KARA FATMA – KAHRAMAN TÜRK KADINI – FATMA SEHER ERDEN’İN HAYAT HİKAYESİ

/ 10 Mart 2018 / 351 / yorumsuz
KARA FATMA – KAHRAMAN TÜRK KADINI – FATMA SEHER ERDEN’İN HAYAT HİKAYESİ

Milli Mücadele Kahramanı Kara Fatma’nın İzmit’teki Mücadelesi

Kara Fatma (Fatma Seher Hanım) Kimdir?

Kara Fatma lâkabıyla tanınan Fatma Seher Hanım, 1888 yılında Erzurum’da doğmuştur. Babasının adı Yusuf Ağa, kocasının adı ise Derviş Bey’dir. Kocası da asker (Binbaşı) olan Fatma Seher Hanım, Edirne’de görev yapan eşiyle birlikte Balkan Harbi’nde yer almıştır. Daha sonra ise kendi ailesinden 10’a yakın kadını örgütleyerek 1.Dünya Savaşı’na katılmıştır. Mondros Mütarekesi’nden sonra ise eşi Derviş Bey’in vefat haberini almış ve Erzurum’a dönmüştür.

Erzurum’da bir süre kalan Fatma Seher Hanım, Sivas Kongresi’nde bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek için Sivas’a gitmiş, kendisinden Milli Mücadele’ye katılmak için görev istemiştir. (Fatma Seher Hanım, bu dönemle ilgili anılarını 1944 yılında yapılan bir röportajda şu şekilde anlatmaktadır:

“Atatürk’ün Sivas’ta faaliyete geçtiğini haber aldığım dakikadan itibaren duyduğun sevinci tariften acizim ve ilk işim kısa bir hazırlıktan sonra Sivas’a müteveccihen hareket etmeyi kararlaştırdım; hemen yola çıktım ve Gülcemal Vapuru’yla Samsun’a, oradan da Sivas’a vardım.

Mustafa Kemal’in huzuruna çıkabilmek için muhtelif kıyafete girerek üç günlük bir mücadeleden sonra, devamlı bir takibin neticesi olarak, Sivas’ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf vardı, yüzümde peçe ile kapalı idi. Kendisiyle bir mesele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince, ilk defa sert bir lisan kullanarak, “Ne görüşeceksin?” mukabelesinde bulundular. Kalbimdeki vatan aşkı bu sert muameleye galip gelerek derhal peçemi kaldırdım ve İstanbul’dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldiğimi, maruzatımın bir dakika için dinlenmesini rica ettim. Bunun üzerine pek yakında bulunan bir lokantaya beni kabul ettiler.

Mustafa kemal bu görüşme sırasında ona adını, silah kullanmayı, ata binmeyi bilip-bilmediğini, savaştan korkup-korkmadığını sormuştur. Kara Fatma’nın verdiği cevaplar Mustafa Kemal’i memnun etmiş, “Kara Fatma, bütün kadınlar keşke senin gibi olsaydı” demiştir. Bu olaydan sonra Fatma Seher Hanım’ın adı “Kara Fatma” olarak kalmıştır.

Daha sonra ise Mustafa Kemal eline aldığı kâğıda bazı notlar yazarak Kara Fatma’ya vermiş “Haydi göreyim seni, verdiğim talimatı unutma, bir an evvel İstanbul’a git, hazırlan ve işe başla” demiştir (Tansel, 2001, s.41). Fatma Seher Hanım, Mustafa Kemal’in bu isteği üzerine Sivas’tan hemen İstanbul’a geçmiştir.

Bir süre sonra İzmit’in işgal edildiğini duyan Kara Fatma, Topkapılı Pire Mehmet, Laz Tahsin, kardeşi Süleyman ve oğlu Seffeddin’nle birlikte bir çete kurarak, trenle gizlice İzmit’e geçmiştir. Bahçecik ve Servetiye yoluyla Paşaköyü’ne geçen Kara Fatma ve adamları burada karargah kurmuşlardır. Bu bölgede kısa sürede teşkilatlanmalarını tamamlayan Kara Fatma çetesi, çevredeki Türk köylüleriyle birlikte Yunanlılara karşı uzun süre mücadele etmişlerdir. (Özellikle, Bahçecik, Yeniköy, Değirmendere, Servetiye, Kaynarca ve Fındık Tepe civarında faaliyet gösteren Rum ve Ermeni çetecilere karşı, büyük bir başarı göstermişlerdir.)

