FANİ DÜNYA

/ 25 Mayıs 2018 / 240 / yorumsuz
FANİ DÜNYA

Geçici ve kararsız olan bu fani  dünya bir imtihan yeridir. İnsan buraya kısa bir müddet için misafir olarak gönderilmiş, ebedi bir saadeti kazanmak için imtihana tabi tutulmuştur. Bu imtihanda başarılı olanlar, Rabbinin rızasını kazananlar, buradan şahadetnamalerini alanlar ebedi bir âlemde sonsuz nimetlere mazhar olacaklardır.
“Hâlık-ı Rahîm ve Rezzak-ı Kerim ve Sâni’-i Hakîm; şu dünyayı, âlem-i ervah ve ruhaniyat için bir bayram, bir şehrayin suretinde yapıp bütün esmasının garaib-i nukuşuyla süslendirip küçük-büyük, ulvî-süflî her bir ruha, ona münasip ve o bayramdaki ayrı ayrı hesabpız mehasin ve in’amattan istifade etmeğe muvafık ve havas ile mücehhez bir cesed giydirir, bir vücud-u cismanî verir, bir defa o temaşagâha gönderir.” (Bediüüzzaman, 17. Söz)
Dünyanın mahiyeti bazı ayetlerde şöyle ifade edilmektedir:
“Muhakkak bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden gafil olanlar da vardır. İşte bunların kendi elleriyle ettikleri yüzünden, varacakları yer cehennemdir.” (Yunus Suresi 10/7-8)
 “Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap veya Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. ” (Hadid Suresi 57/20)

Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?” (En’am Suresi 6/32)
Fahr-i Âlem Efendimiz de (s.a.v.); “Dünya dar’ül meşakkattir” buyurarak, dünyada gerçek bir huzurun olmadığını ifade etmiş; “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” buyurarak da dünyanın bir uykudan ibaret olduğunu, asıl hayatın ise ahirette olacağını vurgulamışlardır.
Başka bir hadis-i şerifte ise: “Dünyanın Cenab-ı Hakk’ın yanında bir sinek kanadı kadar kıymetinin olmaydı kâfirler ondan bir yudum su içemezlerdi.”    buyrularak dünyanın fani ve geçici olduğu nazara vermişlerdir. Her insanın bu fani dünyadan istifadesi ve tattığı şeyler; sonsuz hayata göre bir sinek kanadı dahi değildir.
Bediüzzaman Hazretleri de dünya ile ahiretin muvazenesini şu harika cümleleri ile şöyle ifade eder:“Dünyanın yüz bahçesi, fâni olmak haysiyetiyle âhiretin bâki olan bir ağacına mukabil gelemez.”
     Bir hadis-i kudside şöyle buyrulur: “Ey Âdemoğlu! Şayet benim muhabbetimi murat edersen dünya muhabbetini kalbinden çıkar. Çünkü dünya muhabbeti ile benim muhabbetim bir kalpte bir arada toplanmaz. Zira bunlar iki zıttır, su ile ateş bir kapta olmadığı gibi, bunlar da bir arada olmazlar.”
     Bu fani dünyada Yüce Allah’ın,  emir ve yasaklarına riayet ederek cennete liyakat kesbedenler ebediyen mutlu olacaklardır. Küfür ve dalalet içinde yaşayanlar ise ebedi cehenneme  gireceklerdir. Hayatlarını kötü arzularının isteği doğrultusunda kullananlar, ömürlerini isyan ve gafletle geçirenler de elim azaplara duçar olacaklardır. Çünkü “Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.” (Bediüzzaman)
        Şunu da ifade edelim ki İslam dini her zaman çalışıp terakki etmeyi emreder. “İnsana çalıştığından başkası yoktur.” (Necm Suresi 53/39) ayeti çalışmanın ehemmiyetini ifade etmektedir. Peygamber Efendimiz de (sav.): “Çalışan Allah’ın dostu ve sevgilisidir.” “İki günü eşit olan ziyandadır.” buyurarak,  çalışmayı teşvik etmiştir. Bu bakımdan, Müslümanların ilim, fen ve teknik sahasında her zaman terakki etmeleri gerekir. Asıl mesele dünyanın fani olduğunu bilmek, mal ve mülk sevdasına kapılmamak, parayı kalbe değil kasaya koymak, “Dünyayı kesben değil, kalben terk etmektir.”
        Hz. Ali Efendimizin (r.a) oğlu Hz. Hasan’a (r.a) yapmış olduğu dünyanın hakikatini anlatan şu harika nasihatine kulak verelim:
“Nur-u aynim Hasan’ım!
Sen benim hayrul halefim, timsal-i zişerefimsin. Şu vasiyetimi can kulağı ile dinle ve ona göre amel eyle ki, bu sana en hayırlı bir nasihattir.
Dünya seni arar gibi çok iltifat gösterir. Sen sakın onun iltifatına aldanma! Bazen de senden kaçar, döner dolaşır. Ona da ehemmiyet verme. Dünya ihtiyar ve kocamış bir kadına benzer, kimseye yâr olmaz. Hayrı az, ıstırabı kısa, ikbali ve şerefi fanidir. Lezzet ve visali geçici, vebali ise bakidir. Şimdi sen ömür bitmeden, kudret elden gitmeden, perde-i gaflet açılmadan zamanın müsaderesini fırsat ve ganimet bil de, ahretin için zad-ı zahire hazırla. Kişi dünyada ahreti için ne infak ederse onu bulur. Dünya ahretin mezrasıdır. Tabiidir ki, ne ekilirse o biçilir. Dünyanın hilesi çoktur. Bir hal üzere kaldığı yoktur. Bir tarafı ıslah etse de diğer tarafı ifsat eder. Birine sürur verse, diğerini yaralar. Öteden beri âdeti, meşrebi ve gidişi budur. Dünyaya meyil ve rahat bilahare insanı pişman eder. Bu dar-ı fesatta zevk-i sefa ve beka muhaldir. Öyle ise ona bağlanmak sırf akılsızlıktır.
Oğlum! İnsanların hatırını say ve onlara hürmet et. Hal ve sözlerinden kimse incinmesin. Dünya işi için çekiştirip uğraşmaktan sakın. İhtiyaç olmadıkça bir şeyin arkasına düşme. Sen dehrin hükmü, asrın seyidisin. Kadir ve haysiyetini, şeref ve itibarını güzel muhafaza et. Ömrünü boş şeylerle geçirme, malını da israf etme. Dünyadan emelsiz çıkıp barigâh-ı ahirete amelsiz varmayasın. Güzel sözlerini fiilinde mezcettir ki, meyvesini alasın. Bir de yapmayacağın bir işten dem vurma! Çok konuşmaktan ziyade onu yapasın. Şurası da önemlidir, her fenalığın başı hubb-u dünyadır. Muttaki ol ki, vera sahibi olasın.
Oğlum! Bir düşün ihtiyatlı bulun ki, nefs-i emmaren seni aldatmasın. Dünyada her şey emanettir. Emanet ise geri alınır. Her şey fanidir; biter, tükenir. Bir rüya gibidir ki, sahibini azab-ı ruhide huzursuz eder. Bal gibi tatlı görünür, ama içinde zehir vardır. Zevk ve sefası var ise de gam ve kederi de beraberdir.
Hâsılı dünya bilahare nimetleri selb ve mihnetleri celp eden bir gaddardır. Verir amma, onu çabuk geri alır. Arz-ı inkıyat eder, fakat inkıyadında bile bin desise ve hilesi gizlidir. Ziynet-i zahirisine aldanan hasir olur.
Oğlum! Sen başkalara benzemezsin, sen semere-i fuat, hanedan-ı nübüvvetsin. Sen gözümün nurusun. Bu şeref ve seyitlik ile serfiraz olduğun gibi, siret ve suretinle de mümtaz olmalısın. Bunun için hükmü ile amil olduğun halde, ulu kadrini bir kat daha artıracak şu vasiyetimi ruh-u canınla muhafaza et ve hayatına tatbik et ki, dünya ve ahretin şereflisi ve efendisi olasın.”

Dünya

Bu dünya bir oyun yeri

Böyledir Âdem’den beri

Var mı burda kalan biri

Bikarardır fani dünya

 

Bütün cihan hep kavgalı

Birçok akraba davalı

Nedir ki dünyanın malı

Bir rüyadır fani dünya

 

Nedir bu dünya hevesi

Hiç bitmez onun hilesi

Bir gölgedir tüm meyvesi

Doyurmaz kimseyi dünya

 

Dünya hiç nizaya değmez

Bunu bilen değer vermez

Burada hiç kimse gülmez

Sefa yeri değil dünya

 

Dünyada yalnız elem var

Aldatıcı hem çok gaddar

Kıymeti yok sinek kadar

Bir hülyadır fani dünya

 

Herkesin ayrı dünyası

Esmanın geniş aynası

Sonsuz âlemin tarlası

Bir mezradır fani dünya

 

Kimse ondan murat almaz

İştah açar da doyurmaz

Çok sırrını akıl almaz

Çözüm yeri değil dünya

 

Dünya bezekli bir gelin

Herkese demiştir gelin

Kimseye vermemiş elin

Visal yeri değil dünya

 

Artık şunu çok iyi bil

Bura rahat yeri değil

Ahirete eyle meyil

Huzur yeri değil dünya

 

Burda asla gülmez kimse

Aldatıyor her nedense

Yüksel de bunu bir bilse

O da derki fani dünya

Etiketler