Tarihi bir kentin değişimi: Erzurum kenti

/ 7 Şubat 2018 / 313 / yorumsuz
Tarihi bir kentin değişimi: Erzurum kenti

Giriş

Aşırı nüfus artışı ve göçler paralelinde plansız ve denetimsiz olarak ortaya çıkan çarpık kentleşme olgusu, kentin kuşatılmasına, merkezde var olan dokunun zedelenmesine, tarihi, kültürel ve doğal değerlerin yok olmasına neden olmaktadır. Çarpık kentleşmenin yarattığı bu sorunlar, tüm ülke ekonomisini ve toplumsal barışı olumsuz yönde etkilemektedir (Kuter, 2007). Tarih- sel, mimari, arkeolojik ve anıtsal değerleri ile bütünlük gösteren bir veya birkaç sokaktan oluşan dokular tarihi çevrelerdir (Çelik, 2004). Tarihsel-Kültürel miras; geçmişle gelecek arasında bağ kuran, kimlik sorununu çözebilen, tarih derinliği ve bilinci yaratan, kuşaklar arası ileti- şimi sağlayabilen; yenilenemez, sınırlı kaynak niteliği olan yerlerdir. Bu değerlerin yok olması, toplumlar arasındaki bağı, iletişimi ve dayanışmayı zayıflatmakta, giderek kimlik bunalımı ya da bir yere ait olmama duygusu gibi sorunlar ortaya çıkarmaktadır (Kiper, 2006).

Kentler; geçmişin yatay gelişen, kendine has ilkelere sahip ferah, ulaşılabilir, özgün ve kültürel kent anlayışına karşın günümüzde, yüksek yapılı dar alanlara sıkışmış pek çok problemle boğuşan yoğun kitleli mekanlar haline dönüşmüşlerdir.

Tüm kentler bir tarihe sahiptirler. Yüzyıllar boyunca şekillenerek günümüze gelmişlerdir. Fakat kentel büyüme ve farklılaşmadan dolayı kentsel kimliğini koruyamayan şehirler orijinalliklerinden uzaklaşmıştır. Şehir otoriteleri sorumluluk bilinci ile tarihi fiziksel dokunun korunmasında etkili olmalıdır (Delgadillo, 2003). Kentler kültür mirasımızdır. Yaşandıkça inşa edilir ve inşa edildikçe sosyalleşir (Zukin, 1994). Tarihi kentler ve binalar kentsel gelişimin giderek şahsiyetsizleştiği bir çağda bir ken- tin öbür kentten farklı oluşumuyla hemen ayırt edilir. Eski binaları olmayan bir kentte yeterince şahsiyetde yoktur. Şahsiyet yoksunluğu yeni oluşan kentlerin sorunudur. (Shaukland, 1996).

Tarihi kentlerin kültürel faydaları olduğu kadar turizme olumlu katkıları ile kente ekonomik fayda da sağlarlar. Bu konuda pek çok çalışma yapılmıştır (Echtner ve Ritchie, 1993; Mansfied,1992; Bramwell ve Rawding, 1996; Jansson,2003; Lugue-Martinez vd., 2005)

Günümüz gelişen kentleri; son zamanlarda koruma amaçlı imar planları yapılmaksızın, çok hızlı bir değişim sürecine girmiştir ve bu deği- şimin sonucu olarak kültürel dokuda onarılamaz hasarlara yol açılmıştır. Bu sorun; Türkiye’de gelişmekte olan kentlerin karşılaştığı önemli problemlerden birisi olması ve çözümsel yaklaşımın çoğu kentte yakalanamaması sebebi ile ele alınmalıdır. Bu çalışmada da; bu hızlı değişim sürecine dikkat çekilmeye çalışılmış ve bu kentsel soruna model olabileceği düşünülen Erzurum Kenti tarihi kent çekirdeğindeki dramatik değişim hızı, fiziksel değişim haritalar ile ortaya konulmuştur.

Hazırlanan bu çalışma, gelişip değişen ve ‘Tarihi Kentler Birliği’nin de üyesi olan Erzurum kentinin zaman içerisindeki yolculuğuna tanık- lık edip, diğer tarihi kentlerin de kaçınılmaz olarak karşılaşacağı benzer durumlarda, sonucun ne olabileceğini ortaya koymaya çalışmak- tadır.