İzmit, Kara Fatma gibi cesur yürekli insanlarımızın üstün gayretleriyle, 28 Haziran 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. Kara Fatma ve ailesi, İzmit’in kurtarılmasından sonra bir süre daha bu bölgede kalmışlardır.

Balkan, Sakarya, Başkomutanlık Muharebeleri’ne de katılarak Üsteğmenlik rütbesine kadar yükselmiş olan Kara Fatma, 1955 yılında Erzurum’da vefat etmiştir (Şenel, 2006, s.24).
Kara Fatma’nın İşgal Döneminde İzmit’te

30 Ekim 1919’da yürürlüğe giren Mondros Mütarekesi’nden sonra, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul işgal edildi.

İngilizlerden oluşan emperyalist güçler, İstanbul’un işgalinden sonra İzmit Körfezi’ne yönelerek, bu bölgeyi de kontrol altına aldılar. Bu durum sonucu İzmit yöresindeki ortam iyice gerginleşti. Bölgede yaşayan bazı gurupların, Türkler aleyhine çeşitli faaliyetlere giriştiği görülmeye başlandı. Özellikle Rum ve Ermeni nüfusun yoğun olduğu bazı bölgelerde, İşgal güçlerinden güç alınarak çeşitli çeteler oluşturuldu.( Oluşturulan çetelerden bazıları: Yeniköylü Deli Yani ve Çetesi, Kocabaş Hıristo, Barbar Yani, Deli Hıristo, Çakır Yorgi, İzmit Mihaliç Köyü’nde Kostantin Çetesi, Deli Petro Çetesi, Köse Dimitri Çetesi, Pandeli Çetesi, Yuvacıktan Vahan Çetesi, Donik Çetesi, Karamürsel’de Artrınik Çetesi, Darıca’da İstel Çetesi )

Ermeni ve Rumların kurduğu bu çeteler bir süre sonra, askeri güçlere saldırmaya, çevredeki Türk köylerini basarak evleri yakmaya, burada yaşayan insanlara zulmetmeye başladılar.

İzmit’te bu üzücü olayların yaşandığı dönemde, Kara Fatma İstanbul’da bulunuyordu. Durumun her geçen gün daha kötüye gittiğini gören Kara Fatma, kardeşi Süleyman’ı, kızı Fatma’yı ve arkadaşlarını alarak İzmit’e geçmeyi planladı. Muhacir kılığına giren Kara Fatma ve arkadaşları tirenle İzmit’e geldi. Buradan Bahçecik-Servetiye yoluyla Paşaköy’e geçerek karargâhını kurdu. Bölgedeki teşkilatlanma çalışmalarını hızlandıran Kara Fatma ve arkadaşları, bir yandan da çevredeki çetelerle mücadele etti.

İşgal dönemin de yayınlanmış olan bazı gazeteler, Kara Fatma’nın İzmit’teki faaliyetleriyle ilgili önemli bilgiler vermektedir. Özellikle İstikbal ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde Kara Fatma ile ilgili çeşitli haberlere rastlanılmaktadır. Mesela İstikbal Gazetesi muhabiri, Kara Fatma ile 1922 yılında görüşmüş, bu görüşme sırasında edindiği izlenimlere köşesinde şu şekilde yer verilmiştir:

