CAFER AĞA’YA MAL EDİLEN ŞEHİR EFSANELERİ

/ 2 Şubat 2020 / 991 / yorumsuz
CAFER AĞA’YA MAL EDİLEN ŞEHİR EFSANELERİ

Cumhuriyet Caddesinde Korukçu iş merkezinin hemen yanında bulunan ve Evliya çelebinin seyahatnamesinde yaptığı tarifle yüksek kubbeli ve yüksek minareli, avlulu, şadırvanlı Caferiye Camisini bilmeyen Erzurumlunun olduğunu pek sanmam. 1055 H. 1645 M. yılında yapılan bu tek kubbeli ve 3 gözlü son cemaat yeri olan bu cami aslında çoğu yıkılarak günümüze gelmeyen büyük bir külliyenin en önemli yapılarından birisidir.

Peki, Çilehanesi, medresesi, mektebi, hamamı, çeşmesi, helası olan bu büyük külliyeyi ve onun en önemli yapısı olan Caferiye camisini yaptıran Cafer Ağa bazı tarihçilerin dediği gibi Erzurum’da küçük bir memuriyetle geçinen bir zat mıydı? İddia edildiği gibi caminin bütün masraflarını ve yapımı için gereken harcamayı biriktirdiği paralarla mı karşılamıştır? Kimseden gelen bağışı ve yardım teklifini kabul etmediğinden dolayı iftiraya mı uğramıştır? Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın şahitliği ile mi bu iftiradan kurtulmuştur?

Dulkadir Oğulları soyundan gelen, Cafer Efendi, Ebubekir Ağanın oğludur. Doğum tarihi belli olmamakla beraber ölüm tarihi ve ölüm nedeni mezar taşından anlaşılmaktadır. Caferiye camisinin üç küçük kubbeyle örtülü olan son cemaat yerine yerleştirilen dört mezarlık haziresinin pencere önünde bulunan mezar, caminin banisi Cafer ağaya aittir. Mezar taşında 7 Şaban 1061 Salı günü (26 Temmuz 1651) öyleden sonra “bî-gayr-i hakk” ve “zulüm” ile “şehit” edildiği yazılmıştır. Mehmet Nusret ve İbrahim Hakkı Konyalı yeniçeriler tarafınca sebebi anlaşılmayan bir nedenden dolayı öldürüldüğünü söylemektedirler.

Cafer Efendi 1635 yılında mukataa emini olarak atanmıştır.(Mukataa; ekonomik bir terim olarak devlete ait bir gelirin yıllık, peşin para karşılığında kiralanmasını ifade eder. Mukataaların gelirleri kimseye dirlik olarak verilmez, geliri doğrudan Divan-ı Humayuna aktarılırdı.) bilahare vilayet muharrirliği de(Osmanlı’da dirliklerin denetlenmesi ve yazılmasında görevlendirilen üst düzey bir maliye memuru) verilmiştir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde cafer ağayı, mukatacılık ve vilâyet muharrirliğini uhdesinde bulunduran bir zât olarak tanımlamaktadır. Bu görevler zamanına göre Osmanlı bürokrasisinde üst düzey de görevler olup iddia edildiği gibi küçük bir memuriyette değil üst düzeyde bir görevdedir.

Evliya Çelebi 300 haneli mamur ve abadan köydür diye tanımladığı Nebi köyünde karşılamalarını ve ağırlamalarını ise seyahatnamesinde şöyle anlatmaktadır. Bize Cafer Efendi bir azim ziyafet edip paşaya bir at, 3 gulam (köle), 3 kese (para) hediye verdi. Şimdi buradan yola çıkarak Cafer Ağa’nın öyle pek de kıt kanaat geçinen birisi olmadığını rahatlıkla ifade edebiliriz.