Materyal

Erzurum kenti Doğu Anadolu Bölgesinin ku- zeydoğusunda 25.066 km2 büyüklüğü ile 40°

15’ ve 42° 35’ doğu boylamlarıyla 40° 57’ ve 39° 10’ kuzey enlemleri arasında yer almaktadır (Şekil 1). Yaklaşık 70 yılık gözlem sonuçlarına göre, ilde en soğuk ay ortalaması, -8.6 °C, en sıcak ay ortalaması 19.6 oC, en düşük sıcaklık ocak -36 oC ve en yüksek sıcaklık ise, temmuz 35 oC olarak ölçülmüştür. Yıllık yağış miktarı 453 mm. olup, kar yağışlı gün sayısı 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi ise 114 gün kadar- dır. (Anonim, 2007).

Yaklaşık 400 bin üzeri kent nüfusuna sahip olan ilde ana geçim kaynağı tarım sektörü olmasına rağmen oldukça yüksek bir rakımda kurulan kentte (1959 rakım) kış turizmin hızla gelişmesi, turizm sektörünün ön plana çıkmasına etken olmuştur. 2011 yılı Universiade kış olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapmış olan kent hızlı bir değişim sürecine girmiş ve bu değişim kent perspektifine önemli katkılar sağlamıştır. Kış turizminin yanı sıra kentte sağlık turizmi ve kongre turizmi de önemli bir yer tutmaktadır.

Çalışmanın materyalini Erzurum Kentsel Sit Alanı içerisine giren tüm tarihi anıtlar, sivil mimarlık örnekleri ve sosyal yapılar oluşturmaktadır. Bu alan aynı zamanda tarihi kent çekirdeğinin oluşturmaktadır.

Yöntem

Bu çalışmada; Erzurum Kültür Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun 17.12.1993 gün ve 601 sayılı kararı ile onaylı 1. ve 3. derece arkeolojik ve kentsel sit sınırları içerisinde, 6.8.1986 tarihli Koruma Amaçlı İmar Planı altlık olarak kullanılmış ve 2006-2007 yıllarında yerinde yapılan gözlem ve incelemelerle harita yeniden güncellenmiştir.

Bu haritaların karşılaştırılmaları ile yıllara göre meydana gelen değişimler tespit edilmeye çalışılmıştır.

Çalışmanın yönteminde 1986 tarihli imar planı temel alınmıştır. Bu imar planları üzerinden bir yıl içerisindeki değişimin bile ne denli büyük olduğunu ortaya koyabilmek adına 2006 ve 2007 yıllarına ait kentsel doku haritaları oluşturulmuştur. Bu çalışmalarda; arazi kullanımı, sokak dokusu, yol aksı, yapıların mevcut duru- mu ve kullanılabilirliği, haritalara işlenerek farklı renk skalaları ile gösterilmiştir. 2006 ve 2007 yıllarına ait kentsel dokuyu ortaya koyulan haritalar, alanda imar planları ile bizzat gezilmek ve mevcut harita güncelleştirilmek sureti ile gerçekleştirilmiştir. Kaynakların elde edilmesinde Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Müdürlüğü, İnternet, Turizm Envanterleri ve bölge sakinleri ile birebir gerçekleştirilen görüşmelerden faydalanılmıştır. Haritaların oluştu- rulmasında ‘Photoshop 8.0’ programı kullanılmıştır.

Bulgular

Çalışma alanını oluşturan Erzurum Tarihi kent merkezi çeşitli koruma statüleri ile korunmaktadır. Tarihi dokuyu korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere bırakmak ancak onlara devlet tarafından belirli statüler kazandırılması ile sağlanabilmektedir. Çalışma alanı olarak seçilen kentin tarihi dokusu Kentsel sit olarak ilan edilmiş, bu alan içerisindeki tarihi yapıların yoğun oldu- ğu kısım ayrıca 3. Derece Arkeolojik sit olarak tesbit edilmiş, Kale ve çevresi ise 1. Derece Arkeolojik sit olarak koruma altına alınmıştır.

