KAHRAMANMARAŞLILARIN GÖZÜNDE ERZURUM

/ 14 Ocak 2021 / 653 views / yorumsuz
KAHRAMANMARAŞLILARIN GÖZÜNDE ERZURUM

Nakış kınası aynı olanın kalkışı alkışı aynı olur.”

Ben Kahramanmaraşlıyım. Merkeze bağlı Dereli Köyünde 1962 yılında doğdum. Eğitimim nedeniyle kısa süreli ayrılışlarımda da tekrar memleketime dönme sürecimi heyecanla bekleyendim. 1983-1989 yıllarında “EDELER” isimli Türk Halk Müziği Dershanesi ve Edeler isimli orkestra kurdum grupta müzisyen olarak yer aldım ve işlettim. 1993 yılında itibaren memuriyetim nedeniyle ülkemin değişik yerlerinde bulunsam da memleketimden bağımı hiç koparmadım. Tam bir Kahramanmaraşlıyım. Saf bir Anadolu sülalesinden Aksu ailesi ağacının bir dalıyım. Bizden ağabey yaş büyüğündeki kişilere EDE diyerek ve küçüklerinde edesi olarak büyüdük halende EDE hitabını söylemekten duymaktan büyük onur duyarım.

İlkokula başladığım sene okulların açıldığı ilk günlerde babamın türkü dinleme sevdası, türkünün önemine inancı ile aldığı radyo hanemizin en gözde eşyası olmuştu ve böylece köyümüzde radyosu olan beşinci aile olmuştuk.

Radyoda bulunan kanalları ve yayımlanan bütün türkü programlarını kısa sürede öğrenmiştik. O yıllarda köyümüz memleketimin en yakın köy olmasına rağmen köyümde elektrik yoktu. Ülkemizde daha televizyon iletişim aracı olarak yerini almamıştı. Ev oturmaları olurdu akrabalar, komşular arasında birbirlerine misafirliğe giderlerdi. Güncel haberleşmeler bilgi aktarımları için ev oturmaları biz çocuklar için okul gibiydi. Radyodan türkü programını beklerken eğitici mesajlar içeren konuşmalar, askerlik anıları ve sıra türküleri gecenin ileri saatlere uzamasına vesile olurdu. Amcamlar bizde ya da kendilerinde gece oturmasında bulunduğumuzda amcamdan askerlik anısını anlatmasını isterdik, amcam tamam anlatayım ama sizlerde sırayla türkü söyleyeceksiniz tamam mı diyerek bizden söz alırdı.

Amcam, askerliğini Erzurum’da yaptığını Erzurum ile askerlik anılarını haftalarca anlatsam bitmez diyerek her defasında farklı farklı bir bölümünü anlatırdı. Yaşamış olduğu zor şartlardaki biriktirdiği anısının sonunda, “devletimiz dese ki ikinci defa askerlik göreviniz var ben yine gönüllü olarak Erzurum’a gitmek isterim. Oranın adamları tıpkı bizim gibi. Erzurum’un soğuğu ne kadar çok etkili ise insanlarının yüreği de bir o kadar güzel, insanları kucaklayıcı paylaşımcı, yiğit insanları var, satmazlar yoldaşını” der sayı ile anardı. Her askerlik anısını anlatımında “Erzurum dağları kar ile boran” isimli türküyü söyler gözlerinin yaşı türkü bittikten sonra da devam ederdi. Bu ev oturmaları bir okul gibiydi dedim ya. Erzurum’u, Erzurumluyu, Erzurum türküsünü dinleyerek bizim gönlümüzde daha çocuk yaşta Erzurum sevgisi oluşmuştu.

Radyomuzda, Erzurum radyosu kanalı çok kullandığımız kanallardan biriydi. O yıllarda “Erzurum dağları kar ile boran” türküsü, yine Erzurum türküsü olan “Hüma kuşu” türküsü radyoda çok okunan türkülerdendi. Çevremizdeki çoğu insan tarafından biliniyor düğünlerde ve ev oturmalarında öncelikli okunan türkülerden oluyordu.

