Tarihçi Yazar Ümit Topal’la Şair Nefi Hakkında Söylesi

/ 8 Temmuz 2020 / 258 / yorumsuz
Tarihçi Yazar Ümit Topal’la Şair Nefi Hakkında Söylesi

İntihar eden şairler hakkında birçok bilgi, yorum ve düşünceler tarih, edebiyat ve fikir dünyasında yazıldı ve söylendi. Ancak idam edilen veya öldürülen şairler hakkında ise bunun aksine tam bir sessizlik var. Şair Nefi ise bu maktul şairler arasında hemen akla gelen ilk isimlerden biri ve onun hakkında da aslında bir bilinmezlik var. Biz bu sayımızda Erzurum demografik tarihi üzerine çalışmalar yapan ve Şair Nefi ile soy bağı olduğunu bildiğimiz Tarihçi Ümit Topal ile Şair Nefi üzerine bir söyleşi yaparak kendisini dergimize bir sefer daha konuk ettik.

Ümit Hocam Şair Nefi’ye geçmeden önce tarihimize maktul olarak geçen şairlerimiz kimlerdir ve neden idam edilmişlerdir hakkında bize kısa bir bilgi verir misiniz?

Tarihin hemen her döneminde eleştiri ve yergiye sıcak bakılmamış, bu yolda söz söyleyenlerin başı beladan kurtulmamıştır. Hoşgörünün egemen olduğu Osmanlı zamanında da bazı şairler dilleri yüzünden katledilmişlerdir. Şiirleri sebebi ile katli istenilen şairlere ilk örnek olarak Nesimi’yi gösterebiliriz. XIV. YY. da Nesiminin şiirleri yüzünden derisi yüzülmek suretiyle katline ferman verilmiş olması ona biçilen bu cezanın büyüklüğünü ve vahametini gösterir. XV. yy. ’da Fatih Sultan Mehmet zamanında âlim ve şair Tokatlı Molla Lütfi hicivleri sebebiyle ona düşman olanların zındıklık suçlaması neticesinde idam edilmiştir. Tokatlı Mollada dilinden dolayı idam edilmiştir. XVI. yy. ‘da genç şair Figânî yazmadığı fakat iftiralarla kendisine mal edilen bir beyit sebebiyle idam edilmişlerdir. Gene Nefi gibi hicivleri ile meşhur ilmi ile maruf Muasır-ı Mantıki olarak bilinen şair de hicivleri sebebiyle tıpkı Nefi gibi 4. Murat tarafınca idam ettirilmiştir.

Ümit Hocam Şair Nefi kimdir, yaşamı nasıl olmuştur ve sizinle akrabalık bağı nedir?

Nefi’nin bir kasidesinde kendi hayatına dair düştüğü kayıtlardan hareketle hicri 980 miladi (1572) yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı Ömer olup Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesindendir. Pasinler sancak beyi Mirza Ali’nin torunu, Mıcıngerd (Sarıkamış) sancak beyi Mehmet Bey’in oğludur. Şair Nefi, her şeyden önce Dulkadiroğlu hanedanlığı üyesi bir Dulkadir şehzadesidir. Soy ağacını sıralayacak olursak Karacabey – Halil bey- Nasurettin Mehmet Bey- Süleyman Bey- Alauddevle Bozkurt Bey- Şahruh Bey – Mirza Ali Bey – Mehmet Bey – Ömer Nefi. Bu soy ağacının Dündar Aydının aynı zamanda doktora tezi olan Erzurum Beyler Beyliği isimli kitabında ve Yılmaz Öztuna’nın Devletler ve hanedanlar isimli kitabının 90. Sayfasında yer almaktadır. Yayınlanmış birçok dergide, tarihçilerin kaleme almış olduğu makalelerde yukarıda vermiş olduğumuz soyağacını doğrulamak mümkündür. Efendim bendeniz ile akrabalık bağı ise yukarıda vermiş olduğumuz soyağacında ismi zikredilen Mirza Ali Beyden gelmektedir. Mirza Ali beyin bir oğlu benim dedelerimden Abdulgani Bey olup, Ömer Nefi’nin amcasıdır. Yani Ömer Nefi’nin babası olan Mehmet Bey ile kardeştir. İşte bizde bu koldan geldiğimizden dolayı Ömer Nefi ile akrabayız. Her ikimizde Hasankale ’de doğan, büyüyen yetişen insanlarız.

