28 Ocak 2022

AHISKA SORUNU VE ÇÖZÜMÜ

AHISKA SORUNU VE ÇÖZÜMÜ
Listen to this article

AHISKA SORUNU VE ÇÖZÜMÜ

AHISKA SORUNU VE ÇÖZÜMÜ Ahıska ve Ahıskalı Türkler sorunu çözülmesi gereken uluslararası önemli bir sorundur. Çünkü 1944 yılında malum büyük ve haksız sürgünden sonra Orta Asya steplerinde de rahat bırakılmadık. 1989 Özbekistan’ın Fergana vadisinde başta Özbek ve diğer halklar ile dostane yaşarken Rus istihbaratı KGB yine bize rahat vermedi ve ikinci büyük sürgünümüzün temelini hazırladı. Ardından dünyanın 10 ayrı ülkesine dağıtıldık. Sürgün edildiğimiz Rusya Federasyonu’nun Krasnodar bölgesinde vatandaşlık verilmediği için üçüncü bir sürgünü de Amerika’ya giderek yaşamış olduk.

1944’den sonra üç ayrı sürgün yaşadığımız dönemlerde ne kadar baskı kurup vatan Ahıska’ya dönmek istesek de anlaşılmaz ve inanılmaz bir blokaj ile karşılaştık. Gürcistan’ın bırakın Ahıska bölgesine kabul edilmeyi farklı bölgelerine dahi şartlı kabul edileceğimiz anlatılıyor ve kim ki kendisini Gürcü kökenli olduğunu kabul ederse onların alınabileceği söylenerek aslında Türküm diyenlerin vatana dönüş yolu kapatılıyordu.

Hal böyleyken 40 yılda 3 sürgün yaşamış bir halkın psikolojik durumunu herhalde burada anlatmama gerek yoktur. Bundan dolayı başta Anavatan Türkiye olmak üzere güvenli ülkelerde bulunan güvenli bölgelere yerleşme yoluna giden toplumumuzun büyük kısmı Vatan Ahıska’ya dönmek istememize rağmen bugüne kadar ne yazık ki bu mümkün olmadı.

1944 yılından itibaren 1963 yılına kadar çeşitli örgütlenmeler içinde vatana dönüş çabası içinde olan büyüklerimiz, 1963 yılından sonra örgütlenerek resmi yollardan vatana dönüş mücadelesini sürdürmüşlerdir. Sovyetler birliğinde Yurtlarından edilen halkların vatanlarına dönüş izni verilirken tek yurtlarına dönüş izni verilmeyen Kırım Türkleri ile biz Ahıskalı Türkler olduk. Sovyetlerin dağılmasından sonra Kırım tatarları da vatanları olan Ukrayna’ya bağlı Kırım yarımadasına dönerken tek vatanlarına dönemeyen biz Ahıskalı Türkler kaldık.

Bizi vatanımıza bırakmayan kimlerdir?

AHISKA SORUNU VE ÇÖZÜMÜBölgenin coğrafi geçmişine göz atacak olursak tarihi gerçeği bilmek için Revan hanlığının bulunduğu İrevan yani bugünkü Ermenistan’ın başkenti Erivan’ın nasıl Ermenileştirilerek, 2018 yılında Ermenistan’ın kurulduğunu iyi incelememiz gerekiyor.

Ruslar Osmanlı Rus savaşlarından sonra 1829 Edirne antlaşması ile bölgede hakimiyet kurduğunda Ermenileri sürekli desteklemiştir. Anadolu’da yaşayan Ermenileri getirilerek Bugünkü Revan hanlığı bölgesinde demografik yapıyı değiştirmiştir. Elde ettikleri nüfus çoğunluğu ile bölgeden Azerbaycanlı Türklerin uzaklaştırılması sağlanmış ve 2018 yılında da Ermenistan devleti kurulmuştur.

