Dualarında “Allah’ım hakkımda hayırlısını ver deme sakın!
Dualarında “Allah’ım hakkımda hayırlısını ver deme sakın!”
Yazar: Fatma Afife Gürsoy
Tarih: 08.01.2026
Dualarında “Allah’ım hakkımda hayırlısını ver deme sakın!”
Son yıllarda, “dua ederken negatif şeyleri anmayın; iyiyi söyleyin, güzeli çağırın” demeye başladı entelektüel takılan sözde Müslümanlar. Hatta bu söylem öyle ileri gitti ki, “Allah’ım hakkımda hayırlısını ver” demenin bile riskli olduğu, insanın altından kalkamayacağı imtihanlara davetiye çıkaracağı iddia edildi. Bu sabah artık dayanamadım, zihnimde yankılanan cümlenin peşine düşmek istedim: “Kur’an’daki dualarda acaba nasıl örnekler vermiş Rabbim kullarına. Biz insanlara örnek olacak duaları araştırıp sıralayabilir miyim acaba?” Aslında bu soru, sadece bir liste talebi değildi. Çünkü Kur’an’da dua, bir katalog meselesi değil; bir kul olma dili meselesidir. Kur’an’ın öğrettiği duaları araştırdığımda baktığımda, ilk fark ettiğim şey, bu duaların bugünün “pozitif dil” beklentisine neredeyse hiç uymadığı oldu.
Kur’an’daki dualar, insanın başına gelebilecek ihtimalleri yok saymaz; aksine onları açıkça dile getirir. Şerden söz eder, azaptan söz eder, kalbin kaymasından söz eder. “Bizi dosdoğru yola ilet” derken insanın sapabileceğini kabul eder; “kalplerimizi eğriltme” derken kalbin sabit olmadığını inkâr etmez; “bizi ateş azabından koru” derken akıbet korkusunu bastırmaz. Bu dil, ilk bakışta modern kulağa sert gelebilir. Çünkü bu dil, insanı güçlü hissettirmeye değil, kul olduğunu hatırlatmaya yöneliktir. Burada kul, Allah’ın huzuruna “ben iyiyim” diyerek değil; “ben muhtacım” diyerek çıkar.
İşte tam bu noktada şunu fark ettim: Bugün “pozitif dua” adı altında öğütlenen şey, aslında Kur’an’ın dua terbiyesini yumuşatmak değil; onu dönüştürmek istiyor. Korkuyu Allah’a yönlendirmek yerine, korkuyu dilden tamamen silmeyi teklif ediyor. Oysa Kur’an korkuyu inkâr etmez; onu terbiye eder. Şerri yok saymaz; onu Allah’a havale eder. Çünkü Kur’an’ın insan tasavvuru nettir: İnsan zayıftır, unutkandır, yanılabilir. “İnsan zayıf yaratılmıştır” (Nisâ 4/28). Dua da tam olarak bu insan için öğretilmiştir.
Bu yüzden Kur’an’daki dua dili, insanı “olumsuzdan arındırılmış” bir hayal dünyasına taşımaz; onu hakikatle yüzleştirip Allah’a yaklaştırır. Modern söylemin “bunu deme, başına gelir” diyerek kurduğu korku dili ise, insanı Allah’a yaklaştırmaz; aksine Allah’la konuşurken temkinli olmaya çağırır. Sanki dua, yanlış kelime seçilirse geri tepecek bir risk alanıymış gibi… Oysa Kur’an’da dua, kulun Rabbine en güvende olduğu andır.
Bu düşünce beni, Kur’an’daki örnek dualara daha dikkatli bakmaya sevk etti. Çünkü Kur’an, duayı “özel bir sınıfa” ayırmaz; aksine onu herkesin Rabbiyle kurduğu en doğrudan hat olarak öğretir: “Rabbiniz dedi ki: Bana dua edin, size karşılık vereyim” (Mü’min 40/60). Bu hitapta araya “evliya” koyan, araya “manevî seviye” koyan hiçbir kayıt yoktur.
Dua, kulluğun başlangıç dili olarak herkese açıktır. Hatta Allah, dua bağlamında kullarına yakınlığını özellikle vurgular: “Kullarım sana beni sorarsa, şüphesiz ben yakınım; bana dua edenin duasına icabet ederim” (Bakara 2/186). Yakın olan bir Rab tasavvurunda, “hayırlısını istemekten çekinmek” için bir gerekçe kalmaz.
Kur’an’daki bu yakınlık dili, aynı zamanda hayır ve şerri birlikte anan bir dua pedagojisi kurar: “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” (Bakara 2/201). Bu dua, hayrı istemekten korkmayan, şerri de Allah’a havale eden bir dildir. Burada kul, ne hayrı sınırlamaya çalışır ne de şerri yok sayar. İkisini de Allah’ın ilmine bırakır.
Bu çizgi, Peygamberimizin dua pratiğinde daha da berraklaşır. Resûlullah (s.a.s.), ümmetine yalnızca “iyi hissettiren” cümleler öğretmemiştir. Aksine, hayatın bütün ağırlığını dua diline taşımayı öğretmiştir: “Allah’ım! Kederden ve üzüntüden, acizlikten ve tembellikten, cimrilikten ve korkaklıktan, borç yükünden ve insanların kahrından Sana sığınırım” (Buhârî, Deavât; Müslim, Zikir ve Dua).
Bu hakikati en berrak şekilde gösteren dualardan biri de şudur: “Allah’ım! Bildiğim ve bilmediğim her türlü hayrı Senden istiyorum; bildiğim ve bilmediğim her türlü şerden Sana sığınıyorum” (İbn Mâce, Dua, 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 134).
Sonuçta şunu söylemek gerekir: Dua, İslâm’da bir teknik değil; bir ilişki biçimidir. Amin Bursa 8 Ocak 2026
F.A.G.
Duam şudur ki:
Allah’ın Dinini çeşitli oyunlarla parçalamak isteyenlere Rabbim fırsat vermesin ve biz Müslümanları da ölmeden önce bu gaflet uykusundan uyandırıp, kendilerine gelmelerini nasip etsin.