Cemil Meriç’in Namık Kemal için söylediği, “O bütün şairlerimizin ceddi ekberidir.” sözünü Nefi için söylemek daha yerinde olur. Şeklinde edebiyat tarihimizde söylenen bir söz vardır. Bu açıdan baktığımız zaman Şair Nefi’nin şairliği hakkında ne söyleyebiliriz? Bu bağlamda Şair Nefi’nin maktul şairler arasındaki yeri nedir?

Genç yaşta şiirle ilgilenen Nef‘î eğitim hayatına Pasinler’de başladı, Erzurum’da devam etti, bu arada Farsça öğrendi. Önceleri “Darrî” mahlasını kullanan şaire Gelibolulu Âlî tarafından “Nefî” mahlası verildi. Defterdarlık göreviyle Erzurum’da bulunan Âlî’ye olan yakınlığı dikkate alınırsa Nefî’nin şiir sanatı ve edebî bilgiler yanında Fars kültürüyle alâkalı gelişimini de Âlî aracılığı ile sağlamış olduğu düşünülebilir. Nefi’nin kaleminin güçlü olması, onun asil bir soydan gelmesi sebebiyle dikkatleri üzerine çekip İstanbul’a gidince birçok kesimden düşmanlıkları üzerine çekmiştir. Birçok şair, devlet erkânında görev alan memurlar ve memurlar dışında birçok paşanın da doğru sözlü olması nedeniyle düşmanlıklarını kazanmıştır. Bana göre Hz. Hüseyin’den sonra itiraz kültürünün son temsilcisidir. Nefi’nin bu metotlu davranışları benim ve Nefi’nin yetişmiş olduğu Hasankale ‘de birçok kişinin idolü haline gelmesine neden olmuştur. Rahmetleri gani mekânları cennet olsun inşallah. Cemil Meriç her ne kadar bütün şairlerimizin ceddi ekberidir sözünü Namık Kemal için söylemiş olsa da birçok şair ve edebiyatçı Ömer Nefi’nin ilminin, kaleminin ve kişiliğinin farkında oldukları için bu sözün aslında Ömer Nefi için kullanılması gerektiğini söylemektedirler. Şair Nefi asaletinin yanı sıra cesaretini de üst seviyede sergilediğinden dolayı herkesi kendisine hayran bırakmıştır. Çünkü Şair Nefi babasını bile hiciv etmekten çekinmemiştir. Bu manada tektir. Haddini bilen ve had bildiren bir şairdir.

Şair Nefi’nin bir hiciv ustası olması ve ölümü pahasına bu hicivden vazgeçmemesinin nedenleri nedir? Mesela en çok hicvettiği isimlerden birisi babası olduğu söylenmektedir. Baba oğul arasında ilişkiler nasılmış?

Babası ile ilişkileri fevkalade iyidir. Hanedan erkânı bir ailenin vermiş olduğu sorumlulukları bilen bir ailesi vardır. Ama babası Mehmet Han’ın Giray Hanedanlığına yakınlığını sindirememiş. Şair Nefi bu nedenle görüş farklılığını Siham kazası isimli eserinde dile getirmiş. Babasını Kırım hanlığı ile münasebetleri oldukça sıkıdır ve birçok yerde belirtildiği anlaşılan babası Mehmet Han da şairdir. Babasına dair bilgi verdiği “Peder değil bu belâ-yı siyahtır başıma” mısrası ile başlayan

Benim züğürtlük ile ellerim taş altında

Müzehrefâtın o dürr ü güher satar Hân’a

Ben ıztırab ile hunda semaa girmede ol

Dü beyt okur negamat ile def çalar Hân’a

……

O demde kim peder-i nâ-bekâr-ı sifle-nihâd

Beni garîb koyub oldu hem-sefer Hân’a

İki kasîd okumuşdu ekâbiri cer içün

Anıñla oldı yine şehr içinde her hâne

Bu hicviyesinde onun Kırım’a giderek rahat bir ömür sürdüğü, ardında bıraktığı ailesini yalnız ve korumasız bıraktığı sanılmaktadır. Aslında Nefi içli ve hisli biri olduğundan bu şekilde babasını betimlemiştir, yoksa o dönemlerde dedesi sağ ve doğunun kurdu lakaplı en kudretli Pasin sancak beyidir.

Şair Nefi neden ve nasıl idam edilmiştir? Hanedan bir aileden gelmesinin İdamı üzerinde etkileri nedir? İdamından sonra tepkiler neler olmuştur? Bu idam edebiyatımızın üzerinde nasıl bir tesir bırakmıştır. Siyaset ve edebiyat ilişkisini nasıl etkilemiştir?