İlerleyen senelerde askerliğini Erzurum’da yapan köyümüz gençlerinden de askerlik anılarını anlattıklarında amcamın anlatışlarıyla örtüşen sözler duyulurdu. Yiğit adamlar dadaşlar, sırtın dönülecek insanlardır sözlemini mutlaka söylerlerdi. Ticaret amacıyla Erzurum’da bulunan çevremizdeki yetişkin insanlardan Erzurum’a Erzurumluya dair duyduğumuz sözler “yaşam koşullarının zorluğunu göğüslemiş yiğit insanlar, ticaret yapılacak insanlardır sözleri senettir, yazılı senet yapmaya gerek görmeden alış verişimizi yapıyoruz” derlerdi. Hayat okulumuzun ilk sıralarında Erzurum sevdası türkü lezzetinde yer edinmişti yaşam hududumuzun halkası içerisinde.

Eğitimim döneminde konu içerisinde Erzurum’la alakalı bir söz geçtiğinde hemen türküsünü mırıldanırdım içimden. Bir bayram günü dedemin bizlerle yaptığı sohbette Dulkadiroğlularından olduğumuzu babadan oğla aktarılarak gelen bilgi olduğunu duymuştum. Halk kütüphanesinde başka bir konu araştırmak üzere bulunduğum halde o konuyu öteleyip Erzurum ve Kahramanmaraş hangi beylikten benzerliği nedendir sorusuna cevap aradım. Çeşitli kaynaklardan ulaştığım bilgilere göre her iki ilde aynı beylik olan Dulkadiroğlu Beyliği çatısı altında idare edildiğiydi.

Yaşam mücadelemin ilk basamaklarında Edeler ismi ile oluşturduğum orkestra grubumla memleketimin merkezinden başarı ünümüz taşarak ilçelerine, oradan da taşarak komşu il ve ilçelerinin düğün ve eğlencelerinde aranan ismi olmuştuk. Memleketimin hangi mevkisinde müzik yapmışsak mutlaka istekte bulunulmuştur “Erzurum dağları kar ile boran” ve “Hüma Kuşu” türküsünü seslendirmişizdir. Müziğe mola verdiğimizde davetlilerle kurduğumuz muhabbet esnasında hangi nedenle Erzurum’da bulunduğunu belirterek, mutlaka onurla anlattığı anısında Erzurum günlerinin canlılığını koruduğu hissediliyordu. Erzurum deyince Dadaş akla gelir tıpkı bizim Ede gibi demeyi de sözlerine eklerlerdi. Satmazlar adamı dadaşlarla gözü kapalı yola gidilir diyenler Erzurum için iki kelime konuşacaksa bu iki kelimeyi konuşurdu. Bazıları dinleyici iken konuşmaya dâhil olur konuşmayı uzatarak Kurtuluş savaşında tıpkı bizim memleketimizde düşman kuvvetlerine karşı halkı harekete geçiren Sütçü İmam gibi Erzurum’unda Nene Hatunu var der, maneviyatın her iki ilde de derinden yaşanıldığını işaret ederek şehitlerimizi rahmetle anar ülkemizin bekasına dua etmemize vesile olan olurdu. Yani “Erzurum Kahramanmaraşlının duasında” dır.

1993 yılında başlayan memuriyet hayatımın farklı illerde geçen sürecin devamında 2004 yılında, Bakanlığımızca “Erzurum Hüseyin Turgut Eğitim Merkezine” Müdür/ Öğretim Görevlisi olarak görevlendirildim. Bu görev mesleki olarak terfi niteliğinde bir görevdi. Erzurum’la ilgili bütün edindiğim bilgiler gözümde canlandı sevincim Palandöken karı gibi aktı. Sevindim, görev yerimin Erzurum da olmasına ayrıca sevindim hızla yeni görev yerime giderek yeni kurulan kurumun ilk göreve başlayanı oldum. Bu görev sürecim kendi isteğimle kaldığımdan 8 yıl sürdü ve kendi isteğimle asli mesleğim olan Cezaevi Müdürlüğü görevime dönüş yaptım.