27 Temmuz 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5226 sayılı Kanun, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koru- ma Kanununa göre; “koruma amaçlı imar planı”; Kanun uyarınca belirlenen sit alanlarında, kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması amacıyla arkeolojik, tarihi, doğal, mimari, demografik, kültürel, sosyo-ekonomik, mülkiyet ve yapılaşma verilerini içeren alan araştırmasına dayalı olarak; hali hazır haritalar üzerine, yapılaşma sınırlamalarını, sağlıklaştırma, yenileme alan ve projelerini, açık alan sistemini, yaya dolaşımı ve taşıt ulaşımını içerecek şekilde hazırlanan, planlama kararları, tutumları, plan notları ve açıklama raporu ile bir bütün olan nazım ve uygulama imar planlarının gerektirdiği ölçekteki planlar olarak tanımlanmıştır (Anonim, 2004).

Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını KorumaYüksek Kurulu‘nun arkeolojik sitlerin koruma ve kullanma koşullarına ilişkin olarak 1999 yılında aldığı 658 nolu ilke kararına göre; “Arkeolojik Sitler, Koruma ve Kullanma Koşullarına ilişkin 14.7.1998 gün ve 594 sayılı ilke kararı uygulamada çıkan sorunlar, mevzuatla çelişen hususlar ve Danıştay 6. Dairesinin 11.11.1997 gün ve 1996/3313 esas, 1997/4875 sayılı kararı gözönüne alınarak aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir”denilmektedir.

Buna göre; Kentsel Arkeolojik Sitler arkeolojik sitlerle, 2863 sayılı Yasanın 6. maddesinde ta- nımlanan korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarını içeren ve aynı yasa maddesi gereği korunması gerekli kentsel dokuların birlikte bulunduğu alanlar olarak tanımlanmaktadır (Özden, 2006).

1. Derece arkeolojik sit alanı; Korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. Çalışma alanımızda iç kale 1. Derece arkeolojik sit alanıdır. Bu alanda halen kazı çalışmaları devam etmektedir. Sekiz burçtan oluşan surlar ile çevrili alan içerisinde çeşme, mescit, saat kulesi yer almaktadır.

  1. Derece arkeolojik sit; koruma-kullanma kararları doğrultusunda yeni düzenlemelere izin verebilecek arkeolojik alanlardır. Çalışma ala- nımız şekil 1’de görüldüğü gibi, sosyal yapılar ve sivil mimari yapıları kapsamaktadır. Alanımız Kale, Çifte Minareli Medrese ve Ulucami çevrelerini kapsayan geniş bir alanı içermektedir. Kentsel sit alanı; kentsel ve yöresel nitelikleri, mimari ve sanat tarihi açısından gösterdikleri fiziksel özellikleri ve bu özellikleri ile oluşan çevrenin dönemin sosyo ekonomik, sosyo- kültürel yapılanmasına, yaşam biçimini yansıtarak bir arada bulunduran ve bu açılardan doku bütünlüğü gösteren alanlardır. Bu sit alanı, çalışma alanımızın en geniş sınırlarını oluşturarak diğer tüm koruma alanlarını kapsamaktadır. Bu alan 1., 3., dereceden arkeolojik sit alanları ile birlikte üç mahalleyi içerisine almaktadır.

Çalışma alanı içerisinde yer alan ve sivil mimarlık örnekleri grubunda bulunan evler 4 farklı formda karşımıza çıkmaktadır. Bunlar; günü- müze kadar kullanılarak varlığını sürdürebilmiş, halen kullanılmakta olan evler (a), günümüzde varlığını sürdüren ancak kullanıcıları tarafından terk edilmiş, şu an yaşama alanı olarak kulla- nılmayan boş bırakılmış evler (b), varlığını gü- nümüze kadar sürdürebilmiş ancak kullanıcıları tarafından yaşanmayan, bakım ve onarım gör- memiş, tahrip olmuş evler (c) ve duvarları yı- kılmış, temel izleri olan kalıntı niteliğindeki evler (d)’dir.

