bilinir. Gürcükapı’nın eski esnaflarından. Muhacirlikten döndükten sonra hem kendi, hem çocukları manavlıkla uğraşmış, bir ara kadayıf dökmüş, çoğu Erzurumlunun kendisinden çekindikleri; adaletli, otoriter biri olarak tanınmış olan, boyu uzun olduğundan dıreş denen, Dıreş Mehmet Efendi’nin torunlarıyız. 1940’lardan itibaren büyükbabam Şefik (Elmalı) bey ve kardeşleriyle başlayan Erzurum Sebze-Meyve Halindeki kabzımallık (sebze-meyve komisyonculuğu) serüveni babam Necati Bey ve kardeşleri, daha sonrasında benimle üç kuşak (büyük dedemizi de sayarsanız dört kuşak) sürmüş oldu. Annem ise Haşimbeyzadeler diye tanınmış Ilıcalı Tevfik (Eşrefoğlu) Bey’in kızı Semiha Hanım’dır. 1988 yılında evlendim biri erkek, üçü kız dört çocuk babasıyım.

Tahsil hayatıma gelince; dört kuşak Elmalıların ilkokulu okudukları İnönü’de bitirdikten sonra Erzurum Lisesi’nin orta kısmına kaydolduk. 1. sınıfı orada okuduktan sonra orta kısmın kapatılması nedeniyle sınıfça Eğitim Enstitüsü’nün son blokunda faaliyetini sürdüren Atatürk Ortaokuluna nakledildik. O yıl ikiden üçe geçtik, ertesi yıl da ortaokulun ilk mezunları olduk. Daha sonra Atatürk Lisesi binası yapıldı. Müdürümüz Şemo (Kemal Kalaycı) hocayı büyüklerimizin kıramaması nedeniyle liseyi de orada okuduk. Lisenin ilk birinci sınıfı, ilk ikinci sınıfı bizler olduk. Dolayısıyla ilk mezunlar olarak tarihe geçtik. Bir yıl sonrasında (1974) girdiğim Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden de 1977 yılında mezun oldum. Ne var ki okul bitiminde aile büyüklerimin (ülkemizdeki anarşik ortam yüzünden ) istersen Devlet kapısını, istersen Hak kapısını (yani ticareti) seç teklifi karşısında, esnaf çocuğu olmamız nedeniyle olsa gerek Sebze Hali’nin yolunu tuttuk, 2012 yılına kadarda sürdürdük.

Hocam yine araya gireceğim. Erzurum’da üç-dört kuşağı aynı işle uğraşmış ender ailelerden birisi olduğunuzu da öğrenmiş olduk. Peki, biraz da kitap sevdanızdan, araştırmacılığımızdan, dergi biriktiriciliğinizden, yazdığınız Erzurumlu Ketencizade kitabından, hayran kaldığımız kütüphanenizden söz etseniz. Ticaretle uğraşmış bir kişi olarak bunca kitabı nereden biriktirdiniz, bunları okuyabildiniz mi?

Kitap merakım Eğitim Enstitüsü’nde okuduğum yıllara dayanır. Girip çıktığım kitapçılarda kitap sevdalısı, birbirinden kıymetli çok sayıda kültürlü/üst düzey insanlarla tanıştım. Onların dostluklarını kazandım, sözlerini-sohbetlerini dinledim. İyi bir kitap okuyucusu, biriktiricisi olduğunu bildiğim, (anne tarafımdan akrabam) tam bir Erzurum beyefendisi olan avukat Turgut Ilıcalı ve onun yazıhanesindeki kütüphanesi hayranlıkla uğradığım yerlerin başında gelirdi.! Hep öyle bir kütüphanem olmasını isterdim. Ya Ezel Erverdi ile Feyyaz İbrahim Hakkıoğlunun Dergâh Kitabevi sayesinde tanıdıklarım? Kaya Bilgegil, Orhan Okay, Saim Sakaoğlu, Haluk İpekten, Ahmet Türek, Muhan Bali, Şerif Aktaş, Turgut Karabey, Recep Toparlı, Yavuz Akpınar, Mustafa İsen, İbrahim Kavaz, Hüseyin Elmalı, Ali Berat Alptekin, Rıdvan Canım ve üniversitelerimizdeki daha nice güzide hocalar hep yakın ilişkide bulunduğum, bilgilerinden istifade ettiğim insanlardı. Bu nedenle kendimi şanslı sayarım. Üstelik onlar sayesinde edebiyatçılığım, kitapseverliğim her zaman ticari hayatımın hep bir adım önünde olmuştur. Hele 1984 yılında yayınladığımız Erzurumlu Ketencizade Mehmet Rüştü Efendi adlı yedi yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitabımız ise edebiyatçı oluşumuzun ispatı olsa gerek.