Bu süreçte Erzurum’u Erzurumluyu yakinen tanıma fırsatım oldu. Yaşadığım her geçen gün önceki duyduklarımın üzerine olumlu yönde yeni ekleyebileceğim değerler gözlemliyordum. Erzurum’un memleketim Kahramanmaraş’la tarihsel bağlarını yeniden araştırdığımda ulaştığım bilgiler her iki ilinde beslendiği değer yargıları öteden beri aynı kökten geldiğini doğruluyordu. Erzurum kalesi hemen kıblesinde bulunan Ulu Caminin daimi cemaati olurlar huzur sofrasını işaret eder. Tıpkı memleketimin kalesinin memleketimin Ulu Camisiyle muhabbeti gibi.

“Alâüddevle Bey’den sonra Dulkadıroğulları Beyliği’nin başına Yavuz Sultan Selim tarafından Şehsuvaroğlu Ali Bey getirildi. Ali Bey, kendisine karşı çıkan Şâhruh Bey’in oğullarını bertaraf ettikten sonra ülkesinde dirlik ve düzeni kurmakta başarılı oldu.

Ancak Şehsuvaroğlu Ali Bey’in bu başarıları isyanları bastırmakla görevli Ferhad Paşa’nın kıskançlığına yol açtı. Onun öldürülmesi için Kanûnî Sultan Süleyman’dan ferman çıkartan Ferhad Paşa İran’a sefer bahanesiyle onu Tokat’a davet etti ve Artukova’da çocuklarıyla birlikte katlettirdi (1522).

Ali Bey’in öldürülmesinden sonra Dulkadırlı ülkesi Osmanlı topraklarına katılarak Maraş merkez olmak üzere bir eyalet haline getirildi). Dulkadıroğulları Beyliği içinde Bozok bölgesi ise ayrı bir sancak olarak Osmanlı idaresine bağlandı.

Memlük Devleti’nin himayesinde kurulan, XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zaman zaman Osmanlı himayesine giren Dulkadıroğulları Beyliği’nin devlet teşkilâtında sırasıyla Memlükler’in ve Osmanlılar’ın tesiri görülür. Beyliğin merkezi önce Elbistan iken daha sonra Maraş olmuştur.

XV. yüzyıl sonlarında Dulkadırlı ordu teşkilâtının Osmanlılar’dan mülhem olduğu anlaşılmaktadır. “Alâüddevle Bey Kanunnâmesi” (Barkan, s. 120-124), Osmanlı timar sisteminin aynen Dulkadıroğulları Beyliği’nde de uygulandığını, dolayısıyla askerî teşkilâtın bu sisteme göre kurulduğunu belgelemektedir.

Dulkadıroğulları zamanında başta Maraş ve Elbistan’da olmak üzere köylere varıncaya kadar beyliğin kurulduğu coğrafî alanda cami, mescid, medrese, türbe, zâviye, köprü, kale vb. pek çok dinî ve sosyal tesis yapılmış, bunların birçoğu günümüze ulaşmıştır. Bunlar arasında, cami ve mescidlerden Adıyaman, Dârende, Elbistan, Kahramanmaraş ulucamileri Bahçe Ağca Bey, Gaziantep Alâüddevle, Kadirli Ala, Kahramanmaraş Hatuniye (Şems Hatun) ve Haznedarlı camileri ile Gemerek Şâhruh Bey ve Kahramanmaraş İklime Hatun (Üdürgücü) mescidleri; medreselerden Kahramanmaraş’taki Taşmedrese ile Kayseri Hatuniye Medresesi; türbelerden Çandır’daki Şah Sultan, Hacıbektaş Balım Sultan, Pazarören, Koçcağız’daki Süleyman Bey ve Kırşehir Ahî Evran Zâviye ve Türbesi ile diğer mimari yapılardan Kızılırmak üzerindeki Şâhruh Köprüsü, Hasankale’deki (Pasinler) ılıcalar, Harput, Kahramanmaraş ve Kayseri kaleleri sayılabilir.