Planlarını hızla uygulamaya devam eden Ermeniler dışarıdan getirdikleri nüfusu İran’a doğru uzatarak İki yıl içerisinde de Zengezur koridorunu açmış ve Azerbaycan’ı ikiye bölmüştür. Nahçivan Özerk bir cumhuriyet olarak Azerbaycan’a bağlı kaldı. Kurtuluş Savaşı sonrasında 16 Mart 1921 tarihinde Moskova’da masa başında talihsiz bir şekilde çizilen mevcut devlet sınırları ile Batum ve Nahçivan sınırlarımızın dışında kaldıysa da Türkiye garantörlük hakkı almayı başarmıştır. Hemen Acara Özerk bölgesi ile Ermenistan arasında kalan Ahıska talihsiz bir şekilde ikiye bölünmüş 63 köyü olan Poshov bölgesi Türkiye sınırlarında kalmış. 4 ilçesi ve 226 köyü ile Ahıska Gürcistan sınırlarına terk edilmiştir.

1829 yılından itibaren 1877 yılına kadar tam 48 yıl boyunca Osmanlı ve Ruslar arasında el değiştiren Ahıska 1877’den 1917 yılına kadar Rusların işgali altında kalmıştır. Bolşevik devriminden sonra Ruslar askerlerini çekerek bölgeyi Gürcü askerlerine terk etmiştir. Ne yazık ki Moskova antlaşması ile Türklerin yoğunlukta yaşadığı Ahıska adeta unutulmuştur. Rus işgalinde yıllarca türlü baskılar ile toplumun önde gelen kanaat önderlerine bir şekilde kulp takılarak zindanlara atılmış, halka korku salınmış, sindirilmiş ve şehir merkezi boşaltılarak Gürcü ve Ermenilere verilmiş, Türkler ise köylerde eğitimden uzaklaştırılarak kendi kaderleri ile baş başa bırakılmıştır. Öyle ki 1921 yılından 1937 yılına kadar Ahıska’nın ikiye bölündüğünden halkın çoğunluğunun haberi dahi yoktu. Ta ki 1937 yılında dönemin Sovyetler Birliği lideri Stalin emri ile hudut boyunca tel örgüler çekilinceye kadar. Artık sınırlar kapatılmış, bir toplum ikiye bölünmüştü. Askeri baskı giderek artmış, 1829’da başlayan zulümler daha da artırılmıştır. O zamana kadar bölgeden Ahıskalı Türkleri askere almayan Sovyetler rejimi 40 bin kadar eli silah tutan genci askere almış, Almanlara karşı cephede savaştırıyordu.

Savaşın sonucu belli olmuş, Nazi Almanya’sı yenilmiş, artık ikinci Dünya savaşı sona ermiş olmasına rağmen çeşitli bahaneler ile 14 Kasımı 15 kasıma bağlayan gece Askerleri bölgeye sevk eden Sovyetler rejimi bir gece ansızın silah zoruyla 86 000 Ahıskalı Türkü trenlere doldurarak trajik bir yolculuk ile Orta Asya steplerine sürmüştür. Sovyetler Birliği resmi rakamlarına göre 126 bin Ahıskalı Türk bölgeden sürgün edilmiştir. Ahıskalı Türklerin evlerine dışarıdan getirilen Ermeni ve Gürcüler yerleştirilmiştir.

Şimdi tarihi gerçekleri iyice incelediğimizde aslında Ruslardan aldıkları güçle uygulamaya konulan Büyük Ermenistan planlarının ikinci aşaması da Cavak diye adlandırdıkları Ahıska bölgesine ele geçirerek oluşturacakları bir koridor ile kuzeyde Karadeniz’e açılmaktır. Ne yazık ki bu planları günümüzde halen işler haldedir. Biz Ahıskalı Türkleri bölgeye bırakmayan başlıca unsur Ermeni lobisinden beslenen güçlerdir.