Çalışmada öncelikle 1986 tarihli Koruma Amaçlı İmar Planı orijinal haliyle korunmuş ve harita üzerine arazi kullanımı, sokak dokusu, yol aksı, yapıların mevcut durumu ve kullanıla- bilirliği işlenmiş, bu işlem sırasında farklı renk skalaları kullanılmıştır (Şekil 3, Tablo 1).

2006 yılı tespitleri ile mevcut durumu ortaya koyulmuş olan alanın; büyük oranda tahrip ol- duğu görülmüştür. 2006 yılına ilişkin yapılan değerlendirmede; 13 adet kullanılan ve sağlam tescilli ev, 3 adet kullanılmayan ve sağlam tescilli ev, 1 adet tahrip görmüş tescilli ev bulun- makta, 21 adet tescilli evin ise tamamen yıkıldığı görülmektedir.

Tescilli olmayan geleneksel evlerin ise 22 tanesi kullanılan ve sağlam, 7 tanesi kullanılmayan ve sağlam, 16 tanesi tahrip görmüş nitelikte olup 33 tanesinin ise tamamen yıkıldığı tesbit edilmiştir. Cami, hamam, mezar, kümbet, medrese, kale ve çeşmelerin varlığını koruduğu, bahçe duvarlarının azaldığı, sadece 4 adet duvar kaldığı belirlenmiştir.

2007 yılında alan tekrar dolaşılarak sayımlar yenilenmiş ve İmar Planı üzerine tekrar güncel durum işlenmiştir (Şekil 4, Tablo 2). Harita ve tablo 2’ye göre 13 adet kullanılan ve sağlam tescilli ev, 3 adet kullanılmayan ve sağlam tescilli ev, 1 adet tahrip görmüş tescilli ev bulun- duğu görülmektedir.

Tescilli olmayan geleneksel evlerin ise 21 tanesi kullanılan ve sağlam, 6 tanesi kullanılmayan ve

    1. Kullanılan ve sağlam ev örneği b) Kullanılmayan ve sağlam ev örneği

c) Tahrip olmuş ev örneği d) Yıkılmış ev örneği

sağlam, 11 tanesi tahrip görmüş nitelikte olup 31 tanesinin ise tamamen yıkıldığı tesbit edilmiştir. Cami, hamam, mezar, kümbet, medrese, kale ve çeşmelerin varlığını koruduğu, bahçe duvarlarının yine 4 adet olduğu görülmektedir.

Sonuç

Yukarıdaki tabloların birlikte analizinden elde edilen sonuçlara göre; Erzurum kenti tarihi çe- kirdeğindeki tüm yapıların yıllara göre durumu incelendiğinde; 2006 ve 2007 yılları arasında tescilli olmayan geleneksel yapılarda büyük bir azalma olduğu tespit edilmiştir (Şekil 5). Gele- neksel yapıların, herhangi bir koruma statüsü taşımaması ve kullanımının tamamen kullanıcısına ait olması bu sonucun ortaya çıkmasındaki en büyük nedendir

Çalışma süresince çalışma alanındaki geleneksel konut kullanıcıları ile yapılan birebir sözlü görüşmelerden, kullanıcıların bu konutların tarihi niteliğini göz ardı ederek, tesciline ve korunma- sına izin vermedikleri ve bir an önce yıkılarak yerine toplu konut inşa edilmesi amacını güttükleri görülmüştür. Bahçe duvarlarının yıkılması ve bunun beraberinde geleneksel sokak dokusu- nun ortadan kalkması gözlemlenen önemli değişimlerden birisidir.