Genellikle XV ve XVI. yüzyıllardan kalma bu eserlerin çoğu, gerek Osmanlı Devleti gerekse Cumhuriyet Türkiye’si zamanında birçok defa onarım görmüş ve sosyal fonksiyonunu sürdürmüştür. ( 1 )

“Maraş, bugünkü yerleşim yerine Dulkadırlılar zamanında gelmiştir. Maraş’la ilgili, arkeolojik verilerde fazla bilgi yoktur. Tarihi seyirde VII. yüzyıldan XIV. yüzyıla kadar bu çevrede kuvvetli bir mimari geleneğin kurulamadığı, mevcutların da sık sık el değiştirme, istilâ, talan ve yakıp yıkmalarla yok olduğu anlaşılan bilgidir. Daha çok Dulkadıroğulları Beyliği ile Osmanlı döneminde yaptırıldığı bilinen çeşitli eserlerin de tarihlerde var bulan depremlerde yıkıldığı ve özelliklerini kaybettiği görülmektedir.
Kahramanmaraş’ın Kalesinin kuruluş tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. Ancak burada ortaya çıkan, Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde sayılarını dört olarak belirttiği aslan heykellerinden günümüze ulaşmış birinin üzerinde bulunan kabartma yazılardan anlaşıldığına göre milâttan önce XI. yüzyıldan itibaren kale ve çevresi önemli bir iskâna sahne olmuştur. Öte yandan yakın yıllarda ortaya çıkan verilere dayanarak yapılan değerlendirmelerde Filistin, Kuzey Suriye, içinde Maraş ve Elbistan’ın da yer aldığı Malatya, Erzurum (Karaz) ve Kuzey Kafkasya’ya uzanan bir hat üzerinde milâttan önce 3000 yılına kadar inen çanak, çömlek ve seramik buluntular arasında ortak kültür özellikleri tesbit edilmiştir.

VII. yüzyıldan itibaren İslâm devletlerinin etkileri görülmeye başlar. XI. yüzyıldan sonra Selçuklu ve diğer Anadolu Türkmen beylikleriyle Dulkadıroğulları Beyliği’nin birtakım tamirler yaparak kaleyi tahkim ettikleri belirtilmektedir. 922 (1516) yılından sonra çevrenin tamamen Osmanlılar’a geçmesiyle kalede daha ciddi boyutlarda onarımlar yapılmış, mahalleler kurulmuş ve bir mescid inşa edilmiştir.” ( 2 )

“Dulkadiroğulları Oğuzların Bozok koluna bağlı bir Türk hanedanıdır. Tarihimizde zulkadiroğulları olarak bilinmektedir. Zulkadir, güçlü kudretli anlamına gelir. Kuranda zulkarneyn olarak zikredilen peygamberin Oğuzhan olduğuna dair rivayetler vardır. Zulkadir oğulları Oğuz Hanın yaşadığı şehirden Dünyaya yayılmışlardır. Zülkadir Oğulları İlk Müslüman ‘Sunni’ olan, Oğuz Türkmenlerindendir. Bu Özelliğinden dolayı Selçuklu Ordularında ‘Serdengeçti’ “Asker olarak yer almış ve Anadolu’ya Selçuklu Ordularıyla gelmişlerdir. Şecaat ve cesaret timsali olan zülkadir oğulları hanedanı Mısır Tarihlerinde ve İran Tarihlerinde hep DULKADİR diye geçer. Dedekorkut bayat soyunun boy beğidir, fuzuli gibi ünlü divan şairi de bu boydandır. Erzurum Hasankalede doğup büyüyen , Nef-i Dulkadir-i zülkadir şehzadesidir, Erzurum ve Hasankale dahil ilçelerinin tamamı aynı kan aynı soy olan Dulkadiroğlu soyundandır…Bu soyun evlatları bugün Erzurum’da iskan eder ve memleket meselelerinde hep aynı tepkiyi gösterirler bu ortak tepki damarlarındaki aynı kanın tezahürüdür. Erzurum kongresinin başarıya ulaşmasında ve bütün bir ülkeyi kapsayacak şekilde etkili olmasında bu kanın büyük bir önemi olmuştur. Dulkadir oğullarının seçilmesinde en önemli noktalardan ilki yıllarca hüküm sürdükleri coğrafyada İran ile olan zorlu mücadelelerinde başarılı neticeler almalarıdır. Erzurum Şah İsmail ile olan mücadelenin merkezi olacağı için Şah İsmail ve Safevi tehlikesini iyi bilen onları iyi tanıyan beylerin burada büyük yararlılık göstereceği açıktır.”