Hocam, Ketencizade ve kitabınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Ketencizade hacı, hafız, âlim, arif, şair, hattat, mutasavvıf bir şahsiyettir. Nakşibendi halifelerinden olup Erzurum’da doğmuş, Erzurum medreselerinde okumuş, hayatını bu memlekette sürdürmüş, Kavak Camii’nde müezzinlik, Ulu Cami’de kırk yıla yakın imamlık yapmış Erzurum’un taşı, toprağı, insanı için birşeyler yazmış, 1834-1916 tarihleri arasında yaşamış, Güz Destanı adlı şiiriyle tüm Erzurumluların gönlünde taht kurmuş, Divan ve Mevlid sahibi soyundan kimse kalmamış insan-ı kâmil bir zattır. Allah nasip etti de eserlerinin büyük kısmını o tarihlerde topladık. Şimdiye kalınsaydı herhalde geç kalınmış olurdu diye düşünüyorum. Kitabımız yayınlandığı tarihlerde ilim çevrelerinde gördüğü ilgiyi şehir nezdinde pek görmedi. Bu durum ister istemez şevkimizi kırdı. Yazmaya değil de kitap okumaya, biriktirmeye daha çok yönelmem belki de bu nedenle olmuştur. İşte o tarihlerden günümüze değişik birçok konuda ihtisas yapılabilecek böyle bir kütüphane ortaya çıktı. Elimize geçen kitap, dergi, gazete, mektup vb. şeyleri kıymetini bilen bir kişi olarak kendimize olmasa da, bir gün birine lâzım olur diye sakladık. Belki imkânlarımızın nispeten müsait olmasının da kütüphanemizin oluşmasında etkisinin olduğunu söyleyebilirim. Bir de öğrencilik yıllarımdan beri, Rabbime çok şükür, pek kötü alışkanlıklarımın, lüzumsuz masraflarımın olmamasının da payını inkâr edemem!

Peki hocam biraz da kütüphanenizdeki dergilerden söz etseniz?

Uzun yıllar ulusal bazda çok çeşitli dergi aldım, okudum, biriktirdim. Ama herhalde siz Erzurum dergilerini merak ediyorsunuz! Tanığı olduğumuz yıllarda Erzurum’da çıkarılmış olan dergiler kütüphanemde mevcuttu. Bunlardan yola çıkarak Erzurum’da başlangıçtan günümüze kadar gelmiş/geçmiş her ne kadar dergi/mecmua çıkmışsa bunları mümkün olduğu kadar eksiksiz, hatta asıllarını bularak bir araya getirmeye çalıştık.

Hocam ne muazzam bir çalışma! Ya tamamlayabildiniz mi? Bu dergiler için bir düşünceniz var mı?

Elhamdülillah Allah nasip etti. Erzurum için böylesine meşakkatli sabır isteyen bir çalışma yapmayı düşünmüştüm. Ya bu iş biter mi? Elbette bitmez. Niye? Çünkü yeni çıkanlar ve devam edenler var. Sürekli takip edilmesi lâzım.

Günümüzde çıkanlar dahil yaklaşık kaç dergi olmuş?

Şu ana kadar çıkan 260/270 dergi var. Bunlara CD olarak ulaşabildiğimiz 18/20 kadar Milli Kütüphane, Hakkı Tarık Us gibi kütüphanelerde bulabildiğimiz dergileri, Atatürk Üniversitesi’nin değişik fakültelerinin çıkardıklarını, bir de isimlerini tespit ettiğimiz halde henüz tek sayısına dahi ulaşamadığımız 45 kadar dergiyi de sayacak olursak nereden baksan 350 dergi çıkmıştır diyebiliriz. Bunların içerisinde tek sayılık olan da var, 60/70 sayıyı aşanlarda ! Şimdilik önceliğimiz 2012 Mayısında başladığımız şu bir-iki ay (2014) içerisinde sonlandırabileceğimizi sandığım Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’yle yaptığımız ortak çalışma; tüm dergilerimizin dijital ortama kavuşturulması işi! İnşallah tüm Erzurum dergilerine herkesin ulaşabilmesini sağlayacağız!

Peki Erzurum için başka düşünceleriniz var mı?

Allah izin verirse bir de Erzurumlu müelliflerin telif eserlerinin, yani Erzurumlu olup da her ne konuda kitap yazmışlarsa o kişilerin bulabildiğimiz kadar eserlerini bir araya getirmeyi, ileride bir Erzurum kent müze/kütüphanesinin kurulabilmesini düşünüyoruz. Belki çok geç kalınmış bir proje! Ama bakarsınız bir gün bu düşüncemizi de gerçekleştirmiş oluruz. Tabii Allah nasip ederse. O da olmayacak iş değil! Yalnız bu iş bir ekip işi. Bu işe Erzurum Valiliği, Büyükşehir Belediye Başkanlığı, hatta hatta alt belediyeler, üniversitelerimiz, sivil toplum örgütleri el atmalı ki, bu işin altından kalkabilelim. Yoksa kendi çabalarımızla ne kadar yapabiliriz. Ne dersiniz?

Hocam, ne diyelim Allah gönlünüze göre versin! Bir Erzurumlu olarak bizleri gururlandırdınız, hiç duymadığımız/işitmediğimiz konularda bizleri de heyecanlandırdınız. Bize vakit ayırdığınız için sonsuz teşekkürler ediyor, başarılı çalışmalarınızın devamını diliyor şükranlarımızı, takdirlerimizi sunuyoruz.