reklam

MUSTAFA SABRİ’NİN KAHRAMANLIĞI

/ 27 Kasım 2017 / 67 / yorumsuz
MUSTAFA SABRİ’NİN KAHRAMANLIĞI
reklam
Selami Saygın
 Mutafa sabrinin Kahramanlığı

Tokat’ta Anadolu İmam Hatip Lisesine “Mustafa Sabri” adının verilmesi üzerine CNN Türk’ün yaptığı “Atatürk’ün aleyhine ölüm fetvası veren Mustafa Sabri’nin adı bir okula verildi gibi bir minik haberin ardından, lisenin adı değiştirildi. Ama bu olay yeniden Mustafa Sabri adının haber olmasına ve eski tartışmaların da kısmen yenilenmesine neden oldu.

Mustafa Sabri 1869’da Tokat’ın Kat köyünde fakir bir köylü çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Şimdi geçerli bir modaya göre her kim bürokraside yükseltilerek bir yere gelse “Cumhuriyet sayesinde oralara geldi” gibi garip sözler edilir. Sanki cumhuriyet öncesinde büroksasi ya a siyasi makam yokmuş ve hiç kimse o makamlara yükseltilmezmiş gibi cehalet kokan tiksindirici bir sözdür. Kat köyünde bir köylünün çocuğu olan Mustafa Sabri’de Tokat, Kayseri ve İstanbul’da ki çeşitli medrese öğrenciliğinden sonra bürokraside hızla yükseltilmiş 1898’de Abdülhamid’in de katıldığı huzur derslerinin en genç hocalarından birisi olmuştur ki o günün şartlarına göre oldukça başarılı ve itibarlı bir kariyer sayılır. Mart 1919’da Damat Ferit Paşa hükümetinde şeyhülislamlığa ve 1920’de Şurayı Devlet başkan vekilliğine tayin edildi.

İslami ilimler konusunda özellikle kelam alanında önemli bir isim olduğu teslim edilmelidir. Yazdığı kitapların, makalelerin Türkiye’de özellikle de Mısır’da lehte ve aleyhte pek çok yazıya, kitaba konu olması bunun kanıtlarından birisi sayılabilir. Ne var ki bir insanın bir konuda alim olması o konuda isabetli görüşler sahibi olması sonucuna yol açmıyor. Mustafa Sabri’nin de siyasetten önce önemli yaşarlının olduğu alan belki de kelam konusudur. Çünkü o insan fiillerini “ilahi iradenin cebri’nin olması ile açıklamış hatta bu konuda o kadar ileri gitmiştir ki insan fiillerini tümüyle “insana özgü özgür iradenin eseri” sayan Mutezile’ye yakın olduğu iddiası ile Maturidi mezhebini bile terk ettiğini onun yerine Eşari mezhebini tercih ettiğini ilan etmiştir. Oysa insan fiillerini tümüyle ilahi iradenin dahli ile açıklayan Cebriye mezhebini pek çok konuda tekrarı olan Eşariyeyi tercih etmesi belki de öfkeyle yaptığı tercihlerde nasıl büyük hatalar yaptığının işareti sayılabilir.

Aasıl med cezirler yaşadığı alan siyasi alandır. II. Meşrutiyet’e Tokat milletvekili ve İttihat Terakki sempatizani olarak katılır. Ama bir süre sonra hayal kırıklığına uğrar. Hemen diğer muhaliflerle Hürriyet ve itilaf Fırkasını kurar. Babı Ali baskınından sonra tasfiye edilir. Önce hapis sonra Bilecik’te zorunlu ikamete tabi tutulur. Aralık 1919’da yeniden Tokat milletvekili seçilir ve Hürriyet ve itilaf Fırkasını yeniden kurar.

İlginçtir Kemal Paşa hakkında med cezir yaşamamıştır. Kemal Paşa’yı Anadolu’ya gönderen hükümette Şeyhülislamdır. O dönemde şeyhülislam hükümetin bir üyesidir. Kemal Paşa’nın gönderilmesine de ona verilen yetkilere de şiddetle itiraz eder. O itiraza rağmen Kemal Paşa Anadolu’ya gönderilir.Mütareke döneminde kurduğu Müderrisler Cemiyetinin başkanı olur. Sonra bu cemiyeti Teali İslam Cemiyetine dönüştürür. Burada da başkandır ve yanında İskilipli Atıf Hoca Said Nursi gibi isimlerde vardır. 1920’de Sevr Anlaşmasının görüşüldüğü Saltanat Şurası’nda anlaşmanın onaylanması tezini savunarak hayatının en ölümcül hatasını işler. Anadolu’daki milli mücadelecilere karşı etkili tedbirler alınması teklifinin kabul edilmeyişi üzerine görevinden istifa eder.

Cumhuriyetin ilanı esnasında yurt dışına sürgün edilen 150 kişinin arasında olur. Bu yüzden 150’liklerden diye bilinir. 6 Şubat 1924’te dersiamlık maaşı kesildiği gibi Kemal Paşa idaresine muhalefetinden dolayı da 1 Haziran 1924’te de vatandaşlıktan çıkarılır. O dönemde Kemal Paşa “vatan” sayıldığından, O’na muhalefet bir vatan suçu sayılır bu yüzden de vatandaşlıktan çıkarılırdı.

Önce Mısır’a ardından Şerif Hüseyin’in daveti üzerine Hicaz’a gider. Fakat ailevi nedenlerden dolayı da Hicaz’dan kayın pederinin memleketi Batı Trakya’ya döner. Burada çıkardığı yarın adlı gazetesi ile Kemal Paşa’ya muhalefetini sürdürür. Fakat dönemin Yunanistan Başbakanı Ankara’ya gelip Türkiye ile çeşitli anlaşmalar yapmasının ardından Yunan Hükümeti tarafından Batı Trakya’dan çıkarılınca tekrar Mısır’a gider ve 1954’te ölümüne kadar Mısır’da kalır.

Özellikle Mısır’daki bu son döneminde başta kelam ve siyaset olmak üzere çeşitli konularda çok sayıda kitap yazmıştır. Türkiye’de kitaplarından çok milli mücadelecilere karşı tutumuyla görüşleriyle haber olmaktadır. “İngilizlerin Osmanlı halifeliğini lekeleyerek bitirmek için Milli Mücadelecilerle el altından birlikte hareket ettiği” tezini savunur. Bu tezi elbette savunan başka kimselerde vardır. Ama o ilmi donanımına rağmen iş işten geçtikten çok sonra bunları fark etmesi ve tez haline getirmesi ise kendi yanlışlarının savunmasından öteye bir mana taşımaz. Mustafa Sabri’nin siyasi tezlerinden günümüz sorunları için bir formül çıkarılamaz. Kendisi büyük mağduriyetler yaşamasına karşılık ne bir kahramandır ne de siyasi konularda örnek alınacak bir hikayeye de sahip değildir. Adını bir liseye verecek ölçüde onu önemli bulanların bir minik haberin ardından adını silmeleri ise ibretlik bir korkaklık örneğidir.

reklam