Dulkadir sülalesi Osmanlı Devletinde, Osmanlı hanedanı dışında soylu, asile kabul edilen üç aileden birisidir. Bundan dolayı bu iki aile arasında çok sıkı akrabalık bağları kurulmuş, kız alınıp verilmiştir. Yıldırım Beyazıt, Çelebi Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazıt bu sülaleden evlenmişlerdir. Dulkadir kızları birçok padişahın ya annesi ya da babaannesi olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman’ın bu akrabalık bağına güvenmesi gayet normal değil midir?” ( 3 )

Benim gözlemlerime göre de; bu her iki ilin ortak kültür özellikleri çok belirgin olarak yaşanılmaktadır. Camiler, çeşmeler, türbeler, hanlar, hamamlar, metreseler aynı merkezi düşüncenin ürünleri niteliğindedir. Erzurum, memleketim Kahramanmaraş’tan sonra hayatıma en fazla tesir eden şehir olmuştur. Sekiz yıl görev yaptığım sonraki zamanlarda da şiir dinletisi için geldiğim bu şehir özellikle insani özellikleri bakımından bendeki yeri ayrıcalıklıdır. Memleketim dışında en çok ilgi gösterdiğim şehir Erzurum dur. Öyle arzuladım ki 2012 yılında Erzurum’da bir gurup şair arkadaşımla başlattığım “ Erzurum ve Kahramanmaraş kardeş şair ket olsun.” projemin gerçekleşmesi yolunda her yıl şiir dinletimizi tekrarlayarak ve uygun zeminlerde neden gerekliliğini dillendirerek, bu zikrimi canlı tutmaya devam ediyorum. Hayalin kurulması mekândan kopuk olamaz, Benim hayallerimde yaşattığım anlarım vardır Erzurum’a dair. Doğup büyünen yerlerden başlanarak yaşam seyrinde nefes tüketilen mekânlar, hatıraların yaşatıldığı önemli merkezlerdir. Yerleşim yerleri sağlıklı düş kurmayı sağlar. Şehirler sadece yaşam merkezinden ibaret değildir. Fiziki ve kültürel motifleriyle de sanatın icrasında sanatçıya ilham veren mekânlardır. Birçok sanatçı yaşadıkları şehirle anılırlar bundan ötürü.

Uzunca süre kaldığım Erzurum’un hal durumunu öyle işledim ki insani, lisani, ahlaki, mimari, tabi ve coğrafi özellikleri memleketimle aynıydı. İçimdeki mekânını memleketimle kardeş kıldım. Onun için de iç sesimi yükselterek“ Erzurum ve Kahramanmaraş kardeş şair ket olsun.” seslenişim duyarlı ülkem insanı tarafından destek buldu, bunun kabulünü görmek nasibim olacak inşallah.

Aynı tarihsel oluşum içinde olan yerleşim yerlerinde, giyim kuşam sosyolojik, psikolojik ve çevrenin etkisi ile biçimlenerek, geleneksel geyim toplumsal özelliklere göre şekillenmektedir. Erzurum’da kadınların dış kıyafet olarak kullandıkları Ehram, Kahramanmaraş’ta kadınların dış kıyafet olarak kullandıkları izar ( örtü) her ikisi de kadının yabancı erkeklerin yanında, veya ev dışına çıktığında yüz, el ve ayaklar dışında tüm bedenin örtülmesi ile dıştan bakıldığında tanınmayacak görünümde olma halleri, Kahramanmaraş’ta günümüzde kullanımı çok az gözükse de yakın zamana kadar etkin olarak kullanılan örtüydü İzar. Fransız askerinin İzar la örtülü bir Türk kadının yüzünü zorla açarak taciz ettiği, Sütçü İmamın bunu gördüğünde silahıyla tacizciyi öldürdüğü andaki Kahramanmaraşlı kadınını örtüsü izar dır. Nene Hatun’un Rusların saldırışına karşı Erzurumluyu harekete geçirdiği andaki örtüsü Erham olduğu gibi.