Günümüzde çeşitli merkezlerde oluşturulan planlarla bölge üzerinde emellerini sürdürerek Türkiye tarafında da PKK ile işbirliği içinde hareket etmektedirler. Amaçları sınırın öte tarafına Türkleri bırakmamak ve Türkiye tarafında da sınır boylarının demografik yapısını bozarak amaçlarına ulaşmayı hedeflemektedirler. Tek amaç Anadolu’nun Kafkaslara oradan da Orta Asya’ya açılan kara sınır kapısı olan bu bölgeyi Türklere kapatmaktır.

Biz Ahıskalı Türklerin Temel Sorunu

AHISKA SORUNU VE ÇÖZÜMÜAhıskalılar olarak temel sorunumuz 1944 senesinde haksız yere silah zoru ile asırlardır yaşamış olduğumuz yurdumuzdan sökülüp atılarak Orta Asya steplerine sürülmemizdir. Sürgünden sonra evlerimize yerleştirilen Gürcü ve Ermenilerin ata dede topraklarımızda hak sahibi olmalarıdır. Bu temel sorunumuzu gidermek için başlatılan 77 yıllık vatana dönüş mücadelemizin sonuna henüz gelemeyişimizdir. Önümüze çıkarılan engelleri ne yazık ki bugüne kadar aşamadık. Tüm bu engelleri aşmak için içimizdeki parçalanmışlıktan bir türlü kurtulamadık.

Temel sorunumuzu Vatana dönüş ve rehabilitasyon olarak özetleyebiliriz. Yani bugün vatan Ahıska’ya dönmek isteyenlerin dönüşünü sağlamak ve rehabilitasyon hakkımızın verilerek ileride dönmek isteyenlere de kapıların açılmasını sağlamaktır. Biz bu toprakların aslı unsurlarıyız. Bu hakkımızın bize iade edilmesini sağlamaktır tek amacımız.

Sorunumuzun çözümü

Temel sorunumuz olarak gördüğümüz vatana dönüşümüz ve rehabilitasyonumuzun sağlanması yani kısacası haklarımızın iadesi için içimizde bizi birleştirecek olan tek unsur Vatan Ahıska davamız etrafında buluşmamızdır.

Ardından Uluslararası kamuoyunu harekete geçirerek haklarımızın barış yolu ile iadesinin sağlanması için gerekli atılımları yapmaktır. Bunun için yapılması gereken aşağıda detaylarını vereceğimiz vatana dönüş konusunda Gürcistan’ın bize vermiş olduğu 1800 kadar yurda dönüş statüsü ve 500 kadar da insanımızı vermiş olduğu vatandaşlıkları değerlendirmektir. Bunun için vatandaşlığı ve Yurda dönüş statüleri verilen insanlarımızın listesini çıkarıp bugünkü sosyo-ekonomik durumlarını ve vatana dönüş isteklerinin olup olmadığını inceleyerek dönmek isteyen aileler üzerinde ön proje yapmak. Vatana dönüş müracaatlarının çoğu Azerbaycan’dandır. Dolayısıyla Azerbaycan kaynaklı çalışmamızda Azerbaycan, ardından Gürcistan ve Türkiye olmak üzere üç devletin kabul edeceği bir devlet projesi hazırlanmasını sağlamak olmalıdır. Bugün adı geçen üç devletin de stratejik ortaklıkları bulunmaktadır. Dostane ilişkiler üst seviyededir. Bu durum avantaj olarak değerlendirilerek Ahıska’da gerekli altyapı oluşturularak göçün başlatılmasını sağlamamız gerekiyor.

Bu göç esnasında ve yerleşiminden sonra entegrasyon sürecini de Avrupa Konseyi gözleminde yapılması sağlanmalıdır.