“…Bir gün İzmit civarında Davulcular Ormanı’ndan Arpalık Köyü’ne doğru yorgun argın beş kişi iniyordu. Bunlardan üçü erkek, biri küçük bir kızdı. Köye indikleri zaman, köylüler bu garipleri biraz tuhaf karşıladılar. Garipler Karamürsel Muhacirlerinden olduklarını söylüyorlar, iş arıyorlardı. Uzun pazarlıklardan sonra dört çoban, Kasım’a kadar yirmi liraya çalışmaya razı oldular. Ertesi gün, yamaçlara doğru sığırları süren dört çoban gayet neşeli idiler. Üç-dört gün sonra, dört çoban sığırları Gülbahçe Deresi’nin etrafındaki yamaçlara salmışlar, oturuyorlardı. Bu sırada uzaktan iki silahlı belirdi. Az sonra yanlarına geldiler. Bunlar Gülbahçe, Orhaniye, Arpalık, Mecidiye köylerindeki Ermeni Jandarmalarındandı. Dört fakir çobana şüphe ile baktılar;onlara kim olduklarını sundular. ‘Arpalık’ın çobanlarıyız’ cevabı şüphelerini izale edemedi. O akşam Arpalık Ormanı’na doğru dört çoban ellerinde iki tüfekle dönüyorlardı. Bunlar Kara Fatma ile oğlu Seyfeddin ve iki kardeşi idi.

Ertesi gün, kaç zamandır Davulcular Ormanı’nda gizlenmiş olan yüzeli kişilik çetesinin başına geçen Kara Fatma, Gülbahçe, Orhaniye, Arpalık, Mecidiye köylerinin imam ve muhtarlarını orman celbetttirdi, onlara; “Ben Kara Fatma’yım, Ermeni jandarmalarının sizden her ay aldıkları iki yüzer lirayı bundan sonra vermeyeceksiniz. Sizin ırzınızı, namusunuzu ben bekleyeceğim” dedi.

Köylüler memnun döndüler. Kara Fatma artık kendini meydana vurmuştu. Bir taraftan Sapanca havalisindeki (…) Bey vasıtasıyla silah satın alıyor, bir taraftan civar köylerden gelen delikanlıları çetesine yazıyordu. Az zamanda mevcudu 480 kişiyi bulmuştu” (Tansel, 2001, s.43).
Basında Kara Fatma

Tevhid-i Efkar Gazetesi muhabiri de Kara Fatma ile görüşmüş (1922), yapılan bu görüşme sonrasında şu bilgileri aktarmıştır:

“Fatma Seher Hanım, çeşitli muharebelerde erkeklerden daha büyük hizmetler ifa etmiş, düşman karşısında bir dişi arsan gibi çarpışmıştır.

Onu geçen kış İzmit’te gördüm. Ne olursa olsun böyle pür silah omuzdan aşağı fişeklere sarılı, belinde uzun kaması ve tabancasıyla bir Anadolulu kadın. İlk defa görünce insana önce derin bir hayret hissi geliyor, sonra bu hayret yavaş yavaş bir kahraman karşısında duyulan hürmet ve tazim hislerine karışıyor ve insan ne büyük bir milletin evladı olduğunu o zaman anlıyor, gurur ve iftihar duyuyor”
Kara Fatma ve Çocukları: Kızı Fatma, Oğlu Seyfeddin

Kara Fatma İzmit’te savaşmaya başladığı zaman kızı Fatma, oğlu Seyfeddin ve iki kardeşi yanında idi. Özellikle kızı Fatma ve oğlu Seyfeddin’in İzmit’te Rum çetecilere karşı verilen mücadelede önemli gayretleri vardır. Hatta kızı Fatma, bir mücadele sırasında koluna isabet eden şarapnel nedeniyle sağ elini kaybetmiştir.

Fatma Seher Hanım çocuklarıyla ilgili şu bilgileri vermektedir.

“- Bu kız da deli midir, nedir bilmem şimdiye kadar yanımdan hiç ayrılmadı. Onu ekseriya İzmit’te bırakıyordum, fakat durmuyor, neferlerin peşine takılarak tâ siperlere kadar geliyordu. Kaç defa harb ederken bana ve askerlerime mataralarla su taşımıştır. Bu çarpışmada zavallı kız sağ elini kaybetti. Şimdi İzmit’tedir” diyor.