Erkeklerin günümüzde folklor kıyafeti olarak kullandıkları şalvar, yün çorap, deri yemeni, bele bağlanan poşu, bayan kostümündeki el işi yazmaları baş bölgesinde kullanılması, elbise olarak fistan benzerlik göstertmektedir.

Kızların çeyizleri arasında; “Maraş işi sim sırma işlemeciliğini kadın giyimiyle bütünleştiren ve en özgün örneklerini barındıran bindallıların geleneksel kıyafetler içerisinde özel bir yeri bulunmaktadır. Dulkadiroğlu Beyliği’nden Osmanlı Sarayı’na gelin giden Emine Hatun, Alime Hatun, Ayşe Hatun ve Fatih Sultan Mehmet ile evlenen Siddi Mükrime Hatun’un çeyizleri arasında sim sırma işlemeli bindallı v.b. kıyafetlerin olması Maraş işi sim sırma işlemeciliğinin tanınmasına ve yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır.” (4 ) Erzurum’da da kadınların geleneksel giysileri arasında “bindallı” olması giyim olarak ta kültürel birlikteliğimize örnektir.

Ülkemin en saf yaşamının olduğu yerlerden biridir Erzurum. Erzurum lehçe yönünden de zengindir, lehçesi ayrı bir lezzet katar muhabbet sofrasına. Saflık ve asaletin palandöken kadar yüksek ve Palandökenin karı kadar ak, yüksekliğin temsili muhabbettim ocağı benim gözümde Erzurum. Palandöken Dağı Erzurum’un işaret parmağı, sırtını dayadığı kucağını açtığı gökten gelen bereketin hanesine uzanan bereketi merdivenidir. Şairlerinin ozanlarının ritminde Erzurum’un mayası belirgindir. Bu mayanın soluğu benim şiirime de yansıyan ritim oldu elhamdülillah.

ERZURUM

Abdulrahmangazi başın koymuş palandökene.

Nene hatun rüzgarı sokağında nöbette Erzurum.

Saçaklarda üşür buz sarkıtı gözlerinden damıtır.

Sırra giden kullar ar perden den yürekleniyor.

Palandöken yastık olmuş rahat uyu Erzurum.

Caddesinde dadaşlar dik yürür dualıdır tesbihi.

Karına, boranına şükreder sofrasında gördüğü.

Merhem olan mürşidi çok buzlarını yonttuğu.

Sırra giden kullar ar perden den yürekleniyor.

Palandöken yastık olmuş rahat uyu Erzurum.

Lalapaşa, ulu cami, çifte minareden ses gelir.

Dara düşsen bir ister komşudan beş gelir.

Vakit döner kıblegaha öz muhabbete gelir.

Sırra giden kullar ar perden den yürekleniyor.

Palandöken yastık olmuş rahat uyu Erzurum.

Silahlanıyor toprağına göz dikenler ha bire, bire.

Hak şifadır, Hak’tan yana yontulmamış taş bile.

Yiğidin sevdası, can erinin el bağladığı sin sile.

Sırra giden kullar ar perden de konaklanıyor.

Palandöken yastık olmuş rahat uyu Erzurum.

16.06.2010

“Tabiat; içinde barındırdığına benzerliğini katar.” Bu gözlemin doğruluğu Erzurum’da çok net görülür, renkler tonları çok net ve keskin gözükür. Yani göğün mavisi tam mavi gözüktüğü gibi diğer renkleri de adını taşıyan tam rengi zikir eyler. Yeşili tam yeşil, kırmızı da kıpkırmızıdır. Bulanıklığı barındırmaz Erzurum’un havası. Mimarisi coğrafi özellikleriyle uyumlu, insanlarının ihtiyaçlarına da uygundur. Tarihten gelen asil yaşamı bütün dokularıyla yaşamakta olduğunu, tabiatın içinde insanların sanatla iç içe yaşadığını gözlemlemenin hazzını da ben yaşamaktan mutluydum. Yaşam çizgilerinin netliği insani eseri bakımından tarihi soyluluğun yüklediği sorumluluk Anadolu Türkünün saf temsili örneği mert, içten, samimi, sırt dayanılacak dürüstlüktedir.