Vatana dönüş mücadelemiz Avrupa Konsey’inde

AHISKA SORUNU VE ÇÖZÜMÜSovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız cumhuriyetler olarak başta Rusya Federasyonu, Ukrayna, Azerbaycan, Gürcistan gibi ülkelerde Avrupa Konseyi üyeliği için başvurularını yaptılar. İnsan Hakları temelleri üzerine kurulan Avrupa Konseyi bizim vatana dönüş mücadelemizi görmemezlikten gelmedi. 1999 yılında Gürcistan’ın konseye üyeliğinde ön koşul olarak önlerine koydu. Gürcistan yönetimi bu koşulu kabul ederek uluslararası kamuoyuna bizim vatana dönüşümüzü taahhüt etti. 1999 yılında başlayan süreç normalde 2012 yılında sona ermesi gerekiyordu. Bunun için 2007 yılında Gürcistan yönetimi 1940’lı yıllardan yurtlarından edinilmiş halkların dönüşü adlı bir kanun çıkardı. Bu vesile ile resmi dönüş prosedürlerini başlattıysa da yine önümüze 2008 yılında Gürcistan ve Rusya savaşı bahanesi konarak bizim vatana dönüşümüz sürüncemede kaldı.

DATÜB kuruldu

Sovyetler Birliği döneminde sadece Moskova merkezli Vatan Cemiyeti resmi bir şekilde vatana dönüş mücadelesi verirken Sovyetlerin dağılmasının ardından Bakü Vatan Cemiyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekisten, Ukrayna ve nihayetinde Türkiye’de Ahıska dernekleri kuruldu. Dernek ve Cemiyetleri üstünde bir de Federasyon kuruldu. Daha sonra iki federasyon derken Dünyanın değişik ülkelerinde resmi faaliyetlerini sürdüren Ahıskalı Türklerin kurmuş oldukları Sivil Toplum Kuruluşları tek çatı altında toplanma kararı aldı.

Merkezi Ankara’da olmak koşulu ile 24 Mayıs 2010 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı, dönemin başbakanı ve Cumhurbaşkanı imzası ile Uluslararası faaliyetler yürütmek amacıyla kısa adı DATÜB olan Dünya Ahıskalı Türkler Birliği kurulmuş oldu.

Ankara Merkezli çalışmalarına başlayan DATÜB yönetimi olarak kuruluş amacımız olan Vatana dönüş yolunda Avrupa Konseyi’nde faaliyetlerimizi yoğunlaştırdık.

Biz DATÜB Yöneticileri için artık ilk ana maddemiz VATAN AHISKA olmalıdır. Çünkü DATÜB’ün devlet tarafından kurdurulmasının ana sebebi Vatan Davamız Ahıska’dır.

Şayet biz bu işe ciddi bir şekilde koyulur ve tarihi gerekçeleri de ortaya koyarak mücadelemizi şekillendirirsek o zaman başta Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan bunu devlet projesi haline dönüştürecektir.

Tarihi süreci İrevan hanlığından alarak 1918 Ermenistan’ın kuruluşu, Azerbaycanlı Türklerin Ermenistan’dan temizlenmesi ve yayılmacı politikası ile 1944 yılında Ahıskalı Türklerin sürülmesi ve yerimize Ermenilerin doldurularak Bogdanovka, Ahılkelek ve Ahıska’yı ele geçirdiklerini örnek gösterebiliriz. Buna karşılık Fransa, Amerika, Türkiye, Suriye, Lübnan v.b gibi ülkelerden Ermeni nüfusunu alarak başta Ermenistan olmak üzere çeşitli bölgelere yerleştirilme işlemi devam etmektedir. En son Karabağ işgali ile yayılmacı politikaların devam ettiği gerçeği öne çıkarılmalıdır.

Ermenilerin yayılmacı politikalarının önünü sadece Ahıska Türklerin vatana dönüşü alacaktır. Bölgede Gürcüler ile gelişecek tarihi dostluklarımız Ermenilerin bu planının önüne geçecek tek unsurdur. Aksi halde unutulmaması gerekir ki yayılarak Batum’a kadar bölgeye sahip olacaklardır.

Diğer ikinci ve Türkiye için önemli olan sınırlarını korumasıdır. Özellikle Ermeni lobisi PKK’yı kullanarak Türkiye’nin sınır illerini eline geçirmek istiyor. Bu amaçla Ağrı, Diyarbakır Iğdır gibi illerden giden Kürt vatandaşları Ardahan Kars Iğdır ve Artvin bölgelerine yerleştirerek nüfus dağılımını yani demografik yapıyı ele geçirmek istiyor. Bu nedenle Ahıskalıların önce Posof, Hanak, Çıldır, Arpaçay, Ardahan Kars ve Iğdır gibi illere yerleştirilmeleri sınırların korunması bakımından önem arz etmektedir.

