KANDİLLERDE KANDİL OLMAK

/ 25 Mart 2018 / 229 / yorumsuz
KANDİLLERDE KANDİL OLMAK

Cuma namazındayız. Hocamız her yıl olduğu gibi üç ayların başlangıcı ile ilgili rutin vaazlardan birini veriyor.

Regaip Kandili’nin, üç ayların başlangıcı olduğunu vurgulayan hocamız, Recep ayının faziletinden bahsederken, benimde aklıma Hicretten 300-400 sene sonra Müslümanlar arasında yaygınlaşan kandil ve mevlit geleneği geliyor.

Son yıllarda kandil gecelerine olan ilginin ifadesi olan kandil kutlama mesajlarının maliyeti ve samimiyeti aklıma takılıyor. Günlük bir dolar kazançları ile hayat tutunmaya çalışan yüz milyonlarca Müslüman kardeşimizin bu mesajlardaki haklarını düşünmeden edemiyorum. Beş yıldızlı turlarla, onlarca defa umre yapan Müslümanların cenneti garantileme tutkularını anlamaya çalışıp, bir birlerine sevgiyi, selamı, tebessümü çok gören ,her geçen gün şiddetin yaygınlaştığı bir toplumda bu mesajların ve kutlamaların amacına ulaşıp ulaşmadığını sorguluyorum.

İslam coğrafyasının bu kutsal aylara, geri kalmışlığın, hukuksuzluğun, haksızlığın ahlaksızlığın, savaşın, göz yaşının, insan hakları ihlallerinin, kadına şiddetin, fukaralığın ,kol gezdiği bir tablo ile girdiği gerçeğini düşünüyorum.

Bir cana kıymanın haram sayıldığı bu aylarda ,yine İslam coğrafyasında kanın ve göz yaşının eksik olmayacağının acısını yüreğimde hissediyorum.

Emperyalist devletler tarafından ülkeleri işgal edilen Müslümanların trajik halleri gözümde canlanıyor.

Can güvenliğinden, fukaralıktan, gelecek kaygısından insan kaçakçılarının kucağına düşüp, umuda yolculuğa çıkıp, Ege Denizi’nin serin sularında kaybolan ve geleceklerini Hz.İsa’nın torunlarının yaşadığı ülkelerde arayan Muhammedleri, Mehdileri, Fatma ve Haticeleri hayal ediyorum.

Kandil gecelerindeki birkaç saatlik ibadet ile günahlarını affettirmek isteyen Müslümanların bu yaşananlardan sorumluluk duymaları gerekmez mi diye soruyorum.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de yüz milyonlarca Müslüman Cuma namazında ellerini kaldırıp” ALLAHIM İslâm’a ve Müslümanlara yârdim et vatanımızı ve milletimizi her türlü tehlikeden koru, bize dünyada ve ahirette iyilikler ve güzellikler ihsan eyle; bizi ,anne-babamızı ve bütün müminleri bağışla, şüphesiz sen işiten ve dualarımızı kabul edensin.” Duasını etmektedir.

İslâm dünyasının tarihine baktığımızda çok uzun yıllardan beri bu duanın karşılık bulup bulmadığını anlayabilir ve Müslümanların bu konuda kendilerini sorgulayıp, sorgulamadıklarını düşünebiliriz.

Kur’an kaynağından beslenmeyen, geleneğin din olarak kabul edildiği, aklın devre dışı tutulduğu, mezhep taassubunun zirve yaptığı, ruhundan ve özünden uzaklaşmış, siyasetin kıskacındaki bir din anlayışıyla yüzlerce yıl bu duaları yapmış olsak da netice değişir mi Allah bilir?

Şüphesiz ki ,bir kavim durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah ,bir kavme kötülük diledi mi ,artık o geri çevrilmez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı yoktur.” ilahi mesajını iyi okuyup, “ Şüphesiz Allah ,adaleti, iyilik yapmayı yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp ,tutasınız diye size öğüt veriyor” mesajını yaşam tarzımız haline getirmedikçe ,elinden ve dilinden emin olunan bir toplumu oluşturmadıkça ,insan olmanın hakikatini kavramadıkça, din; hastanın, garibin, yoksulun dini olmadıkça, İslâm dünyasındaki manzaranın değişmeyeceği ortadadır. Vesselam…

Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakk
ı göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hali…

HARABİ