Şubat 18, 2026
ZEYTİN DEĞERİNDE DOSLUKLAR

FATMA AFİFE GÜRSOYZeytin alırken kalibresine bakılması gerektiğini söyleyen bir yazı okumuştum. Zeytinin iriliğine göre fiyatının değiştiğini anlatıyordu. İlk anda bu bilgi bana çok basit gelmişti. Hatta biraz ticari, biraz da ayrıntı gibi. Ama sonra öğrendim ki zeytinler toplandıktan sonra eleklerden geçiriliyormuş. Her eleğin deliği farklıymış. Küçükler önce düşüyor, biraz büyükler başka elekten geçiyor, en sonda ise çok az sayıda iri zeytin kalıyormuş. Eleğin üstünde kalanlar… Daha etli, daha dolgun, daha olgun olanlar.
İşte o anda durup düşündüm. Çünkü bu sadece zeytinle ilgili bir bilgi değildi. Burada bir ölçü vardı. Bir ayıklanma vardı. Ve ben farkında olmadan, gündelik bir bilginin içinden daha büyük bir hakikate bakıyordum. Meğer insan bazen bakıyor ama görmüyormuş; görünce de artık eskisi gibi bakamıyormuş.
Zeytin zaten başlı başına çok kıymetli bir nimet. Kur’an-ı Kerim’de bu kadar övülmesi boşuna değilmiş demek. Tanesi faydalı, çekirdeği faydalı, yaprağı faydalı, yağı ise başlı başına bir nimet. Ağacının bile bereketi var. İsrafı yok, fazlası yok. Her hâliyle kıymetli. Sonra fark ettim ki ben zeytini bugüne kadar hep tüketmişim ama pek tanımamışım. İnsanları ise tanıdığımı zannederek yaşamışım.
Zeytinle bu kadar meşgul olunca düşünce ister istemez insana kayıyor. Çünkü insan da çok değerli bir varlık. Ama burada çok ince bir fark var. Zeytin değerini korumak zorunda; insan ise değerini korumakla yükümlü. Zeytin neyse odur. Ama insan, ne olacağını kendi iradesiyle belirliyor.
Allah insanı en güzel kıvamda yaratıyor. Fakat bu kıvam garanti değil. İnsan ya bu hâli muhafaza ediyor ya da kendi eliyle aşağıya düşürüyor. Bu hakikat, zeytinle insanın yan yana anıldığı Tin Suresi’de ne kadar da çarpıcı anlatılıyor. İnsan burada kendini görmezden gelemez. Çünkü mesele sadece yaratılış değil, o yaratılışı ne hâle getirdiğimiz.
Zeytin elekten geçiyor.
İnsan imtihandan.
Zeytin iriliğiyle ayrılıyor.
İnsan niyetiyle, ameliyle, ahlakıyla.
Zeytinin kıvamı elekten sonra belli oluyor.
İnsanın kıvamı ise öldükten sonra.
Büyük zeytin eleğin üstünde kalıyor. Ama o büyüklük bir anda olmuyor. Zeytin dalda ne kadar uzun kalırsa o kadar büyüyor. Zamansız düşmeyen, rüzgâra ve ağırlığa rağmen dalda durabilen zeytin olgunlaşıyor. Daha çok besleniyor, daha çok su çekiyor. Yani onu büyüten şey sadece zaman değil; dayanabilmek.
İnsan için de aynı şey geçerli. İnsanı büyüten şey alkış değil.
Onu büyüten şey başına gelenler de değil. Asıl büyüten şey, başına gelenler üzerine durup düşünmesi. İnsan bazen dönüp bakıyor ve “Ben bunları yaşamışım ama demek ki ders almamışım” diyor. İşte o cümle, insanın iç eleğinin çalışmaya başladığı an oluyor.
Hayatıma baktığımda bunu çok net görüyorum. Çok insan gelip geçmiş. Küçük zeytinler gibi… İyi günde var olmuşlar, kötü günde yok olmuşlar. Konuşurken yakındılar, susulması gereken yerde kayboldular. Şana, görüntüye, güce göre değer verdiler. Oysa dilimizde boşuna atalarımız dememiş:
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”
Ve yine boşuna denmemiş:
“Gelin çıkan ev olurda , ölü çıkan ev olmaz.”
İnsanın kalibresi tam da burada belli oluyor. Varlıkta değil, darlıkta. Gülüşte değil, gözyaşında.
Bir “geçmiş olsun”u, bir “başın sağ olsun”u esirgeyip esirgememesinde.
Sonradan fark ettim ki hayatımda kalan insanlar bir elin parmaklarını geçmiyor. Ama hepsi dalda kalabilmiş insanlar. İyi günümde de kötü günümde de yanımda olanlar. Ne menfaat zamanında çoğalmışlar ne de sıkıntı anında eksilmişler. Ben onlara içimden “Zeytin kıvamında Dostlar” diyorum.
Onlardan razıyım. İnşallah onlar da benden razıdır. Allah-u Teâlâ da hepimizden razı olsun. Eğer cennete girmek nasip olursa, o birkaç kişiyle orada da karşılaşmayı isterim. Çünkü insanın dünyadayken yaptığı en kıymetli birikim, dalda kalabilmiş Zeytin değerinde dostluklardır.
BM, 31.1.26

F.A.G.
#FatmaAfifeGürsoy#Zeytin-değerinde-dostluklar

About The Author

Bir yanıt yazın