Bunun için biz DATÜB olarak önce Azerbaycan’dan ve diğer ülkelerden Gürcistan’ın kabul ettiği hatta 500 kadar Ahıskalıya ‘da vatandaşlık verdiği aileleri getirip Ahıska ve köylerine yerleştirmemiz şarttır. Bu projeye Azerbaycan ve Gürcistan’da destek verecektir. Akabinde Türkiye’deki 100 bin Ahıskalı projenin uygulanması mümkündür.

Önemli bir not: Bunların uygulanması için şu anda Gürcistan’da özellikle de Ahıska’da yaşayan şenliğimize destek olmalıyız. Onların vatandaşlık ve kimlik almaları için yardımcı olmalıyız. DATÜB olarak sürekli onların yanında olmalıyız. Geçen arabalarına saldırı oldu Gürcistan Temsilcimiz zahmet edip yanlarına bile gitmedi. Halbuki gidip dava açmalarını sağlayıp artık Gürcistan mahkemelerinde hak arayan bir toplum olmalıyız.

Tiflis’te davası süren Halil Serverov’un hukuk mücadelesini DATÜB alıp devam ettirmelidir.

Türkiye Merkezli ve tek Türk adını taşıyan DATÜB Avrupa Konseyi Üyesi oldu

AHISKA SORUNU VE ÇÖZÜMÜTürkiye’nin de desteği ile Avrupa Konseyi’nde başlatmış olduğumuz faaliyetlerimizde sorunlarımızı dünya kamuoyuna taşımayı başardık. Aktif bir şekilde yürüttüğümüz çalışmalarımız sonuç verdi. Uzun bir süre Gürcistan yönetimi bizi dikkate almazken Avrupa Konseyi’nin de baskısı ile 2011 yılında Gürcistan hükümeti yetkilileri biz DATÜB yönetimini muhatap alarak Tiflis’te sorunlarımızın çözümü için çalışmalarımızı başlattık. 2007 yılında çıkan kanuna göre vatana dönmek isteyen 15 bin 300 ailenin dosyasından Gürcistan’ın sadece 5 841 ailenin dosyasını kabul ettiğini açıklamıştı. Baskımız sonucunda Gürcistan 2 bin kadar Rusça olarak verilen dosyaları da kabul edeceğini duyurdu. Böylece 7 bin 500 ailenin Ahıska’ya dönüşünü kabul etti. Bu ailelerin dosyalarının incelenmesi için 16 kişilik bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyonun incelemeleri sonucunda 1800 kadar kişiye yurda dönüş statüsü verdi. Bunlardan da sadece 494 kişiye vatandaşlık verdiğini açıkladı.

Ancak çeşitli sebeplerden ve eksik olan evrakların tamamlanması için verilen sürelerin de sona ermesinden dolayı yeniden sürüncemede kaldı vatana dönüş meselesi.

Bunun yanında kendi imkanları ile gelip Vatan Ahıska ve köylerine yerleşen Ahıskalı Türkler oturum ve kimlik almada çeşitli sıkıntılar yaşadılar. 15 yılı geçen süre içinde hala vatandaşlık alamayan çok sayıda Ahıskalı var.

Tüm bu sorunları Avrupa Konseyi nezdine taşıyan ve çözümü için mücadele eden DATÜB yasal koşulları doldurduktan sonra Avrupa Konseyi üyeliği için başvurumuzu da yapmış olduk.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi, Genel Sekreterlik, Parlamenterler Meclisi ve Uluslararası STK’lar Konferansı gibi 6 organdan oluşuyor. DATÜB 26 Mart 2017 tarihinde tüm kriterleri yerine getirerek Avrupa Konseyi Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Konferansına (OING) üyelik için başvuruda bulunduk. Gerekli araştırma ve hakkımızda yapılan soruşturmalar neticesinde 20 Ocak 2018 tarihi itibari ile Türkiye Merkezli ve tek Türk adını taşıyan STK olarak üyeliğimiz tescil edilmiş oldu.

