reklam

KADİM MAHALLE KÜLTÜRÜNDEN ESİNTİLER

/ 4 Aralık 2017 / 194 / yorumsuz
KADİM MAHALLE KÜLTÜRÜNDEN ESİNTİLER
reklam

KADİM MAHALLE KÜLTÜRÜNDEN ESİNTİLER

Şehirler tarihte bulundukları; konum,   coğrafya,  insanlık dünyasına sunduğu ilim adamları,   tarihsel anıtları,   yerleşim adları ve mahalle adlarıyla yazılı metinlere geçer, sonradan gelen insanlarda geçmişte yaşananları bunlara göre değerlendirirler.

Erzurum; Dünyada kadim şehirlere örnek olabilecek kültür, medeniyet ve mekânlar bütünüdür. Erzurum; MS.  sonra 400’lerde kurulmuş defalarca el değiştirmiş ancak son bin yıldır Türk Milletinin hayat alanı olmuş yerleşim yeridir. Bu anlamda Erzurum bir marka şehir özelliğini taşır.

Saltuklu, Selçuklu, İlhanlılar döneminde maddi ve manevi ürünlerini vermiş bir ilim, irfan şehri hüviyetini kazanmıştır. Tepsi Minaresi, Kale Mescidi, Atabek Camisi(Ulu Cami), ve Büyük Saltuklu kümbetiyle bir dönemi simgelerken Çifte Minareli Medresesiyle Selçukluyu, Yakutiye Ahmediye ve yerinde yeller esen Sultaniye Medresesiyle İlhanlı dönemlerini hatırlatmaktadır. Ancak özellikle 1370-1530’lara kadar şehir savaşlar nedeniyle perişan olmuş harabeye dönmüştür.

Osmanlı döneminden bize kalan 49 cami, 5 han ve hamam ve 30 civarında çeşme birkaç konak ve de Kanuni döneminde tamir edilen iç kale günümüze ulaşanlardandır.

Mahalleler ve İçindekiler

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın İran seferiyle yeniden imar edilmeye başlayan şehirde hamamlar,  camiler yükselmeye başlamış mahalleler teşekkül etmişti. Belki Dünyada mahalle adları Ahi adıyla anılan dünyada tek şehirdi. “Ahi Eyvad mahallesi”,  “Ahi Mehmed Mahallesi” gibi. Burada Erzurum’un en eski kadim ahisi “Ahi Tuman Babayı” anmak gerekir.

Erzurum’da Ahi adıyla mahalle olurda “zaviye” adıyla mahalle olmaz mı? Elbette olur. “Mehdi Abbas, Hasani Basri ve Sultanmelik mahalleri” adlarını ilgili zaviyelerden almışlardı.

Şehrin en büyük camisi olan Ulu Cami veya diğer adıyla Atabek Camisinin bulunduğu yere  Camii Kebir mahallesi denir ve adını buradan alır. 800 yıllık mahalle adını yok etmek nasıl bir bilimsel kriterdir anlama mümkün olmadığı gibi Çifte Minareli Medreseyi nereye koyacağız! Son devir hattlarından Ketencizade’yi Erzurum hafızası adına anmak gerekir.

Hasani Basri, Sıvırcık, Mehdi Abbas ve Sultan Melik mahallelerinin kahraman halkının gösterdiği ve 1856 Osmanlı Rus savaşı sonucunda verilen adı yani “Gavurboğan” mahallesini yok sayabilirmisiniz?  Üç Kümbetler, Rabia Hatun Kümbeti, Hasani Basri Kümbeti gibi anıtsal eserlerin şehre vurduğu mühürlerin hatırı yok mu?  Bu eserlerin etrafını boşaltmak salt güzelliği ortaya çıkarmaz, eserler mahalle kültürü ve insanla kaimdir.