A: Kullanılan sağlam B: Kullanılmayan sağlam C: Tahrip görmüş D:Tamamen yıkılmış

fiziki değişimi belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre koruma altında olan ve tescilli statüsündeki konutların hiçbir değişime uğramadığı, nitekim yine tescilli olmayan ve bu nedenle devlet tarafından korunmayan geleneksel yapıların hepsinin sayıca azaldıkları ve sağlamlık statülerinin değişerek tahrip olma veya yıkılma statülerine kaymalar olduğu tespit edilmiştir. 2006-2007 yılları arasında tescilli evlerde bir kayıp yaşanmazken, tescilli olmayan geleneksel evlerin %12’si yok olmuştur. Bu süreç içerisin- de tescilli evlerin sayısında veya kullanım du- rumlarında bir değişimin olmamasının temel nedeni, yapının mutlak koruma altında olması nedeni ile kasten yıkılamaması, ek ve değişiklik yapılamaması sebebiyle yapıların devamlılığının sağlanıyor olmasıdır. Ancak tescilsiz yapılar hiçbir koruma statüsüne sahip olmamaları nede- niyle gerek kasten yıkımlar, gerek ek yapılar ve gerekse bakımsızlık nedeniyle elden çıkmaktadır. Kasti tahribatlar ve bakımsızlık nedeniyle yıkılan veya gözden çıkarılan yapıların yerine de tarihi dokuyla bağdaşmayan iri ve hantal yapılar geçmektedir.

 Bunun sonucunda da geleneksel Türk kent ve mahalle anlayışı içerisindeki sokak komşuluğu ve mahalle kültürü yok olmuştur. Ayrıca kültürler arası çatışmalar, modern anlayışın geleneksel ve tarihi yapılaşma üzerindeki baskısı ve eziciliği kentsel karakteri önemli ölçüde zedeleyen bir hal almıştır. 3. Derece Arkeolojik Sit ve Kentsel Sit alanları içerisindeki tescilli ve tescilsiz geleneksel yapıların toplamının durumundaki değişim gözlemlendiğinde, yıllara göre sürekli bir azalış tespit edilmiştir. Ancak 3. Derece Arkeolojik Sit alanı içerisindeki yapı yoğunluğunun daha az bir düşüşle devam etmesi buradaki korumanın daha etkili olduğu sonucunu doğurmuştur. Bu sonuç da önemli bir farkındalıkla ve bu böl- gelerdeki önemli kültürel mirasın bilincinde olarak ilan edilen koruma statülerinin işlerliği- nin sağlanmasın halinde ne kadar etkili olabile- ceğinin bir göstergesidir. Ayrıca arkeolojik ve kentsel sit alanları içerisinde böylesi tahribatların ve köklü değişimlerin meydana geliyor ola- bilmesi de bir başka önemli noktadır.

Kentler içindekiler ile birlikte yaşarlar. Bu yaşam onların değişimi ile ortaya çıkmasına rağmen, bu değişim geçmişin yok edilmesi pahası- na olmamalıdır. Erzurum kenti örneğinde ger- çekleştirilen bu çalışma ile aslında Türkiye’nin ve hatta dünyanın pek çok kentinin karşı karşıya kaldığı bu hazin tablo özetlenmiştir. Bu tablo, acil önlemler alınmadığı taktirde kent tarihi çekirdeğinin hızla tahrip olduğunu ve yok olma tehlikesi ile yüz yüze geldiğini gözler önüne sermektedir. Halbuki kentlerin yenilenmesi, modernleşmesi, günümüz anlayışına uygun olarak imar edilmesi elbette yapılması zorunlu eylemlerdir. Ancak bu eylemlerin tarihi mekanlar korunarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Dünyanın pek çok kentinde olduğu gibi tarihi dokunun korunarak ve yapısı bozulmadan kul- lanılarak muhafaza edilmesi, kentin gelişim ve yapılaşma alanlarının tarihi doku dışında planlanması doğru bir yaklaşım olacaktır

Kentlerin gelişim süreçleri içerisinde; kültürel kayıplar yaşanmadan modernleşmenin sağlana- bilmesinde en önemli görev yerel yönetimlere düşmektedir. Yerel yönetimler planlama aşama- sında kentin korunmasına ve yeniden tasarlan- masına yönelik tedbirleri almak zorundadırlar. Bunun için konusunda uzman şehir bölge plan- lamacılar, mimarlar, peyzaj mimarları, sanat tarihçileri, akademisyenler ve ilgili diğer meslek disiplinleri ile ortak çalışma platformları oluşturarak projelerin oluşturulması ve uygulanması aşamalarında denetlenmesi ve gerekli yaptırım- ların yürürlüğe konulması gerekmektedir.