GÜRCİSTAN AHISKALI TÜRKLERE VERDİĞİ SÖZÜ YERİNE GETİRMEMİŞTİR

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsızlığını kazanarak demokratikleşme yolunda batıya yüzünü çeviren ülkelerin arasında Gürcistan da vardı. Bu nedenle Gürcistan Parlamentosu 04 Mart 1993 tarihinde Avrupa Konseyi’ne özel konuk statüsünde davet edilmesi talebinde bulundu. Gürcistan’ın bu talebini inceleyen Avrupa Konseyi 28 Mayıs 1996 tarihinde talebini kabul etti.

Ardından Gürcistan 14 Temmuz 1996 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini kabul ettiğini deklare ederek, Avrupa Konseyi’ne üyelik için resmi başvurusunu yaptı. 11 Eylül 1996 tarihinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne (AKPM) Gürcistan’ın başvurusunu inceleyerek değerlendirmesini istedi. AKPM genel kurulunda görüşülen önergede Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ile Gürcistan’ın üyelik başvuruları kabul edildi. Rusya’nın tam üyeliği kabul edilirken Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan denetim sürecine alınarak izlendi.

Gürcistan’ın Avrupa Konseyi üyeliği 27 Ocak 1999 tarihli Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulunun 4. Oturumunda 8275 sayılı Siyasi Komisyon ve 8296 sayılı Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu raporları görüşülerek müzakereler sonucunda kabul edildi. Bu karar, 209 sayı numarası ile Ocak 1999 tarihli Avrupa Konseyi Resmi gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Avrupa Konseyi Gürcistan’dan 13 madde 6 başlık ve 15 fıkradan oluşan toplamda 34 maddelik ön koşul öne sürmekteydi. Gürcistan ise Avrupa Konseyi’nin bu ön koşullarını yerine getirme taahhüdünde bulunmuştu.

Ahıska Türklerini ilgilendiren ön koşul; sözleşmenin 10. maddesi “ ii ” bendinin “e” ve “ f “ fıkralarında şöyle belirtilmiştir;

• “e” fıkrasında; Gürcistan Avrupa Konseyi’ne üyeliğinden sonraki iki yıl içinde Sovyetler rejimi tarafından Yurtlarından sürülen Ahıska Türklerinin (Mesket Toplumunun) yurda dönüşü ve uyumu ile ilgili hukuki bir çerçeve belirlemek, Gürcistan vatandaşlığı hakkı vermek, hukuki çerçeveyi kabul etmeden önce Avrupa Konseyi’ne göstermek, üyelikten sonra üç yıl içerisinde Yurda dönüşü ve uyum sürecini başlatmak ve 12 yıl içerisinde de bu süreci tamamlamayı kabul eder.

• “ f ” fıkrasında; Gürcistan medyatör (Ombudsman) kanununda gerekli düzenlemeyi yaparak üyelikten 6 ay sonra bir Ombudsman (devlet denetçisi) atayacak, her 6 ayda bir hazırladığı raporunu Parlamento ve kamuoyuna sunacak.

Bu kadar açık hükümler karşısında Gürcistan sadece çalışma yapıyor görünerek oyalama taktiğine devam etti. 5 yıl boyunca bu konuda hiçbir somut adım atılmadığını gören Avrupa Konseyi Gürcistan üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

2004 yılındaki Avrupa Konseyi Üye Ülkeleri taahhütlerini İzleme Komisyonu tarafından yazılan raporlar sonucunda Gürcistan daha gerçekçi ve somut adımlar atmak zorunda kaldı. Dönemin Devlet Bakanı Giorgi Khaindrava başkanlığında oluşan Komisyon bazı çalışmalar yürüttü. Bu çalışmalar sonucunda 11 Temmuz 2007 Tarihinde Parlamentodan XX. yüzyılın 40’lı yıllarında sürgüne gönderilen kişilerin geri dönmesiyle ilgili kanunu çıkardı. Bu kanun her ne kadar Ahıska Türklerinin aleyhinde olsa da bunca yıl aradan sonra bir kanunun çıkmış olması önemliydi.