Kumlu dereden 40 basamakla çıkılan Hacı Cumayı, Mazisi yüz yıllara dayanan Veyis Efendi Mahallesini, kesme taştan yapılmış kadım Kadana Camisinden ismini alan Kadana Camisinden ismini alan Kadana Mahallesini bir iki kelam ile tarihe gömersiniz? Develer çeşmesini, Ak Pungarı yetim bırakamazsınız.

Artık adı kullanılmayan 50 yaş altındaki nesillerin bilmediği “Darağacı Mahallesi” ve Tebrizkapı ilişkisinin yan yana geldiğini kim söyleyecek?

Gülahmet mahallesini, çeşme, sokak ve konaklarını, “Çürüklük mezarlığını”, “Salihiye cami ve medresesini”  unutmak, döneminin en önemli hattatlarından Hafız Mustafa Fehim Efendinin yazdığı “Kur’an-ı Kerimlerin” İstanbul’da el altından 60 altına satıldığını yok saymak şehir kültürü açısından acınacak sonuçlar çıkarır.

Bir zamanlar kuyu sularıyla meşhur olan bugün sadece Çortan Camisiyle hatıralara kazınan  Çortan mahallesini, 326 yıldır üzerinde barındırdığı “Hacı Halil Ağa Medresesi” ve Zeynel Camisiyle “Memiş Ağa hanıyla”, “iki kapılı kahvehanesiyle”  isim yapan tarihi Çukur veya Çukur Zeynel mahallesini  gelecek kuşaklara kim hatırlatacak? Behçet Mahirin anlattığı hikayelerin mekanı olan iki kapılı kahvehane  sonuçta unutulup gidecek.

Değirmeniyle ünlü, Bayburtlu kahvehanesiyle meşhur, hikayecisi Hafız Muğdat’la anılan ve tarihi ahşap “Gez Camisiyle” isim yapmış Gez mahallesi, Mum haneleriyle şöhret olan, Aşağı ve Yukarı Mumcu camileriyle  tarihe geçen en önemlisi 17. yüzyılın müderrislerinden olup Mumcu medresesinde ömrünü geçiren Eyüp Efendiyi kim hatırlayacak.

Zenginleri, ağaları, üç yüz yıldır anıtlaşmış ismiyle, bağrında yerleşen yabancı konsolosluk binalarıyla,  “Ağa Cami ve medresesiyle”  ve Erzurum’un en eski ilk mekteplerine sahip olan Yeğen Ağa Mahallesini ve “İki Göbek Hamamını” hatırlamak ve  şehrimizde benzeri bulunmayan sadak taşını nasıl anlatacaksınız?

Kuloğlu Mahallesi deyince bilinen şehrin en eski mescidi olan “Kâbe” mescidini, Mermer Hamamının ve İsmet Paşa ilkokulunu hatırlamak, hatırlatmak gerekir. Şeyler mahallesinin adını değiştirirseniz, bir külliye olan “Şeyhler camisi, Şeyhler hamamı ve Şeyhler medresesi” bunlardan öte şehrin bilim tarihine damga vurmuş âlimlerini, Erzurum’un tek güneş saatine sahip minareyi gelecek kuşaklara nakledemezsiniz.

Osmanlı döneminde yapılan ilk cami olma özelliğindeki “Ayaz Paşa Camisini”, 93 harbinde sabah ezanlarını okuyan “Hacı Abdullah Efendiyi” ve aynı adla anılan Ayaz Paşa mahallesi şehrin ruhudur. Benzer şekilde sularıyla ünlü Mirza Mehmet mahallesinde “Kurşunlu Cami ve medresesini”, Esat Paşa yokuşunu ve Rüstem Paşa çarşısını şehir hafızasından silersiniz.

Köse Ömer Mahallesini, Köse Ömer camisini, “Cennetzade hanı, Kamburoğlu hanı” ve bugün olmayan diğer hanları gelecek kuşaklara nasıl anlatacaksınız. Bunlar mahallenin olmazsa olmazıdır. Eğer her şeyi yıkarak betonlaştıracaksanız,  kültürel mirası yok edersiniz. Eh geriye bir şey kalmaz.