Kentlerin korunmasında “kentsel doku” kavramı önem kazanmaktadır. Kentsel korumanın öncelikli hedefi, tarihsel değer olarak bakıldığında her biri aynı derecede önemli olmasa bile, bir araya geldiklerinde ait oldukları devire ilişkin özellikler ortaya koyan yapılar ve bunların bir- biriyle olan mekansal ilişkilerinden doğan açık alanların oluşturduğu tüm bir dokuyu ön plana çıkarmaktır. Bu doku; çoğu zaman karmaşık bir toplumsal ilişkiler ağının, bu ilişkilerin zaman içerisinde değişiminin ve toplumsal değerlerin fiziki çevreye yansımasının sonucu şekillenmektedir. Kentsel doku yalnızca devrin aile yapısına, günlük yaşamına, nasıl kurgulandığına, mekan kullanım biçimlerine değil aynı zamanda doğa-insan ilişkisine, çevresel değerlere, yaygın olarak kullanılan malzemelere ve yapı teknoloji- sine ilişkin bir çok ipuçları vermektedir. Bu açıdan bakıldığında çoğunlukla anıtsal özellik gösteren dönemin üst yapısını ve onun değerle- rini temsil eden tekil yapıların korunmasına karşılık, kentsel dokunun korunması, o dokuyu oluşturan toplumsal ilişkileri, üretim biçimleri ve gündelik yaşamı içeren kapsamlı bulguları korumayı amaçlamaktadır (Ulusoy, 1994). Çevre ve kültür gibi dünyanın tümünü ilgilendiren ve insanın süreç içerisinde kimliğini bulmasını sağlayan değerlerin önemi, mal can gibi doğru- dan yaşanan anlık değerlerin öneminin yanında arka planda kalmakta soyutlanmaktadır (Aygen, 1996). Maalesef bu da yerel yönetimler başta olmak üzere yaşanan kültürel kayıpların göz ardı edilebilmesi için bir sebep olarak karşımıza çıkarılmaktadır.

Günümüz kentlerinin en çok gözden kaçan, oysa en önemli sorunlarından biri kentin kendine ait kimlik arayışı ve yoksunluğudur. Bu arayışın belirtileri büyük küçük her kentin gelişim süreci boyunca kendini göstermekte, ancak doğru algılanıp yönlendirilmediği için net bir tanıma ulaşmamaktadır. Bu nedenle kentsel kimlik konusunda duyarsız olan hemen her ülkede kimliksiz kentler başıboş biçimde ve sorunlarıyla birlikte büyümeye devam etmektedir (Demir 2006).

Sonuç olarak tarihi kent dokusunun korunmasında; halkın bilinçlenmesi için her yaş gurubuna hitap edecek eğitim platformları oluşturulmalıdır. Kentin ekonomik ve sosyal gelişme politikaları belirlenmeli, tarihi kent dokusunun korunmasına yönelik planlama çalışmaları yapılmalıdır. Bu planlama çalışmalarında amaç ve hedefler açık olarak tespit edilmeli tüm meslek disiplinlerinin ortak kararları dikkate alınarak hareket edilmelidir. Koruma çalışmalarında tarihi doku kullanıcıları başta olmak üzere tüm halkın katılımı sağlanmalıdır. Korunacak alan yapısal olarak tek tek ele alınma yerine bir bütün olarak algılanmalı ve değerlendirilmelidir. Sokak geleneksel dokusu ve topoğrafyası ile korunmaya çalışılmalıdır. Yeni işlev ve etkinlikler tarihi kent veya kentsel alanın karakteriyle uyumlu olmalıdır. Bu alanların çağdaş yaşama uyarlanması için gerekli teknik servislerin geti- rilmesi veya iyileştirilmesi işlemleri özenle yapılmalıdır. Konutların iyileştirilmesi korumanın temel hedeflerinden biri olmalıdır. Yeni binalar yapılması gerektiğinde veya eskileri uyarlanırken, mevcut mekansal oluşum saygı görmeli, özellikle ölçek ve parsel boyutuna dikkat edilmelidir. Çevreye uyumlu çağdaş öğeler yöreyi zenginleştirebileceğinden, yeni tasarımlar tarihi çekirdeğe zarar vermemesi koşulu ile engellenmemelidir. Kent veya bölge planlarının öngör- düğü yeni otoyollar, tarihi kente veya kentsel alana sokulmamalı, fakat tarihi kente ulaşımı kolaylaştırmalıdır. Koruma planı tarihi kent bölgeleri ile bütün şehir arasında uyumlu bir ilişki sağlamayı hedeflemelidir.