Cafer Efendinin, yaptırdığı külliyenin boyutu ve bu külliyenin bakımı ve masraflarının karşılanması için vakfettiği gelir kaynakları ve bunların nasıl temin edildiği incelendiği zaman öyle küçük bir maaşla biriktirilmesi mümkün olmayan bir mal varlığına sahip olduğu daha iyi bir şekilde anlaşılacaktır. Aşağıda bu gelir kaynaklarına kısaca değinilmiştir.

Vakfa ait mallar, gelir kaynakları ve vakıfta kullanılan eşyalar olarak iki kısma ayrılabilir. İkinci kısma ait vakıflar, şehirdeki diğer hayır sahipleri tarafından vakfedilen malları da ihtiva etmektedir. Buna göre vakfın evkafı şunlardır. Pürk mââ Boyahâne Köyü; Adından da anlaşılacağı üzere dâhilinde boyahanesi olan Pürk Köyü aynı zamanda bir tuzlaya ve bundan daha önemli olan bir neft kuyusuna sahipti. Bu köy ve içindekiler padişahın havass-ı hümayunundan olmakla, Câfer Efendi, kurduğu vakıf için, harabe bir halde bulunan ve gelir kaydı bulunmayan köyü, bir arzuhal ile padişahtan kendisine temlik yapılması için talep etmiştir. Sultan İbrahim de 5 Zilhicce 1056/12 Ocak 1647 tarihli bir hattı hümayûn ile Câfer Efendi’nin talebini olumlu karşılamış ve köyün, haracı ödenmek kaydıyla geri kalan tüm vergilerden muaf olarak kendisine temlik edildiğini bildirmiştir. Harabe köyün, harap haldeki neft kuyusu tamir edilmiş, işletime açılmış boyahane de “ateşi söndükten sonra” müşkülatlı bir çalışmanın sonunda yeniden işler hale getirilmiştir. Câfer Efendi, diğer tamir ve termim işlerinden sonra köyü, sınırları içerisinde bulunan canlı cansız tüm varlıkları ve gelir kaynakları ile birlikte cami ve medresenin mesâlihine vakfetmiştir.

Hamam; Günümüze ulaşamayan hamam, caminin güneyinde, bahçesinin duvarına bitişik bir şekilde bulunmaktaydı. Güneyi anayol, doğusu Ebubekir Çelebi meskeni, kuzeyi cami bahçesinin duvarı, batısı cami bahçesine giden yol ile sınırlı olan hamam, bi’l-cümle hukuk ve muzafat ile, elbise soyunulacak yeri ile, hücreler ile ve suyu, mensubatı ile bütün eczası ile, geçilecek yerleri ile, oluktan su döküldüğü yerler ile, kar atılan mahalleri ile,tavsif edilen ve edilmeyen kendisine ait her hakkı ile câmii ile medreseye vakfedilmiştir.

Tabbakhâne; Şehrin dericilik alanındaki küçük ölçekli sanayi işletmelerinden olan Tabbakhane, 1956-57 yıllarında belediye tarafından yıktırılmıştır. Vakfiye, Tabbakhanenin sur dışında bulunan Tebriz Kapısı mahallinde ve günümüzde de mevcudiyetini koruyan Çöplük Hamamı olarak bilinen hamamın yanında bulunduğunu belirtmektedir. Câfer Efendi, burayı Hacı Alioğlu Sururi isimli bir şahıstan satın alarak, içindeki yirmi hücre, iki havuz, suyolları, kazanı ve diğer mühimmatı ile vakfetmiştir.

Çevirmeler / Sebzelikler; Erzurum sur haricinde Gürcü Kapısı mahallinde bulunan ve şehrin dışından akıp gelen su ile sulanan sebzelik, satın alındıktan sonra vâkıf tarafından vakfedilmiştir. Yine sur dışında Erzincan Kapısı Mahallinde şehrin etrafını çevreleyen hendekin bu yere ait kısmının kenarındaki yolun sol tarafında bulunan sebzelik, Sancakdar Ali Çavuşoğlu Mehmed Çavuş’dan satın alınarak Câfer Efendi tarafından vakfedilmiştir. Mumhâne; Erzurum sur haricinde Tabbakhaneye bitişik olan bir mumhane de vâkıf tarafından satın alınarak vakfedilmiştir.

