FETÖ CUMHURİYETİ

/ 30 Aralık 2017 / 334 / yorumsuz
FETÖ CUMHURİYETİ

Bu başlık bana ait değildir. Ama itiraf etmeliyim ki Fetö eliyle Türkiye’nin başına geçirilmeye çalışılan kötülüğü eksiksiz anlatan bir ifadedir. Fetö darbesi nedeniyle devlet organlarının yürüttüğü canhiraş mücadelenin özetine bakıldığında olursa durumun vehameti ortaya çıkmaktadır.

TSK’da görevli 360 civarındaki generalin yarısı tutukludur, daha alt seviyelerdeki tutukluların sayısını ise artık binli sayılar açıklamaya yetersiz kalmaktadır. Hakim ve savcıların üçte birisi meslekten ihraç edilerek tutuklandı veya aranmaktadır. Emniyet bünyesinde ihraç edilen ve tutuklananların sayısı ise artık onbinlerle ifade ediliyor. Hemen her kurum aşağı yukarı benzeri bir durumdadır.

Oysa bundan çok değil dört yıl önce fetöcüler Türkiye’nin sahibi gibiydiler. Kibirli mağdur halleri baskındı. Aralık 2013’ten itibaren Türkiye’nin seçilmiş iktidarına karşı meydan savaşı başlattılar. İktidarı al aşağı edeceklerinden çok emindirler. İktidarın ocağına ateşler yağmasını beklediler. Ateş iktidarın ocağına değil fetöcülerin evlerine yağmaya devam ediyor.

Fetö bu duruma nasıl gelmişti? Takıyye yaptılar, riyakarlık ettiler, sıvı bir madde gibi girdikleri her kabın içini doldurmaya çalıştılar. Üstelik sadece bir kesimin bir siyasi akımın içinde değil biri birine rakip hatta düşman sayılacak akımların içinde pusuya yattılar. Dışarıdan aldıkları desteğin de bu hormonlu büyümede payı olduğu asla inkar edilemez.

Devlet organları fetöye karşı ölümüne bir mücadelenin içine girdiğinden beri ya da bir süreden beri sürekli olarak mağdurların haberleri önplanda yer almaktadır. Bu mücadelede tutuklanan aranan, ihraç edilenlerin arasında mağdurların olmayacağını söylemek mümkün değildir. Hatta kaçınılmazdır. On binleri muhatap alan bir mücadele esnasında kısa sürede tamamı hakkında tek tek yeterli bilginin belgenin toplanarak ona göre bir kararın verilmiş olması pek akla uygun değildir. Hemen her çevrede duyulan bilinen bazı mağduriyet örneklerinin olması işte bu yüzden mümkündür, muhtemeldir hatta kaçınılmazdır.

Ancak fetö davalarının sürekli mağduriyetini konuşanların yazanların bu davalardaki isabetlere hiç değinmemeleri söyledikleri doğruları bile kuşkulu hale getirmektedir. Ülkenin milletin tamamına kast edenlere karşı yönelen mücadelenin doğrularının isabetlerinin giderek gündemden düşürülmesi bir kötü niyetin açığa çıkmasıdır. Keşke fetö başarılı olsaydı da seçimle kurtulamadığımız bu iktidardan bari böylece kurtulmuş olsaydık hayıflanmasının sayıklaması gibidir.

Fetöyü bütün ülkeye kast edebilecek seviyeye getiren kollama ve kayırmaların sadece bir hükümet dönemine sığdırılamayacak kadar uzun bir geçmişi vardır. Kırk yıllık geçmişi olan bir fitne ve fesat hareketinin ortalama dörtte birlik dönemi ise (11 yıl) Ak Parti zamanına tekabül etmektedir.

İlker Başbuğ; “fetönün palazlandırılıp bu günlere getirilmesinde  Tayyip Erdoğan’ın sorumluluğu büyüktür ama fetöye karşı ondan daha iyi bir mücadele yapacak kimse de yoktur” ifadesi oldukça önemlidir. Yiğidi öldür hakkını yeme kuralının ifadesi gibidir. Tayyip Erdoğan’ın bütün enerjisinin mesaisini olabildiğince bu konu üzerinde topladığı da herkesin malumudur.

Fetönün hormonlu bir şekilde büyütülmesi zamanının dörtte biri Ak parti iktidarına tekabül etmişken, Ak Parti içinde kimlerin eliyle bu hormonlamanın yapıldığı da bir o kadar önemlidir. 2013 Aralığına kadar pek çok bakanlığın sevk ve idaresi neredeyse Fetönün elindeydi. O bakanlıkları meşgul eden kişileri kapsamayan bir fetö mücadelesi adalete büyük gölge düşürmektedir.

Daha çok yakın bir zamanda fetöcüleri sahiplenerek, hükümet çevrelerine tehdit yollu bir kabadayılıkla “bana cübbemi giydirmesinler” diyen bir Bülent Arınç’ı kapsamayan fetö mücadelesi ne kadar inandırıcı olacaktır?

1961 Anayasası ile askeri vesayetin kurumsallaştırılmasından ancak 2010 yılında yapılan Anayasa referandumu ile kurtulduk/kurtulacağız diye bir güven ve umut havasının yayılmasının ardından Aralık 2013’te fetönün hükümete yargıdaki militanları eliyle başlattığı operasyonda görüldü ki büyük umutlar bağlanan anayasa referandumu ile değiştirilip tamamı yenilenen dönemin 17 kişilik HSYK üyelerinin 13 tanesi hükümete karşı muhtıra mahiyetinde bildiriler yayınlayabilmektedir.

Fatönün bir ahtapot gibi yargıyı sarıp sarmaladığı dönemin adalet bakanlarını kapsamayan bir fetö mücadelesi nasıl başarılı olacaktır? Fetönün yargının tek egemeni haline gelmesinde Sadullah Ergin’in hiç mi payı yoktur? Arınç’a Ergine dokunmayan bir fetö mücadelesi gazabı ilahiyeye muhatap olmaz mı?

Belki de metal yorgunluğunu fetö ile mücadele kapsamında yeniden değerlendirmek icap eder. Geçmişte fetönün bir dediğini iki etmeyen Ak parti içinde üstlenmiş her seviyeden, gücün önünde eğilip bükülmeyi şeref bilenlerin, kutsalı olmayanların ayıklanması ve daha önemlisi yapıp ettiklerinin hesabını vermeleri için 2019 seçimleri hem bir fırsattır hem de büyük bir imkandır.

2019 seçimleri, ABD/AB ve İsrail desteği ile okuyup ağlama seansları ile Türkiye Cumhuriyetini hiçbir kimsenin bir daha ve hiçbir şekilde Fetö Cumhuriyetine çeviremeyeceğinin ibretlik bir dönüm noktası olma imkanına sahiptir. Kutsalı, bir kişinin ağız ve burun akıntılarına feda etmemenin, kutsalı kutsal ile alt etmeye yeltenmiş bedhahların aleme ibret olacak ibretlik akıbetlerinin görülmesinin bir sonucu olmalıdır.