Fatma Hanım bu defa izinli olarak Ankara’ya geldiğinde kızı bir mektup yazdırarak ona göndermiş, mektubunda kendisinden küçük bir tabanca isteyerek, “Sağ elim yok ama, sol elle pek güzel atıyorum anne!” diye yazmış. İzmit’te, Yakın Şark Yardım Heyeti Reisi bir gün kendisinden bir fotoğrafını çıkarmaları için müsaâde talep etmiş. Fatma Hanım tabiî müsaâde etmiş. Fotoğrafı alındıktan sonra Amerikalı kendisinden bu hediyesine mukabil ne hediye edilirse memnun olacağını sormuş. Fatma Hanım,

“–Hani onbeşli İngiliz filintaları vardır” demiş. “Onlardan bulamadım, hediye edersiniz, nihayetsiz derecede makbule geçer.”Amerikalı; yüzük, bilezik, küpe yerine silaha, bombaya meyli olan bu kadının karşısında cidden hayrette kalmış. Ancak, o silahtan bulamamış da, iki tâne saplı Ingiliz bombası hediye etmiş.
Kara Fatma İzmit’te Dinleniyor, Buradan Asker Topluyor

İzmit ve havalisinde katıldığı savaşlarda yorgun düşen Fatma Seher Hanım, bu bölgede bir süre dinlenmek amacıyla -ayrıca gönüllü askerler toplayabilmek için- Kocaeli Gurubu Kumandanı Halid Bey’e (Nam-ı Diğer Deli Halid Paşa) 24 Ekim 1921 tarihli bir telgraf çekerek bu isteğini bildirmiştir.

Kocaeli Gurubu Kumandanlığı’na

İzmit’ten

24/10/1337

“12 Teşrinievvel tarihinde Müfrezeler Kumandanı Reşat Bey’den aldığım emir üzerine 9 kişilik maiyetimle eşnan harici efraddan gönüllü toplamak ve cepheye avdet eylemek üzere hareket eylemiştim. Teşkilatı tevsi ile topladığım 25 kişilik maiyetimle emr-i ‘alinize muntazırım. Büyük Milletimin ‘uhdeme verdiği Çavuşluk rütbesinden dolayı ‘arz-ı şükran eyler ve iki seneden beri çok yorgun bulunduğumu da arz ederek İzmid civarında veya cephe gerilerinde az bir müddet istirahat içün istihdam olunmaklığımı istirham eylerim efendim.”

Mücahide

Fatma Seher

Bu istek karşısında, Kocaeli Gurubu Kumandanı Halid Bey’de Fatma Seher Hanım’a şu telgrafı çekmiştir.

Tegraf Geyve İstasyonu 

170 24/10/1337

30

İzmit’te Mücahide Fatma Seher Hanım’a

Emr-i ahire kadar maiyetinizle birlikte İzmit’te istirahat etmeniz muvafıktır.

Kocaeli Gurubu Komutanı

Halid
Unutulan Kahraman: Kara Fatma

Hayatı cepheden cepheye koşmakla geçmiş, birçok bölgenin düşmandan kurtarılmasında önemli gayretler sarf etmiş olan Fatma Seher Hanım, hayatının son zamanlarında -ne yazık ki diğer birçok kahraman gibi- büyük sıkıntılar çekmiştir. 

Kara Fatma, 1930’lu yıllarda büyük bir perişanlık içerisindeydi. Bu yıllarda kendisiyle röportaj yapan gazeteci Mekki Sait Bey’e acı ve üzüntü içerinde şunları anlatmıştır.

“İşten bahsediliyor… İş bulamıyorum ki… Kapıcılık, kolculuk bulsam çöpçülüğe de razıyım. Kızımla torunlarıma bakayım.

—Kaç Yaşındasın?

—55 yaşındayım. Askere 24 yaşında girdim. Seferberlikte Kars, Kağızman, Bayazıt taraflarında çalıştım. 275 kişilik bir çetenin reisi idim. İstiklal Harbi’nde Garp Cephesi’nin hemen her tarafında bulundum. Bereket Alakaya taarruzunda, sonra Düzce’de eşkıya ile müsademede Sivrihisar’da, birde Değirmendere’de yaralandım. Bunlardan başkan ufak tefek sıyrıklar, çizikler onları saymıyorum. Kızımın parmaklarını da şarapnel kesti. Zavallı yarı deli vaziyettedir. Yetimleri bana kaldı. Çalıştığım sürece amirlerimin takdirlerini kazandım. Bütün sefaletimi unutturan, beni yaşatan bu İstiklal madalyasıdır. Açım ama şerefliyim!