Birinci Dünya Savaşında hastane olarak kullanılan  “Yoncalık Kışlasını, Askeri Hamamı ve iki şehitlerden Aliravi’yi” unutmak ve unutturmak iyi olmadığı gibi, Dere mahallesini, dönemin sabunhanelerini ve değirmenlerini belirtmek, Çırçır mahallesi ve Osmanlı döneminin en son camisini     ( Yapım :1903) belirtmek gerekir.

1600’lerden 1965’lere

Erzurum Mahalleleri

17 yüzyılda; Ayas Paşa,  Cami-i Kebir,  Çukur,  İskender Paşa,  Kara Kenise,  Kuloğlu,  Mirza Mehmet,  Ali Paşa,   Cedid,  Darağacı,  Dönükler,  El- Hac İlyas,  Gez,   Gürcü Kapı,  Hasani Basri,  Mehdi Abbas,  Murad Paşa,  Mumcu,   Sultanmelik mahalleleri bulunmaktaydı.

1847 yılına gelindiğinde  Lala Paşa,  Ağmescit,  Kabe Mescidi,  Kuloğlu,   İbrahim Paşa,  Cafer Efendi,  Hanım Hamamı Mescidi,  Cami-i Kebir,  Kara Kilise,  Boya Hane,   Bakırcı,   Çortan,  Çukur,  Zeynelabidin,  Sivas,  Caferzade Mescidi,  Mirza Mehmed,  Feyziye,   Ayas Paşa,   Gez,  Aşağı Mumcu,  Yukarı Mumcu,  Murad Paşa,  Dere,  Vani Efendi,  Şeyhler,  Çırçır,  Yukarı Yoncalık,  Aşağı Yoncalık,  Sultanmelik,  Kırmacı,  Hasa-i Basri,  Mehdi Efendi,  Nemarvani,  Emir Şeyh,  Hacıcuma,  Aşağı Habip,  Yukarı Habip,   Taş Mescit,  Veyis Efendi,  Kadana,  Kemhanzade,   Derviş Ağa,  Kasım Paşa,  Cedid,   Yeğen Ağa,  Köse Ömer,  Eminkurbu,  Kavak, Abdurrahman Ağa,  Alipaşa,  Topçuoğlu,  Zağracı Ali Ağa,  Müftü Efendi,  Tepe mahallelerinden oluşmaktaydı. Aradan geçen 200 yıl içinde şehirde nüfus artmış mahalleler gelişmiş yeni mahalleler ilave edilmişti.

Bu yıllar içinde isimlerini koruyan mahalleler olduğu gibi adları kaybolmuş mahallelerde mevcuttu.

1960’lara gelindiğinde ; Abdurrahman ağa,  Alipaşa,   Ayas paşa,  Bakırcı,  Caferiye,   Cami-i Kebir,  Cedit,  Çırçır,  Dere,  Derviş ağa,  Emirşeyh,  Eminkurbu,  Gez,  Habipefendi,  Hacıcuma,  Hasan-i Basri,  İbrahim Paşa,  İstasyon,  Karaköse,  Kadana,  Kavak,  Kırmacı,  Köseömer Ağa,  Kuloğlu,  Lalapaşa,  Mehdi efendi,  Mirza Mehmet,  Aşağı Mumcu,  Yukarı Mumcu,  Murat Paşa,  Narmanlı,  Sultanmelik,  Şeyhler,  Taşmescit,  Topçuoğlu,  Vani efendi,  Veyis Efendi,  Yeğenağa,  Aşağı yoncalık ve Yukarı yoncalık mahalleri bulunmakta idi.

Bu yıllarda henüz toplu şehre göçler ortaya çıkmamış bu nedenle gece kondular yapılmaya başlamamıştı. Yani Sanayi Mahallesi,  Çağlayan Mahallesi,  Yenimahalle,  Dağ Mahallesi,  Halit Paşa Mahallesi,  Şehitler Mahallesi gibi mekânlar ismen oluşmamıştı.