Koruma planı hangi binaların kesinlikle korunacağını, hangilerinin belirli koşullarda korunacağını ve hangilerinin olağanüstü koşullarda feda edilebileceğini belirlemelidir.

Herhangi bir müdahaleden önce alandaki mevcut durum ayrıntılı olarak belgelenmelidir. Koruma planı tarihi alanda yaşayanlarca desteklenmelidir (Anonim, 2008).

Kaynaklar

Anonim, (2004). 5226 Sayılı kültür ve tabiat varlık- larını koruma kanunu ile çeşitli kanunlarda deği- şiklik yapılması hakkında kanunun getirdiği deği- şiklikler. 27 Temmuz 2004 tarihli Resmi Gazete.

Aygen, Z., (1996). Kentlerin tarihi dokusu korunma- lı mıdır? Kent ve Kültürü, 8, 43-63.

Bramwell, B., Rawding, L., (1996). Tourism marke- ting images of industrial cities, Annals of Tourism Research, 23, 1. 201-221.

Bulut, S., (1997). Damla damla Erzurum, Kültür Yayınları, Erzurum.

Çelik, D., (2004). Kentsel peyzaj tasarımı kapsa- mında tarihi çevre yenileme çalışmalarının peyzaj mimarlığı açısından araştırılması: Beypazarı ör- neği. A.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mi- marlığı Anabilim Dalı Doktora tezi, Ankara.

Delgadillo, V., (2003). Housing rehabilitation in mexico city’s historical downtown. second ınternational seminar on housing and urbanism, National University of Mexico (UNAM),   Mexico. Demir, C., (2006). Kentsel kimliği geliştirme süre- cinde mekansal modern tasarımı ve kent plancıla- rının rolü planlama, TBMMOB Yayınları, 37,

117-122, Ankara.

Ectner ve Ritchie, (1991). The meaning and measurement of destination image, Journal of Tourism Studies, 2, 571-576.

Jansson, A., 2003. The negotiated city ımage: symbolic reproduction and change through urban consumption, Urban Studies, 40, 3,463-479.

Kiper, P., (2006). Küreselleşme sürecinde kentlerin tarihsel-kültürel değerlerin korunması: Türkiye- Bodrum örneği. Sosyal Araştırmalar Vakfı: 9, Küreselleşme Dizisi: 4, 310, İstanbul.

Lugue-Martinez, T., Barrio-Garcia, S., Ibane-Zapata Rodriguez Molina, M.A., (2007). Modelling a city’s image: The case of Granada. Cities, 24, 5, 335-352.

Mansfied Y., (1992). From motivation to actual travel, Annals of Tourism Research, 19, 399-419.

Özden, Ö. E., (2006). Kentsel sit alanı’ ilanı ‘mut- lak korunuyor’ anlamına geliyor mu?. Gazi Üni- versitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dergisi 21, 4, 651-660.

Shaukland, G., (1996). Tarihi değeri olan kentlere neden el atmalıyız, Kent ve Kültürü, 8, 23-37.

Ulusoy, Z., (1995). Kentsel korumanın fiziksel ve toplumsal boyutları. Kentsel korumada uygulama sorunları, yöntemler, teknikler ve araçlar, ikinci kentsel koruma, Yenileme ve Uygulamalar Kolo- kyumu, MSÜ Matbaası, İstanbul.

Zukin, S., (1994). The Cultures of Cities, Subway Advertisement, 313, New York.

Anonim (2007), http://www.erzurum.gov.tr/_Erzurum/Web/Gozlem.

aspx?sayfaNo=10 Anonim (2008), http:/www.

Restorasyonmerkezi.com/forum/uluslararasi- mevzuat/744-washington-tuzugu-1987-tarihi- kentsel-al.                                                                                                                                        Araş.Yazarlar

Ömer ATABEYOĞLU, Hilal TURGUT*, Pervin YEŞİL, Hasan YILMAZ                                                                                                   (  Hocalarımıza Çalışmalarından Dolayı Teşekkürü Borç biliriz)