Kadıncağız ağlamaya başladı.

— Bazen çocukların elinden tutuyor ”Şu yetimler aç kalmış ölecekler…” diye torunlarım olduğunu sezdirmeden, onlar için yardım toplamaya çıkıyorum. Ne yapayım siz söyleyin!(Yedigün,9 Ağustos 1933, s.10)

(Kaynakça:A.Oral, V.Şenel, Yedigün Arşivlerinde

 

Erzurumlu Fatma Seher Hanım, nam-ı diğer Kara Fatma, Kurtuluş Savaşı’nın sembolleşmiş kadın şahsiyetlerinden biridir. İstiklal Madalyası sahibidir. Ve Üsteğmen rütbesine kadar yükselmiştir. Emekli edilirken, Emekli edilirken, Üsteğmen rütbesinden maaş bağlanmıştır kendisine. Ancak Kara Fatma burada örnek bir davranışta bulunarak para için savaşmadığını, bu maaşı alamayacağını söyleyerek onu tamamen Kızılay’a bağışlamıştır. Bağışlamıştır bağışlamasına ya, dul bir kadın olarak trajedisinin kırışık satırları da yazılmaya başlamıştır böylece.Eş dostun bulduğu işlerde artık yaşının 50’yi geçmiş olmasından dolayı ayrılmış veya çıkarılmış, neticede beş parasız sokaklarda kalmıştır. Sözünü ettiğim yazımda da belirttiğim gibi, 1933 yılının 9 Ağustos’unda Yedigün dergisinde çıkan Mekki Sait Esen’in “Kara Fatma Rus manastırında” başlıklı röportajıyla perişan durumu ortaya çıkarılmışsa da, yine bir yardım eli uzanmamış olmalı ki, 1946’da yeni bir yardım haberi basında yer bulmuştur. 1933’de Galata’daki Rus manastırına sığınmış bulunan Kara Fatma, torunlarını geçindirebilmek için sokakta dilenmeye çıktığını anlatıyordu muhabire. 1946’da da, yeniden maaş bağlandığı 1954’de de durumun değişmediğini gazete haberlerinden öğreniyoruz.Savaş sırasında elleri bir şarapnelin isabet etmesiyle parçalanan 9 yaşındaki kızını zamanı gelince zar zor evlendirmiş, ancak bu travmanın etkisiyle kızı ‘deli gibi’ olmuş, çocuklarına dahi bakmaktan aciz duruma düşmüştür. Bunun üzerine torunlarını da yanına alan Kara Fatma, maaşını bağışladığı Kızılay’ın yardımına dahi başvurmadan bir geçim mücadelesinin içine atılmıştır.

Ne yazık ki, 1954 Şubat’ında bağlanan 170 lira maaşı yemeğe Kara Fatma’nın trajik ömrü vefa etmemiş ve ertesi yıl geçirdiği hastalıktan dolayı vefat etmiştir.

Bunların ayrıntılarını yukarıda işaret ettiğim yazımda bulabilirsiniz. Ancak tarihçiliğimizin ne kadar ilkel bir düzeyde seyrettiğini göstermek bakımından aşağıda Kara Fatma’nın ölüm tarihi üzerinde duracağım.

Kurtuluş Savaşı’nın sırtında mermi taşıyan, tüfek ve kurşun imal eden, bebeğinin battaniyesini merminin üzerine örttüğünü yaşlı gözlerle anlattığımız kadın kahramanlarımız hakkında henüz tatminkar bir akademik etüt yapılabildiğini söyleyemeyiz. Laf üreten çok oluyor da, kalıcı iş yapana rastlamak pek olası değil.