1980’lerden sonra gece konduyu önleme bölgesi olarak Yenişehir bölgesi tespit edilince şehir bir anada bu yöne doğru kaydı. Derken Dadaşkent,  Kayakyolu,  Yıldızkent,  Hilalkent gibi yerleşim yerleri teşekkül edince bir anda yüzden fazla mahalle meydana çıkmış oldu.

2013 yılında alınan bir kararla bu yüzlerce mahalle kendi aralarında bölgelere ayrılarak yeni mahallelere dönüştürüldü. Bu uygulama yeni kurulmuş olan mahalleler için doğru olabilirdi. Ancak tarihi,  kadim,  markalaşmış mahallelerimizin adlarının silinmesi elbette kültürel bir yok etme ameliyesiydi.

Mahalle Kültüründen Esintiler:

Erzurum mahalleri buram buram dostluk, kardeşlik,  yardım severlik kokar. Yazın bahçelerinde ikindi çaylarının içildiği, kışın kar tünelleriyle birbirine bağlandığı güzellikleri hatırlatır. Uzun kış gecelerinde sazlı sözlü, hekatçıların hekatlarla hayat bulurdu. “Godi da beşe” naralarının çınladığı gece sohbetlerinin renklendiği, Köroğlu hikâyelerinin 9 kolunun anlatıldığı mahalle kahveleri artık yoktu.

Kapılarında iki tokmağın bulunduğu, hane sahibinin duyduğu sesle gelenin kim olduğunu öğrendiği, tırhıçlı kapılar ile evin içinin yazın havalandırıldığı, aslında mahallenin tek ev olduğu zamanlardı.

Zaman geçti, teknoloji gelişti ve güzelim mekânlar yok olurken kadim mahalle kültürü bundan nasibini aldı. Artık tokmaklar değil kapı zilleri, acı ve sevinçlerini paylaşan insanlar değil birbirlerini tanımayanlar topluluğu oluştu. Paylaşma bitmiş, korumacılık kalkmış ve artık toplum bireyselleşmişti.

Böyle bir ortamda tarihi mahallelerimizin taşıdığı kültürel değerler ve maddi mirasları yüz yıllar öncesine giderken alınan bir kararla yok sayıldı ve marka şehir olma iddiasındaki Erzurum markalarını kaybetti. Yok etti. Nerede Gavurboğan, Darağacı, İskender Paşa, Çortan, Zeynal, Boyahane …Nerede!

Mahalle ile Mezarlık iç içeydi:

Erzurum’un bir diğer özelliği ve güzelliği mezarlık ile mahallenin iç içe geçmiş olmasıydı. Hayat ve ölüm iç içeydi. Her mahallenin bir mezarlığı vardı. Zeki Başarın tespitlerine göre 36 mezarlık ve 17 hazire insanlara “hayatla ölümüm iç içe” olduğunu haykırıyordu. Asırlarca Erzurumlular cenazelerini bu mezarlıklara defnettiler. Şehir gelişirken 1950’lerde  asri mezarlık yapılmış böylece yüz yılların birikimi olan mezarlar buraya taşınmıştı. Ancak mahalle isimleri gibi bunlarda acele kaldırılmış ve nice kabirler bir daha gün yüzüne çıkmayacak şekilde kaybolmuştu.

Sonuç olarak; dün bizim mahalle,bizim sokak, bizim bakkal, bizim cami,bizim imam ve bizim muhtar vardı. 80 sonrası öyle bir değişim ve dönüşüm oldu ki şehri tufanlar vururken, yerel yöneticilerde katkı sağladılar. Artık bizim olan bir şey kalmadı geriye… Bize de Yahya Kemalin mısralarıyla  yazıyı sonlandırmak kaldı.

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

reklam