İbrahim Hakkı, Şair Nefi, Summani, Erzurumlu Emrah gibi nice Türk büyükleri yetiştirmiştir Erzurum. Bu düşünürler, şairler hayatıyla sanatıyla, sözüyle derin izler bırakmıştır memleket sınırını taşarak ülke geneline. İbrahim Hakkı Hazretlerinin, tek başına ki büyüklüğünü şair olarak tarif etmekte cılız kalır. Tasavvuf düşüncesiyle şair ve sanatkârlığın üzerinde bir mütefekkir ve filozof denilmesi bile doldurmaz insanlığı kucaklayışını.

Memleketim insanı Erzurum’u Erzurumluyu sever, benim de sevişim tarihteki atalarından gelen çizgiyi korumakta duruşlarını muhafaza etmeleriydi. Erzurum’u kurulmuş olduğu yer olarak ve değerlere sarılışıyla ülkemizin gözlemleme merkezi gibi görüyorum. Kahramanmaraş’ta sağduyulu kime sorsanız ”Erzurum doğunun kalesidir” sözünü duyarsınız. O nedenle de bu il ve benzer illerde devletin özellikle takibinde olunan köşe taşı niteliğinde bakışı vardır. Saf neslin bekası için korumasında olmalıdırlar. Bu konuda da devletimizin tedbirli olduğunu düşünüyorum.

Erzurum hep aydınlıktır, gündüz güneş gece kar aydınlanır, düşene komşusu el uzatır. Mehtapta yıldızla hilalin muhabbetini izlemek topraktan ayağını kestirir insana, muhabbetlerine davet eder koşmak ister insan dolunaya yirmi beş adımda varırcasına.

Ömrümün öteye tırmanışında Erzurum günlerim hayat merkezimi oluşturanlar arasında soluk aldığım can hane merkezdir. Memleketimin sırtını Ahir Dağına, Erzurum da Palandöken Dağına dayadığı gibi benimde gönlümün yaslandığı dağlardı bu iki şehrin kardeş olmasını arzuladığım dağlar. Yine görev yerim nedeniyle 7 yıldır bulunduğum İstanbul’la da duygusal bağlarım oluştu. Bu yazımı da İstanbul’da ki evimde yazıyorum. “Zikir fikri her mekâna taşır, fikir ağızdan çıktıktan sonra adresine ulaşır.” Üç saç ayağında dünya eğleşir. Başım ayağım İstanbul’da, kolumun biri memleketime öbürü Erzurum’a ulaşır. Ben ülkemi seviyorum, saç ayağımdan biri İstanbul’da yolumda ilerliyorum sesim sınır ötesini dolaşır.

Kahramanmaraşlının özünde Erzurum kardeş duasındadır. “Erzurum ve Kahramanmaraş kardeş şair kent olsun”. Çağırımı; öyle ki ülkemin başka illerinde yaptığım şiir dinletilerimde ve muhabbet ortamında da bu projemden bahis ettiğimde tıpkı memleketimin insanlarına yakın cümlelerin duyulduğumu samimiyetle söylerim.

Dün de bugünde Erzurum Kahramanmaraşlının gözünde aynı. Erzurum doğunun kalesi, Erzurumlu adamı satmaz.

Kalbi selamlarımla, şiir duruşu türkü derinliğinde yaşam muhabbeti dileğimle. 09.12.2020

 

KAYNAK:

( 1 ) https://islamansiklopedisi.org.tr/dulkadirogullari 09.12.2020

( 2 ) https://islamansiklopedisi.org.tr/kahramanmaras 09.12.2020

( 3 ) https://erzurumsevdasi.com/erzurumda-dulkadir-ogullari-izleri/ 07.12.2020

( 4 )https://kahramanmaras.ktb.gov.tr/TR-152444/geleneksel-giyim-kusam.html 09.12.2020

MEHMET AKSU

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.