Mesela Zeki Sarıhan’ın, üstelik 2006 yılında Yunus Nadi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldığını kapağından gururla öğrendiğimiz Kurtuluş Savaşı Kadınları (Remzi Kitabevi, 2007) başlıklı çalışması, iyi niyetli bir çaba olmakla birlikte pek çok eksiklerle dolu. Bu eksiklere daha önce Gül Hanım’la ilgili yazımızda temas etmiştik. Benim Hayat dergisinde bulup burada yayınladığımız bir başka Kurtuluş Savaşı kahramanı Gül Hanım’la ilgili hayatî nottan haberi dahi yoktu ödüllü yazarın. Hatta bir kısmını alıntıladığı Halide Edip’in Türkün Ateşle İmtihanı adlı anılarının ileriki kısımlarında Gül Hanım’ın yeniden karşımıza çıktığını da gözden kaçırmıştı değerli araştırmacımız.

İşte bu ‘ödüllü’ kitapta Kara Fatma’nın ay ve gün belirtilmeden 1955 yılında öldüğü söylenmektedir: “Kara Fatma, ertesi yıl (1955) ölmüştür.”

Bu mudur tarihçilik? Tam ne zaman ve nerede, hangi şehirde öldü? Nasıl öldü? Hasta mıydı yoksa başka bir sebeple miydi ölümü? Hiçbir bilgi yok. Başka kaynaklarda ise Erzurum’a gittiği ve orada öldüğü söyleniyor. Oysa bulduğumuz bir gazete küpürü onun ölümü üzerindeki karanlığı büyük ölçüde aydınlatmaktadır.

Hürriyet gazetesinin 3 Temmuz 1955 günkü nüshasının ilk sayfasında yer alan bir habere göre Kara Fatma 2 Temmuz 1955 Cumartesi sabahı İstanbul Darülaceze’de vefat etmiş ve şimdilerde ortadan kaldırılıp yerine yol yapılmış bulunan Kasımpaşa’daki Kulaksız Mezarlığı’na defnedilmiştir (bu mezarlıktan kalan tek hatıra yoldan geçenlerin garip nazarlarla baktıkları yalnız bir türbedir). Bu mezarlık kaldırılırken Fatma Hanımın kemiklerinin nereye götürüldüğünü bilmiyorum. Belki onu da sevgili Erzurumlular merak edip bulurlar. Neden olmasın?

Aşağıda Hürriyet’te çıkan bu haberin resim altı yazısını olduğu gibi alıyor ve tarihe bir belge daha bırakmanın huzurunu yaşıyorum. İşte 3 Temmuz 1955 tarihli haberin metni:

Kara Fatma öldü:Not: Bu haberin de ne yazık ki bir yerini düzeltmemiz gerekiyor. 1954’de TBMM’ye maaş bağlanması için verilen dilekçede yaşının 70’i aştığı yazılmıştı. Haberde geçen 67 yaşında öldüğü bilgisi herhalde yanlış olmalıdır. Nitekim 1922’de kendisiyle görüşen Ahmet Emin Yalman 45 yaşlarında göründüğünü yazmıştır. Buna göre öldüğünde yaşının 75’in üzerinde, muhtemelen 79 olması gerekir. Görüyorsunuz, daha doğum tarihini bile tam olarak tespit edebilmiş değiliz kahramanımızın. Neyse ki ölüm tarihini öğrenmekle teselli olabiliriz. Şimdilik…İstiklâl Harbinin tanınmış kadın simalarından ve Kara Fatma namile maruf Fatma Savaşkan (yukarıda) dün sabah Darülaceze’de vefat etmiştir. İstiklâl Harbindeki sayısız kahramanlıklariyle kendisine şöhret yapan ve “Milli kahraman” olan Kara Fatma’nın cenazesi Darülaceze’den evine getirilmiş olup bugün öğle namazını müteakip Kasımpaşa Kulaksız Mezarlığına defnedilecektir. Kendisine lâzım geldiği kadar yardım yapılamadığı için son senelerde sefalete düşen Kara Fatma geçirdiği hastalıktan sonra bir lütuf olarak ancak Darülaceze’ye yatırılabilmiş ve orada birkaç aylık tedaviden sonra 67 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Allah rahmet eylesin. (Foto: Hürriyet- A.B.)