Bu dönemde vatana dönüş umutları artmışken, bahtı kara Ahıskalıların bu umutları 2008 yılındaki Gürcü-Rus savaşına takıldı. Birkaç günlük savaş Ahıskalıların vatana dönüş mücadelesindeki süreci birkaç yıl geriye ertelemişti.

Bu olumsuzluklar ve dönüşe engel olarak algılanan kanunda yer alan birçok bürokratik gereksiz belge engeline ve onca ekonomik külfete rağmen vatana dönüş yapmak için müracaat eden ailelerin sayısı 15 200 olmuştur. Gürcistan ise 15 200 aileden sadece 5 841 ailenin dosyasını kabul ettiğini açıklamıştır.

Daha sonraki yıllarda DATÜB’ün (Dünya Ahıska Türkleri Birliği) Avrupa Konseyi nezdindeki çalışmaları sonucunda, Gürcistan 2 bin kadar Rusça olarak verilen dosyayı da kabul ettiğini deklare etmiştir. Fakat bu dosyalar ile ilgili halen somut bir adım atılmamıştır.

Yine DATÜB’ün Avrupa Konseyi nezdindeki çalışmaları sonucunda geçtiğimiz 1 Mart 2011 tarihinde Gürcistan hükümeti tarafından dosyaların incelenmesi için bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun çalışanlarında 2011 ve 2016 yılları arasında sadece 2 bine yakın kişiye Yurda Dönüş Statüsü ve bunların içinde de sadece 5 yüz kadar kişiye koşullu Vatandaşlık vermiştir. (Vatandaşlık verilen kişiler geldikleri ülkelerin vatandaşlığından çıkış izni belgeleri ile gelme koşuludur)

Avrupa Konseyi Gürcistan üzerinde yaptığı denetimler sonuncunda AKPM’ye sunulmak üzere birçok rapor sunmuştur. Bu raporların hemen hemen hepsinde Ahıska Türklerinin vatana dönüşü ile ilgili maddeler de yer almaktadır. Ahıskalı Türklerin vatan Ahıska’ya dönüşü konusunda son yıllarda Gürcistan’ın ödevini yapmadığı özellikle yazılan raporlarda altı çizilerek belirtilmektedir.

Ahıska Türklerinin yurda dönüşünü Avrupa Konseyi’ne taahhüt eden Gürcistan bugüne kadar tam anlamı ile bu konudaki uluslararası kamuoyuna verdiği taahhüdünü maalesef yerine getirememiştir. Bazı gerekçeleri ileri sürerek çeşitli bahanelere sığınsa da özellikle son yıllarda bu konuda somut adımlar atma isteğinin olmadığı da açıkça görülmektedir.

2011 yılı sonu itibariyle tamamlanmış olması gereken yurda dönüş süreci maalesef henüz başlamamıştır. Bu durumu Gürcistan’ın bazı yetkilileri Ahıskalıların gelme isteğinin olmadığını çeşitli platformlarda dile getirerek açıklamaya çalışsalar da, ne yazık ki doğru değildir çünkü kendi imkanları ile bireysel olarak gelip yerleşenler, 15 yıla yakındır Ahıska ve köylerinde yaşamalarına rağmen çoğunluğu henüz vatandaşlık alamamışlardır. Hatta birçoğunun ikamet izinleri dahi yoktur. Geldikleri ülke pasaportu ile kendi topraklarında yabancı statüsünde ikamet etmektedirler.

Yazar:Burhan ÖZKOŞAR

DATÜB Avrupa Temsilcisi

01.09.2021 Tarihinden Sonra Okuma Oranı: 498

Bir cevap yazın