Şair Nefi Doğru bildiğini kim olursa olsun söylemekten çekinmemiştir. 4. Muradın halkına yaptığı zulmü Zulüm Muradi Mahlası almıştır demek suretiyle padişah ile aralarında artık bir büyük hizipleşme olmuş en nihayetinde padişahin beni hicvetme Ey! Nefi demesine rağmen ve çevreden yapılan tüm telkinlere rağmen hak bildiği sözleri söylemekten vazgeçmemiştir. Padişah 4. Muradı en ağır eleştirmiş olduğu beyiti şu şekildedir.

Eşkıya bindi bire indi

Hepsinin hakkından gelen

Hepsinden daha zalim şimdi

Sen bu ellere hakim olalı ey şah

Zulum Murad-i mahlasın kullanır.

İşte bu beyit sonucunda 4. Murat çevresindekilere siz olsanız ne yaparsınız? Demek suretiyle sorar ve vermiş olduğu idam kararının haklılığını onaylattırır. Sadrazam Bayram Paşanın salahiyetiyle Hicri takvimle 1044 senesinde Miladi 1634/1635 senesinde idam edilmiştir. Nefi’nin bu kadar ağır hicivleri nedeniyle sürekli ihtar edilmesi ve idamının geciktirilmesinin asıl sebebi hanedan bir aileden gelmesidir. İdama tepkiler çok olmuştur. İdamın yapıldığı ise uzunca bir süre Anadolu’dan gizlenmiştir. Bu idam aslında hak sözü söyleyen tüm edebiyatçıları da katletmiştir. Hiciv sanatının Tanzimat’a kadar önünü kesmiştir diyen Edebiyat tarihçilerine hak vermemek mümkün değil.

Şair Nefi’nin mezarı üzerinde son dönemlerde bir tartışma başladı? Tarih kitaplarına göre cenazesi denize atılmış olduğuna ilişkin bilgiler yer alırken son dönemlerde kabrinin bulunduğuna ilişkin bilgiler dolaşmaya başladı. Bu işin doğrusu nedir?

Naima tarihinde boğulup cenazesinin denize atıldığı söylenmektedir. Bizde son zamanlara kadar bunu böyle biliyorduk. Metin Akkuş tarafınca kaleme alınan ve Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisinin 1995 yılında yayınlanan 3. Sayısında “Ömer Nef’î’nin Hayatı ve Biyografi Problemleri” isimli makalede 208 ve 209 sayfada çok ilginç bir bilgi verilmektedir. Sadrazamların O zamanki konağı olan bâb-ı âli’nin odunluğunda hapsedildiği ve bir tomruklukta idam edildiği ve yine bu konağın Sirkeci İskelesi tarafına açılan kapının sol tarafında Ari bir yazı ile yazılmış kabir taşı olan bir mezara defnedildiği anlaşılmaktadır. Bu mezarın 1871 yılında Mahmud Nedimin ilk sadaret döneminde kaldırıldığı ve bâb-ı âli’nin hariciye dairesi karşısındaki bahçeye nakledildiği oradanda Şemsi Paşa camii haziresine kaldırıldığı bilgisi verilmektedir. Akkuş, bu bilgiyi 2. Mahmut ve Abdülmecit döneminden bâkıyye kalkmış olan bâb-ı âli hulefâ-yı kudemsından pekçok zevâtdan aldığı bilgi üzerine Sefinetü’s-sâfi muharriri Ed’afü’l-‘ibâd Ahmed Sâfi tarafınca cemâziyelâhir1336/[1917] 11 mart 1334 pazartesi tarihinde yayınlanan yazısına dayandırmaktadır.

Şair Nefi memleketinde hak ettiği önemi görüyor mu? Şehir belleği içerisinde kendisine hak ettiği değer veriliyor mu? Sizce bu konuda ne yapılmalı ne tür çalışmalar hayata geçirilmelidir?

Şair Nefi hak ettiği önemi maalesef şehircilikte, tarihi ve kültürel faaliyetlerde hak ettiği önemi görmemiştir. Toplumsal bellekten neredeyse silinmek üzeredir. Edebiyatçılar ve ders kitapları olmasa bu değerli şairimiz neredeyse ismi unutulacak. Şair Nefi Ortaokulu haricinde ismini şehirde yaşatacak bir yer yok. Böyle bir şairin heykeli dikilmeli, adına kültür merkezleri açılmalıdır. Üniversiteler şehri dediğimiz Erzurum’da neden bir Şair Nefi Edebi bilimler Enstitüsü kurulmasın?

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.