Dükkânlar; Câfer Efendi, kuyumcular çarşısında Çunhaoğlu Muslu’dan satın aldığı üç dükkân köşesi olarak bilinen yer ile külliyedeki caminin bahçesine bitişik üç dükkânı satın alarak vakfetmiştir. Vakfiyesine Göre Câfer Efendi Vakfı’nın Mülkleri Pürk Köyü Erzincan /Tercan/Balıklı Boyahane Pürk/Balıklı Neft Kuyusu Pürk/Balıklı Hamam Caminin Güney Sınırı Tabbakhane Tebrîz Kapısı Çevirme Gürcü Kapısı Çevirme Erzincan Kapısı Mumhane Tebrîz Kapısı Dükkân Kuyumcular Çarşısı Dükkân Caminin Bahçe Sınırı Mülk Köyü /Yarım Çiftlik Erzurum Zanzak Köyü Mahsulâtı Micingert Alakilise Naman Köyü Mahsulâtı Micingert Vakfiyede yukarda zikredilen evkaf, Câfer Efendi vakfiyesinde bulunan vakıf mülkleridir.

Ancak camide mahfil bölümünde bulunan ve vakfiyenin tanziminiden dört ay sonra 22 Nisan – 1 Mayıs 1651 tarihinde yazdırılan vakfiye özeti mahiyetindeki kitabede, vakfiyede belirtilen evkafa ilaveten Erzurum’a bağlı Mülk Köyü’nden yarım çiftlik ile Micingert Nahiyesi’nden Zanzak ve Alakilise Naman köylerinin mahsulâtı da eklenmiştir. Ancak bu eklemeye ait kitabenin haricinde elimizde bir kayıt bulunmamaktadır.

Vakfa Verilen Eşyalar; Camiye, dönemin vezirlerinden Süleyman Paşa,Feridun Paşa oğlu Mehmed Paşa, Mahmud oğlu Mehmed, Hasan kızı Meryem birer rahle ile mushaf vakfetmiştir. Câfer Efendi, sandık ile birlikte ciltli otuz adet Kuran-ı Kerim cüzü vakfetmiştir. Kim tarafından verildiği belirtilmemekle beraber bakırdan yapılmış dört şamdan ve yine iki de küçük şamdan vakfedilmiştir. Vâkıf, yaygı olarak, nakış örtülerden altı kıta halı/kali ve beş parça küçük halı/kaliçe ve yine beş kıta yaygı vakfetmiştir Çevirme Erzincan Kapısı Mumhane Tebrîz Kapısı Dükkân Kuyumcular Çarşısı Dükkân Caminin Bahçe Sınırı Mülk Köyü /Mülk KöyüErzurum Zanzak Köyü Mahsulâtı Micingert Alakilise Naman Köyü Mahsulâtı Micingert

Vakfedilen bu mal listesine bakıldığında bu gelirin sadece memuriyetten elde edilmesi mümkün değildir. Büyük bir ihtimalle ya ticari faaliyetlerden ya da miras yoluyla intikal eden büyük bir servet söz konusudur. Demek ki Cafer Ağa öyle kıt kanaat geçinen bir zat değilmiş.

Son olarak “Devletin parasını gasp ederek bu camiyi yaptırdı iftirasından kaynaklanan söylentilerin dönemin valisi tarafınca Padişaha aktarıldığı ancak bu iftiradan Erzurumlu İbrahim Hakkının padişaha gönderdiği mektupta “Şu beyaz kağıt kadar ak ve temizse, Cafer Ağa’da öyle temizdir” dediği için kurtulduğuna ilişkin iddiaya kısa bir cevap verelim. Nasıl olmuşta 1645 yılında vefat eden Cafer ağa 1701 yılında doğan İbrahim Hakkı Hazretlerinin mektubu ile kurtulmuştur?

Ümit TOPAL

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Tavsiye

DADAŞ